T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/199
KARAR NO : 2025/1327
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 15/03/2021
NUMARASI : 2019/540 Esas - 2021/323 Karar
DAVA: Alacak (Taşınmaz Alım-Satımı Kaynaklı)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 09/10/2025
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü; TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı şirket arasında yapılan Beyoğlu 51. Noterliğine ait 03/09/2013 tarihli ... yevmiye nolu düzenleme şeklinde satış vaadi inşaat yapım sözleşmesi gereğince, müvekkilinin İstanbul ili Bağcılar ilçesi Güneşli Çiftliği mevkiinde yapılan ... Park adı ile maruf projede H blok 11. katta ... nolu konut niteliğinde bağımsız bölümü kdv hariç 331.625,00-TL bedel ile satın aldığını, davalı yan tarafından müvekkiline gönderilen 31/12/2016 tarihli faturada ise, taşınmazın kdv hariç değerinin 360.666,03–TL olarak gösterildiğini, bu bedele %8 kdv miktarı olan 28.853,28–TL eklendiğini ve böylelikle faturada bağımsız bölümün satış bedelinin 389.519,31–TL olarak gösterildiğini, müvekkili tarafından davalı yana Bakırköy 23. Noterliği’nin 27/01/2017 tarih, ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile faturanın sözleşmeye aykırı olarak düzenlendiği ve esasen taşınmazın KDV hariç bedelinin 331.625,00–TL olduğu, bu bedele %8 KDV’nin eklenmesi ile satılan bağımsız bölümün bedelinin 358.155,00–TL olması gerektiği bu bedel üzerinden fatura düzenlenmesi ve bakiye alacağının da müvekkiline iadesinin istendiği, davalı yanın bu ihtara rağmen müvekkiline bir iadede bulunmadığını ve böylelikle müvekkilinden haksız yere fazla para tahsil ettiğini, yanlar arasında yapılan “... satış vaadi ve inşaat yapım sözleşmesi”nde satış bedelinin açık olarak Katma Değer Vergisi yani KDV hariç tutarının 331.625,00–TL olarak düzenlendiğinin tartışmasız olduğunu, bu bedelin davalı yana fazlası ile ödendiği konusunda da bir uyuşmazlık olmadığını, her ne kadar, satış sözleşmesinde, bağımsız bölümün KDV dahil satış bedelinin 391.318,00–TL olarak belirlendiği sabit ise de, bağımsız bölümün müvekkiline fatura edildiği tarihte KDV’nin Bakanlar Kurulu tarafından %8’e indirildiğinin de uyuşmazlık konusu olmadığını, hal böyle iken davalı yanın KDV hariç satış bedeli olarak belirlenen 331.625,00–TL’ye %8 KDV oranı uygulamak suretiyle müvekkilinden satış bedeli olarak 358.155,00–TL tahsil etmesi gerekirken bu miktarın üzerinde eski KDV oranı olan %18 KDV oranı tatbik etmek suretiyle müvekkilinden haksız olarak fazla bedel etmesi hukuka uyarlı olmadığını, KDV’nin alacaklısı devlet olup bu bedel mükellef tarafından müvekkilinden tahsil edilip devlete ödendiğini, davalı yanın devlete ödenmek üzere, %18 KDV tahsil ederek bunun karşılığını devlete %8 oranında KDV ödemiş olmasının da davalı yanın haksız zenginleştiğini, haksız yere tahsil edilen 29.050,00–TL bedelin davalıdan ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte tahsiline, yargılama gideri ile vekalet ücretinin davalı yana tahmiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının konut teslim tutanağında müvekkilini ibra ettiğini, KDV'nin mükellefinin müvekkili şirket olduğunu, yani bunun satıcıya ait bir yükümlülük olduğunu, KDV oranı arttığı durumda da sorumluluğun yine müvekkili şirkete ait olduğunu, davacının projenin başından beri tüm reklamlarda ifade edildiği ve sözleşmede belirtildiği üzere toplam KDV dahil 391.318,00-TL ödemeyi kabul ederek konutu satın almış olduğunu, müvekkilinin KDV riskini üstlenmek istemediği dönemde artı KDV şeklinde, üstlendiği dönemde ise KDV dahil şeklinde sözleşmeler düzenlediğini, KDV sorumlusunun satıcı olduğu yönünde çok sayıda vergi hukuku uzmanının görüşü bulunduğunu, sözleşme 2.2 maddesinde KDV artsa bile artıştan kaynaklanan maliyetin müşteriye yansıtılmayacağının ifade edildiğini, satıcıların KDV hariç bedeli, sözleşmelerde Noter harcı ve Damga Vergisine esas tutarın belirlenebilmesi için belirttiklerini, 08/09/2016 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan Bakanlar Kurulu Kararı'nın yeni konut satışlarının, konut inşa ve imalinin artırılmasına yönelik olduğunu, halbuki davacının konut almaya Bakanlar Kurulu karanndan önce karar verdiğini ve sözleşme yaptığını, ilgili karann yeni satışları canlandırmak için alındığını, benzer davalara ilişkin çok sayıda Yargıtay Kararı ve Bilirkişi Raporları bulunduğunu ve büyük bölümünde davaların reddi yönünde kararlar verildiğini davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Tüm dosya kapsamı, deve dilekçesi, cevap dilekçesi, tarafların sunmuş oldukları beyan ve deliller ve aldırılan bilirkişi raporu içeriğine göre; uyuşmazlık konusunun, sözleşmede KDV hariç tutarın yer almasından kaynaklandığı, ancak sözleşme 2.2 maddesinde KDV artışı durumunda sorumluluğunun davalı şirket tarafından üstlenildiği, KDV düşüşü durumunda alıcı davacı lehine fiyat indirimi yapılacağı yönünde sözleşmede hüküm bulunmadığı, KDV'nin genel olarak satıcıyı ilgilendiren bir maliyet unsuru olduğu ve satıcılar tarafından tüm vergiler dahil olarak tüketici fiyatı oluşturulmasının yasal bir zorunluluk olduğu, dosyaya sunulan reklam afiş ve çıktılarında KDV'nin davalı şirket tarafından karşılanacağı şeklinde ibarelerin olduğu, sözleşmenin KDV dahil anahtar teslim 391.318,00-TL bedel üzerinden yapılmış olduğu, konut teslim tutanağı ile davacı alıcının davalı şirketi ibra etmiş olduğu, 08/09/2016 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile KDV oranlarında yapılan indirimin, yeni konut satışlarının, dolayısıyla konut inşa ve imalinin arttırılmasına yönelik olduğu ve satış sözleşme tarihinden sonra alınmış bir karar olduğu tespit edilmiştir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nın 132. maddesi uyarınca ibra kavramı şu şekilde tanımlanmaktadır; “MADDE 132- Borcu doğuran işlem kanunen veya taraflarca belli bir şekle bağlı tutulmuş olsa bile borç, tarafların şekle bağlı olmaksızın yapacakları ibra sözleşmesiyle tamamen veya kısmen ortadan kaldırılabilir.” İbra, borcu sona erdiren hallerden biri olup, bir edimi yerine getirme yükümlülüğünü hukuken ortadan kaldırır. Bununla birlikte, borçlunun borcunu ortadan kaldırdığı gibi alacaklının alacak hakkını da sonra erdirir. TBK.’nın 132. madde hükmü somut olay ile birlikte değerlendirildiğinde; Davacı tarafça düzenlenen ibranamede; talebe konu KDV tutarını saklı tutmaya yönelik bir beyanının bulunmadığı gibi ifa anına kadar yapılan herhangi bir bildirimin de olmadığı anlaşılmıştır. Durum ve koşullardan davacının, sözleşmede kararlaştırılan 391.318,00-TL bedeli ödediği ve gayrimenkulü teslim aldığı, teslim ve ödeme anında davaya konu ettiği KDV tutarına ilişkin kısmı saklı tuttuğu ya da bu kısma ilişkin ihtirazi kayıt ileri sürdüğü ispat edilemediğinden ibranın talebe konu KDV tutarını da kapsadığının kabulü gerekmektedir. Anlatılan gerekçelerle dosya kapsamına alınan bilirkişi raporu hükme esas alınmış ve davacı tarafça açılan davanın ibra nedeniyle reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Taraflar arasında imzalan satış sözleşmesinde taşınmazın KDV dahil fiyat üzerinden anlaşma sağlandığı ancak bu anlaşmadan sonra KDV oranının düşürülmesi ile birlikte davacının %18 oranında KDV ödemesi halinde davalı yanın haksız zenginleşeceğini, T.C. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin 26.10.2011 Tarihli 2011/5638 E. ve 2011/15393 K. sayılı ilamında da belirtildiği üzere; “…Davacıların 03.12.2008 tarihli sözleşmeyle davalıdan KDV dahil 575.000.00 -TL karşılığında daire satın alıp bedelini tamamen ödedikleri, 05.12.2008 tarihinde tapusu verilen daire için davalının 24.04.2009 tarihinde fatura düzenlediği, sözleşme tarihinde uygulanan KDV oranının %18 olmasına rağmen 13.3.2009 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı gereğince 150 m2 yi aşan konutlar için KDV oranının %8 olarak belirlenmesi üzerine davalının faturada kdv oranını %8 olarak gösterdiği hususunda ihtilaf bulunmadığını, villa 23.4.2009 tarihinde davacılara teslim edildiğini, dolayısıyla KDV yükümlülüğünün de bu tarihte doğmuş olduğunu, dosya arasında bulunan İstanbul Vergi Dairesi Müdürlüğü'nün 02.10.2009 tarihli yazısı da bu yönde olup esasen davalının bu yöne bir itirazı da bulunamadığını, sözleşmenin düzenlendiği tarihte kdv oranı %18 olup, kdv dahil fiyat %18 KDV oranı gözetilerek belirlendiğini, davacıdan %18 oranında KDV almasına rağmen, devlete %8 kdv ödeyen davalı şirket aradaki %10 KDV farkına tekabül eden kısım kadar davacılar aleyhine sebepsiz olarak zenginleştiğini, bu durumda davacıların %10 kdv farkını davalı şirketten talep etmekte haklı olduklarının kabulü gerekir…” içtihadı ile de sözleşmenin düzenlendiği tarihte %18 olan KDV oranının %8’e düşürülmesi halinde satış bedelinin %8 KDV üzerinden hesabının gerekli olduğu içtihat olunduğunu, somut davada da, davacı dava konusu taşınmazı aldıktan sonra yasal düzenlemelerle %18 KDV oranı %8’e düşmüş ve davalı şirket de %8 üzerinden KDV yatırmış olup müvekkilin %18 KDV üzerinden davalı satıcıya ödeme yapması halinde davalı satıcının sebepsiz zenginleşeceğini, uyuşmazlık konusu KDV tutarının esasen davalı yüklenicinin hesabına dahil edilmeyen direk olarak devletin vergi tahsilatı olarak devlete ödenen bedel olduğu konusunda bir tartışma olmadığını, KDV olarak belirlenen miktar her koşulda devlet hesabına yatırılması gereken bir bedel olduğunu, somut olayda, davalının, satmış olduğu bağımsız bölümün TL karşılığını KDV hariç olarak açıkça belirlemiş ve bu bedeli tahsil ettiğini, ödenen bedel üzerinden devlete ödenmesi gereken KDV miktarı satış sözleşmesinin yapıldığı tarihte %18 iken taşınmazın bitirilip davacıya teslim edildiği tarihte kesilen faturada %8 olarak belirtildiği konusunda da bir uyuşmazlık olmadığını, Kdv miktarının azaltılması davalı yan yönünden bir zarar kalemi olmadığını, davalı yan KDV miktarının azaltılması ile devlete ödemesi gereken bedel arasındaki farkı kendi lehine bir kazanım olarak sunmakta ve sözleşmede belirtilen bağımsız bölümün TL değerine eklediğini, davalı yan nezdinde sebepsiz zenginleşme yaratmakta olup rapor bu yönü ile hukuka aykırı olduğunu, diğer yandan gerekçeli kararda her ne kadar ibra edildiği hususu belirtilmiş ise de, söz konusu ibra KDV'yi kapsamamakta olup ibra tarihi itibari ile KDV yönünden alınmış ve karar olmadığından bu yönde davacı yanca yapılan bir ibra da sözkonusu olamayacağını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.GEREKÇE : Dava, KDV indirimi nedeniyle fazla ödenen bedelin iadesi, davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, KDV indirimi nedeniyle oluşan farkın davacıya yansıtılıp yansıtılamayacağı noktasındadır.Taraflar arasında, Beyoğlu 51. Noterliğinin 03/09/2013 Tarih ve ... YN'lu düzenleme şeklinde satış vaadi ve inşaat yapım sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmede KDV dahil tutar 391.318,00 TL, KDV hariç tutar ise 331.625,00 TL olarak gösterilmiştir.Dosyada bulunan konut teslim tutanağına göre, sözleşmeye konu konut davacıya 05/12/2016 tarihinde teslim edilmiştir. Bakanlar Kurulunun 2007/13033 sayılı Mal Ve Hizmetlere Uygulanacak Katma Değer Vergisi Oranlarının Tespitine İlişkin Kararında 2016/9153 sayılı Kararname ile eklenen ve 08/09/2016 tarihinde yürürlüğe giren Geçici Madde 2 ile konut teslimlerinde 2017/9759 sayılı Kararname ile yapılan değişiklikle birlikte 31/3/2017 tarihine kadar KDV'nin %8 olarak uygulanacağı düzenlenmiştir.Davacı tarafça, teslim tarihi itibariyle yahpılan KDV oranındaki indirimin kendisine yansıtılması gerektiği iddiasıyla bu indirim tutarına tekabül eden fazla ödemenin iadesine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Sözleşmenin 1. maddelerinde, "anahtar teslimi" olarak KDV dahil 391.318,00 TL bedel mukabilinde alıcıya satmayı, alıcı da belirtilen konutu yukarıda yazılı şartlarda ve aynı bedelle satın almayı vaad ve kabul ettiği; 2.2. maddesinde ise; sözleşmenin imzalandığı tarihten sonra ne isim altında olursa olsun alıcının ödemekle yükümlü olduğu yeni harç ve vergiler ihdas edildiği takdirde veya sözleşmede belirtilen harç ve vergi miktarlarının artırılması halinde Katma Değer Vergisi hariç yeni ihdas edilen bu vergilerin, alıcı tarafından satıcıya ayrıca ve ilaveten defaten ödeneceği düzenlenmiştir. Ancak sözleşmede KDV indirimi yapılması hali için bir düzenleme bulunmamaktadır.3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu(KDVK)'nun 1. Maddesine göre, Türkiye'de yapılan, ticari, sınai, zirai faaliyet ve serbest meslek faaliyeti çerçevesinde yapılan teslim ve hizmetler, katma değer vergisine tabi işlemlerdendir. Bu Kanun'un 11/1-a maddesinde, mal teslimi ve hizmet ifası hallerinde bu işleri yapanlar, katma değer vergisinin mükellefleri arasında sayılmıştır.Anılan Kanunun 20/1. maddesinde, teslim ve hizmet işlemlerinde matrah, bu işlemlerin karşılığını teşkil eden bedeldir, şeklinde tanımlanmış, 20/2. maddede ise bedel deyiminin, malı teslim alan veya kendisine hizmet yapılan veyahut bunlar adına hareket edenlerden bu işlemler karşılığında her ne suretle olursa olsun alınan veya bunlarca borçlanılan para, mal ve diğer suretlerde sağlanan ve para ile temsil edilebilen menfaat, hizmet ve değerler toplamını ifade ettiği düzenlenmiştir. Kanunun 25/1-d maddesinde ise, Hesaplanan katma değer vergisinin matraha dahil olmadığı açıkça düzenlenmiştir.Katma değer vergisi oranı, vergiye tabi her bir işlem için % 10'dur. Cumhurbaşkanı bu oranı, dört katına kadar artırmaya, % 1 'e kadar indirmeye, bu oranlar dahilinde muhtelif mal ve hizmetler ile bazı malların perakende safhası ve inşaatın yapıldığı arsanın veya konutun vergi değeri ve bulunduğu yeri esas alarak konut teslimleri için farklı vergi oranları tespit etmeye yetkilidir(KDVK m. 28).Görüldüğü üzere KDV teslim ve hizmet işlemlerinde mükellef tarafından Hazineye ödenmesi gereken, miktarı Kanun ve Kanunun verdiği yetki kapsamında Cumhurbaşkanınca belirlenen, bu haliyle tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri, bir vergidir. Bu durumda, mevzuat gereğince belirlenen KDV, taraflar açısından satış sözleşmesinin esaslı bir unsuru olmayıp, satış bedeline eklenen ve Hazineye aktarılması gereken satıcı yönünden bir maliyet unsurudur. Bu durum KDV'nin alıcıya yansıtılmayacağı konusunda anlaşma yapılmasına engel değildir.213 sayılı Vergi Usul Kanunu(VUK)'nun 229. maddesinde fatura, satılan emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesika, olarak tanımlanmış, VUK'un 230/1-4 maddesinde de malın veya işin nev'i, miktarı, fiyatı ve tutarı, faturanın içereceği asgari bilgiler arasında sayılmıştır. Buna göre, satıcı, Hazineye ödemekle yükümlü olduğu KDV'yi, fatura düzenlemek suretiyle alıcıya yansıtmaktadır.Buna göre, sözleşme yapıldıktan sonra henüz teslim gerçekleşmeden ve/veya fatura düzenlenmeden KDV oranlarında meydana gelen değişikliklerin, sözleşmede aksine düzenleme yoksa müşteriye yansıtılması gerekir. Buna göre, vergisiz satış bedeline indirimli KDV oranın uygulanması gerekir. Somut olayda, sözleşmeyle kararlaştırılan KDV dahil satış bedeli 391.318,00 TL olup, bunun KDV hariç satış bedeli 331.625,00 TL'dir. Davacının ödemeleri KDV indirimine ilişkin Bakanlar Kurulu kararından, dolayısıyla teslimden önce yaptığı hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Henüz konutun teslim edilmediği ve fatura düzenlenmediği dönemde yapılan KDV indiriminin davacıya yansıtılması ve bu indirime tekabül eden tutarın davacıya iade edilmesi gerekir. Kaldı ki, davalının katlanmadığı bir maliyeti davacıya yansıtması da mümkün değildir. Bu nedenle, davalının yapılan KDV indirimi ile ortaya çıkan fazla ödemeyi davacıya iade etmesi gerekirken bunun yerine taşınmazın KDV hariç bedelini sözleşmeye aykırı olarak 360.666,03 TL olarak kabul edip bu miktara %8 KDV uygulayarak faturalandırmasının akdi ve yasal dayanağı bulunmamaktadır.05/12/2016 tarihli konut teslim tutanağın 9. Maddesi de, "Bu sonuçla mezkur sözleşmeyle satın aldığım dairem için ... ... Yatırım Ortaklığı A.Ş.nin mezkur sözleşmeden, Türk Ticaret Kanunu'ndan, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanundan ve sair mevzuattan kaynaklanan edimlerini tam ve eksiksiz yerine getirdiğini, sitenin ve dairenin bulunduğu bloğun ortak yer ve şeyleri için gerekli her türlü muayene ve incelemeyi yapmış olarak teslim aldığını beyan eder, bu sonuçla hiç bir hak ve alacağım kalmadığımdan mütevellit, ... ... Yatırım Ortaklığı A.Ş.'ye gayri kabili rücu, kesin, mali ve hukuki olarak, bila mazeret, bila talep, ibra ederim,'' şeklindedir. Davalı bu beyanın KDV indirimini de kapsar şekilde ibra niteliğinde olduğunu ileri sürmüş ise de, söz konusu belge davalının konut teslim yükümlülüğüne ilişkin hususlar bakımından düzenlemiş olup, bu belgenin KDV indiriminden kaynaklı bakiyeyi de kapsayacağı yönünde açık bir düzenleme bulunmadığından, eldeki dava yönünden ibra olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince yapılan KDV indirimi ile ortaya çıkan fazla ödemenin davacıya iadesine karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.Davacı, dava konusu alacağına ihtarnamenin tebliğ tarihinden itibaren faiz uygulanmasını istemiş ise de, ihtarname ve tebliğine ilişkin belge dosyada bulunmadığından davalının, dava tarihi itibariyle temerrüte düştüğünün kabulü gerekir. HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesince davaya konu ettiği KDV tutarına ilişkin kısmı saklı tuttuğu ya da bu kısma ilişkin ihtirazi kayıt ileri sürdüğü ispat edilemediğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,1-Davanın KABULÜNE,2-Dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte 29.050,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,4-Alınması gerekli olan 1.984,40 TL peşin harç ile 615,40 TL başvurma harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,5-Davacının yargılama sırasında yapmış olduğu posta ve tebligat gideri 76,50 TL, bilirkişi ücreti 2.100,00 TL, olmak üzere toplam 2.176,50 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 6-Davacı taraf yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 29.050,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 7-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacı tarafa iadesine,8-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 220,70 TL, posta ve tebligat gideri 82,50 TL olmak üzere toplam 303,20 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a. maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 09/10/2025