T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1912
KARAR NO : 2025/1396
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 24/03/2022
NUMARASI : 2012/755 Esas - 2022/247 Karar
DAVA: Alacak
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/10/2025
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalılar vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili ... A.Ş.'nin market tipi soğutucu dolap imalatı ve ticareti yaptığını, diğer müvekkili ... Ltd. Şti.'nin ise marketlere soğutma makineleri ve sistemleri imalatı ve ticaretini yaptığını, müvekkilleri arasında ticari ilişki olup, birlikte hareket ettiklerini, müvekkili ... Market A.Ş.'nin aldığı yurt dışı siparişlerinin imalatının belirtildiği üzere müvekkili ... Market A.Ş. tarafından dolaplarının imal edilmesi ve müvekkili ... Ltd. Şti. tarafından motor ve teknik aksamının imalatının gerçekleştirilmesi ile tamamlandığını, çoğu zaman müvekkili ... Market A.Ş. tarafından alınan siparişlerin her iki müvekkil firma tarafından ortak imal edildiğini, ihracattan kaynaklanan KDV iadesinin ise, tam olarak ve daha az prosedür gerektirmesi sebebiyle ihraç kayıtlı olarak müvekkili ... Ltd. Şti. üzerinden fatura edildiğini ve müşteriye ... Ltd Şti. tarafından "... Teslim” olarak fabrikadan teslim edildiğini. bazen alınan aynı sipariş formunda dolap kasasının müvekkili ... Market A.Ş.'ye motor ve teknik aksamın ise müvekkili ... Ltd. Şti.'ne sipariş edildiğini, faturalandırmanın yine müvekkili ... Ltd. Şti. Tarafından yapıldığını, dava konusu olayda ise davalı ile uzun süredir ticari ilişki içerisinde bulunduğundan siparişlerin her iki türlü şekilde oluştuğunu, her iki durumda faturalamanın müvekkili ... Lti. Şti. tarafından yapıldığını, davalı tarafından her iki şirkette sipariş edilen ticari emtianın bedelinin ise ... Lti. Şti.'ne ödendiğini, Müvekkili ... Market A.Ş.'nin yurt dışında faaliyet gösteren davalı ... firması ile satış sözleşmeleri yapıldığını, bu satış sözleşmeleri ile müvekkili ... Market A.Ş. tarafından sipariş formları düzenlediğini, öorder confirmation (sipariş onayı; anlaşma durumunda kesin teyidinin resmi form haline gelerek siparişin kesinleştiğini) yolu ile imalatları gerçekleştirilerek davalıya ... tarafından faturalandırılarak “...” olarak teslim edildiğini, Gümrük Beyannamelerinden anlaşılacağı üzere davalının dava konusu ticari malları müvekkil ...'den teslim aldığını ve gümrük işlemlerini gerçekleştirerek ülke dışına çıkarıldığın sabit olduğunu, ticari satımlar nedeni ile yeknesak olarak müvekkili ... Ltd. Şti. tarafından fatura edildiğini, bedellerinin ise, davalı tarafından müvekkil ... Ltd Şti.'ye ödendiğini, ticari defter kayıtlarında durumun sabit olduğunu, taraflar arasında 2008 tarihinden başlamak üzere ticari alışverişin yeknesak olarak yukarıda belirtildiği üzere gerçekleştirildiğini, bu ticari alışveriş sonrasında bakiye kalan fattıra alacaklarının davalı ... firması tarafından ödenmediğini, taraflar arasında toplamda 243.298,50 Euro'luk ticari alım-satım gerçekleştiğini, davalı taraf bu borcun 161.200,00Euro kısmını ödediğini, bakiyesi 82.098,50 Euro ise borç olarak kaldığını, Müvekkili ... Ltd. Şti. ile diğer davacı ... Market A.Ş. davalıdan ticari ilişki, satımı yapılan mallara ilişkin faturalar ve sevk irsaliyesi yerine geçen gümrük beyannamelerine göre toplamda 82.098,50 Euro karşılığı TL alacaklı olduklarını, Müvekkil ... Ltd. Şti.'nin ödenmeyen bakiye alacağının tahsili için Almanya Mahkemelerine başvurduğunu, Almanya'nın Eyalet Mahkemesi 16. Sulh Hukuk Dairesi'ne ekte sunmuş oldukları açık oturumunda "Hukuk Dairesinin, taraflar arasındaki mahkeme yeri mutabakatına işaret ederek işbu mahkemenin yetkisine dair kuşku duyduğunu dile getirdi” diyerek Alman Mahkemelerinin yetkisiz olduğu ve taraflar arasındaki sözleşmeye göre Türkiye Mahkemelerinin yetkili olduğunun belirttiğini, bunun üzerine davacı ... tarafından Almarıya Mahkemelerinde açılanı davanın geri çekildiğini, gerçekten de müvekkiti ... Market A.Ş. ile davalı ... arasında yapılan "Sipariş Onayı” belgesinin şartlarının 9. maddesine göre Kadıköy Mahkemeleri yetkili kılındığını, Alman Mahkemesinin görüşü de bu yönde olduğunu, sipariş onayı formlarının Müvekkil ... Market A.Ş. ile düzenlenmesi ve diğer müvekkili ... firması tarafından faturalandırıldığını, ödemelerinin ticari defter kayıtlarında sabit olduğu, dolayısıyla tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ve terditli olarak müvekkillere davalı tarafından ödenmesi amacıyla iş bu davanın açılması zaruret halini alındığını...” beyan ve iddia etmiş, fazlaya ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla ve tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla terditli olarak öncelikle mal teslimini yapan ve fatura düzenleyen müvekkili ... Ltd. Şti.ye davalının sipariş onaylarını ... Market A.Ş.'ne verdiğini savunması halinde Sayın Mahkemenin takdirinde olmak üzere diğer davacı müvekkili ... Market A.Ş. ye olmak üzere 186.741,24 TL alacaklarının (82.098,50 Euro x 2,2746 TL 11.06.2012 tarihli M.B. döviz alış) Atman Mahkemelerinde açılan dava sebebiyle temerrüt oluştuğundan dava dışı açılış tarihi olan 05.12.2010 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari faiz oranı ile birlikte tahsiline, vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacıların talep kısmında dava konusu edilen bedelin 1 no.lu davacıya olmaz ise 2 noJu davacıya ödenmesini talep ettiğini, bu talebin hukuka aykırı olduğunu, alacak iddiasında bulunanın hangi şirket olduğunun belli olması gerektiğini, HMK 114. maddesi gereğince dava şartı yoksunluğundan davanın reddinin gerektiğini, 5718 sayılı yasanın sözleşmeden doğan borç ilişkilerinde uygutanacak hukuk başlıklı 24. Maddesinde; (1) Sözleşmeden doğan borç ilişkileri tarafların açık olarak seçtikleri hukuka tâbidir. Sözleşme hükümlerinden veya hâlin şartlarından tereddüde yer vermeyecek biçimde anlaşılabilen hukuk seçimi de geçerlidir. (2) Taraflar, seçilen hukukun sözleşmenin tamamına veya bir kısmına uygulanacağını kararlaştırabilirler. (3) Hukuk seçimi taraflarca her zaman yapılabilir veya değiştirilebilir. Sözleşmenin kurulmasından sonraki hukuk seçimi, üçüncü kişilerin hakları saklı kalmak kaydıyta, geriye etkili olarak geçerlidir. (4) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde sözleşmeden dağan ilişkiye, o sözleşmeyle en sıkı ilişkili olar hukuk uygulanır. Bu hukuk, karakteristik edim borçlusunun, sözleşmenin kuruluşu sırasındaki mutad meskeni hukuku, ticari veya mesleki faaliyetler gereği kurulan sözleşmelerde karakteristik edim barçlusunun işyeri, bulunmadığı takdirde yerleşim yeri hukuku, karakteristik edim borçlusunun birden çok işyeri varsa söz konusu sözleşmeyle en sıkı ilişki içinde bulunarı işyeri hukuku olarak kabul edilir. Ancak hâlin bütün şartlarına göre sözle: yle daha sıki ilişkili blr hukukun bulunması hâlinde sözleşme, bu hukuka tâbi olur. Dendiği, MHÖK 24/4 fıkrası gereğince karakteristik edim borçlusu müvekkilinin olması nedeni ile anlaşmazlıkta uygulanacak hukuk sözleşmesinin mevzuatı olup dolayısıyla Alman hukukunun uygulanması gerektiğini, yine genel yetki kuralına göre gerek müvekkilinin ikametgahının Almanya olması gerekse sözleşmenin ifa yerinin Almanya olmasından dolayı Almanya Köln Mahkemelerinin yetkili olduğunu ve yetki sözleşmesinin yapılmaması nedeni yetki itirazında bulunulduğunu, Müvekkilinin Almanya'da ikamet ettiğini ve market ekipmanları donanımı ve profesyonel soğutma sistemleri alanında 1996 yılından beri faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin uzun yıllardır. Almanya'da Avrupa - Birliğindeki ülkelerdeki müşterilerinden aldığı siparişleri Türkiye'deki firmalardan temin ettiğini, bu şekilde yıllardır sorunsuz çalıştığı bir çok firmanın olduğunu, müvekkilinin davacının verdiği garantiye, ileride doğabilecek sorunların çözülmesini vaat etmesine güvenerek, 2008-2009 yıllarında da davacı firma ile çalışmaya başladığını, dava dilekçesinde ürünlerin EXW teslim edildiği iddiasının doğru olmayıp ürünlerin teslim yerinin Almanya olduğunu, taraflar arasında buna dair akdedilmiş herhangi bir sözleşme olmadığını, bu nedenle sözleşmenin ifa yeri Almanya'ya ulaştırılmasına kadar tüm aşamalardan davacının sorumlu olduğu, ürünlerin yurt dışına çıkış işlemlerinin tamamının davacı firma tarafından yerine getirildiğini, müvekkilinin bu işlemler için hiçbir zaman Türkiye'ye gelmediğini, gümrük beyannameleri davacı tarafından verildiğini, davacı tarafından hazırlanan ürünleri yine davacının Almanya'ya gönderdiğini, müvekkilinin sözleşme şartlarına uygun olarak üretilip hazırlandığını düşündüğü ürünleri Almanya'da teslim aldığını, ambalajlı teslim edilen ürünleri müvekkilinin kontrol etmesinin mümkün olmadığını, ürünler demonte olduğundan ilk aşamada ürünlerdeki ayıpların tespitinin mümkün olmadığını, davacılardan temin edilen ürünlerin müvekkili tarafından Almanya'daki daha önceden sipariş veren müşterilerine teslim edildiğini, müvekkili satılan ürünlerin teslim ve montaj işlemlerini yerine getirildiğini, bu esnada ürünlerin müşterilere teslimi ve montajı esnasında ürünlerin motorlarındaki bozukluklar parçalardaki eksiklik ve hasarlar ortaya çıktığını, müvekkilinin Müşterilerine karşı taahhütlerini tam ve zamanında teslim etmek zorunda olduğundan bu ürünlerdeki hasarların maliyetine katlanmak zorunda kaldığını, aksi takdirde müvekkili ile müşterileri aralarındaki sözleşmelere göre edimini zamanında ve tam olarak yerine getirmemesi halinde çok büyük cezai şartlarla karşı karşıya kalabileceğini, davacının teslim ettiği ürünlerdeki hatalardan dolayı müvekkili Almanya'da ve Avrupa'da satış yaptığı başka ülkelerde müşterilerine sürekli olarak ücretsiz servis vermek ve müşterilere bu bozukluklardan dolayı büyük indirimler yapmak zorunda kaldığını, davacının sözleşmedeki ürünlerle ilgisi olmayan düşük kaliteli malzeme kullanılmış olan ürünler gönderilmesi ile müvekkilinin maddi zararlara uğradığı ve ticari itibarının da sarsıldığın, çıkan sorunlardan dolayı müşterilerinin müvekkil ile çalışmayı bıraktıklarını, Bu durumun davacılara bir çok kez bildirildiğini, ürünlerdeki aksaklıkların fotoğraflanarak belgelendiğini, kendilerine iletilen ve ilk çalışmaya başladıkları esnada verdikleri garantilere ve taahhütlere rağmen çıkan sorunlarla davacıların ilgilenmediklerini, bu ürünlerdeki eksiklikler ve ayıpların e-mail ve telefon ile zamanında bildirildiğini, davacının eksiklikleri kabulüne ilişkin cevabı maillerde bulunduğunu, mahallinde yapılacak incelemelerde ürünlerdeki hatalarının tespit edebileceğini, bu olaylara ilişkin tanıkları bulunduğunu, yasalarımıza göre alıcıya ayıplı ifada seçimlik haklar tanındığını, bunların sözleşmeden dönme hakkı, hizmetin yeniden görülmesi hakkı ayıp oranında bedel indirimi hakkı Bu hatalardan dolayı müvekkilinin karşı tarafa, iade faturası kesildiğini, yasadan kaynaklı bu yetkiye istinaden teslim edilen ürünlerdeki bozukluklardan ve hasarlardan dolayı davacıya, 11.02.2010 tarihinde müvekkilce 50.600,00 € bedaelli iade faturası kesildiğini, ancak zararlarının bu kesilen iade faturasından çok daha fazla olduğunu, ürünlerdeki bozukluklar nedeni ile halen ücretsiz servis hizmeti verilmeye devam edildiğini, yaklaşık 100.000,00 € tutarındaki zarar ile ilgili tazmin haklarının mahfuz olduğunu, müvakkilinin resmi ve usulüne uygun tutulan ticari kayıtlarında kesinlikle böyle bir borç bulunmadığını beyan ve iddia etmiş ve öncelikle dava şartı ve yetkisizlik nedeni ile davanın reddine, bu talepleri kabul görmez ise haksız ve hukuka aykırı davanın reddine ve vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Tüm dosya kapsamı, taraf iddia ve savunmaları, alınan bilirkişi raporları ve bütün deliller birlikte değerlendirildiğinde; davalı tarafından sunulan dilekçeler dikkate alındığında davalının dava konusu faturalara konu malları teslim aldığı, bir kısım malların ayıplı olduğu ileri sürülerek davacıya iade faturası düzenlendiği ve fatura bedellerinin ödenmediği, davalı tarafın beyanları dikkate alındığında ayıp iddiasını ispatla yükümlü olduğu, davalı tarafından ayıp iddiası yönünden yeterli ve inandırıcı delillerin sunulmadığı ve ayıp iddiasını yöntemince ispat edemediği, yemin deliline de başvurmadığı, davacının usulüne uygun olarak davalıya teslim edilen faturaya konu mallar yönünden davalıdan alacaklı olduğu, davacının Almanya mahkemesine yapmış olduğu başvuru ile davalının uyuşmazlıktan haberdar olduğu ve bu tarih itibariyle temerrüte düştüğü, tarafların tacir olması sebebiyle davacının ticari faiz talebinin yerinde olduğu anlaşılmış, davanın KABULÜNE, 186.741,24-TL alacağın 05/12/2010 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan alınarak temlik alan/davacı ... Endüstriyel Soğ.Sist.İnş.San.ve Tic.A.Ş'ye verilmesine" karar verilmiştir.
Bu karara karşı davalı... Teknik İnh .- ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı ... Teknik İnh .- ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava dilekçesinde bir davalı gösterilmesine karşın mahkeme kararında iki adet davalı gösterildiğini, davalı bir adet olmasına rağmen kararda iki adet davalı gösterilmesi ve hangi davalı hakkında hüküm kurulduğunun açıklanmamasının karar yazım tekniğine aykırı olduğunu ve hukuki dinlenilme hakkında da aykırılık teşkil ettiğini, davacının ürünlerin, tüm risk ve masraflarının alıcıya ait olduğu hususunda EXW teslim şeklinde teslimin yapıldığını iddia ettiğini, ancak ürünlerin teslim şeklinin EXW teslim olduğuna ilişkin taraflar arasında akdedilmiş herhangi bir sözleşme bulunmadığını, davalı ile davacı arasındaki mailler yanında tanık ile de ürünlerdeki ayıbın tespit edilebilecek iken mahkemece maillerin değerlendirilmediğini, tanıkların da dinlenmediğini, işin niteliğinin eser sözleşmesi olduğunun da gözden kaçırıldığını, davacı şirket yetkilisi tarafından davalı tarafa 02.09.2008 tarihli bir şikayet mektubu yazıldığını, davalı tarafından da 03.09.2008 tarihinde davacı tarafa e-mail ve aynı içerikli faks çekildiğini ve bu durumun dosya içeriğinden anlaşılmakta olduğunu, bu durumda mahkemece bu e-mail ve faks metni üzerinde durulup, değerlendirilme yapılarak tüm deliller birlikte değerlendirilip uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerektiğini, ancak eksik incelemeye dayalı yazılı şekilde hüküm kurulduğunu, ayıpların her türlü mail, faks,mesaj ve telefon gibi her türlü iletişim araçlarıyla davacıya bildirildiğini, bu durumun Yargıtay kararı ışığında gözönüne alınması gerektiğini, davacı tarafın mahkemenin kesin süresine rağmen gider avansını yatırmadığından inceleme yapılamadığını, kesin süre geçtikten sonra yatırılan gider avansı ile bilirkişi incelemesi yapılmasının usule aykırı olduğunu, davacı tarafın kesin süre ve ihtarata rağmen defterlerini sunmaması nedeni ile HMK ve TBK hükümlerinin uygulanması sonucunda iade faturasına ilişkin savunma ve taleplerinin ispat edilmiş sayıldığının açıkça görülmekte olduğunu, bu durum da HMK md.222/5 açık düzenlemesi gereğince iddialarının ispat edildiğinin kabulü gerekirken bu husus dikkate alınmadan karar verildiğini, mahkemenin Alman mahkemelerindeki talep tarihi olan 05.12.2010 tarihinden itibaren faiz istenebileceği yönündeki kararının da hatalı olduğunu, davacıların müvekkili Türkiye'de temerrüde düşürmediğini, MÖHUK' a göre yetkisiz ve görevsiz yani uyuşmazlığı yargılama yetkisi olmayan bir mercide yapılan bir talebin hukuka uygun kabul edilerek temerrüde esas alınmasının mümkün olmadığını, aksinin kabulünde ise yargılama yetkisi Türk Mahkemelerinde olan bir konuda Alman mahkeme ve mercilerini bir unsur haline getirecek olduğunu ve bu durumun egemenlik hakkı ihlali sonucunu doğuracağını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :Dava, ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan bakiye alacağının tahsili istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ve bilirkişi raporu esas alınarak davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı davalı vekili tarafından yukarda yazılı sebepler ile istinaf başvurusunda bulunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davalıya satılan ürünlerin ayıplı olup olmadığı, süreside ayıp ihbarının yapılıp yapılmadığı, ürünlerin ayıplı olduğu iddiasıyla davalı tarafça kesilen iade faturasının davacıya tebliğ edilip edilmediği ve ürünlerdeki ayıbın ispatlanıp ispatlanmadığı ve bu gerekçe ile davacı alacağının ödenmemesinin haklı olup olmadığı noktasındadır.Taraflar arasında ticari satış ilişkisinin bulunduğu, davacının davalıya bir kısım makine satıp teslim ettiği, davacının ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmaması nedeniyle lehine delil olma niteliğinde bulunmadığı, davacı defterlerinde uyuşmazlık konusu satış nedeniyle davalıdan 82.098,50 Euro alacağının bulunduğu, davalı ticari kayıtları üzerinde Almanya'da yaptırılan incelemede de aynı bedelin davacılara borç olarak kayıtlı olduğu, ancak davalı tarafça ürünlerin ayıplı olduğu gerekçesi ile davacıya düzenlenen 50.669,50 Euroluk faturanın davalı defterlerinde kaydedilmiş olması sonucu borcun 31.429,00 Euro olarak görüldüğü mutabakatsızlığın davalı defterinde kayıtlı olup davacı defterinde kaydı bulunmayan bu faturadan kaynaklandığı anlaşılmaktadır.Taraflar arasında malın satış bedeli ve yapılan ödemenin miktarı ile teslimi konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalı taraf malların ayıplı olması nedeniyle iade faturası şeklinde 50.669,50 Euro fatura düzenlemiş, ayrıca ayıplı malları sattığı müşterilerine ücretsiz servis hizmeti verdiği 100.000 Euronun üzerinde zararı olduğunu savunarak borcunun bulunmadığını ve davanın reddini istemiştir. 6098 sayılı TBK’nın 227. Maddesi uyarınca satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde alıcı: “1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme. 2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme. 4. İmkan varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme” seçimlik haklarından birini kullanabilir. Alıcının genel hükümlere göre uğradığı diğer zararlar için tazminat isteme hakkı saklıdır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 23/1-c maddesi; "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.TTK'nın 18/3. Maddesine göre, tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılmalıdır. Elbetteki bu düzenleme bir geçerlilik şartı getirmemekle birlikte bir ispat kuralı getirmektedir. Ayıbın bildirilmesi mahiyetindeki ihbar, muhatabını haberdar etmeye elverişli olmak kaydıyla herhangi bir şekle bağlı bulunmamaktadır. Borçlar hukuku ile tüketici hukukunda ihbarın şekli daha çok ispatla ilgili bir mesele olup bu husus taraflar arasında çekişmeli hâle geldiğinde genel ispat kurallarının yanı sıra yine genel bir kaide olan hakkın kötüye kullanılması yasağının da gözden kaçırılmaması gereklidir.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 223/2. Maddesine göre ise, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır. 6098 sayılı TBK 231/1 maddesinde, "... Satılanın ayıbından doğan sorumluluğa ilişkin her türlü dava satılandaki ayıp daha sonra ortaya çıksa bile satılanın alıcıya devrinden başlayarak 2 yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Alıcının, satılanın kendisine devrinden başlayarak 2 yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def'i hakkı bu sürenin geçmiş olmasında ortadan kalkmaz."Defi Hakkı borç ilişkisinden doğan tali (yan) haklardan biridir. Defi hakkı, borçlar hukuku içerisinde borçluya tanınmış bir savunma hakkıdır. Bu tür haklara ikinci dereceden haklar veya düzenleme hakları da denilebilir. Tali haklar; taraflardan birine, tek taraflı bir irade beyanı aracılığıyla karşı tarafın hukuki durumunu etkileyebilme yetkisi verir. Defi hakkı, bu nedenle “karşı haklar” olarak da adlandırılır ve borçlu tarafından ileri sürülür.Ayıptan Doğan Defi Hakkı (TBK m. 231/I) Ayıptan doğan defi hakkı, defi hakkının özel sebepleri arasındadır. TBK 231/I maddesinin 2. cümlesinde: “(…) Alıcının satılanın kendisine devrinden başlayarak iki yıl içinde bildirdiği ayıptan doğan def’i hakkı, bu sürenin geçmiş olmasıyla ortadan kalkmaz” demektedir. Yani ayıptan doğan defi hakkı, zamanaşımı süresinde etkilenmeyen bir haktır. Ayıptan doğan defi hakkı, ayıptan sorumluluk şartları varsa ve geçerli bir ayıp bildiriminde bulunulmuşsa ayıplı malın alıcısı için doğar. Burada alıcıya birden çok defi hakkı tanınmıştır. Örneğin bu iki koşul sağlandıysa alıcı ödemezlik defi ileri sürerek ifadan kaçınabileceği gibi, defi ileri sürerek bedel indirimi veya sözleşmeden dönmeyi de talep edebilir. Öğretide ayıp satılanda, vadedilen niteliklerin bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır(Yargıtay HGK'nın 24.05.2017 tarih, 2017/19-1633 E.- 2017/1013 K. Sayılı kararı).Satıcının ayıba karşı tekeffül borcunun doğabilmesi için ayıbın sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olması, ayıbın önemli olması, alıcının sözleşmenin kurulduğu anda ayıbın varlığından haberdar olmaması ve en nihayetinden alıcının kendisine düşen muayene ve ihbar yükümlülüklerini yerine getirmiş olması gerekir. Aksi halde satılan, alıcı tarafından mevcut haliyle kabul edilmiş sayılır.Somut olayda dosyaya kazandırılan bilirkişi raporunda özetle, "Davacı ... End. Ltd. Şti.'nin ticari kayıtlarına göre 21.08.2009 tarihinde; davalı ...'dan 82.098,50 Euro alacaklı 21.06.2012 tarihinde, 82.098,50 Euro karşılığı 186.741,24 TL (82.098,50 Euro x 2,2746 TL 11.06.2012 tarihli M.B. döviz alış) davalı ...'dan alacağı olduğunun görüldüğü,.." yönünde görüşlerini bildirmiştir.01/03/2010 tarihli temlik sözleşmesi ile dava konusu alacağın temlik eden/davacı ... Market Ekipmanları Ve ... San. Tic. A.Ş. tarafından temlik alan/davacı ... ... Sistemleri ve İnş. San.Tic. Ltd. Şti.'ye temlik edildiği görülmektedir. Denetime elverişli ve hüküm kurmaya yeterli bilirkişi raporu ile; davacı tarafın mal satışı nedeniyle 82.098,50 Euro karşılığı 186.741,24 TL alacağının ispatlanmış olduğu, buna karşılık davalı tarafça ürünlerdeki bir kısım ayıp ve eksikliğin davacı tarafa e-mail yoluyla iletildiği, ancak iddia ettiği ayıpların varlığı usulünce ispat edilmediği gibi ayıbın varlığının kabulü halinde hangi seçimlik hakkını kullandığına ilişkin bir bildirimde bulunmadığı, usulünce açılmış bir karşı davası da bulunmadığı, davalının davacı adına düzenleyip kendi kayıtlarına aldığı 50.669,50 Euro bedelli faturayı davacıya gönderdiğine dair bir belge sunmadığı, bahsi geçen iade faturasına ilişkin davacı BA formlarında bir bildirimin bulunmadığı anlaşılmakla davalının ispatlanmayan savunmasına itibar etme imkanı bulunmadığından davanın kabulüne dair verilen kararda bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalılar tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 3.189,07 TL harcın, alınması gerekli olan 12.756,29 TL harçtan mahsubu ile bakiye 9.567,22 TL istinaf karar harcının davalılardan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalılar tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 14/10/2025