T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/233
KARAR NO : 2025/1218
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 25/02/2021
NUMARASI : 2018/726 Esas - 2021/150 Karar
DAVA: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 25/09/2025
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekillerince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında, Nevşehir ili, Hacıbektaş ilçesindeki taşınmaz üzerinde bulunan ... istasyonunun işleticiliği hususunda 19/02/2013 tarihinde 5 yıl süreli Bayilik Sözleşmesi ve yine aynı tarihli Bayilik Protokolü akdedildiğini, anılan sözleşmeye ve protokole ilave olarak davalının verdiği Ürün Alım Taahütnamesi ile yıllık asgari 550 ton beyaz ürünü davacı ...'den almayı, eksik kalan ton üzerinden kar mahrumiyeti ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, davalının bayilik sözleşmesi ve eklerine aykırı davranarak istasyonda 6 ay boyunca ürün satışı yapmadığını, bu sebeple bayilik lisansının Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) tarafından sona erdirildiğini, EPDK’nın kararı üzerine bayilik ilişkisi fiilen sona eren davalının Bayilik Protokolü'nde kararlaştırılan cezai şart tutarını ödemesi gerektiğini belirterek ve dilekçesinde ileri sürdüğü diğer nedenlerle, Bayilik Protokolü'nün 12. maddesi uyarınca tahakkuk eden 100.000,00-USD cezai şart alacağının şimdilik 1.000,00-USD'sinin temerrüt tarihinden itibaren yabancı paraya işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte, Ürün Alım Taahhütnamesi uyarınca eksik kalan ürün miktarı için hesaplanan 250.178,72-USD kar mahrumiyeti alacağının şimdilik 1.000-USD'sinin temerrüt tarihinden itibaren yabancı paraya işleyecek en yüksek mevduat faizi ile birlikte, Bayilik Protokolü'nün 6. maddesi ve Bayilik Sözleşmesi'nin 26. maddesi uyarınca davalının ödemesi gereken 13.275,00-TL. otomasyon servis ve iletişim bedelinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, Bayilik Protokolü'nün 12. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca davalının ödemesi gereken 10.124,40-TL. söküm bedelinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte, Bayilik Sözleşmesi kapsamında davalının ödemekle yükümlü olduğu 467,21-TL. mobilizasyon ulaşım yansıtma bedelinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davacı vekili 18/11/2020 tarihli dilekçesi ile, alım taahhüdüne bağlı kar mahrumiyeti talebini 60.500,00 USD olarak ıslah etmiştir.
CEVAP : Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ... bayilik sözleşmelerinin karşılıklı güven ilişkisinin yoğun olduğu, sürekli nitelikli sözleşmeler olduğunu, tarafların sözleşme süresince sadakat ve birbirlerinin menfaatlerini korumakla yükümlü olduklarını, müvekkili tarafından Hacı Bektaş Noterliği'nden davacı şirkete keşide edilen 14/09/2018 tarihli, ... yevmiye numaralı ihtarnamede; istasyon güzergahında iki defa karayolu çalışması yapıldığının, bu çalışmalardan birinin yaklaşık 8 ay sürdüğünün, diğerinin de aynı şekilde uzun zaman sürdüğünün bildirildiğini, bu şekildeki mücbir sebep halinin davacı şirketin gerek saha müdürleri gerekse bölge müdürlerince bilindiği halde müvekkilinin hiç bir şekilde desteklenmediğini, bölgede Suriye mazotu diye tabir edilen kaçak motorin satışları nedeniyle fiyatların diplere çekildiğini, mevcut fiyatlandırma ile müvekkilinin kar elde etmesinin ve çalışmasının adeta imkansızlaştığını, zaten 6 ay mal alamaması nedeniyle müvekkili şirketin lisansının EPDK tarafından iptal edildiğini, davacı şirket tarafından Beşiktaş 26. Noterliği’nden müvekkiline keşide edilen ihtarnamenin tarihinin 06/09/2017 olduğunu, yani anılan ihtarnamenin EPDK tarafından müvekkili şirketin lisansının iptal edildiği tarihten sonra gönderildiğini, müvekkiline sözleşmede inhisar yetkisi tanınmadığı halde asgari alım kotası öngörülmesinin ve bu kotaya uyulmama halinde cezai şart uygulanmasının sözleşme dengesini bozan haksız şart niteliğinde olduğunu, davacı tarafça talep edilen cezai şartın hukuk kaideleri ve yerleşik içtihatlara aykırı olduğunu, davacı şirketin cezai şart isteyebilmesi için her yıl için ayrı ayrı olmak üzere eksik alım yapan bayiye bir sonraki yıl için mal vermeden önce (dönem yılı bitmeden) eksik alım yaptığını ve bu husustan kaynaklanan cezai şart alacağını saklı tuttuğunu ihtarla bildirmesi gerektiğini, oysa davacı tarafın kar elde etmeye devam ederek bu duruma sessiz kaldığını ve bu konuda müvekkiline herhangi bir ihtarname keşide etmediğini, bir hukuki ilişkide bir kimsenin davranışı ile karşı tarafta korunmaya layık ve esaslı bir güven uyandırdıktan sonra bu davranışa aykırı ve çelişkili tutum takınamayacağını, bu anlamda davacının taleplerinin TMK.’nun 2. maddesindeki dürüstlük kuralına açıkça aykırılık teşkil ettiğini, davacı tarafın davasını akde aykırılığa dayandırdığını, ancak haksız fesih gibi bir iddiasının bulunmadığını, bu nedenle orada ayakta olan bir sözleşme ilişkisi bulunmadığından, mevcut durumda akde aykırılık iddiasına dayanılarak cezai şartın da istenemeyeceğini, fahiş olarak cezai şart içeren sözleşme maddelerinin de açıkça yasaya aykırı olduğunu, sözleşmede öngörülen ceza miktarının tacir olan borçlunun iktisaden mahvına yol açacak derecede ağır ve yüksek olduğunu, söz konusu cezai şartın tahsili yoluna gidilmesi halinde müvekkilinin eskisi gibi ticari hayatını sürdüremeyeceğini belirterek ve dilekçesinde açıkladığı diğer nedenlerle haksız davanın reddine, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " İddia, savunma, dosyada toplanan deliller, dosyada alınan bilirkişi kurulu kök ve ek raporları ile tüm dosya kapsamına göre; davalı şirketin bayilik lisansının 17/07/2017 tarihinde EPDK tarafından iptal edildiği, davalı şirketin 2.750 ton ürün almayı taahhüt etmiş olmasına rağmen sadece 475,648 ton ürün aldığı, ancak imzaladığı asgari alım taahhütnamesi ile eksik ton başına davacıya 110 USD ödeme yapmayı kabul ve taahhüt ettiği, taraflar arasındaki sözleşmenin hüküm ifade etmeye başladığı 19/02/2013 tarihi ile lisansının EPDK tarafından iptal edildiği 17/07/2017 tarih itibariyle geçen sürede davalının asgari alım taahhüdüne uymadığı, davacı tarafça Beyoğlu 34. Noterliği’nden davalıya gönderilen 25/05/2015 tarihli, ... nolu ihtarnamede; davalı şirketin taraflar arasında 19/02/2013 tarihinde imzalanan Bayilik Sözleşmesi ve ekleri kapsamında 19/02/2014 ile 18/02/2015 tarihleri arasındaki dönemde 478,934 ton eksik ürün aldığı, buna göre belirtilen sözleşme yılı için aleyhine 52.682,74-USD tutarında cezai şart tahakkuk ettiği, ancak karşılıklı ticari ve hukuki ilişkinin zedelenmemesi adına davalı şirketin bir an önce ürün alım/satımına ilişkin taahhütlerini yerine getirmesi gerektiği ifade edilerek iradesinin açıkça bildirildiği, böylece davacı şirketçe davalı şirketten olan cezai şart talebinin sadece sözleşmenin feshi ile birlikte talep edildiği, diğer yıllara ilişkin olarak ise davalıdan herhangi bir cezai şart talebinde bulunulmadığı, bir başka ifade ile; davacı şirketin davalı şirketin sözleşmenin eki niteliğindeki taahhütnamede öngörülen asgari alım taahhüdüne uymadığını tespit ettiği halde sonraki yıllar bakımından ona herhangi bir ihtarname çekmediği ve ihtirazı kayıt (çekince) ileri sürmeksizin akdi ifaya devam ettiği, her ne kadar sözleşmenin devamı sırasında ihtirazi kayıt ileri sürülmeksizin ürün vermeye devam edilmesi halinde önceki yıllara ait cezai şart istenemez ise de son yıla ilişkin olarak cezai şart istenebileceğinden, davacı şirketin davalı şirketten 13/02/2017 ile 13/02/2018 tarihleri arasındaki 1 (bir) yıllık dönem için bilirkişi kurulunca hükme esas alınan raporda hesaplandığı üzere eksik tonaj alımından kaynaklanan 60.500-USD tutarında kar mahrumiyeti talep edebileceği, ancak öte yandan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20/01/2013 tarihli, 2012/19-670 E. ve 2013/171 K. sayılı kararında da açıklandığı üzere; sözleşme süresi içinde çekince (ihtirazi kayıt) konulmadan uzun süre ifaya devam edilmesi üzerine davalı bayide (borçluda); “kendisinden ceza koşulu istenmeyeceği” yönünde haklı bir güven oluşmuş ise, oluşan bu haklı güven ve dürüstlük ilkesi nedeniyle önceki yıla veya yıllara ait ceza koşullarının artık davalıdan talep edilemeyeceği, davacı şirketin sözleşmenin ayakta kaldığı süre içinde davalı şirkete (bayiye) beyaz mal vermesi yönündeki davranışı ile ticari ilişkinin sözleşmenin kalan süresi boyunca da devam ettiği gözönüne alındığında, davacı şirketin taraflar arasındaki bayilik protokolünün ceza-i şartı düzenleyen 12. maddesinin uygulanmayacağı konusunda davalı tarafta haklı bir güven oluşturduğu, zira bayide oluşan bu güven nedeniyle davacının aradan geçen bunca yıldan sonra davalı bayiden cezai şart talep etmesinin Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralına açıkça aykırı olacağı, daha da önemlisi davacı şirketin davranışları ile davalı şirkette yarattığı güvenle çelişki oluşturacak şekilde eldeki davaya konu edilen cezai şart tazminatını istemesinin çelişkili davranış yasağını oluşturacağı, böyle bir davranışın ise hukuk nezdinde korunmasının mümkün olmadığı gözetilerek, davacı tarafın bayilik protokolünün 12. maddesine göre davalıdan talep ettiği cezai şart tazminatına yönelik istemin reddi gerektiği, sonuç olarak davacı şirketin davalı bayinin asgari alım taahhüdüne uymamasından dolayı davalıdan son sözleşme yılında tahakkuk etmiş bulunan 60.500-USD tutarında kar mahrumiyeti alacağı bulunduğu ve davacının bu miktarı davalıdan talep etmekte haklı olduğu, eksik tonaj alımı nedeniyle uğranılan kar mahrumiyetinden kaynaklanan 60.500,00-USD’nin sözleşmenin fesih tarihi olan 17/07/2017 tarihinden itibaren 3095 sayılı kanunun 4489 sayılı kanun ile değişik 4/a maddesi gereğince Devlet bankalarınca 1 (bir) yıl vadeli USD mevduat hesabına uygulanan en yüksek faiz yürütülmek suretiyle davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerektiği, ayrıca davacı şirketçe davalı adına faturalandırılarak ticari defterlerine işlenen ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda detaylandırılarak hesaplanmış olan 13.275,00-TL. otomasyon servis ve iletişim bedeli, 10.124,40-TL. söküm bedeli, 467,21-TL mobilizasyon ulaşım yansıtma bedeli olmak üzere toplam 23.866,61-TL.’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesi gerektiği, şartları oluşmadığından, davacı tarafın taraflar arasında akdedilen Bayilik Protokolü’nün 12. maddesine dayalı cezai şart alacağına yönelik istemlerinin ise reddi gerektiği anlaşılmakla, davanın kısmen kabulüne, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bayilik Protokolü'nün 12. maddesi uyarınca doğmuş olan cezai şart alacağının davalının bayilik lisansının sona ermesine ve bu şekilde sözleşmenin de sonlanmasına neden olan kusurlu fiilleri nedeniyle talep edildiğini, reddedilen bu talebimize ilişkin gerekçede talebimizin kar mahrumiyeti alacağı gibi değerlendirilmiş olması ve davacının her yıl çekince koymamış olmasının davalının güvenine neden olacağının belirtilmesi kararın hukuka aykırılığını ortaya koyduğunu, kar mahrumiyeti alacağının sadece son yılla sınırlı şekilde kabul edilmesi taraflar arasındaki sözleşme ve Ürün Alım Taahhütnamesi hükümlerine, hukuka ve Yargıtay içtihatlarına aykırı olduğunu, bilirkişi raporlarına yönelik itirazlarında da açıklandığı üzere Ürün Alım Taahhütnamesinin açık hükümleri karşısında davacının her yıl ihtar gönderme ve çekince koyma yükümlülüğü bulunmadığını, davacı tarafından 19.02.2014 - 18.02.2015 dönem aralığında eksik ürün alımlarından kaynaklı olarak davalının 52.682,74 USD cezai şart borcu olduğu hususunda davalıya gönderilmiş olan İhtarname dava dilekçesinin 8 nolu ekinde dosyaya sunulmuş olduğundan bu dönem aralığı bakımından alacağımızın göz ardı edilmiş olması da dosya kapsamına açıkça aykırı olduğunu kararın bu açıdan da kaldırılması gerektiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; raporda görüleceği üzere davacı defterlerine kaydedilmiş '' Sözleşmenin erken fesih cezai şart bedeli,Sözleşme taahhütname cezai şart bedeli, mobilizasyon ulaşım yansıtma bedeli, ... ekipmanları sökümü yansıtma, ariyet sökümü yansıtma'' bedeli adı altında faturalara müvekkil tarafından '' 8 gün içerisinde itiraz edilmediği,ihtarname ile yapılmadığı'' tespitine gelince, öncelikle bilirkişilerin bir tarafın tek taraflı defterine işlediği fatura olması onun karşı tarafa usulünce tebliğ edildiği anlamına gelmediğini bilmesi gerektiğini, bir faturaya itiraz edilebilmesi için öncelikle TTK usulüne uygun olarak karşı tarafa tebliği gerektiğini, rapor hazırlanırken bilirkişilerin somut veriler üzerine değil, olmayan belgeler üzerine rapor tanzim ettiğini, gönderilmeyen bir faturaya itiraz edilmesini beklemek hayatın olağan akışına aykırı olduğu gibi, bilirkişi rapor tanzimi dikkat ve özen yükümlülüğüne de fahiş bir aykırılık olduğunu, bağımsız ve tarafsız bakış açısında bilirkişilerce ilk ortaya konulması gereken usule uygun fatura gönderilip gönderilmediği olması gerekirken bu yapılmadığından, objektif bakış açısının olmadığı alenen ortada olduğundan artık bilirkişilerin ek rapor tazmin etmelerine de muvafakatlerinin olmadığını, hukuka aykırı kök rapore dayanılarak karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, sözleşmenin bitiş tarihi 13/02/2018 tarihi olarak kararlaştırılmasına karşın 17/07/2017 tarihinde son bulması nedeniyle 13/02/2017-13/02/2018 yılı arası 550 metreküp taahhüt x ton başı 110 dolar= 214.393,85-TL cezai şart hesaplaması da doğru olmadığını, layihalar aşamasındaki beyanlarını tekrar ile hiçbir şekilde cezai şart ya da her ne nam altında alacak hakları olduğunu kabul etmemekle böyle bir hesaplama yapılamayacağını, ilk sözleşme yılı herhangi bir bedel talep edilmeyerek ve uzun sürede sessiz kalınarak karşı tarafta istenmeyeceği yönünde haklı güven oluşturulduğunu, davalı tarafından çekilen ve delil olarak dayandığı ihtarnamelerin değerlendirilmediğini, dağıtıcı bölgede yaşanan rekabet ve mücbir sebep sayılabilecek 6 ay süren yol çalışması ve bölgeye Suriye mazotu diye tabir edilen kaçak mazotun girmesi nedeniyle rekabet edememiş ve kar marjı paylaşımlı sözleşmesine istinaden dağıtıcının ekonomik konjonktürü gözeterek sadakat/destekleme yükümlülüğü varken bayiyi destekleyerek daha ekonomik iskonto rakamlarıyla ürün vermesi gerekirken bunu yapmayarak aksine bayinin kendisinde duran teminat mektuplarını haksız yere bozduğunu, hukuki vasfılandırma yapıldığında görüleceği üzere mücbir sebep hali ve haklı nedenle ve fesih durumu da değerlendirildiğinde dava dilekçesi 4. maddesinde açıkça akde aykırılığa dayanıldığından ve ayakta olan sözleşme de olmadığından talep edilen vasıftaki cezai şarta hükmedilemeyeceğini, cezai şart müessesi özellik arz etmesi nedeniyle taahhütnameyi kabul etmemekle düzenleme tarzına dikkat edildiğinde sözleşmeyi gerek mücbir sebep gerekse davacının destekleme yükümlülüğüne aykırı hareketi bu durumda kabul edilmediği taahhüt evrakında özel ve seçimlik belirtilen durumların hiç birisine uymadığından cezai şart istenemeyeceğinin ortada olduğunu, davacı davasını akde aykırılığa dayandırmış olup haksız fesih iddiası da olmadığını, ayakta olan bir akit olmadığından mevcut durumda akde aykrıılık iddiasına dayanılarak cezai şart istenemeyeceğini, ki haksız feshe değil, akde aykırılığa dayalı cezai şart isteminin aynı anlama gelmediğini, bilirkişiler bu ayrımın teknik olarak bilincinde dahi olmadan rapor yazdığını, dolayısıyla düz mantık yüksek yargı kararından yola çıkarak subjektif delil değerlendirmesi yapmadan ezber yorumla rapor tanzim edilmesinin kabul edilemeyeceğini, ayrıca hesaplama tarih aralığı dahi sözleşme son yılı başından hesaplanmış olup onun dahi doğru olmadığını, ek rapora karşı yapılan itirazı tekrar ile kar mahrumiyeti alacağına hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu herhangi bir kar mahrumiyeti isteyemeyecek olması karşısında bilirkişilerin bu kararlardan haberi dahi olmadığını, sözleşmenin tamamını esas alır şekilde kar mahrumiyeti hesaplaması yapılarak ihtimali de olsa rapor hazırlanmış olmasına ve mahkemenin de hukuka aykırı ek rapora uyarak kar mahrumiyeti bakımından alacak kalemi belirlemesine itiraz ettiklerini, otomasyon söküm ve otomasyon bedeli hesaplamasını da kabul etmediklerini, otomasyon sistemi açıklamasına yer vermek gerekirse: Yer altı tankına takılan PROB adı verilen hassas algılayıcısı sayesinde, anlık hareketleri kaydetmekte olup, tüm alış ve satış hareketleri Dağıtıcı- Epdk -Bayi denetlemesi altında olup sisteme müdahale edildiğinde sistemde bayi tarafından müdahale edilemeyecek şekilde kayda alınarak gözüktüğünü aylık olarak otomasyon verileri ışığında dağıtıcı firma ile EPDK arasında mutabakat yapıldığını, kaçak akaryakıtla mücadele için geliştirildiğini, mutabakat yapılan aylarda artık menşei belli olmayan yakıt ikmali iddiasının söz konusu olamayacağını, ariyet olarak verilen sistemler yatırım olarak değerlendirilemeyeceği gibi söküm giderleri konusunda da kişilerin zilyedinde duran aranılacak borç olan bir ariyetin geri alınmasında herhangi bir bedel talep edilemeyeceğini, herhangi bir bedel ödenmesini kabul etmemekle aksi durumda dahi bir ürün fiyatlandırılırken amortisman ve kullanım aşamasında geçen süre hesabının tenzili gerekirken bu da yapılmadığını, cezai şarta yönelik beyanlarını tekrar ile bu yönden de davada talep ve beyanlarımız dikkate alınmayarak aleyhine adil olmayan bir yargılama yapıldığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :Dava, bayilik sözleşmesi süresi boyunca alım taahhüdünün yerine getirilmemesi ve sözleşmenin süresinden önce feshi nedeniyle cezai şart ve bir kısım fatura alacağı davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, alım taahhüdünün yerine getirilmemesi ve davalı bayinin lisansının iptal edilmesi nedeniyle, ayrı ayrı kararlaştırılan cezai şartların talep edilebilmesi koşullarının oluşup oluşmadığı ve fatura alacaklarının bulunup bulunmadığı noktasındadır.Taraf şirketler arasında İlicek Köyü, Kayseri Ankara asfaltı 85. Km. Hacıbektaş/Nevşehir adresinde bulunan Köyiçi Mevkii, ..., 12 ... Pafta 2 Parselde kayıtlı gayrimenkul üzerindeki ... istasyonunun işletmeciliği konusunda 19/02/2013 tarihinde 5 yıl süre ile geçerli olmak üzere Bayilik Sözleşmesi ve aynı tarihli Bayilik Protokolü akdedilmiştir. Ayrıca bunlara ek olarak davalı taraf "Ürün Alım Taahhütnamesi" düzenlenleyerek sözleşme süresince yıllık asgari 550 ton, anlaşma süresince toplam 2.750 ton beyaz ürünü (kurşunsuz benzin, normal benzin, motorin olmak üzere) almayı, eksik kalan ton üzerinden ise 110,00 USD kar mahrumiyeti ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir. Davalı ... Petrol Ürünleri Nak. Ve Tic. Ltd. Şti.'nin lisasnsının EPDK tarafından 17/07/2017 tarihinde iptal edilmesi nedeniyle sözleşmenin sona erdiği ihtilaf konusu değildir.Davacı, sözleşmenin davalıya bağlı nedenlerle sona ermesi nedeniyle cezai şart, alım taahhüdünün yerine getirilmemesi nedeniyle cezai şart ve otomasyon servis ve iletişim bedeli, söküm bedeli ile mobilizasyon ulaşım yansıtma bedeli alacağının tahsili istemiyle eldeki davayı açmıştır. Protokol'ün 12. Maddesinde bayinin anlaşma ve eklerini bayilik süresi dolmadan feshedilmesi veya fesih sonucu doğuracak şekilde hareket edilmesi halinde 100.000,00 USD tutarındaki cezai şartın davacı şirkete ödeneceği düzenlenmiştir. Ürün Alım Taahhütnamesinde ise davalı taraf yıllık 550 ton olmak üzere toplam 2.750 ton ürün almayı ve taahhüdün yerine getirilmediği takdirde eksik ton başına 110,00 USD kar mahrumiyeti ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir. Ayrıca taahhütname de kar mahrumiyetinin anlaşmanın hitamında istenebileceği ve davalının buna muvafakat ettiği belirtilmiştir.Cezai şart, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaad ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevketmektir ve bu amaçla cezai şart, asıl alacağı kuvvetlendirme amacı güder. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. Bunlar seçimlik ceza koşulu (TBK. md. 179/1), ifaya eklenen ceza koşulu (TBK md. 179/2) ve ifayı engelleyen ceza koşuludur (TBK md. 179/3). ... bayilik sözleşmelerinde veya taahhütnamelerde yer alan “yıllık asgari alım taahhüdü”ne uymama halinde öngörülen ceza koşulu (cezai şart) hükümleri TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrasındaki ifaya ekli ceza koşulu niteliğindedir. İfaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. Beş yıl süreli bir ... bayilik sözleşmesinde veya eki taahhütnamede bayinin yıllık asgari ürün alımı taahhüdü bulunmasına rağmen yıllar itibariyle bu taahhüde uyulmaması durumunda ise tedarikçi firmanın, TBK'nın 179. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca hem ifayı hem de ceza koşulunu talep edebilmesi için takip eden yılda henüz bayiye mal vermeden önce ceza koşulu ile ilgili çekince (ihtirazi kayıt) bildirmesi ya da bu konuda bayiye noterden bir ihtarname göndermesi gerekir. Çekince için ayrıca bir şekil şartı bulunmamakta olup, tedarikçi, taahhüde aykırı davranılmış olan yılı takip eden yeni yıldaki ilk fatura ve irsaliyeye koyacağı bir açıklama (şerh) ile bu koşulu yerine getirebilir. Bunlar yapılmadan müteakip yılın ifası gerçekleşmişse artık bir önceki yıla ait ceza koşulu istenemeyecektir. Ancak; TBK’nın 179 uncu maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen hüküm, emredici nitelikte olmadığından taraflar, sözleşme serbestisi ilkesi gereğince aralarında farklı bir düzenleme yapabilecektir. Somut olaya gelindiğinde; dosya içerisinde bulunan Ürün Alım Taahhütnamesinin (a) bendi, "anlaşma süresinin hitamında ve/veya her bir yıllık anlaşma süresinin sonunda hesaplanacak eksik kalan miktar üzerinden ton başına 110 USD tutarının ödeme gününde uygulanmakta olan Merkez Bankası döviz satış kuru üzerinden hesaplanacak Türk Lirası karşılığında ödemeyi," (c) bendi "söz konusu kar mahrumiyeti miktarının ... tarafından her bir yıllık anlaşma döneminin hitamında veya bizzat belirleyeceği dönemlerde anlaşmanın ifasıyla birlikte talep edilebileceğini," (g) bendi "...'nin anılan kar mahrumiyeti tutarını mutabakatımız dahilinde anlaşma süresi sonunda toplam olarak talep etmesine muvafakat ettiğimizi," (h) bendi ise, "... tarafından yazılı feragatname verilmedikçe ...'in herhangi bir hak ve alacağından feragat etmiş sayılmayacağını beyan kabul ve taahhüt ederiz," şeklindedir. Anılan bu düzenlemeler dikkate alındığında çekincesiz olarak mal verilmesi, davacının alım taahhüdünün ihlali nedeniyle cezai şart talebinden vazgeçtiği anlamına gelmeyecektir(Yargıtay 11. HD'nin 25/03/2025 Tarih ve 2024/3179 E. - 2025/2089 K. sayılı kararı). Bu halda, davacının sözleşmenin yürürlükte olduğu dönem için alım taahhüdünün ihlali nedeniyle cezai şart istemesine bir engel bulunmamaktadır. Bu nedenle ilk derece mahkemesince davacının alım taahhüdünü ihlal nedeniyle ceza şart alacağının sözleşmenin yürürlükte kaldığı(19/02/2013-17/07/2017) dönem için değerlendirilmesi gerekirken sadece son dönem ile sınırlı değerlendirme yapılması doğru görülmemiştir. Protokol'ün 12. Maddesinde bayinin anlaşma ve eklerini bayilik süresi dolmadan feshedilmesi veya fesih sonucu doğuracak şekilde hareket edilmesi halinde 100.000,00 USD tutarındaki cezai şartın davacı şirkete ödeneceği düzenlenmiş olup, bu düzenlemenin ürün alım taahhütnamesi ile kararlaştırılan cezai şart ile ilgisi bulunmadığı gibi ürün alım taahhütnamesi dışında sözleşmenin sona ermesi halinde ayrıca cezai şart düzenlenmesine bir engel bulunmamaktadır. Kaldı ki, Ürün Alım Taahhütnamesinin (e) bendinde taahhüdün ve kar mahrumiyeti miktarının anlaşmalarla öngörülen cezai şart miktarına mahsup edilemeyeceği, haklı nedenle feshi halinde cezai şarta ilaveten talep edilebileceği düzenlenmiştir. Taraflar arasındaki bayilik sözleşmesi davalının lisasnsının EPDK tarafından 17/07/2017 tarihinde iptal edilmesi nedeniyle sona ermiş olduğundan Protokol'ün 12. Maddesinde düzenlenen cezai şartın koşulları oluşmuştur. Bu nedenle, ilk derece mahkemesince bu alacak kalemi yönünden davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir. Davaya konu otomasyon servis ve iletişim bedeli, söküm bedeli ile mobilizasyon ulaşım yansıtma bedeli alacağı faturaya dayalı olup, davalı tarafın ticari defterleri incelenmediğinden davalının bu faturaları ticari defterlerine kaydedip kaydetmediği belli değildir. Davalının adresi Hacıbektaş/Nevşehir olup davalının ticari defterlerinin incelenmesi için talimat yazılması gerekirken 18/07/2019 tarihli ara karar ile defter inceleme kararı verilmesi yerinde olmamıştır. Bu nedenle davalının ticari defterlerine sunmamış olmasına sonuç bağlanması mümkün değildir. Bilirkişi heyeti tarafından, otomasyon servis ve iletişim bedeli, söküm bedeli ile mobilizasyon ulaşım yansıtma bedeli alacağına ilişkin faturaların düzenlenme koşullarının oluşup oluşmadığı da incelenmemiştir. Bu nedenle anılan fatura alacakları bakımından ilk derece mahkemesince eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiştir.Bu durumda, ilk derece mahkemesince davalının ticari defterlerinin incelenmesi için bilirkişi incelemesi yapılarak davacının dava konusu otomasyon servis ve iletişim bedeli, söküm bedeli ile mobilizasyon ulaşım yansıtma bedeli alacağına ilişkin faturaların davalı defterinde kayıtlı olup olmadıkları belirlenerek, kayıtlı olmaması halinde bu faturaların düzenlenme sebebinin gerçekleşip gerçekleşmediği değerlendirilerek sonucuna göre, ıslah ve taleple bağlılık ilkesi de gözetilerek karar verilmesi gerekir.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin ve davalı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
KARAR :Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davacı ve davalı taraflarca yatırılan istinaf karar harçlarının istem halinde kendilerine ayrı ayrı iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 25/09/2025