T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/140
KARAR NO: 2025/818
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 16/11/2021
NUMARASI: 2020/356 Esas - 2021/1016 Karar
DAVA: İtirazın İptali
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 12/06/2025
Taraflar arasındaki İtirazın İptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket tarafından Bakırkoy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile davalı şirket hakkında ilamsız icra takibi başlattığını, borçlu tarafından bu takibe haksız ve kötü niyetli olarak itiraz edildiğini, davacı şirketin uluslararası nakliyat, dağıtım ve depolama alanında faaliyet gösterdiğini, davacı ile borçlu arasında 2013 yılından itibaren devam eden bir ticari ilişki olduğunu, bu ticari ilişki kapsamında müvekkili şirketin davalı - borçlu şirkete nakliye hizmeti sunduğunu, taraflar arasında bir cari hesap sözleşmesi bulunmamakla birlikte açık hesapta tarafların birbirlerinden borç ve alacaklarını takip ettiklerini, davalı - borçlu şirketin ticari ilişki süresi boyunca yapılan hizmetlerin bedellerini davacı şirkete peyder pey ödediğini, 2019 yılı içerisindeki bir takım taşımalar için ödeme yapmadığını, taraflar arasında takip edilen açık cari hesap uyarınca davalı - borçlu şirketin en son bakiye borcunun 24.425,97-USD olduğunu, bu tutar üzerinden icra takibi başlatıldığını, davacı şirketin davalıya söz konusu borcunu ödemesi için taleplerde bulunduğunu ancak bir sonuç alınamayınca Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... E.sayılı dosyasıyla takibe geçilmiş olduğunu, davalı tarafından da ilgili borca itirazda bulunduğunu, işbu itiraz neticesinde arabuluculuk başvurusunda bulunulduğunu, arabuluculuk safhasında da anlaşma sağlanamadığını, davalı şirketin ekonomik açıdan sıkıntı içerisinde olduğunu, her an kaçma ve şirket malvarlığını kaçırma ihtimalleri bulunduğunu, böyle bir durum karşısında davacı şirketin alacağının tahsilinin imkânsız hale geleceğini, arz ve izah edilen nedenlerle; davacı şirketin dava konusu alacağının ileride tahsilinin temini için davalı - borçlunun menkul, gayrimenkul malları ve 3.şahıslardaki hak ve alacaklarının üzerine ihtiyati tedbir (haciz) kararı vaz edilmesine, davalı - borçlu tarafından Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... E.sayılı dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin 24.425,97 USD üzerinden devamına, alacağa takip tarihinden itibaren en yüksek reeskont avans faizi işletilmesine, davalı - borçlunun haksız ve kötü niyetli itirazından dolayı %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama masrafları ile vekalet ücretinin de davalı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacının takibe konu olarak gösterdiği "açık cari hesap alacağı" açıklamasıyla 24.425,97-USD takip tutarlı isteminin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, 6 Ekim 2018 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 85 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Türkiye'de yerleşik kişilerin; kendi aralarında akdedecekleri, konusu serbest bölgeler dâhil yurt içinde yer alan gayrimenkuller olan, konut ve çatılı iş yeri dâhil gayrimenkul satış sözleşmelerinde, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramayacaklarını, karar uyarınca, sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılması mümkün olmayan sözleşmelerin taraflarca yeniden belirlenecek şartlarda, 13 Eylül 2018 tarihinden geçerli olmak üzere, en geç 30 gün içerisinde yenilenmesi zorunlu olduğunu, Kararname'nin açık olmasına karşın yasal süresi içerisinde bahsi geçen cari hesabın Türk Parasına göre uyarlanmadığını, dolayısıyla, davacının talep etmiş olduğu miktarların haksız ve hukuki mesnetten yoksun olup borcun doğumu ile takip tarihi arasındaki olağandışı döviz artışlarına istinaden çıkarılan Kararname hilafına talepte bulunulmasının takibi hukuka aykırı hale getirdiğini, dolayısıyla henüz muaccel hale gelmemiş alacak için yeniden uyarlama yapılması gerektiği göz önüne alınarak itirazlarında haklı olduklarından bahisle davanın reddini talep ettiklerini, davacının takip talebinde talep etmiş olduğu 24.425,97-USD tutarlı alacağın hukuki mesnetten yoksun olduğunu, taraflar arasında cari hesap mutabakatı bulunmadığını, davalı şirketin davacının iddia ettiği tutarda bir borcu söz konusu olmadığını, davacı alacaklı tarafın takibe mesnet alacağını ve iddiasını ispatla mükellef olduğunu, davalı şirketin ticari defter ve kayıtları incelendiğinde itirazlarındaki haklılığın ortaya çıkacağını, davacının takip talebinde asıl alacağı işleyecek USD mevduat faizi (sabit oran) talebinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, davacının taleplerinin Yargıtay içtihatlarına ve dövize işletilecek en yüksek banka mevduat faizi oranlarına aykırı olduğunu, kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının takip mesnedi olarak açık cari hesabı gösterdiğini, ancak taraflar arasında her hangi bir hesap mutabakatı yapılmadığını, döviz cinsi borçlanmalara uyarlama yapılmadığını, Kararname hilafına alacak talebinde bulunulduğunu, bu itibarla davacının talep etmiş olduğu alacağın belirli veya belirlenebilir olmaktan çıkmış olup likit olmadığını, davacı tarafından haksız ve sebepsiz zenginleşmeye matuf fahiş kur farkı gözetildiğinde de itirazlarının haklı olduğunu, bu itibarla davacının alacağı likit olmadığından kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesinin mümkün olmadığını, arz ve izah edilen sebeplere binaen; yasa ve usule aykırı, haksız ve hukuki mesnetten yoksun davanın reddine karar verilmesi ile, takipte haksız ve kötü niyetli davacı aleyhine alacağın %20'den aşağı olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekâletin davacı üzerinde bırakılması yönünde karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "....taraflar arasında açık cari hesap ilişkisi bulunduğu, davacı şirketin 2018 - 2019 ve 2020 yıllarına ilişkin davalı firmayla ilgili fatura belgelerinin muhasebe teknik ve usullere uygun olarak defter kayıtlarına işlendiği bu nedenle davacı lehine delil niteliği taşıdığı, faturaların, Türk Parası Karşılığı yazılmak kaydıyla döviz cinsinden düzenlenmesine ilişkin hiçbir yasak bulunmadığı, davalının ticari defterlerinin genel kabul görmüş muhasebe standartları ve genel tebliğ hükümlerine uygun olarak tutulmadıkları, davacının ticari defter ve kayıtları, BA - BS formları, davacının takip tarihi itibariyle davalıdan 24.425,97.-USD faturaya dayalı hesap alacağının bulunduğu anlaşıldığından davalının itirazının iptaline, davalının aleyhine girişilen icra takibinin tamamına haksız ve kötüniyetli olarak itiraz ettiği, dava İİK.nun 67. maddesi uyarınca açılan itirazın iptali davası olup, icra takibi cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsiline yönelik olduğu, bu durumda açılan itirazın iptali davasında hüküm altına alınan alacak bilinebilir, bir başka deyişle likit olduğundan hükmedilen miktarın %20'si oranında İİK.nun 67. maddesi uyarınca davacı yararına tazminata hükmedilmesine karar verilerek davanın kabulüne ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; tarafların ticari defter ve kayıtları TL cinsinden tutulduğu tespit edilmiş olmasına karşın takibin döviz cinsinden yapılmasının hukuka aykırı olup, davanın usulden reddi gerektiğini, Yargıtay içtihatlarından da görüleceği üzere itirazın iptali davasının icra takibine sıkı sıkıya bağlı davalardan olduğunu, ticari defter ve kayıtlara göre ülke para birimi cinsinden bir borcun dövize dönüştürülerek icra takibi yapılmasının mümkün olmadığını, icra takibinin usule uygun bir takip sayılamayacağını, bu itibarla da davacının esasa ilişkin alacak hakları baki kalmak kaydıyla itirazın iptali davasının usulden reddi gerektiğini, alacağın likit olmadığının gerek bilirkişi raporları gerekse tüm dosya kapsamı ile sabit olduğunu, bu sebeple mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinin yasal ve yerinde olmadığını, icra takibi de usule uygun olmayıp, yabancı para takibinde %10 oranında fahiş faiz talebinin haksız ve hukuka aykırı olup, bu husustaki itirazlarının da kararda değerlendirilmediğini, taraflar arasında gerçekleşen ticari ilişkiye konu faturalar incelenerek ihtilafın giderilmesi gerektiği kök rapora itirazda dile getirilmiş ise de ek raporda bu itiraz değerlendirilmeden dosyadan eksik soruşturma ile hüküm kurulduğunu, belirtilen sebeplere binaen Mahkemenin kararı hatalı olup davanın itirazın iptali davası olması, icra takibinde USD cinsi alacak talebinde bulunulmasına karşın ticari defter ve kayıtlarda USD cinsi alacağa rastlanılmaması, gerek Türk Borçlar Kanunu 99. madde, gerekse Yargıtay içtihatları doğrultusunda itirazın iptali davasının dava şartı noksanlığından davanın usulden reddi gerektiğini, diğer yandan ise davacının 24.425,97 USD alacağını ispatladığına ilişkin herhangi bir tespit veya kanaatte bulunulmaması nedeniyle davanın esastan reddi gerektiğini, ayrıca alacağın likit olmaması nedeni ile davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmemesi gerektiğinden Mahkemenin kararının yasa ve usule aykırı olduğunu, istinaf başvurularının esastan kabulü ile kararın kaldırılmasına, dosya kapsamında yapılacak İstinaf yargılaması ile, başvuru dilekçemizde belirttiğimiz itirazları nedeni ile davanın usulden ve esastan reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, cari (açık) hesap alacağının tahsili için başlatılan takibe yönelik itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı takip alacaklısı tarafından davalı takip borçlusu hakkında, Bakırköy ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında, "açık hesap alacağı" sebebine dayalı olarak 24.425,97 USD alacağın tahsili istemiyle 06.02.2020 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, takibin döviz cinsinden yapılmasının yerinde olup olmadığı, davanın ispatlanıp ispatlanmadığı, icra inkar tazminatı koşulunun oluşup oluşmadığı, takipte talep edilen faiz oranının yerinde olup olmadığı noktalarındadır. Davacı tarafça, ithalat ve ihracat taşımalarına ilişkin fatura ve sözleşme bedellerinin döviz cinsinden yapılabileceği, taraflar arasındaki açık hesap uyarınca davalının bakiye borcunun 24.425,97 USD olduğu iddia edilmiş; davalı tarafça 06.10.2018 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 85 No'lu Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi uyarınca ödeme yükümlülüğünün döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacağı, bu nedenle döviz cinsinden takip yapılamayacağı, davacının iddia ettiği tutarda bir borcun olmadığı savunulmuştur. Ticarî defterlerin ibrazı ve delil niteliği, HMK’nın 222. maddesinde düzenlenmiş olup maddenin 1. fıkrasında mahkemenin, ticarî davalarda tarafların ticarî defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebileceği ve aynı maddenin 2. fıkrasında ise ticarî defterlerin, ticarî davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması gerektiği düzenlenmiştir. Ticarî defter kayıtları ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan tarafın, ticarî defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticarî defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticarî defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir (HMK m. 222/3). Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticarî defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olurlar. (HMK m. 222/4). Mahkemece taraf defterleri üzerinden yaptırılan bilirkişi incelemesinde; davacının 2018-2019 ve 2020 yılı defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davacının, defterlerine göre takip tarihi itibariyle davalıdan 24.425,97 USD karşılığı Merkez Bankası efektif satış kuru 5,9981 TL üzerinden 146.509,41 TL kadar alacaklı gözüktüğü, davalının 2018-2019 ve 2020 yılı defterlerinin açılış ve kapanış tasdikinin usulüne uygun olduğu, davalının davacıyı 320 satıcılar ana hesabı altında 320.001.0002 ve 320.002.0001 numaralı alt hesaplarında takip ettiği, alacaklı cari hesabın (satıcılar), işletmenin faaliyet konusu ile ilgili kredili (veresiye, vadeli, açık hesap) olarak mal ve hizmet alımından kaynaklanan ve bir belgeye (çek, senet gibi) bağlanmayan borçlarının izlendiği hesap olmakla birlikte bu hesabın kalan (bakiye) verdiği zaman sadece alacak kalanı vermesi gerektiği ancak davalının ticari defterlerinin genel kabul görmüş muhasebe standartları, muhasebe sistemi uygulama genel tebliğ hükümlerine uygun olarak tutulmadığı, davalının, defterlerine göre 320.001.0002 numaralı hesapta takip tarihi itibariyle davacıdan 69.000 TL alacaklı, 320.001.0001 numaralı hesapta davacıya 162.123,88 TL borçlu gözüktüğü tespit edilmiştir. 13.09.2018 tarihinde yürürlüğe giren Türk Parasının Kıymetinin Korunması Hakkında 32 Sayılı kararda değişiklik yapılmasına dair 85 sayılı Cumhurbaşkanı Kararında; Türkiye’de yerleşik kişilerin Bakanlıkça belirlenen haller dışında kendi aralarındaki menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama dahil her türlü menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerinde sözleşme bedeli ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerinin döviz cinsinden ve dövize endeksli olarak kararlaştırılamayacağı, bu kararın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren otuz gün içinde, söz konusu bentte belirtilen ve daha önce akdedilmiş yürürlükteki sözleşmelerdeki döviz cinsinden kararlaştırılmış bulunan bedellerin, Bakanlıkça belirlenen haller dışında, Türk parası olarak taraflarca yeniden belirleneceği belirtilmiştir. Bu karara dayalı olarak Hazine ve Maliye Bakanlığınca çıkarılan ve 16.11.2018 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 2018/32-52 sayılı Tebliğin 7.maddesinde "Türkiye’de yerleşik kişiler kendi aralarında akdedecekleri; aşağıda belirtilenler dışında kalan danışmanlık, aracılık ve taşımacılık dâhil hizmet sözleşmelerinde, sözleşme bedelini ve bu sözleşmelerden kaynaklanan diğer ödeme yükümlülüklerini döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak kararlaştıramazlar. a) Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile vatandaşlık bağı bulunmayan kişilerin taraf oldukları hizmet sözleşmeleri, b) İhracat, transit ticaret, ihracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetler kapsamında yapılan hizmet sözleşmeleri, c) Türkiye’de yerleşik kişilerin yurtdışında gerçekleştirecekleri faaliyetler kapsamında yapılan hizmet sözleşmeleri, ç) Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri; Türkiye’de başlayıp yurtdışında sonlanan, yurtdışında başlayıp Türkiye’de sonlanan veya yurt dışında başlayıp yurtdışında sonlanan hizmet sözleşmeleri" şeklinde düzenleme mevcuttur. Yukarıda belirtilen Tebliğ hükümleri gereğince ihracat, transit ticaret, ihracat sayılan satış ve teslimler ile döviz kazandırıcı hizmet ve faaliyetler kapsamında yapılan hizmet sözleşmeleri ve Türkiye’de yerleşik kişilerin kendi aralarında akdedecekleri Türkiye’de başlayıp, yurtdışında sonlanan, yurtdışında başlayıp, Türkiye’de sonlanan veya yurt dışında başlayıp, yurtdışında sonlanan hizmet sözleşmeleri istisna kapsamındadır. Somut olayda taraflar arasında yazılı bir sözleşme bulunmamakla birlikte dava ve cevap dilekçesindeki beyanlardan taraflar arasında taşıma ilişkisinin bulunduğunun anlaşılmakta olup, USD olarak belirlenen bedelin TL karşılığı değeri gösterilmek suretiyle icra takibi başlatılmasında Tebliğ hükümlerine aykırılık yoktur. Bu nedenle davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf istemi yerinde görülmemiştir. Diğer yandan, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 215. Maddesi "1. Bu Kanuna göre tutulacak defter ve kayıtların Türkçe tutulması zorunludur. Ancak, Türkçe kayıtlar bulunmak kaydıyla defterlerde başka dilden kayıt da yapılabilir. Bu kayıtlar vergi matrahını değiştirmeyecek şekilde tasdik ettirilecek diğer defterlere de yapılabilir. 2.a) Kayıt ve belgelerde Türk para birimi kullanılır. Belgeler, Türk parası karşılığı gösterilmek şartıyla, yabancı para birimine göre de düzenlenebilir. Şu kadar ki yurt dışındaki müşteriler adına düzenlenen belgelerde Türk parası karşılığı gösterilme şartı aranmaz. " düzenlemesini içermekte olup, bu düzenlemeye göre Türk parası karşılığını göstermek şartıyla yabancı para biriminde göre fatura düzenlenmesinde herhangi bir usulsüzlük ve mevzuata aykırılık yoktur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 99. maddesi; "(1)Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. (2) Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. (3) Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiili ödeme günündeki rayiç üzerinden ödenmesini isteyebilir." hükmünü haizdir. Anılan yasa hükmüne göre taraflarca aynen ödeme kararlaştırılmadıkça vadesinde ödenen borçta seçim hakkı borçludadır. Dilerse yabancı para borcunu aynen, dilerse TL karşılığını öder. Vadede ödeme yapılmaması halinde ise seçim hakkı alacaklıya geçmektedir Somut olayda davalının, davacı faturalarını, kendi ticari defterlerine TL olarak kaydetmesi, davacının yabancı para cinsinden alacağını TTK'nın 99/3.maddesinde yer alan borcun ödeme gününde ödenmemesi şartının gerçekleşmesi üzerine yabancı para olarak talep etmesine engel olmayacağı gibi anılan husus yabancı para cinsinden olan alacağın Türk Lirasına çevrildiği sonucunu da doğurmaz. Bu nedenle davacının açık hesap alacağını TTK 99/3.maddesi gereği USD cinsinden takibe koymasında usul ve yasaya aykırılık yoktur. Dosyaya alınan bilirkişi raporuna göre taraf defterleri arasındaki uyuşmazlık, davalının ticari defterlerinde davacıyı iki ayrı hesapta takip etmesi ve hesapların muhasebe sistemi uygulama genel tebliğ hükümlerine aykırı olmasından kaynaklanmaktadır. Tacirin ticari defter tutması ve işlemlerini kayıt etmesi veya etmemesi hukuki sonuçlar doğuracak olup, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 07.02.2018 tarih ve 2015/843 Esas ve 2018/126 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tacirler tarafından tutulan defterler, usulüne uygun tutulsun veya tutulmasın sahibi aleyhine delil olarak değerlendirilebilir. Buna göre davacı, ticari defterlerinde takip tarihi tutarı olan 24.425,97 USD karşılığı 146.509,41 TL kadar alacaklı gözüktüğü halde davalı, ticari defterlerine göre takip tarihi itibariyle takip talebinden daha yüksek miktarda (162.123,88 TL) davacıya borçlu durumda olup, mahkemece davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.
Davalı vekilince, alacağın likit olmamasına rağmen mahkemece icra inkar tazminatına hükmedilmesinin hatalı olduğu ileri sürülmüştür. Bilindiği üzere İİK’nın 67. maddesi uyarınca, itirazın iptali davasında borçlunun itirazında haksızlığının belirlenmesi ve alacağın likit olması halinde, istem varsa borçlu aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerekir. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi gerekmektedir. Somut olayda takip ve dava konusu alacak, ticari defterlerde kayıtlı açık hesap alacağına dayalı olduğundan, alacağın likit olduğu açıktır. Bu nedenle ilk derece mahkemesince davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinde isabetsizlik yoktur. Fakat davacı, takip talebinde, USD cinsinden olan alacağın takip tarihinden itibaren %10 USD mevduat faizinin fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden ödenmesini talep etmiş ise de takip konusu alacak, tahsil tarihine kadar yabancı para alacağı olarak değerlendirileceğinden davacı, bu alacağa 3095 Sayılı Kanunun 4/a maddesi gereğince vade tarihinden fiili ödeme tarihine kadar Devlet Bankalarının o para birimi ile açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranına göre faiz isteyebilecek olup, mahkemece takibin aynı koşullarda devamına karar verilmesi isabetsiz olmuştur HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesince verilen karar, takipten sonra uygulanacak faiz yönünden isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 1-Davanın KABULÜ ile: davalının Bakırköy ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına, asıl alacağa takip tarihinden itibaren %10'u geçmemek kaydıyla 3095 sayılı Yasa'nın 4/a maddesi uyarınca Devlet Bankalarının USD cinsinden açılmış bir yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranının uygulanmasına,2-Davacı lehine 29.301,88 TL icra inkar tazminatına hükmedilmesine, belirtilen değerin davalıdan alınarak davacıya verilmesine.,3-Alınması gerekli 10.008,06 TL harçtan davacı tarafça yatırılan 1.769,47- TL harcın mahsubuyla bakiye 8.238,59-TL harcın davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,4-Davacı tarafından yapılan 54,40 TL başvurma harcı, 1.769,47 TL peşin harç olmak üzere toplam 1.823,87-TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine,5-Davacı tarafça posta/ tebligat/ bilirkişi gideri olarak yapılan 890,50 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,6-Yürürlükteki AAÜT gereğince hesap edilen 17.868,39 TL ücreti vekaletin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,7-Arabuluculuk ücreti olan 1.320,00 TL'nin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,8-Davacı tarafça peşin olarak yatırılan yargılama gider avansından mahsubu ile bakiye kısmın karar kesinleştiğinde HMK'nın 333. maddesi ve Gider Avansı Tarifesi'nin 5.maddesi uyarınca davacıya iadesine,9-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;a-Davalı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,b-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 162,10 TL, posta ve tebligat gideri 66 TL olmak üzere toplam 228,10 TL yargılama masrafının davacıdan alınarak davalıya verilmesine,10-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi 12/06/2025