T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/375
KARAR NO : 2025/1224
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 30/11/2023
NUMARASI : 2023/238 Esas - 2023/768 Karar
DAVA: Kayyımlık (Ticari Şirkete Kayyım Atanması)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/09/2025
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı şirketin kuruluş amacının bir projeye danışmanlık vermek olup 2013 yılında belirtilen danışmanlık işinin tamamlandığını, şirketin kuruluş amacına ulaştığını, yapılan işten tahsil edilen bedelin şirket kasasında olmadığından şüphelenen müvekkilinin davalı şirketin zarara uğradığı düşüncesiyle dava ikame etmiş olup 3.348.569,33.-TL bedelin davalı şirkete ödenmesine karar verildiğini ve davanın kesinleştiğini, anılan davanın ortak ve yönetim kurulu üyesi olan davadışı ... ile müvekkili arasında görülmüş olup tarafların husumetinin uzun yıllardır devam etmesi sebebiyle davalı şirketin yönetim organlarının işlevsiz kaldığını, ayrıca yönetim kurulu üyelerinin görev sürelerinin de sona erdiğini, halihazırda şirketi iyiniyetle temsil edecek kimsenin bulunmadığını, davalı şirkete ödenmesine karar verilen bedelin, dava dışı ... adına icra dosyasına ödenmişse de davalı şirketin şahsi çıkarları doğrultusunda zarara uğratan dava dışı ...'in/vekilinin tekrar banka hesaplarını kötüniyetle kullanacağı şüphesinin mevcut olduğunu, dava dışı ...'in temsil yetkisinin sona ermesiyle hesapları kullanamayacağı iddiasında bulunulacaksa bu kez de zarara uğradığını ve zararın tahsil edildiğini, davalı şirketin kasasında bulunan bedelin ne şekilde yönetileceği sorusunun ortaya çıkacağını, yönetim organı kalmayan, tek kalem iş yapıp faaliyetlerini sona erdiren ve ortaklarının aralarında güven ilişkisi kalmaması sebebiyle tekrar bir araya gelmesi mümkün olmayan davalı şirketin öncelikle uğradığı zararın tahsilinin sağlanması sonrasında da feshine karar verilmesini talep ettiklerini, bu doğrultuda ilgili şirket kasasına icra dosyasından girecek asıl alacağın (vekalet ücreti ve müvekkili tarafından ödenen dava masrafları hariç olmak üzere) üzerinde ihtiyati tedbir kararı verilerek fesih sonuna kadar diğer ortak tarafından harcanmamasının sağlanması için İstanbul 29. İcra Dairesi'nin ... E icra dosyasına ihtiyati tedbir konulmasını, mahkemenin feshinin son çare olarak görmesi halinde davalı şirketin feshine, kabul edilmemesi halinde fesih yerine davacı pay sahibine, karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenerek davacı müvekkilinin şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verilmesini talep ettiklerini, davalı şirketin yönetiminin tamamen kilitlenmiş olup taraflar arasında uzun yıllardır husumet bulunduğunu, davalı şirketin, dava dışı ortak ve yetkili ... tarafından zarara uğratıldığı mahkeme kararıyla sabit kılınmış olup taraflar arasındaki husumetin icra yoluyla devam ettiğini, mahkeme kararının icra konusu yapılmışsa da icra dosyasına ödeme çok uzun süre sonra yapılmış olup şirketin zararının giderilmesi amacıyla yapılan ödemenin şirket kasası yerine tekrar dava dışı kişinin uhdesine alınması endişesi sebebiyle şirkete yönetim kayyımı atanmasını ettiklerini beyanlarla davalı şirketin faaliyet amacını tamamladığını, tekrar tek paydada buluşularak karar almanın imkansız olduğu ve ortada ispatlanarak davalı şirkete ödenmesine karar verilen bir zararın davalı şirket kasasına alınması gerektiğinin açık olsa da davalı şirket lehine işlem yapacak bir temsilci bulunmadığını, şirket hesaplarının yönetiminin daha önce dava dışı ...'de bulunduğunu, dava dışı ...'in zarar adı altında ödediği ve günün sonunda davalı şirket kasasına girecek “zarar” niteliğinde olan asıl alacağın (vekalet ücreti ve müvekkili tarafından ödenen dava masrafları hariç olmak üzere) tekrar dava dışı ... tarafından kendi hesabına alınması endişesiyle işbu dava süresince şirketin yönetiminin de sağlanabilmesi amacıyla davalı şirkete öncelikle yönetim kayyımı atanmasını, davalı şirketin feshini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının fesih talebine yönelik itirazlarının, davacının şirketin kuruluş amacına ulaştığı ve faaliyet konusunun kalmadığına ilişkin beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, davacının, dava dilekçesinde; davalı şirketin kuruluş amacının bir projeye danışmanlık vermek olduğu ve belirtilen danışmanlık işinin tamamlanmış olması nedeniyle şirketin kuruluş amacına ulaşmış olduğunu iddia ettiğini, bu sebeple “faaliyet konusu kalmayan” Şirketin feshedilmesine karar verilmesini ileri sürdüğünü, bu iddianın tamamen haksız olup gerçeği yansıtmadığını, “feshin son çare olması” ilkesi gereği; somut olayda, uyuşmazlığın şirket mevcudiyetinin ayakta tutularak çözülmesi imkanı bulunurken şirketin feshi yoluna gidilme çabasının hukuka uygunluğunun bulunmadığını, davacı tarafından iddia edildiği üzere, güncel durumda, ...'in Şirketin banka hesaplarının kişisel amaçlarla kullanacağına ilişkin bir endişe de bulunmadığını, davalı şirketin 08.12.2015 tarihli genel kurul toplantısında ...'in, ...'ın ve ...'nın üç yıllığına yönetim kurulu üyeliğine seçildiğini, 08.12.2018 tarihinde şirket yönetim kurulunun görev süresinin sona erdiğini, anılan tarihten bu yana genel kurul toplantısı yapılamadığını, bu sebeple, yönetim kurulu üyesi ... tarafından şirketin kuruluş amacını gerçekleştirebilmesi, faaliyetlerini sürdürebilmesi ve şirkette TTK m. 530 kapsamında organ yokluğu oluşmasının önüne geçilmesi adına yeni bir yönetim kurulu seçilmesi amacıyla genel kurul toplantısı yapılması için İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi'nde 2023/297 E. sayısı ile “kayyım talepli genel kurula çağrı davası” ikame edilmiş olup anılan davanın yargılamasının halihazırda devam ettiğini, şirkette, yönetim kayyımı atanmasını gerekli ve mümkün kılacak bir organ boşluğu bulunmadığını, TMK m. 427/4 uyarınca, yönetim organından yoksun bulunan bir anonim şirkete ancak şirket yönetimi başka yoldan sağlanamıyorsa yönetim kayyımı atanabilmekte olup huzurdaki davada bu koşul sağlanmadığını, neticeten, davacının şirkete yönetim kayyımı atanması ve şirketin feshine karar verilme taleplerinin hukuki dayanaktan yoksun olup mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerektiğini beyanlarla haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa tahmil edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Mahkememizce aldırılan bilirkişi heyeti raporuna, objektif bilimsel verilere dayanıp dosya kapsamı deliller ile uyumlu nedeniyle itibar edildiği, bilirkişi raporundaki mali inceleme sonuçlarına göre, davalı şirketin 31.12.2022 itibariyle borca batık olduğunun tespit edildiği, TTK.m.376/3 gereğince borca batıklık hesabının esasen aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden çıkarılan ara bilanço ile tespiti gerekeceği, ancak davalı şirketin aktifleri arasında rayiç değerleri üzerinden hesaplandığında şirketin borca batıklık durumunu değiştirecek taşınmaz, taşıt vs bulunmadığından, ara bilanço çıkarılması halinde dahi şirketin borca batıklık durumunun değişmeyeceği, anonim şirketin borca batık olması halinde, yönetim kurulunun mahkemeye başvurarak şirketin iflasını istemesinin zorunlu olduğu, bu hususun hem TTK.m.376/3'de hem de İİK.m.179'da düzenlendiği, TTK.m.376/3 madde ve fıkrasında; " Şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretler varsa, yönetim kurulu, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkartır. Bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğinin anlaşılması hâlinde, yönetim kurulu, bu durumu şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine bildirir ve şirketin iflasını ister." Madde 179'da-" (Değişik: 28/2/2018-7101/3 md.) Sermaye şirketleri ile kooperatiflerin, aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden düzenlenen ara bilançoya göre borca batık olduğu idare ve temsil ile vazifelendirilmiş kimseler veya şirket ya da kooperatif tasfiye hâlinde ise tasfiye memurları veya bir alacaklı tarafından beyan ve mahkemece tespit edilirse, önceden takibe hacet kalmaksızın bunların iflâsına karar verilir. Türk Ticaret Kanunu' nun 377 nci ve 634 üncü maddeleri ile 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 63üncü maddesi hükmü saklıdır." Davalı şirketin 14.08.2012 tarihli ve 8133 sayılı TTSG'de yayınlanan kuruluş esas sözleşmesinin Amaç ve Konu başlıklı 3. Maddesi incelendiğinde şirketin faaliyet konularının başta finansal danışmanlık olmak üzere geniş olarak belirlendiği, dolayısıyla TTK.m.529/1-b gereğince esas sözleşmede belirlenen amaç ve konu yönünden şirketin kuruluş amacına ulaşması sebebiyle infisah durumunun söz konusu olamayacağı kanaatine varılmıştır. İstanbul 2.Asliye Ticaret Mahkemesi' nin 2019/190 esas, 2021/791 karar sayılı doyasında yapılan yargılama neticesinde, davalı şirketin ... tarafından toplam 3.348.569,33 TL zarara uğratıldığının tespit edildiği ve bu bedelin davalı şirkete ödemesine karar verildiği ve kararın kesinleşmiş olduğuna göre, şirketin ortakları arasında husumet bulunduğu, şirket ortakları arasında güven ilişkisi kalmadığı, özellikle davacı ortak yönünden şirket ilişkisinin çekilmez hale geldiği ve şirket ortaklığına devam etmesinin objektif olarak kedisinden beklenemeyeceği kanaatine varılmıştır. Davalı şirketin son 2 yıldır gayri faal olduğu, ticari defterlerinin tasdik ettirilmediği, 2018 yılından beri görev süresi dolan yönetim kurulu üyelerinin yerine seçim yapılmadığı tespit edildiğinden, davacı dışındaki diğer ortakların da şirketin devamında bir yarar görmedikleri anlaşılmaktadır. Emsal üst mahkeme kararlarında ve doktrinde TTK.m.531'e göre açılan fesih davalarında öncelikle feshe alternatif çözüm yollarının veya ayrılma akçesi ödenerek davacı azınlığın şirketten çıkarılmasının değerlendirileceği, olabildiğince şirketin ayakta tutulması ve feshin son çare olması gerektiği kabul edilmektedir. Ancak eldeki dosya konusu olayda, gayri faal ve borca batık olduğu tespit edilen şirketin devamında herhangi bir hukuki yarar olmadığı anlaşılmakla davacının davasının kabulü ile davalı ... ... ... Hizmetleri A.Ş.'nin feshine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; borca batıklığın tespitinin hatalı şekilde yapıldığını, davalı şirket borca batık olmadığı gibi, kabul anlamına gelmemekle birlikte borca batıklık davalı şirketin TTK'nın 531. maddesi uyarınca feshine veya diğer uygun önlemler alınmasının hukuki dayanak oluşturmadığını, borca batıklığın TTK'nın 531. maddesi uyarınca bir fesih sebebi olmadığını, borca batıklığın tespit edilebilmesi için sermaye ile kanuni yedek, akçeler toplamının yarısının zarar sebebiyle karşılıksız kalması veya son yıllık bilançoya göre, sermaye, ile kanuni yedek akçeler toplamının üçte ikisinin zarar sebebiyle karşılıksız kalması veya şirketin borca batık durumda bulunduğu şüphesini uyandıran işaretlerin mevcut olması ve yönetim kurulu tarafından, aktiflerin hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de muhtemel satış fiyatları üzerinden bir ara bilanço çıkarılarak bu bilançodan aktiflerin, şirket alacaklılarının alacaklarını karşılamaya yetmediğini, davalı Şirket, bu durumların hiçbirisi içerisinde olmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunda borca batıklıktan anlaşılanın “Kısa ve Uzun Vadeli Yabancı Kaynakların Aktif toplamından fazla olması” olduğunun belirtildiğini ancak borca batıklık tespit edilirken bilançolar hazırlanmalı, bu bilançolarda bazı kalemler dikkate alınmalı ve bazıları alınmaması gerektiğini, borca batık olma durumu, hukuki olarak yukarı yer verdiğimiz TTK'nın 376 maddesindeki şartların taşınıp taşınmadığına göre belirlenebileceğini, bu bakımdan borca batıklık hükme esas alınan bilirkişi raporunda belirtildiği üzere “Kısa ve Uzun Vadeli Yabancı Kaynakların Aktif toplamından fazla olması” olarak nitelendirebileceği bir durum olmadığını, bilirkişi heyetinin borca, batıklığın tespitinin nasıl yapılacağı, 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 376'ncı Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ ile belirlenmiş olup, bilirkişi heyetinin borca batıklık tesi uyarınca ortaya koyulan hesaplama yöntemleri takip edilmeden, basit bir matematik hesabı ile bir tespit ortaya koymuş göründüğünü, bu bakımdan, ilgili tespit usulüne yapılmamış olup tamamen hukuka ve gerçeğe aykırı olduğunu, davalı Şirket'in borca batık olduğunun kabulünün mümkün olmadığını, tebliğe uygun olarak yapmadığı ortada olup bilirkişi raporu, kanlın ve meri mevzuat hükme esas olan ve tarafımızca itiraz edilen bilirkişi raporunda ayrılma akçesi hesabı başlığı, altında yer verilen ve fakat borca batıklığın hesaplanmasında yer verilmeyen, 06.04.2023 tarihi itibariyle, İstanbul 29. İcra Dairesi ... E. dosya numaralı icra dosyasında bulunduğu tespit edilen, 4.280.156,14-TL'nin davalı Şirket'in aktifleri hesaplanırken neden hesaba dahil edilmediği meçhul olup zira hükme esas bilirkişi raporunda davalı Şirket'in aktifleri arasında sayılmayan bu meblağ hakkında, ayrılma Akçesi başlığı altında, bilirkişi raporunun 9. sayfanın son paragrafında “ancak davacı şirketin zararı olarak tespit edilip tahsil edilerek icra dosyasında bekleyen paraların da fesih/tasfiye aşamasında şirket varlığı olarak dikkate alınması gerekecektir” denilmek suretiyle, bu meblağ hatalı şekilde hesaplanan ayrılma akçesinin hesabında şirket aktifi olarak yer aldığını, kendi içinde çelişen bu bilirkişi raporunda yer alan aleyhe tespitlerin hiçbir şekilde hükme esas alınmaması gerekmekte iken itirazlarımız atlanmış, ek rapor dahi alınmadan tek bir rapor ile davalı Şirket'in feshine karar verildiğini, davalı şirket'in tespit edilen hesap hareketleri ve faaliyet durumuna, davacı taraf, ikame ettiği davalar ile ve genel kurul toplantılarına katılmayarak sebep olduklarını, davacının bilerek ve isteyerek şirket aleyhine yarattığı neticelere dayanarak fesih talep, etmesinin kabul edilemeyeceğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, anonim şirketin haklı nedene dayalı olarak fesih ve tasfiyesi davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık, şirketin feshi için gerekli koşulların oluşup oluşmadığı noktasındadır.Davalı ... davacı ... ile dava dışı ... ve ... tarafından 120.000,00 TL sermaye ve eşit hisseler ile kurulmuştur. Davacı taraf, davalı şirketin dava dışı yönetici ... tarafından zarar uğratıldığı ve aralarında uzun yıllardır süren husumet bulunduğundan bahisle davalı anonim şirketin fesih ve tasfiyesine, olmadığı takdirde alternatif çözüm yollarından birine karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 531. Maddesine göre; haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.Kanunda anonim şirketin feshine neden olacak haklı sebeplerin neler olduğu sayılmamıştır. İleri sürülen sebeplerin haklı sebep oluşturup oluşturmayacağı yargısal uygulamaya bırakılmıştır. Bu bağlamda anonim şirketin kötü yönetilmesi; genel kurul toplantılarının yapılmaması, toplantıya katılım olmamasına rağmen imzaların şüpheli şekilde tamamlanması, şirket fiilen iflas etmiş ve borca batık bir durumda olmasına rağmen, Kanunun ilgili maddeleri ısrarla tatbik edilmeyerek bu konuda genel kurulun olağanüstü toplantıya çağrılmaması şeklinde gerçekleşen genel kurul toplantılarındaki usulsüzlükler; şirketin bireysel çıkarlara yönelmesi suretiyle ortaklık amacından uzaklaşması, şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketin amacını gerçekleştirme doğrultusunda faaliyetlerde bulunmaması, şirketin amacını gerçekleştirmede kullanılan tüm tesis ve teçhizatların satılması nedenleriyle artık amacın gerçekleştirilmesinin mümkün olmaması; paydaşlara ihtara rağmen şirketin mali durumu hakkında bilgi verilmemesi, şirketin gelir ve giderlerinin incelenmesine izin verilmemesi, ortakların şirketin yönetimi, malvarlığı ve kâr-zarar durumu hakkında bilgilendirilmemesi, ortakların denetim ve bilgi edinme haklarının engellenmesi suretiyle bilgi alma ve inceleme haklarının kısıtlanması; uzun süre pay sahiplerine kâr payının dağıtılmaması, paydaşların kâr payı alma hakkının engellenmesi, şirketin yüksek kârlılığa rağmen paydaşlara kâr payı dağıtılmaması; ortaklar arasında güven ilişkisinin kalmaması, ortağın bakiye borcunu ödemede temerrüdü, ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıkların olması ve bunların yargıya intikal etmesi, davacı ile şirketin diğer ortakları olan kardeşleri arasındaki ilişkilerin tamamen bozulmasının aile şirketi niteliğindeki şirketin işleyişine de yansıması suretiyle ortaklar arasında giderilemeyecek ölçüde güvensizlik ve anlaşmazlığın ortaya çıkması gibi sebepler yargısal uygulamalarda şirketin feshi için haklı sebep olarak kabul edilebilmektedir.Davacının dayandığı İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/11/2021 Tarih ve 2019/190 E. - 2021/791 K. Sayılı kararının gerekçesinin bir bölümü; "Davacının, dava dışı şirketin ortağı olmakla beraber davalı yönetim kurulu başkanının eylemiyle meydana gelen zararın dolaylı zarar olması halinde ancak şirket adına talepte bulunabileceği kabul edilmelidir. Gerek birinci bilirkişi kurulu raporu ve gerekse ikinci bilirkişi kurulu raporu içeriği ve davacının dayandığı vakıalar karşısında davalı yönetim kurulu başkanının gelir tablosu hesaplarında gerçekte gider olmayan banka hesaplarındaki döviz mevcudunun nakit olarak çekilmesi, yukarıda açıklanan ve döviz cinsinden bu miktarlara ilişkin işlemlerin usulsüz şekilde gider olarak kaydının yapılmış olması, şirketin iş hacminin önemli bir kısmını içeren bu miktarların şirket muhasebesi tarafından yapılan basit bir hata olarak tanımlanmasının bilirkişi kurulu raporunda da açıklandığı üzere mümkün bulunmadığı, bu miktarların tüm yönetim kurulu üyeleri tarafından gözetlenmesi ve denetlenmesi gerektiği, esasen 6736 sayılı Kanun kapsamında giderleştirilebilen 1.135.000,00 TL isabet edecek şekilde muhasebeleştirilen zararın tamamının ortaya çıkmasında 2012-2015 yıllarında yönetim kurulunda görev aldığı saptanan davalı ...'in kusurunun mevcut olduğu, davalının eyleminin davalı kusurundan kaynaklandığı, davalının bu eylemi sonucunda ise gerek birinci bilirkişi kurulu ve gerekse ikinci bilirkişi kurulu raporunda saptanan zararın dava tarihi itibariyle 3.348.569,33 TL olduğu, bu suretle zararın hükme konu toplam 3.348.569,33 TL olduğu, zararın doğrudan nedensellik ilişkisi içinde oluştuğu, bu tip kusurlu eylem ile meydana gelen zararın ise dolaylı zarar niteliğinde bulunduğu anlaşılmakla davacının dava dışı şirket aleyhine oluşan bu zarar ile ilgili tazminatın dava dışı şirkete ödenmesini talep etmesinin, bu suretle bu miktarın davalıdan tahsili ile dava dışı şirkete verilmesinin yasal koşullarının oluştuğu kabul edilmiştir." şeklindedir. Bu karar, tarafların kararı istinaf etmemesi üzerine 25/01/2022 tarihinde kesinleşmiştir.Bunun yanı sıra ilk derece mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu hazırlanan raporda, davalı şirketin son 2 yıldır gayri faal olduğu, ticari defterlerin dahi tasdik edilmediği, 2018 yılından dava tarihine kadar görev süresi dolan yönetim kurulu üyeleri yerine seçim yapılamadığı tespit edilmiştir. Denetim(onay) kayyımı tarafından sunulan raporda ise, sunulan kurumlar vergisi beyannameleri uyarınca 2019, 2020, 2021 ve 2022 yıllarında şirketin herhangi bir satış geliri olmadığı, 2019, 2020, 2021 yıllarında genel yönetim giderleri dışında başkaca gider beyan edilmediği, 2022 yılı bilançolarının 2021 yılı ile aynı olduğu ve 2022 yılında gelir tablosu uyarınca herhangi bir gelir / gider kayıtlanmadığı, 2023 yılına ilişkin sunulan beyannameler uyarınca da herhangi bir gelir / gider kaydı bulunmadığı, şirket defterlerinin şu an için bulunamadığı, 2022 ve 2023 defter tasdiklerinin yapılamadığı belirtilmiştir. Somut olayda, kesinleşen İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 25/11/2021 Tarih ve 2019/190 E. - 2021/791 K. Sayılı kararında açıklanan gerekçeler, yukarıda anılan bilirkişi raporu ve denetim kayyımı raporundaki tespitler nazara alındığında davalı şirketin feshi için haklı nedenlerin bulunduğunun kabulü gerekir. TTK'nın 531. maddesindeki düzenleme uyarınca anonim şirketin feshine son çare olarak başvurmak gerekir. Zira, asıl olanın şirketin devamlılığıdır. Anılan düzenleme uyarınca, ekonomik değer taşıyan şirketin feshi yerine şirketi ayakta tutacak diğer çözüm yollarının hakimce değerlendirilmesi zorunlu kılınmıştır. Ancak, davalı şirketin gayri faal olması, ticari defter tasdiklerinin yapılmaması, süresi dolan yönetim kurulu üyeleri nedeniyle uzun süre seçim yapılamaması, şirketin gelir / gider tablosunda kayda değer bir hareket bulunmaması nedeniyle şirketin devamında bir fayda bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle ilk derece mahkemesince, davanın kabulü ile şirketin feshine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR : Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 25/09/2025