T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/148
KARAR NO : 2025/1426
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 13/10/2021
NUMARASI : 2016/735 Esas - 2021/1125 Karar
DAVA: Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 16/10/2025
Taraflar arasındaki Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 2003 yılında acentelik sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmenin her yıl tekrarlanarak yeni bir sözleşme yapılmaksızın 12 yıl boyunca devam ettiğini, sözleşme 02.03.2015 tarihinde yenilendiğini, ancak bu yeni sözleşme 3 ay sonra 17.06.2015 tarihinde derhal olağanüstü feshedildiğini, ancak davacı acentenin ekranlarını 03.07.2015 tarihine kadar açık tutarak çelişkili bir davranış sergilediğini, davacının İstanbul Anadolu yakasının en köklü ve büyük acentelerinden biri olduğunu, toplamda 25.000'e yakın müşteriye ulaştığını, 2014 yılında performans yüksekliği nedeniyle yurt dışı gezisi ve 17.000,800-TL ödüle layık görüldüğünü, ancak hak edilen ödül davalı tarafından verilmediğini, bu durumla ilgili hukuki haklarının saklı tutulduğunu, davacının 2015 Ocak ayında geçirdiği soruşturmadan aklanarak çıktığını, bu soruşturma üzerine ... A.Ş. ile 2015 Mart ayında tekrar acentelik sözleşmesi imzaladıklarını, bu sözleşmenin yenilenmesinden sonra davacının herhangi bir konuda tekrar soruşturma geçirmediğini ve ihtar almadığını, davalı tarafın fesih nedeni olarak ileri sürdüğü gerekçelerin, fesihten 6 ay önce meydana gelen soruşturma kapsamındaki gerekçelerin olduğunu, bu nedenle feshin geçersiz olduğunu, sözleşmeyi haksız fesheden tarafın oluşacak zarara ödemesi gerektiğini, ayrıca davalının Davacı müşterilerine sözleşmenin feshedildiğini, davacı acente ile sözleşme yapılmaması gerektiğine ilişkin mektuplar yazarak davacının ticari itibarini zedelediğini, davacıya yapılan haksız fesih neticesinde davacının 12 yıllık özverili çalışma ile elde ettiği 12.000 kişilik portföyün bedelsiz olarak davalıya kaldığını, özellikle sağlık sigortasında müvekkilinin sadece ... A.Ş netice olarak davacı vekilleri haksız feshe uğrayan acente için TTK 122 maddesi kapsamında denkleştirme tazminatı olarak 5.000,00.-TL, 3 aylık fesih süresi için 5.000,00.-TL maddi tazminat ve 200.000,00.- TL manevi tazminat ile yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalılara yükletilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın acentelik sözleşmesinin şirket tarafından haklı nedenle feshedildiğini ve davacının portföy tazminatı kazanmadığı ve davanın reddinin gerektiğini, davalı vekili 2013 yıllında yapılan soruşturmaya ilişkin olarak, Halil ... ... isimli acente tarafından yapılan şikayet üzerine, bu şikayet hazine tarafından Davalıya iletildiğini, yapılan incelemeler neticesinde davacının Ekim 2012 ve Ocak 2013 tarihleri arasında 234 adet zorunlu Trafik Mali Mesuliyet Sigortası düzenlediğini, bu poliçelerin 150 adedinin 18 gün ve daha kısa süreli olduğu tüm poliçelerin ortalama süresinin 15,2 gün olduğunu, 28 adedinin de aynı ilde yer alan hatlı minibüsler için düzenlendiğini, bahse konu olan poliçelerin en az 1 yıl için yapılması gerektiğini, kısa süreli sigorta uygulamanın istisnai bir düzenleme olduğunu ve ticari taksi ile minibüslerin bu uygulamadan yararlanmasının mümkün olmadığını, davacının bu yolla müşterilere haksız indirim sağladığının tespit edildiğini, yapılan incelemede, müşteri adreslerinin pirimi düşük çıkacak illere aitmiş gibi işlem yapıldığı kanaatine ulaşıldığını, yapılan incelmelerde davacının özel otomobil ile kiralık otomobillerine uygulanan riskten kaynaklı pirim farklılığını ortadan kaldırmak için kiralık araçları özel araç olarak göstererek poliçe düzenlendiğinin tespit edildiğini, davacının haksız indirim tutarı olan 10.053,52.-TL acente hesabına borç kaydedildiğini, davacının bu işleme herhangi bir itirazının olmadığını, yapılan tespitlerin Davacının kabulünde olduğunu, davalı vekili 2015 yılında yapılan soruşturmaya ilişkin olarak, müşterilere ait sigorta poliçelerinin kısa süreli olarak yapılıp iptal edildiğini, başka acenteler üzerinden hasar derecesi düşük olarak tekrar sigorta yapıldığını, bu yolla şirketin daha az pirim elde etmesine yol açıldığını ve müşterilere eksik iade verildiğinin saptandığını, davalı şirketin, davacının yüksek tutarlı poliçeleri sigortalıların bilgisi olmaksızın iptal ederek, başka acenteler üzerinden yeni poliçeler düzenlediği ve sistem açıkların da yararlanarak hasarlılık ve gecikme süprimlerini temizlediği kanaatine ulaştıklarını, bu şekilde şirket aleyhine kendi lehine maddi çıkar sağlamaya çalıştığını, sözleşmenin haksız fesih edildiği düşünülse dahi davacının teknik karlılık oranları incelendiğinde davalıya portföy kazandırmadığını, kazandırmış olsa dahi fahiş tazminat talebinde bulunduğunu, sözleşme haklı nedenle feshedilmiş olduğundan davalının belirli bir süre öncesinden davacıya bildirimde bulunma yükümlülüğünün olmadığını, davacı ile sözleşmenin yenilenmesi işleminin rutin bir işlem olduğunu, sözleşeme yenilenmesi aşamasında davacı hakkındaki soruşturmanın sonuçlanmadığını, somut delillerle desteklenen soruşturma akabinde fesih işleminin gerçekleştirilmesinin tutarlı bir davranış olduğunu, netice olarak sözleşmenin haklı nedenle feshedildiğini, davacının denkleştirme tazminatı talep edemeyeceğini, davacının son 5 yılda zarar ettiğini, fesih süresine uyulmamasına dayalı maddi tazminatın reddinin gerektiğini, manevi tazminata hükmedilmemesi gerektiğini belirterek, açılan davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ..Davacının taleplerinin tartışılması için öncelikle feshin haksız olup olmadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. Sözleşmenin yenilenme tarihi 02/03/2015 olup, ihbar süresine uyulmadan sözleşmenin 29. maddesine göre 17/06/2015 tarihinde olağanüstü fesih hakkı kullanıldığına göre sözleşmenin devamının çekilmez olmasına neden olacak nitelikte bir olayın meydana gelmesi, mart 2015 ten sonra gerçekleşmiş bir olaydan söz edilmesi veya öncesinde gerçekleşmişse bile davalı yönünden sonuçlarının yeni ortaya çıkması gerekir. Davalı şirketin feshe dayanak yaptığı iki soruşturma, ekim 2012 ve ocak 2013 tarihlerinde gerçekleşen haksız prim indirimi yapıldığına dair iddialardır. 2015 yılında sözleşme -hiç bir ihtirazi kayıt olmaksızın- yenilendiğine göre artık 2012,2014 yıllarında meydana gelen eylemlere göre yürütülen ve açık halde bırakılan soruşturmaların 2015 yılında feshe dayanak yapılması çelişkili davranış yasağına ( venire contra factum proprium) ve dürüstlük kuralına aykırıdır (Çelişkili davranış yasağı, MK 2 gereği hakkın kötüye kullanılmasının bir görünümü olup, somut olayda davalı sigortacının tespit ettiği bir takım olayları acentelik sözleşmesini yenilerken problem etmemesine rağmen, çok kısa bir süre sonra aynı sebepleri fesih için gerekçe göstermesi, çelişkili davranış niteğindedir.) Fesih ihtarnamesinde her hangi bir süre verilmemiştir. Davalının henüz yenilediği sözleşmeyi, davacıya hiç bir süre veremeden tek taraflı olarak feshetmesi için, davalı bakımından sözleşme ilişkisine devam etmesinin kendisinden beklenemeyeceği koşulların mevcut olması gerekir. Davacının taraflar arasındaki güven ilişkisini sarsacak, sözleşmenin devamını çekilmez kılacak derecede ağır bir iş ve işlemi tespit edilmemiştir. Bu sebeple feshin haksız olduğu kabul edilmiştir. Üç kalem talep yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılmıştır;a) Kazanç kaybı talebi yönünden;Davacının üç aylık süre için talep ettiği 5.000 TL lik kazanç kaybı kalemi yönünden feragat ettiği nazara alınarak bu kalem yönünden dava reddedilmiştir.b)Denkleştirme tazminatı talebi yönünden; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinde “Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra; a) Müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, b) Acente, sözleşme ilişkisinin sona ermesinin sonucu olarak, onun tarafından işletmeye kazandırılmış müşterilerle yapılmış veya kısa bir süre içinde yapılacak olan işler dolayısıyla sözleşme ilişkisi devam etmiş olsaydı elde edeceği ücret isteme hakkını kaybediyorsa ve c) Somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde, ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa, acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir.” hükmü düzenlenmiş olup, denkleştirme tazminatı talep koşulları belirlenmiştir.Bir şart haricinde paralellik gösteren 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 hükmüne göre de, sigorta acentesinin denkleştirme talep edebilmesi için, sigorta acentelik ilişkisinin sona ermesi nedeniyle sigortacının acentenin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi, hakkaniyetin tazminat verilmesini gerektirmesi, acentenin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmemiş olması ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olmaması şarttır. Acentelik Yönetmeliğine göre, belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabilir. Sözleşmenin feshine neden olan haklı sebepler acentelik sözleşmesinde açıklanır. Sigorta şirketi sözleşmede yer vermediği bir hususu haklı sebep olarak dayanak gösteremez.Denkleştirme talebi için kanunun aradığı şartlar kümülatiftir. Bu bağlamda, öncelikle yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Buna mukabil müvekkil, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır (Aslan Kaya, Acentelik, 2013 Baskı, sayfa 102 vd., 227 vd.) Sigorta acentesi, hakkaniyet gerektirdiği takdirde ve oranda denkleştirme talep edebilir. Bu koşul, somut durumun tüm özellikleri dikkate alınarak denkleştirme ödemesinin adil bir sonuç olup olmayacağının belirlenmesini ifade eder. Denkleştirme isteminin sınırları; sözleşmeden kaynaklanan menfaatler, sözleşmenin tarafları arasındaki risk paylaşımı, acentelik sözleşmesinin süresi, acentenin gelir miktarı, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmek için harcanan emek ve zaman, sözleşme dışı kazanç ve kayıplar, tarafların mal varlığı ve gelir ilişkileri, kişisel durum (Yaşlılık, sağlık durumu, çalışma yeteneği), işin önemi, acentenin tek firma-çok firma acentesi olması, markanın etkisi (unvanın), rekabet yasağının ihlal edilmesi, sözleşmenin sona erme nedeni ve varsa kusur oranları gibi hususlar göz önüne alınıp çizilir. (Koç, Mehmet, Acentenin Denkleştirme İstemi, s. 90).Bilirkişi incelemesi ile anlaşıldığı üzere, davacı acentenin diğer acentelerin elde ettiği komisyon tutarları ile yakın olduğu, diğer acentelerin yaptığı poliçe sayısı ile yakın sayıda poliçe yaptığı, ciddi bir düşüş veya davacı zararına ciddi bir performans düşüklüğünün söz konusu olmadığı tespit edilmiştir. Davacının diğer acenteler kadar yeni müşteri çevresi kazandırdığı, artık kazandırılan bu yeni müşterilerden acentenin gelir elde imkanının da kalmayacağı açıktır. Taraflar arasında düzenlenen 02/03/2015 tarihli acentelik sözleşmesinin 32. maddesiyle taraflar arasında çıkabilecek uyuşmazlıklarda, davalı sigorta şirketinin defter ve kayıtlarının ispat belgesi olacağı yolunda bir delil anlaşması yapılmıştır. Bu husus da göz önüne alınarak bilirkişi heyetinin 20/02/2019 tarihli raporunda izah edilen hesaplama yöntemi (2011-2015 yılları arasında davalı kayıtlarına göre net komisyon tutarı nazara alınmış) mahkememizce denetlenerek benimsenmiştir. Sigortacının önemli menfaat elde ettiği, hakkaniyetin denkleştirmeyi gerektirdiği, acentenin kendi kusurlu davranışı ile feshe neden olmadığı (menfi şartın da yerine gelmiş olduğu) anlaşılmıştır. Bilirkişi heyeti 2011 yılından itibaren takvim yılları esas alınırsa 790.677,13 TL, fesih ile fiilen sözleşmenin son bulduğu tarih esas alınırsa 633.408,20 TL denkleştirme tazminatı istenebileceğini hesaplamıştır.Fesihten sonra acentenin kazandırdığı kaç müşteri ile poliçe düzenlendiğine dair bir inceleme olmaması bakımından eksiklik görünüyor ise de, davacının kabaca diğer acenteler kadar poliçe hazırladığı, bunlardan bir kısmı ile davalı şirketin poliçe yenileyeceği yüksek kuvvetle muhtemeldir. Davacı, davalının haksız fesih ile sözleşmeyi sonlandırdığını, önemli menfaatler elde ettiğini yeter ölçüde ispatlamıştır. Buna karşılık, davalı, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır.Davalı tarafın raporlara itirazları, feshin haklı olduğu ve denkleştirme tazminatı hesabında teknik karın esas alınması gerektiği, sigorta alanında uzman hukukçu bilirkişi atanması gerektiğidir.Feshin haksız kabul edildiği izah edilmiştir. Hesaplama yöntemi bakımından “teknik kar” ın esas alınması gerektiği itirazı, yerleşik içtihatlarla benimsenen bir yöntem değildir. Davalı sigorta hukuku alanında hukukçu bilirkişi atanması itirazında bulunmuşsa da, heyette sigorta hukukçusu mevcuttur. Kastedilen sektör bilirkişisi ise, davacının kazanç kaybı talebinden vazgeçmiş olması, feshin sözleşmenin yenilenmesinden önceki sebeplere dayandırılmış olmasının MK m.2 ye aykırı olması sebebiyle haksız kabul edilmesi sebebiyle, (zaten 5 yılı geçen yargılamada) artık sektör bilirkişisine gerek görülmemiştir. Denkleştirme tazminatının hakkaniyete göre belirleneceği, denkleştirme tazminatı hesabında acentenin gerçekleştirdiği faaliyetler sırasında yaptığı masrafların dikkate alınmayacağı, sona erdiği tarihin esas alınacağı (Arslan, age, s.266), teknik karın dikkate alınmayacağı, buna karşılık davacı acentenin başka başka sigorta şirketlerinin de acentesi olarak çalışmaya devam ettiği, bu durumun hakkaniyete uygun bir tazminat belirlemeyi gerektirdiği, bilirkişilerin sözleşmenin fesih ile sona erdirildiği tarihe göre 5 yıllık ortalama olarak buldukları 633.408,20 TL denkleştirme tazminatının uygun olduğu anlaşılarak bu tutar üzerinden talebin kabulüne karar verilmiştir. Her ne kadar dava, belirsiz alacak davası ise de, davacı 29/04/2019 tarihinde açıkça talebinin 5.000 TL sine dava tarihinden, bakiyesine ıslah tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesini talep etmiş, faiz başlangıç tarihi bakımından talep gibi hüküm kurulmuştur.Davacının manevi tazminat talebi, davalının müşterilerine acentelik sözleşmesinin sonlandığına ilişkin gönderdiği yazılara dayanmaktadır. Dosyaya sunulan bu yazılar incelendiğinde davacının ticari itibar ve güvenini zayıflatacak ifadeler kullanılmadığı, acentelik ilişkisinin sona ermiş olduğunu haber vermekten ibaret yazı sebebiyle kişilik hakları zedelenmeyeceğinden manevi tazminat talep etme koşullarının gerçekleşmediği anlaşılarak bu talebin reddine dair davanın kısmen kabul kısmen reddine; 633.408,20 TL denkleştirme tazminatının, talep gibi, 5.000 TL sine dava tarihinden itibaren, bakiyesine(628.408,20) ıslah tarihi olan 29/04/2019 tarihinden itibaren 3095 sayılı yasanın 2/2 maddesi uyarınca işleyecek faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine; davacının (5.000 TL üzerinden harçlandırdığı) kazanç kaybı talebinin reddine; davacının manevi tazminat talebinin reddine " karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin davacının 2012 ve 2014 yıllarında gerçekleştirdiği yasaya ve hakkaniyete aykırı eylemlerin 2015 yılında gerçekleşen feshe konu edilemeyeceğine yönelik kanaatinin hatalı olduğunu, zira müvekkili şirket acentelik sözleşmesini 2015 yılında düzenlenen teftiş raporuna binaen 17.06.2015 tarihinde feshettiğini, fesih işlemi davacının usulsüz ve sürüstlük kuralına aykırı eylemlerinin mevcut olduğuna ilişkin soruşturma tamamlanır tamamlanmaz derhal haklı sebeple feshedildiğini, davacı hakkında müvekkili şirkete iletilen şikayetler neticesinde yapılan incelemeler sonucunda davacının usulsüz işlemleri tespit edilmiş olup, acentelik sözleşmesi işbu işlemler sebebiyle haklı sebeple feshedildiğini, mahkeme tarafından hükme esas alınan bilirkişi raporunda ise işbu beyanlarının dikkate alınmamış olup hatalı hüküm tesis edildiğini, davacı ile akdedilen acentelik sözleşmesinin yenilenmesi, müvekkili şirket ile çalışan her acente için gerçekleştirilen genel bir işlem olduğunu, müvekkili şirket ile arasında acentelik sözleşmesi bulunan tüm acentelerin sözleşmesi, haksız rekabet şartlarının oluşmaması adına ve aynı içerik kapsamında zamanında yenilendiğini, davacı acentenin hakkında yürütülen soruşturma sözleşmenin yenilendiği gün itibariyle sonuçlanmamış olduğundan davacının sözleşmesinin de yenilendiğini, müvekkili şirketin soruşturma yapması ve somut deliller ile desteklenen soruşturma sonucuna göre fesih hakkını kullanmış olması iyiniyetli olduğunun ve haklı sebep olmaksızın fesih hakkını kullanmayacağının göstergesi olduğunu, kaldı ki, soruşturmanın neticelenmesi ve somut delillerin elde edilmesi akabinde müvekkili şirket tarafından sözleşmenin derhal feshedildiğini, ikrar anlamına gelmemekle birlikte; asıl söz konusu soruşturma sonuçlanmadan davacının sözleşmesinin feshedilmesi halinde haklı nedenin varlığının, sorgulanması gerektiğini, müvekkili şirket önyargılı davranmadığını , haklı nedenin varlığı somut delilllerle tespit edildikten ve soruşturma tamamlandıktan sonra derhal fesih hakkını kullandığını, 2013 ve 2015 yıllarında gelen şikayetler üzerine hakkında soruşturma başlatılan ve usule uygun olmayan işlemleri tespit edilen davacı acentenin başarılı olduğunun kabulünün imkan dahilinde olmadığını, davacının birçok sözleşmesel yükümlülüğünü ihlal ettiğini, bilirkişi heyeti somut uyuşmazlığın çözümü konusunda yetersiz kaldığını açıkça beyan etmesine rağmen mahkeme tarafından bu ikrar dikkate alınmamış ve hazırlanan bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun hatalı olduğunu, mahkemenin söz konusu hatalı ve eksik incelemeye dayalı tespitlere karşı itirazlarını dikkate almaksızın işbu bilirkişi raporlarını hükme esas alması hatalı olduğunu, davacı diğer acentelerle de çalışmakta olup, müvekkili şirkete portföy kazandırdığının kabulü imkan dahilinde olmadığını, davacının yalnızca müvekkili şirket ile çalışıp çalışmadığının ihtilafın çözümlenmesinde önem arz ettiğini, zira, davacının müşterilerini istediği sigorta şirketine yönlendirebildiğini, hükmedilen tazminat miktarına itiraz ettiklerini, ayrıca işbu hesaplama yöntemi talep edilecek en yüksek tazminat bedelinin belirlenmesi için olduğunu, denkleştirme tazminatının hesaplanabilmesi için öncelikle acentenin kazandırdığı (ilk yıl için yalnızca 883 poliçe) müşteri çevresinden elde ettiği net karın belirlenmesi gerektiğini, davacı tarafın müvekkili şirkete yeni müşteri kazandırmamış olmakla birlikte, davacı defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı bilirkişi raporu ile sabit olup, zararını ispat edemeyen davacının davasının reddedilmesini talep ettiklerini, mahkemenin hatalı faiz türü belirlediğini, gerekçeli kararda yazılı faiz türünün açıklanması gerektiğini, istinaf başvurularının kabulü ile İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi 2016/735 E. 2021/1125 K. sayılı kararın kaldırılmasını, kötüniyetli olduğu sabit olan davacının ikame ettiği davanın reddine, vekalet ücreti ve yargılama giderinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep ve istinaf edilmiştir.
GEREKÇE :Dava, acentelik sözleşmenin feshi nedeniyle denkleştirme (portföy) tazminatı, kazanç kaybı ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince, kabulüne karar verilen denkleştirme tazminatı yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Taraflar arasında 08.09.2003 ve 02.03.2015 tarihlerinde acentelik sözleşmesi imzalandığı, davalı tarafından Beykoz 2. Noterliğinin 17.06.2015 tarih ve ... yevmiye numaralı fesih ihbarnamesi ile acentelik sözleşmesinin feshedildiğinin, vekaletten azledildiğinin davacıya bildirildiği ihtilafsızdır Belirsiz süreli kurulan veya belirsiz süreli hâle gelen acentelik sözleşmelerinde, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla sözleşmeyi feshetme imkânına sahiptir. Olağan fesih olarak adlandırılan bu fesihte taraflardan her biri bir sebebe dayanmaya gerek olmaksızın tek taraflı, yöneltilmesi gerekli bir irade beyanı ile acentelik sözleşmesini ileriye etkili olarak sona erdirmektedir. Üç aylık süre feshin sonuçlarının tasfiyesi ve sona ermeye hazırlık için taraflara tanınmış asgari bir süredir; kısaltılamaz ancak uzatılabilir (Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan, Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, 2015, s. 812 Somut olayda, davalının fesih ihtarının 2015 tarihinde sonuç doğurduğunun kabul edilmesine göre, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak talep edilebilecek portföy tazminatı isteme koşulları ve miktarının tespitinde Türk Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulama alanı bulacağı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, portföy tazminatı, acentenin, sözleşmenin devamı süresince ticari faaliyetleri sonucu bir müşteri çevresi oluşturmuş veya genişletmişse, sözleşmenin feshinden sonra vekil edenin bu müşteri çevresinden yararlanmasının söz konusu olduğu hallerde vekil edenden talep edilebilecek bir tazminat türü olup, TTK'nın 122. maddesinde düzenlenmiştir. TTK 122/5 maddesi uyarınca; potföy tazminatı hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacaktır.Eldeki uyuşmazlık sigorta acenteliği sözleşmesinden kaynaklanmakla Türk Ticaret Kanunu ve Sigortacılık Kanunu kapsamında davacının portföy tazminatı talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanununda, 6102 sayılı Kanun sonrası getirilen değişiklikle m. 23/16 da, " Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer." denilmektedir.6102 sayılı TTK'nın 122.maddesinde ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 23/16.maddesinde belirtilen koşulların varlığı halinde davacı sigorta acentesinin, acentesi bulunduğu davalı sigorta şirketinden portföy zararını talep edebilecektir. Portföy tazminatı istenebilmesi için maddede aranan tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Sözleşmenin sona ermesi yeterli olup, hangi sebeple sona erdiğinin bir önemi yoktur. Bu noktada önemli olan, sözleşmenin sona ermesinde acentenin (tek satıcının) kusurlu bir davranışının olmamasıdır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/13003 E- 2017/1215 K sayılı 1.3.2017 tarihli kararı) Başka bir anlatımla, acentenin (tek satıcının) kusuru olmaksızın sözleşmenin herhangi bir şekilde sona ermesi durumunda talep edilebilecektir. Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir. Somut olayda davalı tarafça davalı hakkında keşide edilen Beykoz 2. Noterliğinin 17.06.2015 tarihli ihtarnamesinde, yapılan şikayetler neticesinde yüksek tutarlı trafik sigortalarının, sigortalıların bilgisi dışında iptal edilerek başka acenteler üzerinden tekrar yeni poliçeler düzenlendiği, böylece hasarlılık ve sürprimlerinin kaldırılmasının sağlandığı, bu uygunsuz halleri düzeltmesi konusunda sözlü ve yazılı uyarıldığı, tüm bu uyarılara rağmen aynı uygunsuz davranışlara devam edildiği belirtilerek acentelik sözleşmesinde belirtilen diğer yükümlülükler gereği acentelik ilişkisinin feshedildiği yazılıdır.Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda davacı acentenin benzerleriyle karşılaştırıldığında performansının yeterli olduğu, haklı feshe dayanak olabilecek kusurlu, davacı zararına sebep olabilecek veya dürüstlük kuralına aykırı bir işleminin dosya kapsamından tespit edilemediği belirtilmiş iken itiraz üzerine alınan ek raporda, davalının poliçe düzenleme, prim tahsil etme usul ve esaslarına ilişkin teknik itirazlarının sigortacılık sektörü uygulamaları işlem teknikleri yönünden değerlendirilmesi gerektiği, bu nedenle sigortacılık sektör ve uygulamaları, sigorta işlemleri konusunda uzman bir bilirkişinin dahil edilmesi gerekebileceği kanaati bildirilmiştir.Taraflar arasında imzalanan 02.03.2015 tarihli sözleşmenin 10.maddesinde kanun ve emirlere uyma zorunluluğu, 11.maddesinde özen borcu, 12.maddesinde portföyü geliştirme borcu, 13.maddesinde şirket çıkarlarını koruma borcu, 14.maddesinde sigorta teklifleri, 15.maddesinde poliçeler, 16.maddesinde hatalı indirimler, 17.maddesinde üretimin şirkete bildirilmesi, 18.maddesinde sigorta primi ve ödeme şekli başlığı altında düzenlemeler mevcut olup, 10.,11.,12.,13.,14.,15.,16.,17. ve 18.maddelerde yazılı hususlara uyulmamasının, acenteliğin şirket tarafından re'sen feshi için haklı sebep teşkil edileceği düzenlenmiştir. Anılan sözleşmenin "diğer yükümlülükler" başlıklı 22.maddesinde de acentenin mevzuat esaslarına uygun faaliyette bulunmak sigorta şirketleri ve sigortalıların hak ve çıkartarını tehlikeye koyabilecek davranışlardan kaçınmak, sigortacılığın gereklerine ve iyi niyet kurallarına uygun davranmak ve hasar işlemlerinde sigortalılara yardımcı olmak zorunda olduğu, acentenin yukarıdaki madde hükmüne uymaması acenteliğin şirket tarafından re'sen feshi için haklı bir sebep teşkil edeceği düzenlenmiştir. Sözleşmenin 29.maddesinde ise sözleşmenin 02.03.2015 tarihinden itibaren süresiz olarak yapıldığı, taraflardan her birinin, 3 ay evvel noter aracılığı ile veya iadeli taahhütlü bir mektup ile feshi ihbar etmek kaydıyla sözleşmeyi her zaman feshedebileceği, acentenin yasal düzenlemelere, bu sözleşme hükümlerine ve şirketçe verilecek emir ve talimatlara uymaması ve/veya diğer herhangi bir haklı sebep bulunması halinde şirketin sözleşmeyi 3 aylık ihbar süresi aranmaksızın feshedebileceği hükmü mevcuttur. Denkleştirme tazminatının talep edilebilmesi için acentelik sözleşmesinin davacı tarafından haklı nedenle feshedilmesi veya davalı tarafından haksız şekilde feshedilmesi gerekir. Acentenin kusuru ile sözleşmenin feshi halinde ise denkleştirme tazminatına hükmedilemez. Bu nedenle öncelikle, fesih gerekçeleri ve tespitler değerlendirilerek, davalı tarafından yapılan feshin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.Eldeki davada Mahkemece 2012,2014 yıllarında meydana gelen eylemlere göre yürütülen ve açık halde bırakılan soruşturmaların feshe dayanak yapılamayacağı kabul edilmiş ise de davalı tarafça cevap dilekçesi ekinde sunulan belgelerden, 2015 yılı genel teftişinde yer alan hasarlılık sürprimine ilişkin tespit edilen 25 usulsüz işlemin 19 adedinin davacı tarafından mevzuata ve usule aykırı olarak düzenlendiğinin tespit edildiği, 2014 yılında davacı tarafından gerçekleştirilen bir kısım işlemlere ilişkin olarak 11.03.2015 ve 12.03.2015 tarihlerinde davalı nezdinde bulunan Acente ve Kanal Yönetimi Müdürlüğü tarafından Teftiş Kurulu Başkanlığına iletilen yazılar neticesinde davacı hakkında 24.03.2015 tarihinde ayrı bir soruşturma başlatıldığı, bu soruşturmanın 17.04.2015 tarihinde sonuçlandırıldığı, soruşturma sırasında davacı tarafın beyanlarına başvurulduğu; 29.05.2014 tarihinde davacı hakkındaki şikayetlerin artması, özellikle sürprim uygulanması gereken poliçelerde farklı poliçelerin hasarsızlıklarının kullanılmasına ilişkin bildirimlerin yoğunlaşması nedeniyle çalışma ilkelerine ve prensiplere uyulması, en kısa sürede gerekli önlem ve aksiyonları alması konusunda davacıya yazı ile bildirimde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda taraflarca 02.03.2015 tarihinde sözleşme imzalandıktan sonra davacı hakkında gelen bildirimler doğrultusunda soruşturma başlatıldığı ve sözleşmenin imzalandığı tarihte soruşturmanın henüz sonuçlanmadığı gözetildiğinde sözleşmenin ihtirazi kayıt koyulmaksızın yenilenmiş olması, haklı sebepler bulunsa dahi davalının sözleşmeyi feshedemeyeceği şeklinde yorumlanamaz. Kaldı ki bu durumda olayın sözleşme yenilenmeden önce gerçekleşmesiyle birlikte davalı yönünden sözleşme yenilendikten sonra ortaya çıktığı bir durum söz konusu olduğundan davalının çelişkili davranış yasağına ve dürüstlük kuralına aykırı davrandığı da söylenemez. Bu durumda davalının fesih sebeplerinin incelemesi amacıyla dosyanın sigortacılık konusunda uzman sektör bilirkişisine tevdi ile denetime elverişli alınacak rapor sonucuna göre bir değerlendirme yapılması gerekirken mahkemece eksik inceleme ile karar verilmesi isabetli olmamıştır. Ayrıca fesih sebeplerine ilişkin bir inceleme ve değerlendirme yapılmadan mahkemece davacının taraflar arasındaki güven ilişkisini sarsacak, sözleşmenin devamını çekilmez kılacak derecede ağır bir iş ve işlemi tespit edilmediğinin kabulü de hatalı olmuştur. Mahkemece yapılacak değerlendirmede feshin haksız olduğu ve denkleştirme tazminatı talep edilebileceği sonucuna varılması halinde bu kez denkleştirme tazminatının aşağıdaki şekilde hesaplanması gerekir. Zira bilirkişi heyeti tarafından yapılan ve mahkemece hüküm altına alınan tazminata ilişkin hesaplama, yasanın öngördüğü şekilde yapılmamıştır. Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir. Bu kapsamda yeni müşteri çevresinin yaratıldığını, var olan müşterilerle ilişkinin geliştirilip genişletildiğini ve bu müşteriler sebebiyle müvekkilinin önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir.Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır: Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/ elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır: Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır. Acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır. Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir. Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur.Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, 6102 sayılı TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır”. Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve bürüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır. İlk derece mahkemesinin hükme esas aldığı raporda böyle bir hesaplama yapılmamış, sadece davacının 2011-2015 yılları arasında elde ettiği, davalı kayıtlarına göre davacının net komisyonların fiilen çalışma süresi ortalaması üzerinden hesaplanarak sonuca gidilmiştir. Bu durumda yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan hususlar doğrultusunda somut olaya ilişkin veriler ile hesaplama ilkelerine uygun olarak düzenlenecek bilirkişi raporu dosyaya alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ile karar verilmesi de isabetli görülmemiştir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile kararın kaldırılmasına, davalı vekilinin sair istinaf sebebinin bu aşamada değerlendirilmesine yer olmadığına karar verilerek davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR :Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 16/10/2025