T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/2008
KARAR NO:2025/868
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:08/07/2021
NUMARASI:2018/1213 Esas - 2021/573 Karar
DAVA:Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:19/06/2025
Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; vekil edeninin Türkiye çapında tanınmış ... markası ile faaliyet gösterdiği 8000'i aşkın mağazada satışa sunmak üzere ... distribütörü olan davalı şirket ile sözleşme bağıtladığını ve ...marka cep telefonu, mobil cihaz ve cep telefonu aksesuarları ürünlerini satmak üzere anlaştıklarını, söz konusu ürünlerin afiş tarihinin davalı tarafçada 13.09.2018 tarihi olarak kabul edildiğini, ardından e-posta yazışmaları ile 4 Eylül tarihinde davalı yanın vekiledeni şirketle iletişime geçtiğini ve vekiledeni tarafından belirlenmiş satış fiyatına ve ürünlerin afiş tarihine müdahalede bulunarak ürünlerin satış fiyatlarının ve afiş tarihlerinin değiştirilmesini talep ettiğini, davalı tarafın söz konusu telefonları kendi açacağı ''...'' mağazasında satışa sunacak olması sebebiyle gerçekleştirdiği sözleşmeye aykırı davranışlarının kabul edilemeyeceğini, söz konusu elektronik posta yazışmalarında da görüleceği üzere vekiledeninin bu talebi kabul etmediğini ve ürünlerin belirlenen tarihte teslimini talep ettiğini, ancak, davalı yanca belirlenen ürünlerin tesliminin gerçekleşmediğini beyanla, davanın kabulü ile; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 700.000-TL sözleşmeden doğan cezai şart alacağının sipariş tarihinden işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile taraflarına verilmesine, 10.000-TL yoksun kalınan kar bedelinin sipariş tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile vekiledenine verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmişlerdir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;Taraflar arasında akdedilen ''Çerçeve Sözleşme'' madde 4'te belirtildiği üzere satıcı sıfatına haiz olan vekiledeni şirketin kabul ve taahhüt ettiği emtealara dair teslim tarihi ve saati her koşulda geçerli olacağını, çünkü işbu halin asli unsur olduğunu, dolayısıyla vekiledeni şirketin satıcı olarak kabul etmediği hiçbir tarihte teslimata davacı tarafça zorlanamayacağını, ... şirketçe ... cep telefonlarının satış fiyatı açısından hiçbir güncelleme veya yükseltme talebi iletilmediğini, mevcut ilişki kapsamında tedarik fiyatının aynı kalacak olmasına rağmen, Ağustos 2018 ayında Türkiye Cumhuriyetinde meydana gelen aşırı dövüz artışı ve fiyat bozulmaları nedeniyle, söz konusu cep telefonlarının son tüketiciye ... mağazalarındaki satış fiyatında artı 100-TL'lik bir ekleme yapılması talep edilmiş ve bu yönde müzakere başlatıldığını, iş bu talebin nedeni, dövizdeki öngörülemeyen iki kat artış neticesinde ve resmi distribütör sıfatı kapsamına vekiledenim şirketin davacı şirket haricinde diğer tedarik noktalarında piyasa şartlarını korumak istemesinden kaynaklı olduğunu, davacı tarafça beyan edilen son tüketiciye satış fiyatları, satış tutarları ve satış oranları tamamen tahmini verilere dayandığını, bununla ilgili hiç bir teknik analiz, veri girişi resmi kurumlarca düzenlenmediğini, finansal gerekçelendirme olmadan %10 oranında kar marjı bulunduğunun beyanının herhangibir dayanağının malesef olmadığını, ürünlerin satışa çıkarılması konusunda afişlerin hazırlanması gerektiğini, ancak karşı taraftan afiş teklif talebi olmadığını ve bu olaya herhangi bir onay vermediklerini beyanla, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili tahkikat aşamasında cevap dilekçesini ıslah ederek sunduğu yeni cevap dilekçesinde;Çerçeve Sözleşmenin matbu olduğunu, sözleşmenin 7.maddesi, 14.maddesi ve 17.maddesinin davacının hakim durumunu zorlayıcı biçimde kullanması sebebiyle geçersizliğine karar verilmesi gerektiğini, sözleşmenin 12.maddesi ile sözleşmenin 17.maddesinin çakışır şekilde olduğunu, bu nedenle anılan maddelerin de hükümsüz kılınmasına karar verilmesi gerektiğini, cep telefonu satımına dair Özel Koşullar Sözleşmesi'nde davacı asilin imzası olmadığı gibi evrakın aslının da olmadığını, ayrıca evrak üzerinden kimin gerçekleştirdiği belirli olmayan afiş tarihlerine dair el yazısı tahrifat değişikliğinin de yer aldığını, cep telefonu satımı Özel Koşullar Sözleşmesi'ndeki el yazılı ve/veya tahrifat yapılarak değiştirilmiş tarihlerle bile uyuşmayan başkaca afiş ve/veya teslimat tarihleri bizzat davacı asil çalışanlarınca e-mail yazışmaları içerisinde ifade edildiğinden, ortada usulüne uygun akdedilmiş bir Özel Koşullar Sözleşmesi'nden bahsedilemeyeceğini, aslı bulunmayan, karşılıklı imza içermeyen ve üzerinden paraf ve/veya onay bulunmayan el yazısı tahrifat içeren evrakların sözleşme olarak kabul edilmesinin beklenemeyeceğini, davacı asil çalışanlarının Özel Koşullar Sözleşmesindeki afiş tarihini tek taraflı olarak 20.09.2018 olarak belirlemesine ve teslim tarihini yazışmalarda değiştirmelerine hiçbir surette onaylarının olmadığını, ortada aksesuar satımına dair henüz haleti daha e-mâil üzerinden görüşmeler devam ederken, davacı asil yönünden Çerçeve Sözleşme hükümlerine aykırı olarak ve tek taraflı 30.08.2018 tarihinin kesin vade olarak belirtilmesinin sözleşme kurulduğu anlamına gelmediğini, cezai şart mahiyetindeki ödemeler KDV'nin konusuna girmediğinden, cep telefonu ile aksesuar ürünlerine dair ceza şartın hesaplanmasında, birim ürünün KDV'siz fiyatının dikkate alınması gerektiğini , fahiş cezai şartın hakkaniyet gereği indirilmesinin hakkaniyate uygun olacağını, cep telefonu ve aksesuar satımına dair Özel Koşullar Sözleşmesi olmadığından ve davacının resmi bir sözleşmeden dönme, sözleşmeyi fesih veyahut diğer hiçbir irade beyanları bulunmadığından yoksun kalınan kar durumundan bahsedilemeyeceğini, özellikle aksesuarların zilyetliğinin devrinin nasıl olacağı belirlenmediğinden, TBK Madde 212/2 karinenin uygulanması mümkün olmayıp, zaten ifa yerine dair durumun belirsizliği de hiçbir sözleşmenin olmadığını açıkça gösterdiğini, cep telefonu uyuşmazlığında teslimat süresinde el yazısı ile yapılan tahrifat değişikliği nedeniyte ve ayrıca Çerçeve Sözleşme Madde 4 kapsamında onayları bulunmadığından, yine zilyetliğin devrinin bir süreye bağlandığından bahsedilemeyeceğini, TBK Madde 212/2 karinesinin burada da uygulanmasının mümkün olmadığını, davacının mevzuat gereği uğramış olduğu zararları hiçbir surette ispat edemediğini, herhangi bir belge sunmadığından ve ayrıca özellikle aksesuar ürünlerine dair herhangi bir afiş dahi bastırmadığından, bu ürünlerin satışını hedeflemediğini, bunlarla ilgili bir zararının olmadığını , dolayısıyla kar mahrumiyetinden bahsedilemeyeceğini beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...dosya kapsamına göre taraflar 6102 Sayılı Ticaret Kanunu'nun 16. Maddesi uyarınca tacirdir. Aynı Kanunun 18/II maddesi uyarınca her tacirin ticaretine ait faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir.Tacir özellikle ticari işletmesi ile ilgili sözleşme yaparken ve bu sözleşmeden doğan borçlarını yerine getirir iken basiretli bir iş adamı gibi davranmak zorundadır. Tacir ister icapta bulunan isterse kabul eden durumda olsun akdin kurulmasından önce ve kurulması sırasında ticaretin özelliğini göz önünde tutan tedbirli ve ileriyi makul ve mutat oranda gören bir tacir gibi davranmak zorundadır. Araştırma yapılmaksızın ve tedbirsiz bir şekilde icapta ve kabul beyanında bulunan tacir basiretli bir iş adamı gibi davranma mükellefini yerine getirmemiş sayılacak olup, kendini borç altına sokan işbu eylemlerinden de sorumlu olacaktır. Bununla birlikte taraflar Çerçeve Sözleşmenin 17. Maddesinde yer alan; "Her iki tarafta tacir olduğundan taraflar, sözleşmede yazılı maddelerin sonuçlarının bilincinde olup, maddelerin geçersizliği yada sözleşmenin yasaya aykırılığı iddiasından taraflar peşinen feragat etmişlerdir." şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere sözleşmenin maddelerini tartışılarak kabul ettikleri, sözleşmenin kendilerine yüklediği edimlerin bilincinde oldukları anlaşılmaktadır.Bir an için bu düzenlemelerin genel işlem koşulu niteliği taşıdığı kabul edilse bile TBK.m.21 hükmüne göre, genel işlem koşulları içeren maddeler yazılmamış sayılır. Aynı kanunu 22.maddesine göre de; sözleşmenin yazılmamış sayılan genel işlem koşulları dışındaki hükümleri geçerliliğini korur. Somut olay bu açıdan değerlendirildiğinde genel işlem koşulu içerdiği ileri sürülen maddeler yazılmamış sayılsa bile sözleşme geçerliliğini koruyacak olup cezai şart düzenlemesinin yazılmamış sayılma yaptırımından etkilenmeyeceği anlaşıldığından davalı yanın bu yöndeki itirazlarını yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.Mahkememizce yapılan yargılama, toplanan taraf delilleri, hükme elverişli bulunan bilirkişi ek ve kök raporları ile tüm yargılama dosyası kapsamına göre; davanın ve ıslah talebinin kabulü ile, 1.548.208,00-TL cezai şart ve 268.419,81-TL mahrum kalınan kar alacağı olmak üzere toplam. 1.816.627,81-TL'nin 710.000,00-TL’sine dava tarihinden, kalan tutara ise ıslah tarihi olan 24.06.2020 tarihinden itibaren avans faizi işletilmek suretiyle davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstanbul 13. Asliye Ticaret Mah. 2018/1213 E. Sayılı dosyasında gerçekleşen yargılama muhteviyatında düzenlenen bilirkişi raporlarına karşı hem taraflarınca hukuki gerekçelere ve maddi olaya dair doğru değerlendirmeler çerçevesinde itiraz edildiğini , hem de ıslah edilen cevap dilekçeleriyle birlikte uyuşmazlık konusuna dair Doç. Dr. ...'den akademik seviyede uzman görüş raporu sunulmuş olmasına rağmen, Mahkeme tarafında işbu bilirkişi - uzman görüşü arasındaki çelişkilerin giderilmesinin sağlanmadığını, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu uyarınca, bilirkişilerin hukuki değerlendirme gerçekleştirmeleri yasaklanmış olmasına rağmen, işbu emredici kurala uyulmadığını, meydana gelen bu durum 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu madde 3/2’nin emredici düzenlemesine açıkça aykırı olup, hazırlanan bilirkişi kök raporuna kati surette itiraz edildiğini, dosya muhteviyatında inceleme için yeni bilirkişi görevlendirilmesini talep edilmiş olmasına rağmen mahkemece bu talep noktasının hiçbir surette dikkate alınmadığını, bilirkişi incelemesi için verilen görevlendirme, uyuşmazlık evraklarının mali ve sektörel açıdan değerlendirilmesine ilişkin olmasına rağmen raporda herhangi bir sektörel incelemenin yapılmadığını, davacı asil şirket defter incelemeleri eksik yapılmış olup, müvekkili şirketçe uyuşmazlık tarihinden sonra yapılan toplam (300.000TL)’lik iade ödemenin raporda yer almadığını, bilirkişilerce davacı asil şirket defterlerinde yapılan incelemede, uyuşmazlığa konu (40) adet faturanın defter kayıtlarında bulunduğu belirtilmiş olmakla, müvekkili Şirketçe işbu uyuşmazlık faturalarından sonra yapılan (100.000TL + 200.000 TL)’lik iade ödemeye ilişkin hususun raporda olmadığını, davacı tarafın ibraz ettiği beyanlar ile belgelerdeki ürün afişe basım ve teslimat tarihlerindeki tutarsızlıkların rapor içerisinde de belirtilmesine rağmen, bilirkişilerce değerlendirilmediğini, çerçeve sözleşme hükümleri açık iken, email yazışmaları içeriğinde bulunan irade beyanları ile sözleşme kurulduğuna dair sayın bilirkişilerce yapılan hukuki değerlendirmenin yanlış olduğunu, hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydıyla – aksesuar ürünlerinin teslim tarihi ile borçlu temerrüdüne dair bilirkişilerce yapılan hukuki değerlendirmelerin hatalı olduğunu, hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydıyla –cep telefonu satımına dair özel koşullar sözleşmesinin ıslak imzalı aslı mevcut olmadığı gibi davacı tarafça dosyaya sunulan kopya suretinde de davacı asil şirketin imzası dahi olmadığını, hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydıyla –cep telefonu satımına dair özel koşullar sözleşmesindeki teslimat tarihlerinde yapılan el yazısı tahrifatın müvekkili şirket lehine süre uzatımı olarak bilirkişilerce kabul edilmesi hem hayatın olağan akışına, hem de ticari gerçeklere aykırı olduğunu, bilirkişilerin sözleşme tadiline dair hukuki değerlendirmelerinin çelişkili ifadeler içerdiğini, cezai şartın doğup doğmadığı ile doğmuşsa müvekkili şirketin (borçlunun) kusuru neticesinde doğduğuna dair bilirkişilerin hukuki değerlendirmelerinin hatalı olduğunu , Çerçeve Sözleşme’ye dair müvekkiline ulaşan resmi bir sözleşmeden dönme, sözleşmeyi fesih veyahut diğer hiçbir irade beyanları olmadığını, doğrudan dava ikame edilmesi yoluna gidilerek cezai şart vb. talep edildiğini, irade beyanının olmadığı hallerde yoksun kalınan kar durumundan bahsedilemeyeceğini,hiçbir kabul anlamına gelmemek üzere her türlü cezai şartta hakkaniyet gereği indirim yapılması gerektiğini, hiçbir kabul anlamına gelmemek kaydıyla bilirkişi raporunda gerçekleşen her türlü cezai şartın hesaplanmasının hukuka aykırı olduğunu, 60 No’lu KDV sirkülerinin 1.2.1. Tazminatlar başlıklı bölümünde belirtildiği üzere, cezai şart mahiyetindeki ödemeler KDV’nin konusuna girmediğinden, cep telefonu ürünlerine dair ceza şartın hesaplanmasında, birim ürünün KDV’siz fiyatının dikkate alınması gerektiğini, davacı tarafın, huzurdaki davayı ikame ettiği anda mevzuat gereği uğramış olduğu zararları hiçbir surette ispat edemediğinden, işbu hale dair herhangi bir belge sunmadığından ve ayrıca özellikle aksesuar ürünlerine dair herhangi bir afiş dahi bastırmadığından, bu ürünlerin satışını hedeflemediğini, bunlarla ilgili bir zararının olmadığını, dolayısıyla kar mahrumiyetinden de bahsedilemeyeceğini, esastan yapılacak inceleme sonucunda İstanbul 13. Asliye Ticaret Mah. 2018/1213 E. Sayılı dosyasın düzenlenen gerekçeli kararın bozulmasına ve yargılama giderleri ile avukatlık vekalet ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmalarına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, sözleşmeden kaynaklanan cezai şart ve yoksun kalınan kâr istemine ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.6100 sayılı HMK'nın 345.maddesinde istinaf yoluna başvuru süresinin ilamın usulen taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlayacağı özellikle düzenlenmiş olup, somut olayda mahkemece gerekçeli karar tebliği için çıkartılan tebligatın davalı vekiline 25.09.2021 tarihinde tebliğ edildiği ve davalı vekilinin 11.10.2021 tarihinde istinaf dilekçesi sunduğu gözetildiğinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun süresinde olduğunun kabulü gerekir. Somut olayda davacı tarafça, davalının, belirlenen satış fiyatına ve ürünlerin afiş tarihine müdahalede bulunarak ürünlerin satış fiyatlarının ve afiş tarihlerinin değiştirilmesini talep ettiği ve satışa konu telefonları kendi açacağı ''...'' mağazasında satışa sunacak olması sebebiyle sözleşmeye aykırı davrandığı, bu durumun kabul edilmediği ancak ürünlerin belirlenen tarihte tesliminin de gerçekleşmediği, birim fiyatla ve sayıyla tedarik edilen, mevcut satış fiyatı ile Türkiye çapındaki mağazalarında satılması planlanan ve en az %10 kâr marjı hedeflenen ürünlerin davalı tarafça teslim edilmemesi sonucu satılamamasından kaynaklı olarak kâr mahrumiyeti oluştuğu beyan edilerek Çerçeve Sözleşme'nin 8.maddesi uyarınca cezai şart ve yoksun kalınan kâr bedelinin tahsili talep edilmiş; davalı tarafça, dövizdeki artış nedeniyle sözleşmede kararlaştırılan fiyatların revize edilmesi gerektiği, resmi distribütör sıfatı kapsamına davacı şirket haricinde diğer tedarik noktalarında piyasa şartlarının korunmak istendiği, taraflar arasında ürün fiyatları konusunda mutabakat oluşmadığı gibi daha önceden ‘...’ telefonlarına istinaden bir alış-veriş hali olmadığından referans alınacak eski fiyatların da olmadığı, davacı tarafın fiyat uyuşmazlığına dair iddialarının ‘Çerçeve Sözleşme’ hükümlerine uygun olmadığı, davacının beyan ettiği son tüketiciye satış fiyatları, satış tutarları ve/veya satış oranlarının tamamen tahmini verilere dayandığı belirtilerek davanın reddi gerektiği savunulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, cep telefonu satışına ilişkin sözleşmeye dayalı cezai şart isteminin yerinde olup olmadığı, aksesuar ürünlerinin satışına ilişkin taraflar arasında sözleşmenin kurulup kurulmadığı, bu husustaki cezai şart isteminin ve davacının ürün teslimi yapılmadığı iddiasına dayalı yoksun kalınan kâr talebinin yerinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. Taraflar arasında Çerçeve Sözleşme imzalanmış olup, bu sözleşmenin her türlü hukuki ve ticari ilişkilerde uygulanacağı, verilecek her türlü siparişler açısından özel koşullar ve eklerinin bu sözleşmenin ayrılmaz parçası olduğu, sözleşmede alıcı sıfatıyla yer alan davacı şirketin, sözleşmede satıcı sıfatıyla yer alan davalı şirkete kâr veya sürekli alım taahhüdü vermediği, davacı şirketin üçüncü kişiler ile de aynı konularda çalışabileceği kararlaştırılmıştır.Çerçeve Sözleşmesi'nin 2.maddesinde satıcının usule aykırı feshi ya da sözleşmenin feshine sebep olması durumunda, ortaya çıkacak zararlardan ayrı olarak aylık satılan ürün miktarında bedelin cezai şart olarak alıcıya ödeneceği, Sözleşmenin 4.maddesinde emtianın, satıcı veya üçüncü kişi tarafından, satıcının kabul ve taahhüt ettiği tarih, saat, miktar va ambalajda teslim edilmesinin sözleşmenin asli unsuru olduğu, ürün fiyatlarının ancak karşılıklı mutabakat ile değiştirilebileceği, mutabakat olmaması durumunda ticari ilişkinin eski fiyatlar üzerinden devam edeceği, mutabakat olmaksızın satıcı tarafından değiştirilen fiyatlara ilişkin faturalar kabul edilmiş olsa dahi bu durumun fiyatların kabulü olarak yorumlanmayacağı, bu durumda alıcının fiyat farkını satıcıya fatura edeceği, satıcının bu faturaları kayıtsız şartsız gayri kabili rücu kayıtlarına alacağı,Sözleşmenin 8.maddesinde satıcının, bu sözleşme ve/veya eklerindeki yükümlülüklerinden herhangi birini ihlali halinde ve/veya siparişi verilen emtiayı şahit numuneye birebir uygun olarak ve/veya süresinde ve/veya eksiksiz ve/veya ayıpsız olarak teslim etmediği takdirde alıcının sözleşmeyi fesih ve/veya devam etme hakları saklı kalmak kaydıyla ve her iki halde de siparişin %20'si tutarında cezai şartı derhal nakden ve defaten ödemeyi kabul ve taahhüt ettiği, cezai şartta tenkisin mümkün ve muteber olmadığı, sadece kısmi teslimat yapıldığı ve/veya emteada kısmi ayıplar bulunması veya sair herhangi bir yükümlülüğün kısmen ifası halinde de bu hükmün geçerli olduğu, alıcının fazlaya ve sair hususlara ilişkin her türlü talep ve dava haklarının saklı olduğu, Sözleşmenin 9.maddesinde alıcı tarafından verilen her siparişin birbirinden bağımsız olacak değerlendirileceği, bir siparişte ortaya çıkacak alıcıdan kaynaklı olanlar dahil herhangi bir aykırılık yada problemin, satıcının diğer alıcı siparişlerini teslim ve sözleşme ile taahhüt ettiği yükümlülüklerini yerine getirmesine engel oluşturmayacağı, satıcının her koşulda siparişleri tedarik ve teslimi taahhüt ettiği, Sözleşmenin 11.maddesinde bu sözleşmenin sadece alıcının yetkili imza temsilcilerinin açık ve yazılı kabulü ile değiştirilebileceği, satıcının göndereceği yazı ve değişiklik taleplerine cevap verilmemesinin kabul anlamında yorumlanamayacağı düzenlenmiştir.Yukarıda hükümleri belirtilen Çerçeve Sözleşmesi dışında taraflar arasında davalının ithalatçısı olduğu ... marka cep telefonunun her biri koli içinde bir adet olmak üzere toplam 5000 kolinin davacıya ait mağazalarda satışa sunulması için Özel Koşullar Sözleşmesi imzalanmıştır. Anılan sözleşmede emtia teslim tarihi 23.08.2018-30.08.2018 iken üstü çizilerek 30.08.2018 - 06.09.2018 olarak değiştirilmiş, afiş tarihi elle yazılarak 13.09.2018 olarak belirtilmiştir.Davalı tarafça, davacıya gönderilen ve içeriği inkar edilmeyen 10.08.2018 tarihli e-mailde yer alan "sözlesme ekteki gibidir. Afis tarihi 13 Eylül 2018" ifadeleri ile elle yazılan afiş tarihinin davalı tarafça teyit edildiği anlaşılmıştır.Bilindiği gibi sözleşme ilişkisi, sözleşmenin esaslı unsurları üzerinde tarafların karşılıklı ve birbirine uygun iradelerinin birleşmesi ile kurulur (Türk Borçlar Kanunu m.1/I ve 2/I). Bunun için de sözleşmenin taraflarından birinin teklifinin (icabının, önerisinin) diğeri tarafından kabul edilmesi yeterlidir. Sözleşmenin esaslı olmayan unsurlarının (ikincil hususların) bu aşamada kararlaştırılması şart değildir, bir diğer deyişle bunların kararlaştırılmamış olması hâlinde dahi sözleşme kurulmuş sayılır. Ticari teamülde de sözleşmeler tarafların çeşitli kanalları kullanarak icap ve kabul iradelerini birbirine iletmeleri ile kurulmaktadır.Somut olayda dava dilekçesi ekinde sunulan ve davacı tarafça davalıya gönderilen 04.09.2018 tarihli e-mailde "20 Eylül afişine bastık. Son teslim tarihiniz 13.09.2018 henüz hiçbir depoya teslimat yapılmamış, ürünlerin geciktiği ve teslim edilmediği durumda sözleşme uyarınca %20 cezai işlem uygulanacaktır. (4500 adet x 1.150 TL-KDV dahil- 5.175.000 TL KDV dahil %20 cezai işlem bedeli 1.035.000 TL KDV dahil) teslimatlarda son durum nedir?" ifadelerinin yer aldığı, aynı tarihte davalı tarafça davacıya gönderilen e mailde de "mevcut mi shop açılışından dolayı afiş tarihinin 11 Ekim olarak güncellenmesini talep ediyoruz. Bizim size vereceğimiz fiyat aynı kalmak kaydı ile (1.150 TL KDV dahil), afişin tavsiye edilen son kullanıcı fiyatı 1.299,00 olmasını rica ediyoruz" ifadelerinin yer aldığı görülmekle, davalı tarafça imza inkarında bulunulmayan cep telefonu satışına ilişkin Özel Koşullar Sözleşmesi'nde üstü çizilerek değiştirilen 30.08.2018-06.09.2018 teslim tarihinin, 13.09.2018 tarihi olarak tekrar değiştirilerek taraflar arasında kabul edildiği açıktır. Her ne kadar yukarıda açıklanan 04.09.2018 tarihli e-mailde ve 07.09.2018 tarihli "Aşağıda ilettiğimiz gibi maalesef ki mi shop acilisi, dovizdeki asiri hareketlilik ve artan faiz oranlarından ötürü afiş tarihini, mevcutta bizi düşünerek 13 eylul insertunuz yerine 20 sine güncelleme teklifinize bizde 11 ekim olarak belirlenmesi için tarihi revize etmeyi talep etmiştik" şeklindeki e-mailde, ürünün afiş tarihine ve tüketiciye satış fiyatına ilişkin sözleşme tadili için icapta bulunulmuş ise de davacı tarafça 10.09.2018 tarihli e-mailde, ürünlerin teslim edilmesinin beklendiği, ürünlerin teslim edilmemesi halinde sözleşme uyarınca % 20 ceza şart uygulanacağı şeklinde cevap verilmekle, davalının icabının davacı tarafından kabul edilmediği anlaşılmıştır.Diğer yandan, davalı tarafça, Çerçeve Sözleşmenin matbu olduğu ve davacının hakim durumunu kullanmak suretiyle sözleşmenin 7, 14 ve 17. Maddelerinde yer alan "Türk Ticaret Kanunu'nun 25/3.maddesinin uygulanmayacağı, ayıp ihbar süresinin emtianın tesliminden itibaren altı ay olduğu, ihtilaf halinde alıcının ticari defter ve kayıtlarının geçerli ve doğru delil olarak kabul edileceği, sözleşmede yazılı maddelerin geçersizliği ya da sözleşmenin yasaya aykırılığı iddiasından tarafların peşinen feragat ettikleri" şeklindeki düzenlemeleri geçersiz olarak değerlendirilmesi gerektiği, 12.ve 17.maddelerin çakışması nedeniyle de 17.maddenin geçersiz kılınması gerektiği ileri sürülmüştür.Türk Borçlar Kanunu (TBK)'nun 20.vd.maddelerinde düzenlenen genel işlem koşullarına ilişkin hükümler tacirler hakkında da geçerli olmakla birlikte genel işlem koşullarının Türk Ticaret Kanunu (TTK)'nun 18/2. Maddesinde düzenlenen her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü ile birlikte değerlendirilmesi gerekir. Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Buna göre bir sözleşmede genel işlem koşulları bulunması bu düzenlemeleri geçersiz kılmaz. Ancak sözleşme kapsamındaki karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının geçerli olması, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır. Somut olayda tacir olan davalının Çerçeve Sözleşmesi hükümleri ve cep telefonu satışına ilişkin Özel Koşullar sözlemesinde yer alan şartları , basiretli bir iş adamı gibi davranarak incelemiş olması gerekmekte olup, davacı tarafından sözleşme şart ve koşullarının içeriğinin öğrenilmesine imkân sağlanmadığı kabul edilemeyeceği gibi davalının sözleşme şart ve koşulları altında satış yapılmasını kabul ettiği gözetildiğinde davalının cevap dilekçesinin ıslahı suretiyle vermiş olduğu cevap dilekçesinde ileri sürdüğü savunmaya itibar edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir.Ayrıca yargılamada delil olarak kullanılan bir belge hakkında tarafların sahtelik iddiası söz konusu değilse, kanunda öngörülen hâller dışında kural olarak doğruluğunun ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Yazı veya imza inkârında bulunan tarafın bunu açık bir sahtelik iddiası ile ileri sürmesi gerekmekte olup, somut olayda davalının Çerçeve Sözleşmesi ve Özel Koşullar Sözleşmesi altındaki imzanın kendisine ait olmadığı yönünde bir beyanı olmadığından mahkemece bu belgelerin, sözleşme olarak kabul edilmesinde hukuka aykırılık yoktur. Bu nedenle davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir.Dosya kapsamında taraflar arasında aksesuar satımına ilişkin özel koşulları içeren yazılı bir sözleşme bulunmamakla birlikte davacı tarafça excel tablosunda 4 ürün gösterilerek davalıya gönderilen "10000m Ah Mi power Bank 2s(black), ... (black), Mi wifi repeater 2, Mi band 2 aksesuarları için miktar:her biri için 8000, ... talep (79,95 TL, 49,95 TL, 49,95 TL, 99,95 TL) , Evo teklif tutarları (71,96 TL,44,96 TL, 44,96 TL ve 87,00 TL) vade:afiş tarihinden itibaren 45 gün, şartlar: %100 iadeli, teslim tarihi : 30.08.2018 (en geç tarihi)" şeklindeki 05.07.2018 tarihli e maile, aynı tarihte davalı tarafça "Aşağıdaki excel tablosunda belirttiğiniz 4 ürün okeydir" şeklindeki e-maille cevap verildiği ve yine davalı tarafça davacıya gönderilen 16.07.2018 tarihli e-mailde de aksesuarlara ilişkin barkod numaralarının dahi paylaşıldığı gözetildiğinde taraf iradelerinin sözleşmenin esaslı unsurları üzerinde örtüştüğü ve taraflar arasında aksesuarlara ilişkin satım sözleşmesinin kurulduğu açıktır.Delillerin hukuki nitelemesi ve maddi vakıaların tespiti mahkemeye ait olup, HMK'nın 33. maddesi uyarınca hakim Türk hukukunu resen uygular. HMK'nın 282 maddesinde yer alan "Hakim bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir" düzenlemesi uyarınca, bilirkişi raporu takdiri delillerden olup, mahkeme, bilirkişi raporundaki tespitleri, diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirme yetkisine sahiptir.Somut olayda dosya kapsamındaki delillere göre taraflar arasında cep telefonu ve aksesuarlara ilişkin satım sözleşmesinin kurulduğunun mahkemece kabulü yerinde olup, taraflar arasında satım sözleşmesi kurulmadığı yönünde davalı tarafça sunulan uzman görüşünde yer alan hukuki görüşlerin herhangi bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır.Bu nedenle davalı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir .1.Taraflar arasında kabul edilen sözleşme koşulları itibariyle satışa konu cep telefonu ürününün 13.09.2018 tarihinde, aksesuarların ise 30.08.2018 tarihinde davacıya teslimi gerekmekte olup, dosya kapsamında teslimin gerçekleşmediği konusunda bir ihtilaf yoktur. Davacı ticari defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde, davalı hakkında düzenlenmiş 40 adet toplam 1.150.004,42 TL tutarlı “teslim edilmeyen afiş ürünü ceza bedeli” açıklamalı temel fatura senaryolu e-faturaların davacı defterlerinde kayıtlı olduğu , dava tarihi itibariyle davacının davalıdan 1.153.878,71 TL alacaklı olduğu tespit edilmiş ise de davalı tarafça keşide edilen Üsküdar ... Noterliği'nin 21.09.2018 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesiyle faturaların iade edildiği görülmüştür.Bu noktada taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünde cezai şart hükümlerinin tartışılıp değerlendirilmesi gerekir. Cezai şart, borçlunun alacaklıya karşı mevcut bir borcu hiç veya gereği gibi ifa etmemesi halinde ödemeyi vaat ettiği, hukuki işlem ile belirlenmiş ekonomik değeri olan bir edimdir. Cezai şartın amacı, borçluyu borca uygun davranmaya sevk etmektir. 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 179. Maddesinde, "Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır." şeklinde yapılan düzenlemeye göre “Ceza Koşulu” başlığı altında üç çeşit ceza koşulu düzenlenmiştir. TBK'nun 179/2. maddesine göre; “ceza borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir”. Anılan yasa hükmünden de açıkça anlaşılacağı gibi, ifaya eklenen ceza koşulunda, şart gerçekleştiği takdirde alacaklı, hem ifayı hem de cezayı talep edebilecektir. Buna öğretide “taleplerin birleşmesi” veya “toplanması” denmektedir. TBK, “borcun belirlenen zamanda veya yerde ifa edilmemesi” hali için kararlaştırılmış ceza koşulunun, ifaya eklenen ceza koşulu niteliğinde olacağına dair bir karine koymuştur. Asıl borç muaccel olmadıkça, kural olarak ifaya eklenen ceza koşulu da muaccel olmaz. Dolayısıyla, ifaya eklenen ceza koşulunun muaccel olabilmesi için her şeyden önce onun bağlı olduğu asıl borcun muaccel olmuş olması gerekir. Asıl borç, alacaklının alacağını (asıl borcu) talep edebileceği anda muaccel hale gelmiş olur. ( Meşe s. 54-55; Yağcıoğlu s. 173; Korkmaz s. 53-54; Uslu s.114-115) TBK'nın 90.maddesi uyarınca ifa zamanı taraflarca kararlaştırılmadıkça her borç doğduğu anda derhal ifa edilmesi gerekir. İfa zamanının anlaşmayla tayin edilmesinde belirli bir tarih kararlaştırılabilir ve bu tarihe vade adı verilir. Kesin olmayan vadede borçlunun borcunu ifa edeceği zaman belirlenmiştir ancak bu tarih kesin ölçütlerle belli değildir. Kesin vadede ise ifa zamanı kesin olarak belirlenmiş olup, edimin ifa edileceği son gün açık ve nettir. (Ahmet M.Kılıçoğlu, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 28.Baskı, Sayfa 698 ve devamı) Asıl borcun muaccel olması ve bu borcun ihlal edilmesiyle muaccel olan ifaya eklenen ceza koşulunda alacaklı, kural olarak, hem asıl borcun hem de ilgili hukuki işlem ile kararlaştırılmış ifaya eklenen ceza koşulunun ifasını talep edebilecektir. İfaya eklenen ceza koşulunun muaccel olmasıyla bu alacak bağımsız bir alacak haline dönüşür. Dolayısıyla, ifaya eklenen ceza koşulunun muaccel olmasından sonra asıl borcun sonradan imkansız hale gelmesi halinde, ifaya eklenen ceza koşulu hala talep edilebilir. Ancak burada önemle belirtilmelidir ki, asıl borcun ifası sonradan borçlunun sorumlu tutulamayacağı bir sebeple imkansız hale gelmişse, aksi kararlaştırılmadıkça ifaya eklenen ceza koşulunun ifası istenemez ( TBK md 182/2) (Oğuzman, Öz (n 1) 543; Meşe (n 36) 60; Yağcıoğlu (n 8) 200)Somut olayda taraflar arasında imzalanan Çerçeve Sözleşmesi'nin 8. Maddesinde yer alan ''satıcının .... siparişi verilen emtiayı şahit numuneye birebir uygun olarak ve/veya süresinde ve/veya eksiksiz ve/veya ayıpsız olarak teslim etmediği takdirde alıcının sözleşmeyi feshi ve/veya devam etme hakları saklı kalmak kaydıyla ve her iki halde de siparişin %20'si tutarında cezai şartı derhal ve nakden ve defaten ödemeyi kabul ve taahhüt etmiştir'' şeklindeki düzenleme, TBK.nın 179/2.maddesinde belirtilen ifaya ekli cezai şartı niteliğindedir. Satışa konu cep telefonu ürününün 13.09.2018 tarihinde, aksesuarların ise 30.08.2018 tarihinde teslimi kararlaştırılmış olmakla somut olayda kesin vade söz konusu olup, asıl borç muaccel olduğu halde teslim gerçekleşmediğinden ifaya ekli cezai şart da muaccel olmuştur. Davalı tarafça ... açılışı ve ekonomik durumda yaşanan değişiklikler nedeniyle sözleşme tadili talep edilmiş ise de bu talebin davacı tarafça kabul edilmediği gözetildiğinde davacının Çerçeve Sözleşmesi'nin 8.maddesi gereği cezai şart talep etme koşulları oluşmuştur. Bu durumda sözleşmede siparişin %20'si tutarında kararlaştırılan cezai şart; 5.000 adet ... model telefon siparişi için KDV dahil birim fiyatı üzerinden 1.150.000,00 TL; 05.07.2018 tarihli e-mailde kararlaştırılan aksesuar grubu için KDV dahil birim fiyatları üzerinden 398.208,00 TL olarak hesaplanmış olup, davalı tarafça satışa konu ürünlerin KDV'siz birim fiyatları üzerinden cezai şartın hesaplanması gerektiği savunulmuş ise de taraflar arasındaki birim fiyatlarının KDV dahil kabul edilmesine göre yapılan hesaplamada bir isabetsizlik yoktur. Ancak davalının dilekçelerinde cezai şartın fahiş olduğunu ve indirilmesi gerektiğini savunması karşısında cezai şarttan indirim yapılması gerekip gerekmediği, gerekiyorsa indirimin neye göre yapılacağının üzerinde durulması gerekir. TTK'nın 22. maddesi uyarınca; “Tacir sıfatını haiz bir borçlu Borçlar Kanunu’nun 161. maddesinin 3. fıkrasında yazılı hallerde, fahiş olduğu iddiasıyla cezai şarttan indirim yapılmasını mahkemeden isteyemez.” Ancak, kararlaştırılan cezai şart miktarının ekonomik yönden borçlunun mahvına sebebiyet verecek ölçüde yüksek olduğunun saptanması ve borçlunun bu yönde savunmasının bulunması durumunda cezai şarttan makul oranda indirim yapılabileceği Yargıtay uygulamalarında kabul edilmektedir. Ne var ki, bu şekilde bir indirime gidilebilmesi için borçlunun ekonomik durumu yönünden ayrıntılı bir inceleme yapılması ve kararlaştırılan cezai şart ödemesinin ekonomik yönden mahvına sebep olup olmayacağı hususunun belirlenmesi gerekmektedir.Eldeki davada davalı şirketin bağımsız denetim sürecinde olduğundan 31.12.2020 tarihli mali tabloların hazır olmadığı şeklindeki beyanı nedeniyle bilirkişiler tarafından 31.12.2019 tarihli beyanname incelenerek davalı şirketin kaydi öz varlık tutarına göre hesap edilen cezai şartın davalının mahvına sebebiyet vermeyeceği rapor edilmiş ise de davalının ticari defter ve kayıtları, güncel bilançoları, verilen vergi beyannameleri vs. gibi başka bir deyişle ekonomik ve mali durumuna ilişkin belge ve kayıtlar üzerinde inceleme yaptırılarak yukarıda belirtilen indirim koşullarının bulunup bulunmadığı konusunda ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınıp varılacak uygun sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. 2.Taraflar arasında kabul edilen sözleşme koşulları itibariyle satışa konu cep telefonu ürününün ve aksesuarların tesliminin gerçekleşmediği konusunda bir ihtilaf olmayıp, davacı tarafça yoksun kalınan kâr talep edilmiştir. TBK'nın 117. maddesine göre, muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle borçlu temerrüde düşmüş olur.TBK'nın 123.maddesine göre karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede, taraflardan biri temerrüde düştüğü takdirde diğer taraf borçluya borcu ifa etmesi için uygun bir süre verebilir veya böyle bir sürenin verilmesini hâkimden isteyebilir. Ancak bazı hallerde alacaklının, borçluya ek süre vermesine gerek olmayıp, bu hallere ilişkin TBK'nın 124/3.maddesinde borcun ifasının, belirli bir zamanda veya belirli bir süre içinde gerçekleşmemesi üzerine, ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmeden anlaşılıyorsa başka bir deyişle kesin vade söz konusuysa alacaklının kural olarak ek süre vermesine gerek bulunmadığı düzenlenmiştir.Somut olayda taraflar arasında sözleşme ilişkisi bulunduğu ve satıma konu ürünlerinin teslimi için kesin vade belirlendiği gözetildiğinde kesin vadede gerçekleştirilmeyen teslim nedeniyle davalı satıcının temerrüdü gerçekleşmiştir.TBK'nın 212.maddesinde satıcının temerrüdü hâlinde borçlunun temerrüdüne ilişkin genel hükümlerin uygulanacağı, zilyetliğin devri için belirli bir süre konulmuş olan ticari satışlarda, satıcının temerrüde düşmesi halinde alıcının, devir isteminden vazgeçerek borcun ifa edilmemesinden doğan zararının giderilmesini istediği kabul edeceği, alıcının satılanın devredilmesini isteme niyetinde ise belirlenen sürenin bitiminde bunu satıcıya hemen bildirmek zorunda olduğu düzenlenmiştir. Anılan hüküm uyarınca Kanun Koyucu, alıcının aynen ifa yerine olumlu zararın giderilmesini istediğine dair irade beyanında bulunmaması halinde alıcının aynen ifadan vazgeçtiğini ve ayrıca olumlu zararın giderilmesini talep ettiğini karine olarak kabul etmiştir. Bu karine kesin vadenin taraflarca kararlaştırıldığı sözleşmeler bakımından uygulanacak olup, alıcı aynen ifayı talep ettiğini satıcıya hemen bildirmesi halinde ifadan vazgeçip, olumlu zararını seçtiği yönündeki karineyi çürütmüş olacaktır.TBK'nın 213/1.maddesinde borcunu ifa etmeyen satıcının, alıcının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlü olduğu, 213/2 ve 3.maddelerinde satıcının temerrüde düşmesi halinde alıcının aynen ifa talebinden vazgeçip, olumlu zararın tazminini talep etmesi durumunda olumlu zararın nasıl hesaplanacağını düzenlenmiştir. Bu hükümdeki zarardan amaç, müspet zarardır. Müspet zarar fiilî zarar ile yoksun kalınan kârdan oluşur. Dolayısıyla, satıcı, müspet zararın her iki kısmını da gidermek zorundadır (Fikren Eren, s:74).Yoksun kalınan kâr, zarara sebep olan olay olmasaydı, zarar görenin malvarlığında yer alabilecek kazanç/artış olarak tanımlanmaktadır.TBK'nın 213/2. ve 3.maddelerinde zararın hesaplanması yönünde somut hesaplama yöntemi ile soyut hesaplama yöntemi düzenlenmiştir. Hem soyut hem de somut hesaplama yöntemlerinin her ikisi de hesaplama yöntemi olarak fark teorisine dayanmaktadır (Fikret Eren, s:75). Somut hesaplama yönteminin uygulanabilmesi için alıcının mutlaka ikame bir satış sözleşmesi yapması gerekir. Somut yönteme göre satıcı borcunu ifa etmezse alıcı, satış bedeli ile kendisine devredilmeyen yerine bir başkasını satın almak için dürüstlük kuralına uygun olarak ödediği bedel arasındaki farka göre hesaplanacak zararın giderilmesini isteyebilir (TBK. m. 213/2). İkinci hesaplama yöntemi soyut yöntemdir. Zararın bu yönteme göre hesaplanması için satılan malın borsada kayıtlı veya pazardan satılan dolayısıyla borsa veya piyasa fiyatı bulunan bir mal olması gerekir (Fikret Eren, s:76-77). Bu yönteme göre zarar, satılan borsada kayıtlı veya piyasa fiyatı bulunan mallardan ise alıcının onun yerine bir başkasını satın alma zorunda olmaksızın satış bedeli ile belirlenmiş ifa günündeki piyasa fiyatı arasındaki farka göre hesaplanacak zarardır.(TBK. m. 213/3) Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde hükme esas alınan bilirkişi raporunda davalının 04.09.2018 tarihinde davacıya gönderdiği e- mailde tüketiciye satış fiyatını yukarı çekmeye çalışırken en azından telefonlar açısından zararın varlığını kanıtladığı ve bu mailde zikrettiği 1.299 TL fiyatın zarar miktarının belirlenmesinde gözetilmesinin faydalı olacağı belirtilmiş ise de taraflar arasındaki satışa konu ürünlerin yerine ikame olabilecek ürünlerin davacı tarafça satışının yapılıp yapılmadığı konusunda davacıya ait ticari defterler incelenmemiş olup, satış yapılmış olması halinde somut hesaplama yöntemine, yapılmamış olması halinde soyut hesaplama yöntemine göre değerlendirme yapılmak üzere yoksun kalınan kar kaybı talebi yönünden dosyanın nitelikli hesaplamalar uzmanı, mali müşavir ve sektör uzmanı bilirkişilerden oluşan heyete tevdi ile alınacak rapor sonucuna göre ve TBK'nın "ceza ile zarar arasındaki ilişki" başlıklı 180.maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "alacaklının uğradığı zararın kararlaştırılan ceza tutarını aşması halinde alacaklının, borçlunun kusuru bulunduğunu ispat etmedikçe aşan miktarı isteyemeyeceği" düzenlemesi de değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken mahkemece eksik inceleme ile karar verilmesi isabetsiz olmuştur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Davalı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 19/06/2025