T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1964
KARAR NO:2025/718
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:28/04/2021
NUMARASI:2020/35 Esas - 2021/466 Karar
DAVA:İstirdat
DAVA TARİHİ:13/01/2020
BİRLEŞEN DAVADA
DAVA:Alacak
İSTİNAF KARAR TARİHİ:22/05/2025
Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı asıl ve birleşen davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
ASIL DAVA;
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, iştigal konusu gereği ticari ilişki içinde olduğu dava dışı ... Şti. isimli şirkete, ticareti dolayısı ile Ekim 2015 tarihi itibariyle vadesi gelmemiş, 300.000,00 TL borcu bulunmakta iken, dava dışı bu şirket yetkilisi ... 'ın, müvekkile gelerek " ... A.Ş. (davalı) ile ticaret yaptığını bu sebeple ilgili şirkete borçlandığını, borcunu kısmen ödemediği takdirde bu şirketten mal (altın) alamayacağını ve bu nedenle borçlarını hiç ödeyemeyeceğini, kendisinde bulunan vadesi gelmemiş 300.000,00TL alacağını derhal ödeyip ödeyemeyeceğini" sorduğunu müvekkilinden olumsuz yanıt alınca daha sonra " ... A.Ş.'nin (davalının) teminat getirmesi halinde kendisine mal vereceğini, müvekkilin kendinde olan borcu kadar, ... Şti. Lehine teminat verip veremeyeceğini" sorduğunu, müvekkilinin bu defa dava dışı şirket yetkilisinin teklifini kabul ettiğini, tarafların bu konuda kendi aralarında bir sözleşme akdettiğini, müvekkilinin, dava dışı ...Şti. ile yaptığı sözleşmeye istinaden, davalı ... A.Ş. yetkilileri ile bir araya gelerek, aralarındaki sözleşme doğrultusunda teminat vermeyi kabul ettiğini, gerekli işlemlerin yapılmasına icazet verdiğini, müvekkilinin ayrıca, davalı tarafından hazırlanan ve kendisinin ipotek vereceğini belirten bir sözleşmeye de imza attığını, müvekkilinin, davalı şirket ve dava dışı ... Şti. arasında bulunan sözleşmelere riayet ederek, 02.11.2015 tarihinde sözleşmede yazılı olduğu üzere maliki olduğu İstanbul İli Fatih İlçesi ... Mahallesi ... pafta, ... ada, ... parselde kayıtlı taşınmaz üzerine 300.000,00TL bedelli ipotek konulmasını sağladığını, davalı tarafından ...sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yoluna başvurulduğunu, söz konusu takibe karşı ipotek bedelinin ödenmiş olması sebebiyle müvekkili adına itiraz edildiğini, itirazın halen İstanbul 7. İcra Hukuk Mahkemesinin 2017/154 esas sayılı dosya üzerinden incelendiğini, müvekkilinin, yukarıda bahsi edilen ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibin ardından ...sayılı dosyasından gelen ödeme emri ile davalının kendisi hakkında ipotek borcundan başka kambiyo senetlerine mahsus takip yoluna da başvurduğunu öğrendiğini, Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesi 2017/250 esas sayılı dosyası ile değerlendirilen itirazları neticesinde mahkeme, hatalı olarak ve eksik inceleme ile bonoların teminat senedi olarak imzalandığının ispatlanamadığı, bonolar üzerinde müteselsil kefil ibaresi bulunsa dahi bu imzanın aval olarak kabul edilerek, müteselsil kefil değil aval hükümlerinin uygulanması gerektiği, avalin de müşterek müteselsil borçlu olduğunun kabulü gerektiği gerekçeleri ile davayı reddettiğini ve kararın kesinleştiğini, müvekkilin irade sakatlığına uğratılarak borç altına sokulduğunu, davalı tarafından alacaklı sıfatı ile kambiyo senedine mahsus takip yolu ile takibe konan bonolar teminat senedi niteliğinde olup, bonoların kambiyo vasfı bulunmadığını, müvekkili tarafından imzalandığı iddia edilen bonolardaki müvekkili imzasının aval olarak kabulü de mümkün olmadığını, bu nedenlerle davanın kabulü ile borçlu olmadığı bir parayı ... sayılı dosyası vasıtasıyla davalıya tamamen ödemek mecburiyetinde kalan müvekkilinin, ödemiş oluğu paranın İİK m.72/VII hükmü mucibince, ödeme tarihinden itibaren reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkile verilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;istirdat davalarının ödeme yapılmasından itibaren 1 yıllık süre içerisinde açılması gerektiğini, bu itibarla öncelikle hak düşürücü bu sürenin geçip geçmediğinin araştırılması gerektiğini, hak düşürücü bu süre geçmişse davanın reddine karar verilmesini, davacının Borç Mutabakat Sözleşmesi, Kefalet Metni ve Eş Muvafakati'nden anlaşılacağı üzere açıkça 2.000.000,00 TL (İki Milyon Türk Lirası)'ye kadar kefil olduğunu, bono üzerine "Kefil" ibaresi konulsa dahi, bu aval olarak nitelendirilmesi gerektiği, müvekkili şirket tarafından alınan bonoların borç senedi olduğunu, teminat senedi olduğuna ilişkin iddialara itibar edilmemesini, bu nedenlerle haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, davacının alacağın %20'si oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama masraflarının ve avukat vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini istemiştir.
BİRLEŞEN DAVA;
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Davacı vekili, müvekkilinin iştigal konusu ile ilgili olarak dava dışı ... Şti. ile de ticaret yaptığını ve Ekim 2015 tarihinde dava dışı şirkete 300.000 TL vadesi gelmemiş borcu bulunduğunu, dava dışı şirket Yetkilisi ..., müvekkiline gelerek ticaret yaptığı ... A.Ş. den (davalı) söz konusu şirkete olan borcu dolayısıyla artık mal alamadığını, söz konusu şirket yetkililerinin borcunun belli miktarını ödemesi veya teminat getirmesi şartıyla mal verebileceklerini söylediklerini belirterek vadesi gelmeyen borcunu talep ettiğini, müvekkilinin dava dışı şirket yetkilisi ...'ın vadesi gelmemiş borcun ödenmesi talebini reddetmiş ancak dava dışı şirket adına davalı şirket lehine borcu kadar miktarda teminat vermeyi kabul ettiğini, tarafların bu konuda bir sözleşme imzaladıklarını, müvekkilinin davalı tarafından gönderilen ihtarname ile dava dışı şirketin, borcunu ödemediğini, ipoteğin paraya çevrileceğini ve aynı zamanda dava dışı şirketin davalı şirkete olan borcu dolayısıyla, 2.000.000,00TL miktara kadar kefil sıfatı ile sorumlu tutulduğunu öğrendiğini, davalı tarafından daha sonra ... sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yoluna başvurulmuş, söz konusu takibe karşı ipotek bedelinin ödenmiş olması sebebiyle müvekkili adına itiraz edildiğini, davalının, yukarıda bahsi edilen ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibin ardından ayrıca, ... sayılı dosyasından müvekkili aleyhine kambiyo senetlerine mahsus takip yoluna başvurduğunu, müvekkilinin icra tehdidi altında ... sayılı dosyasına yapmak zorunda kaldığı ödemelerin davalıdan istirdatı için dava açıldığını, söz konusu davanın Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/35 E. Sayılı dosya ile derdest olduğunu,Davalı tarafından alacaklı sıfatı ile başlatılan takibe karşı, müvekkilin dosya alacaklısına herhangi bir borcunun bulunmadığı, davalı ile aralarında ipotek tesisine ilişkin bir sözleşme bulunduğunu ancak bu şekilde bono imzalamadığı, bonoların imzalanan sözleşme arkasına eklenerek ve müvekkilin iradesi sakatlanarak imzalatılmış olabileceği, bu sebeple söz konusu bonolardan müvekkilin sorumlu tutulamayacağı, bunun kabul edilmemesi halinde bonoların ancak müvekkilin imzaladığı sözleşmenin teminatı olarak, teminat senedi sayılabileceği, bağımsız bir borç ilişkisi taşımayan bu bonolar ile dosya alacaklısı tarafından kambiyo senetlerine mahsus yapılan takibin iptal edilmesi gerektiği, bunun da kabul edilmemesi halinde ise bonoların üzerinde yer alan ve kefil ibaresi karşısındaki imzanın müteselsil kefil hükümlerine göre değerlendirilerek eş rızası bulunmaması sebebiyle müvekkile borç isnat edilemeyeceği gerekçeleri ile itiraz edildiğini, takibin iptali istendiğini ancak Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesi 2017/250 esas sayılı dosyası ile mahkemenin hatalı olarak ve eksik inceleme ile bonoların teminat senedi olarak imzalandığının ispatlanamadığı, bonolar üzerinde müteselsil kefil ibaresi bulunsa dahi bu imzanın aval olarak kabul edilerek, müteselsil kefil değil aval hükümlerinin uygulanması gerektiği, avalin de müşterek müteselsil borçlu olduğunun kabulü gerektiği gerekçeleri ile davayı reddettiğini ve kararın kesinleştiğini ,Müvekkilinin, davalı tarafından yargılamalar sırasında dosyaya sunulan sözleşmeyi okuduğunda, kendisinin bu şekilde bir borç altına girme iradesinin bulunmadığını, kendisinin dava dışı şirket ile olan sözleşme konusu ipotek ilişkisine dayanarak bu sözleşmeyi imzaladığının davalıyı temsilen orada bulunanlar tarafından da bilindiğini, sözleşmeyi imzaladığı sırada kendisine sadece sözleşmenin 3'üncü maddesinde yazıldığı şekilde ipotek tesisi yapılacağı kısmının izah edildiğini, bunun dışındaki sözleşme maddelerinden haberinin bulunmadığını, sözleşmenin eki olarak sunulan hiç bir belgeyi hatırlamadığını, kendisine davalı yetkililerince gösterilen yerlere yine bu yetkililer tarafından söylenen şeyleri yazarak imzaladığını, ipotek borcuna ilişkin sözleşmenin imzası için eşinin de rızası olması gerektiğinin söylenmesi nedeniyle,yanında götürdüğü eşine de, ipotek konulmasına rıza gösterdiğine ilişkin bir belge diyerek ayrıca bir belge imzalatıldığını o belgeyi ise hiç görmediğini, sözleşmesi eki olarak sunulan ve ek1-kefalet metni yazan metni hatırlamadığını, metinde yer alan noktalı kısımlara eli ile doldurduğunu da hatırlamadığını, doldurmamış olabileceğini, bunların sonradan başkaları tarafından doldurulmuş olabileceğini, tüm bunlar olurken yanında dava dışı kendisinin dava dışı şirket yetkilisi ... 'ın da bulunduğunu, sadece dava dışı şirket ile arasında bulunan 300.000,00TL borç ilişkisine karşı davalı lehine ipotek verdiğine, imzalanan sözleşmeyi bu amaçla imzaladığını defalarca söylediğimi ve kefillikten haberinin olmadığına ...'ın da şahit olduğunu belirttiğini, müvekkilinin icra tehdidi altında ... sayılı dosyasının borcunu ödedikten sonra yüklü miktardaki bu ödemesi nedeniyle maddi anlamda zor duruma düştüğünü , daha önce taşınmazları satın almak için taliplileri olup da hacizleri dolayısı ile satışını yapamadığı taşınmaz mallarını taliplerine sattığını, davalı alacaklı sıfatı ile borcu olmayan parayı müvekkilden tahsil etmesine rağmen müvekkile imzalatmış olduğu ancak müvekkilin haberinin olmadığı bonolardan bahisle yeniden icra takibine geçeceği, muvazaa iddiasında bulunarak yapılan satışların iptali yoluna gideceği, müvekkili ticari anlamda zor durumda bırakacağı tehditi ile müvekkilinin kendisine kefil sıfatı ile 2.000.000,00TL'ye kadar borçlu olduğunu iddia ederek bu borçtan kalan miktarın da sözleşmeye istinaden kendisine ödenmesini istediğini, müvekkilinin bu defa, ticari itibarı yanında, taşınmazları satın alan kimselerin tasarrufun iptali davasına muhatap edileceği ve bu nedenle şahsi olarak da itibarsızlaşacağı korkusu ile iradesi hilafına borç altına sokulmuş olmasına rağmen, davalıya 21.09.2018 tarihinde sözleşmede yazılı miktardan kalan 576.100 TL miktarı da ödemek zorunda kaldığını (bu miktarın, asıl borçlu dava dışı şirketten icra marifetiyle tahsil edilen bedeller ile müvekkil tarafından ödenen ipotek bedeli ve ... sayılı dosyasına yapılan ödemeler sonunda müvekkilin kefil olarak sorumlu olduğu iddia edilen bedelden kalan miktar olduğu ) borç doğurduğu iddia edilen Borç Mutabakat Sözleşmesi başlıklı sözleşmenin imzası sırasında müvekkilinin yanında bulunan asıl borçlu ...'ın ve müvekkilin eşinin tanıklığı ile ortaya konacağını, aynı şekilde müvekkilin iradesinin sakatlanarak borç altına sokulduğu, icra takibine konu bonoların bağlı olduğu kefalet metni başlıklı belgenin noktalı kısımlarının müvekkili tarafından doldurulup doldurulmadığına ilişkin bilirkişi incelemesi ile de ortaya konabileceğini, müvekkilinin bonolardan da haberdar olmadığını, bonoların A4 kağıda düzenlenmek suretiyle imzalatılan sözleşmenin arkasına konularak sözleşmenin eki gibi imzalatılmış olabileceğini, bonoların davalı tarafından müvekkilinin iradesi sakatlanarak imzalatıldığını ve müvekkilin imzaladığından dahi haberinin olmadığı bonolar olduğunu, sözleşmenin kurulması sırasında var olduğu iddia edilen el yazılarının müvekkile ait olmadığından kefalet sözleşmesinin geçerli olması için gerekli şekil şartı noksanlığı sebebiyle de müvekkilinin davalıya herhangi bir borcu olmadığını, davalının buna rağmen haksız ve hukuka aykırı olarak zenginleştiğini, bu nedenlerle davanın kabulüne, müvekkilinin davalı yana ödemek zorunda kaldığı, davalının haksız ve hukuka aykırı olarak zenginleşmesini sağlayan 576.100,00TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek reeskont avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak müvekkile verilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yan üzerinde bırakılmasına karar verilmesini istemiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; alacağı kabul manasına gelmemekle birlikte, herhangi bir alacak varsa dahi, zamanaşımına uğradığını, davacının borç mutabakat sözleşmesi, kefalet metni ve eş muvafakatinden anlaşılacağı üzere açıkça 2.000.000,00 TL (İki Milyon Türk Lirası)'ye kadar kefil olduğunu, bu nedenle haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama masraflarının ve avukat vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...dosya kapsamı ve toplanan deliller birlikte değerlendirilmiştir. Davacı taraf her ne kadar dava dışı... Şirketine olan 300.000,00 TL lik borcu nedeniyle davalı şirkete sadece 300.000,00 TL ipotek verdiğini, bundan fazla alacak ile ilgili her hangi bir teminat vermeyip sorumluluk yüklenmediğini ileri sürmüş ise de yukarıda açıklanan borç mutabakat sözleşmesine göre toplam 1.846.200,00 TL borca müteselsil ve müşterek kefil olduğu, ipotek resmi senedinde davacıya ait taşınmaz üzerinde 300.000,00 TL ile sınırlı olarak ipotek tesis edilmiş ise de yukarıda belirtilen 1.846.200,00 TL'lik borçtan da açıkça bahsedildiği ve bu borçtan müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu olduğu hususunun ipotek resmi senedinde de geçtiği, borç mutabakat sözleşmesine ekli kefalet metninin Türk Borçlar Kanunun'nun 581 ve devamı maddelerindeki şartları da taşıdığı, eş muvafakatnamesinin de mevcut olduğu anlaşılmaktadır. Yine davalı borç mutabakat sözleşmesinde belirtilen borç miktarı kadar borçlu ...'un alacaklı ...'a bono vereceği belirtilmiş olup, bu bonoların teminat olarak verildiğine ilişkin bir kayıt koyulmamıştır.Davacı da söz konusu bonoları kefil sıfatıyla imzalamış olup, davalı tarafça sunulun Yargıtay Hukuk genel Kurulu'nun E. 2017/12-1135 K. 2017/2012 T. 24.5.2017 tarihli kararında belirtildiği üzere, bono üzerine kefil ibaresi konsa dahi, aval veren olarak değerlendirileceği, avalin bononu diğer borçlusu ile müteselsilen sorumlu olduğu, avalde eşin rızasına ilişkin hükümlerin uygulanmayacağı belirtilmiştir. Bu durumda davacının icra takibine konu bonolardan sorumlu olması nedeniyle istirdat talebinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Birleşen dosyaya konu miktarın da yine yukarıda belirtilen borç mutabakat metni ve kefalet sözleşmesi kapsamında davacı tarafça yapılmış olduğu, sözleşme ve kefaletin geçerli olduğu, davacı tarafça ödeme dekontunda da bu açıklama yapılarak yapılan ödemenin istirdatı talebinin yerinde olmadığı anlaşılmakla; asıl ve birleşen davaların reddine " karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İstirdat (İİK m.72 /7) talebiyle Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/671 esasa kaydedilen dava ile sebepsiz zenginleşme iddiası ile açmış oldukları yine Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi 2020/35 esasa kaydedilen davanın birleştirilmesine karar verilerek yargılama yapılmasının hatalı olduğunu,Yargıtay HGK 11.12.2018 Tarih, 2017/1155 E. 2018/1892 K. sayılı kararında açıkça belirtilen kritere uygun omasına rağmen ilk derece mahkemesi tarafından, istirdat davasına konu bonoların teminat senedi olmadıklarının kabulünün hatalı olduğunu,Müvekkilinin, istirdat davasına konu bonolar ile sözleşmelerdeki imzaları attığını hatırlamadığı ve senet metninin içeriğinin sonradan doldurulmuş olabileceği beyanı sebebiyle, bonodaki imzalara karşı yaptıkları itirazın ispat için dayandıkları bilirkişi incelemesi talebinin (imza incelemesi talebinin) ilk derece mahkemesi tarafından reddedilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, şüpheli olan imzalara ilişkin bilirkişi incelemesi yapılması yönündeki taleplerinin reddi ile eksik inceleme sonucu hüküm kurulmasının hatalı olduğunu,20.10.2015 imza tarihli "Borç Mutabakat Sözleşmesi" ile Bakırköy 17. İcra Dairesi ... sayılı dosyasından takibe koyulan 2 adet bononun her ikisinin tanzim tarihlerinin 20.10.2015 olmasından, takibe koyulan bonoların sözleşmede belirtilen teminat olarak alınmış bonolar olduğunu, "Borç Mutabakat Sözleşmesi"nin 2'nci maddesindeki "..Borçlu iş bu borcu 10 eşit taksit halinde ve ilk ödemesi 15.12.2015 tarihinde başlamak üzere ödeyeceğini gayrikabili rücu olarak kabul, beyan ve taahhüt eder" ve 4'üncü maddesindeki "borçlu 2. maddede yazılı borcunu karşılayacak şekilde alacaklıya bono vereceğini gayri kabili rücu olarak kabul, beyan ve taahhüt etmiştir" düzenlemeleri ile 17. İcra Dairesi ... sayılı dosyasından takibe koyulan 2 adet bononun numaralarının 01 ve 02 şeklinde sıralı ve 15.12.2015 ve 15.01.2016 olacak şekilde takip eden aylara karşılık gelen vadeli olmaları birlikte değerlendirildiğinde, takibe koyulan iki bononun sözleşmede 10 eşit taksitte ödeneceği belirtilen borcun 10 eşit taksitinden ilk iki taksitinin teminatı olarak alındığını, bu durum karşısında bonoların ilk derece mahkemesi tarafından teminat senedi olarak kabul edilmemesinin hatalı olduğunu, davalının, istirdat davasına konu bonoların teminat senedi olmadığı itirazı sebebiyle bonoların teminat senedi olmaması halinde bunların davalı ticari defterlerine kaydının yapılması gerektiği, ticari defter kaydı yok ise bu hususun bonoların teminat senedi olduğu yönünde ispat vasıtası olacağını, bu nedenle, bu hususun incelenmesi için davalı yan ticari defterlerinin incelemesi taleplerinin reddi ile eksik inceleme sonucu hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, bononun kambiyo vasfına ilişkin itirazlarının kabul edilmemesi halinde, her ne kadar senet üzerine atılan imzanın aval olarak değerlendirileceği düşünülse de somut olayda anılan bonoların kefalet sözleşmesi kapsamında verildiğinin açık olduğunu, bu nedenle, müvekkilinin bağımsız borç ilişkisinin tarafı aval sıfatını değil, kefil sıfatını haiz olduğunun kabul edilmesi gerektiğini, bu itibarla, kefalete ilişkin zorunlu unsurlardan olan eş rızasının bulunmasının gerekli olduğunu, İlk derece mahkemesi tarafından anılan şekildeki beyanlarının dikkate alınmadan, somut olaya göre değerlendirme yapılmadan, genel bir kabul ile aval hükümleri uygulanarak karar verilmesinin hatalı olduğunu, müvekkili tarafında kefil sıfatı ile imzaladığı belirtilen borç mutabakat ve kefalet sözleşmelerindeki hata ve hileye dayalı iddiaları her türlü delille ispatlanabilecekken, ilk derece mahkemesinin herhangi bir gerekçe göstermeden tanık delillerini reddederek, ispat vasıtalarını yok sayarak hüküm kurması ve bu şekilde kurulan hükmün hatalı olduğunu, sözleşmelerdeki imzalara karşı yaptıkları itirazın ispat için dayandıkları bilirkişi incelemesi talebinin (imza incelemesi talebinin) ilk derece mahkemesi tarafından reddedilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğunu beyanla istinaf kanun yolu başvurularının kabulüne, usul ve yasaya aykırı ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Asıl dava, icra takibi nedeniyle takip baskısı altında yapıldığı iddia olanan ödemenin istirdatı ; birleşen dava, haksız ve sebepsiz yere yapıldığı iddia olunan ödemenin iadesi istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Dosya kapsamından davalı ...A.Ş. ile dava dışı ... ŞTİ. arasında 20.10.2015 tarihinde borç mutabakat sözleşmesi tanzim edildiği, sözleşmede dava dışı ... ve davacının müşterek borçlu, müteselsil kefil olarak imzalarının bulunduğu, sözleşme içeriğinde borçlu dava dışı ... Ltd. ŞTİ.'nin davalı şirkete 1.846.200 TL muaccel borcunun olduğunun, borcun 10 eşit taksitte ilk taksit 15.12.2015 tarihinde olmak üzere ödeneceğinin, söz konusu borcun teminatı olarak dava dışı ... ve ...'e ait taşınmazlar ile davacı ...'a ait taşınmaza alacaklı lehine birinci derece ve birinci sıradan toplam 2.000.000 TL üst sınırlı ipotek tesis edileceğinin ayrıca söz konusu borca karşılık alacaklıya bono verileceğinin yazılı olduğu, sözleşmenin 5.maddesine göre müşterek borçlu ve müteselsil kefillerin 2.000.000 TL'ye kadar süresiz olarak kefil oldukları ve borçlunun sözleşmeye aykırı davranması halinde ipoteklerin paraya çevrilmesine muvafakat ettikleri anlaşılmıştır .Ayrıca sözleşmeye ek olarak davacının, sözleşme nedeniyle doğmuş ve doğacak borçları dolayısıyla 2.000.000 TL kadar süresiz olarak borçlu ...ŞTİ. ile müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu olduğuna ilişkin 20.10.2015 tarihinde kefalet metni ve eş muvafakatnamesinin düzenlendiği, anılan belgelerin davacı ve eşi tarafından imzalandığı görülmüştür.Davacı tarafından, dava dışı ... ŞTİ. ile aralarında 22.10.2015 tarihinde imzalanan "sözleşme" başlıklı belgeye dayanılmış olup, anılan belgede davacının dava dışı şirkete 300.000 TL ye karşılık gelecek miktarda kilo ile aldığı altınların bedeli olarak dava dışı şirketin davalı şirkete olan borcunun 300.000 TLlik kısmına kefil olacağı ve bu tutardaki kefaletinin teminatı olarak kendi taşınmazı üzerinde davalı şirket lehine ipotek tesis edeceği, dava dışı şirkete olan borcunu davalı şirkete ödeyerek dava dışı şirkete olan borcundan kurtulacağı, ipoteğin kaldırılması konusunda davalı şirketle muhatap olacağı hususlarının kararlaştırıldığı görülmekle birlikte davacıya ait taşınmaz üzerinde 02.11.2015 tarihinde düzenlenen ipotek resmi senedinde "dava dışı ... ŞTİ.'nin davalı şirkete olan ve davacının müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu olduğu 1.846.200 TL tutarında vadesi geçmiş kayıtsız, şartsız ve kesin borcunun ödeme teminatını teşkil etmek üzere 300.000 TL ana para ipoteği ile faiz ve masrafları olmak üzere tüm masrafları teminen birinci derece ve birinci sırada ipotek kurulduğunun" yazılı olduğu anlaşılmıştır .Davalı tarafından dava dışı ... ŞTİ ve davacı hakkında ... sayılı icra dosyasında 17.01.2017 tarihinde işlemiş faiziyle birlikte 334.434,25 TL üzerinden ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatılmıştır. Bunun yanısıra davalı takip alacaklısı tarafından dava dışı ... ŞTİ. ve ... ile davacı aleyhine ... sayılı takip dosyasında "20.10.2015 keşide tarihli 15.12.2015 vade tarihli 200.000 TL bedelli senet ile 20.10.2015 keşide tarihli 15.01.2016 vade tarihli 200.000 TL bedelli senet" sebebine dayanılarak işlemiş faiz ile birlikte toplam 448.057,53 TL alacağın tahsili istemiyle 24.02.2017 tarihinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip başlatılmış, davacının Bakırköy 3. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2017/250 Esas sayılı dosyada takibin iptali için açtığı davanın reddine karar verilmesinden sonra dosya istinaf incelemesindeyken 14.09.2018 tarihinde davacı tarafından 583.667,20 TL ödeme yapılması üzerine 18.09.2018 tarihinde icra dosyası infaz olarak kapatılmıştır.Asıl davada davacı, iradesi sakatlanarak borç altına sokulduğunu, davalı tarafından alacaklı sıfatı ile takibe konan bonoların teminat senedi niteliğinde olup, kambiyo vasfı bulunmadığını, bu nedenlerle borçlu olmadığı bir parayı icra dosyasına ödemek mecburiyetinde kaldığını ileri sürerek ödemiş olduğu paranın iadesini talep etmiştir. Buna göre asıl dava, İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 72/7. maddesine dayalı istirdat istemine ilişkin olup, maddeye göre takibe itiraz etmemiş veya itirazın kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geri alınmasını isteyebilir.Birleşen davada davacı, iradesi sakatlanarak, kandırılmak suretiyle borç altına sokulduğunu, davalının 2.000.000 TL tutarındaki borçtan kalan miktarın ödenmesini istemesi üzerine taşınmazlarını satın alan kişilerin tasarrufun iptali davasına muhatap edileceği ve bu nedenle şahsi olarak da itibarsızlaşacağı korkusu ile "20.10.2015 tarihli sözleşmeden kaynaklanan kefalet borcu ödemesi" açıklamasıyla 21.09.2018 tarihinde davalıya ait banka hesabına 576.100,00 TL ödeme yaptığını belirterek, bu ödemenin haksız ve sebepsiz yere olduğu iddiasıyla iadesini talep etmiştir. Buna göre birleşen dava, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 77.maddesinde yer alan sebepsiz zenginleşmeye dayalı ödenen bedelin iadesi istemine ilişkindir. TBK'nın 77. ve devamı maddesine göre haklı sebep olmaksızın bir başkasının malvarlığından ya da emeğinden zenginleşen, fakirleşene bu zenginleşmeyi iade etmekle yükümlüdür.İİK'nın 72/7.maddesinde yer alan istirdat davası, esasen sebepsiz zenginleşme iddiasına dayanan bir eda davası ise de icra hukukuna dayanan bir dava şartı içermekte olup, bu şart da borçlunun, borcu bulunmadığı bir parayı icra takibinin kesinleşmesi nedeniyle cebri icra tehdidi altında ödemek zorunda kalmış olmasıdır (Ramazan/Yılmaz, Ejder/Taşpınar Ayvaz, Sema/ Hanağası, Emel: İcra İflas Hukuku, Ankara 2018, 4. Baskı, s. 228). Bu davada davacı paranın verilmesi gerekmediğini, icra takibinin alacaklısı durumundaki davalı takibe konu alacağının mevcudiyetini ispatla yükümlü iken sebepsiz zenginleşme nedenine dayalı davada ispat yükü davacı üzerindedir. Zira zenginleşmenin geçerli olmayan bir sebebe dayandığının ispatlanması halinde zenginleşme sebepsiz/haksız hale gelecek olup, bu durumda fakirleşen tarafa iade yükümlülüğü doğacaktır.Davacı istirdat ve sebepsiz zenginleşme iddiasına dayalı açmış olduğu iki davanın birleştirilmesine karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu ileri sürmüş olup, bu yönden yapılan değerlendirmede;6100 sayılı HMK'nın 166/4.maddesinde davaların aynı veya birbirine benzer sebeplerden doğması ya da biri hakkında verilecek hükmün diğerini etkileyecek nitelikte bulunması durumunda bağlantı var sayılacağı düzenlenmiştir.Somut olayda asıl ve birleşen dava arasında ispat yükü, ispatı gereken hususlar, dava açma süreleri, bu sürelerin niteliği konusunda birtakım farklılıklar bulunmakla birlikte her iki davada da davacının, davalıya borçlu olmadığına yönelik dayandığı maddi vakıalar aynıdır. Bu durumda tarafları aynı olup, maddi vakıalar yönünden aralarında bağlantı bulunan iki davanın birleştirilerek görülmesinde gerek usul ekonomisi ve gerekse birbirine aykırı kararların çıkmasının önlenmesi açısından fayda olduğu gözetildiğinde mahkemece asıl ve birleşen dava yönünden yargılamanın birlikte yapılmış olmasında bir isabetsizlik yoktur.
ASIL DAVA YÖNÜNDEN;1.Davacı, kefalet sözleşmesinin yanında bono imzalamadığını, bonoların, imzalanan sözleşme arkasına eklenerek ve iradesi sakatlanarak imzalatılmış olabileceğini , bono metninin sonradan doldurulmuş olabileceğini ileri sürmüş olup, bu yönden yapılan değerlendirmede;Davacı hakkında başlatılan icra takibine konu bonoların incelenmesinde, keşidecinin ... Şti., müteselsil kefillerin ... ve davacı ..., lehtarın davalı ... A.Ş. olduğu , her iki bonoda malen kaydının bulunduğu, bonoların şeklen kambiyo senedi vasfına haiz oldukları anlaşılmaktadır...., Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 700.maddesine göre poliçede yazılı bulunan borcun kısmen veya tamamen teminat altına alınmasını sağlayan bir nevi kefalettir. ... verenin borcu bağımsız bir borçtur, bir diğer ifade ile fer'î nitelikte değildir. ... ilişkin hükümler TTK’nın 778/3. maddesi gereğince bonolar hakkında da uygulanacak olup, TTK'nın 702/1. Maddesi gereği aval veren, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur. ... veren hamile karşı senet metninden anlaşılan mutlak defileri ileri sürebilir , asıl borçlu ile hamil arasındaki şahsi defileri ileri süremez.... veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir. Lehine aval verilenin mevcut olmaması, ehliyetsiz olması ya da imzasının sahte olması hâlinde de aval verenin sorumluluğu devam eder. TTK’nın 702/2. Maddesi gereğince aval veren, sadece kambiyo senedindeki zorunlu şekil eksikliğini ileri sürebilir (20.04.2018 tarihli ve 2017/4 E., 2018/5 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı-Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.07.2021 tarihli ve 2017/(19)11-3091 Esas, 2021/965 Karar; 06.10.2020 tarihli ve 2017/12-268 Esas, 2020/729 Karar sayılı kararları ) Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olaya gelindiğinde davacı hakkında başlatılan takibe konu bonolarda kefil ibaresi yer almış olsa da bono üzerine yer alan "kefil" ibaresi aval olarak nitelendirileceğinden davacı avalist durumundadır.Davacı, borç ilişkisinin tarafı olarak aval sıfatını değil, kefil sıfatını haiz olduğunun kabul edilmesi gerektiğini ileri sürmüş ise de davacı hakkında başlatılan icra takibi kambiyo senedine dayalı olup, takibin ipotek ve kefalet ile ilgisi yoktur .Kaldı ki kefalete dair hükümlerin kefili, alacaklıya karşı koruduğu; avale ilişkin hükümlerin, hamili, asıl borçlu ile müracaat borçlularına karşı koruduğu gözetildiğinde kambiyo senedi yönünden kefalete ilişkin hükümlerin uygulanması mümkün değildir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24/05/2017 tarihli ve 2017/12-1135 Esas ve 2017/1012 Karar sayılı kararında da bu husus, "..kefalette asıl borç bir nedenle geçersizce kefilin de sorumluluğuna gidilemezken, avalde lehine aval verilenin sorumluluğu bulunmasa bile avalistin sorumluluğu devam ettiği, kendisine böylesine önemli bir fonksiyon atfedilmiş aval müessesesinin kefalete ilişkin genel hükümlere tabi kılınmasının doğru olmadığı" şeklinde belirtilmiştir.Diğer yandan yazı veya imza inkârında bulunan tarafın bunu açık bir sahtelik iddiası ile ileri sürmesi gerekmekte olup , davacı, avalist olarak yer aldığı bonolara ilişkin açık bir imza inkarında bulunmadığından mahkemece imza incelemesi talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Yine bonoların sonradan doldurulduğu iddiasına ilişkin davacı tarafça dosya kapsamına yazılı bir delil ibraz edilmemiş olmasına göre mahkemece davacının takibe konu bonolardan avalist olarak sorumlu olduğunun kabulü yerindedir. 2.Davacı, bonoların teminat olarak verildiğini ileri sürmüş olup, bu yönden yapılan değerlendirmede;Yargıtay’ın yerleşik ve süreklilik arz eden içtihatlarına göre, neyin teminatı olduğunun senet üzerinde açıklanması veya ayrı bir belge ile senedin vade, tanzim tarihi ve miktarlarına açık bir şekilde atıfta bulunulması suretiyle teminat senedi olduğunun belirlenmesi halinde senedin, teminat senedi vasfını taşıdığı kabul edilir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 15.09.2020 tarihli ve 2017/12-269 E., 2020/591 K. sayılı kararı) Bono metinlerinde teminat amaçlı olarak verildiğine yönelik bir açıklamaya yer verilmemesi halinde bononun teminat olarak verildiği iddiasının 6100 sayılı HMK'nun 200 ve 201 maddeleri uyarınca yazılı delillerle kanıtlanması gerekir.Somut olayda davacı, kefil sıfatıyla imzaladığı borç mutabakat sözleşmesine dayalı olarak takibe konu bonoların teminat senedi vasfını taşıdığını ileri sürmüş ise de dosyaya sunulan borç mutabakat sözleşmesinde takibe konu bonolara açık bir atıfta bulunulmadığı gibi bonoların teminat olarak verildiği iddiasına ilişkin davacı tarafça dosya kapsamına yazılı bir delil sunulmamış olmasına göre mahkemece takibe konu bonoların teminat senedi vasfında olmadığının kabulü yerindedir. 3.Davacı, bonoların teminat senedi olmadığının kabulü halinde davalının ticari defterleri üzerinde inceleme yapılması gerektiğini ileri sürmüş olup, bu yönden yapılan değerlendirmede;Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduğundan bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Bu vasıfları sebebiyle ticari defterlerde kayıtlı olup olmamalarının önemi yoktur. Zira ticari defterlerde bonodan kaynaklı alacağına ilişkin bir kayıt olmaması, bonodaki açık borç taahhüdünü hükümden düşürmez.Bu nedenle mahkemece davalının ticari defterleri üzerinde inceleme yapılmasına yönelik talebin reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.4.Davacı takibe konu bonolarda kefalete ilişkin zorunlu unsurlardan olan eş rızasının bulunması gerektiğini ileri sürmüş olup, bu yönden yapılan değerlendirmede;Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 2017/4 Esas ve 2018/5 Karar sayılı 20.04.2018 tarihli kararında kefalette eşin rızasına ilişkin TBK'nun 584. maddesindeki düzenlemenin aynı Kanunun 603. maddesi uyarınca avalde uygulanmasının gerekmediği yönünde karar verilmiş olup, anılan kararda, kefalete ilişkin şartlardan biri olan eş rızasının avalde aranmasının kambiyo senetlerinin tedavül kabiliyeti ile örtüşmediği, bu durumun avalin evli olup olmadığının ve TBK'nın 584/3.maddesindeki istisnaların bulunup bulunmadığının araştırılması konusunda hamile külfet yükleyeceği belirtilmiştir. Bu durum karşısında mahkemece eş rızası aranmaksızın aval hükümleri uygulanarak sonuca gidilmesi isabetli olmuştur.Sonuç itibariyle davacı, aval olarak imzası bulunan takibe konu bonolar nedeniyle davalıya karşı borçlu ve sorumlu olup, mahkemece koşulları oluşmayan istirdat davasının reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.
BİRLEŞEN DAVA YÖNÜNDEN:1.Davacı, davalı ile aralarında ipotek tesisine ilişkin bir sözleşme dışında sözleşme eki olarak sunulan "kefalet metni" başlıklı metni ve metinde yer alan noktalı kısımların eli ile doldurduğunu hatırlamadığını ileri sürmüş olup, bu yönden yapılan değerlendirmede;TBK'nun 39/1. Maddesinde, yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan tarafın, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılacağı düzenlenmiştir.Somut olayda davacının borç mutabakat sözleşmesine ek olarak imzaladığı kefalet beyanına yönelik iddia ettiği irade fesadı halini en geç ipoteğin resmi şekilde düzenlendiği tarihte öğrendiği kabul edilmelidir. Zira 02.11.2015 tarihli ipotek senedinde davacının "hissedarı olduğum ... Şti.'nin davalı şirkete olan ve müteselsil kefil sıfatıyla sorumlu olduğum 1.846.200 TL tutarında vadesi geçmiş, kayıtsız , şartsız ve kesin borcun ödeme teminatını teşkil etmek üzere 300.000 TL anapara ipoteği ile.... diğer tüm masrafları teminen taşınmaz malımı müteselsil kefil sıfatıyla davalıya teminat olarak 1.derecede ve 1.sırada ipotek etmeyi kabul ve taahhüt ediyorum" şeklinde açık beyanı mevcuttur. Kefalete ilişkin beyanın alındığı ve davacı tarafça bu beyanın imzalandığı tarihte yürürlükte bulunan TBK hükümleri uyarınca kefalet beyanı usulüne uygun olup; davacı, davalıya ipotek tarihinden itibaren bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmediğine ve kefalet metni başlıklı belgenin sonradan doldurulduğuna ilişkin yazılı bir delil de sunmadığına göre kefil sıfatıyla imzaladığı 20.10.2015 tarihli borç mutabakat sözleşmesi ve eki niteliğindeki kefalet metni başlıklı belge ile bağlıdır. Buna göre mahkemece davacının kefaletin geçersiz olduğuna dair iddiasına itibar edilmeyerek hata ve hile iddiasına dayalı tanık dinletme talebinin reddine karar verilmesi yerindedir.
Diğer yandan yargılamada delil olarak kullanılan bir belge hakkında tarafların sahtelik iddiası söz konusu değilse, kanunda öngörülen hâller dışında kural olarak doğruluğunun ayrıca araştırılmasına gerek yoktur.Yazı veya imza inkârında bulunan tarafın bunu açık bir sahtelik iddiası ile ileri sürmesi gerekmekte olup , somut olayda davacının borç mutabakat sözleşmesi ve kefalet beyanı altındaki imzanın kendisine ait olamayabileceği yönündeki beyanı açık olmadığı gibi davacıya ait taşınmaza ilişkin ipotek senedinde davacının dava dışı... Şti.'nin davalı şirkete olan 1.846.200 TL borcuna müteselsil kefil olduğuna ilişkin beyanı bulunması karşısında mahkemece davacının imza incelemesi yapılması talebinin reddine karar verilmesi yerindedir.Somut olayda davacı için geçerli ve bağlayıcılığı olan 20.10.2015 tarihli borç mutabakat sözleşmesi ve eki niteliğindeki kefalet beyanına göre davacının, dava dışı ... Şti.'nin davalıya olan borcuna ilişkin 2.000.000 TL'ye kadar kefil olduğu gözetildiğinde davacı, 09.01.2017 tarihinde ipotek bedeli açıklamasıyla davalıya ödeme yaptığı 300.000 TL dışında davalıya borçlu durumdadır. Buna göre davacı, 21.09.2018 tarihinde davalıya ait banka hesabına yaptığı 576.100 TL tutarındaki ödemenin haksız ve sebepsiz olduğunu dosya kapsamındaki deliller ile ispatlayamamıştır. Bu nedenle mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin asıl ve birleşen davaya yönelik yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun ayrı ayrı reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Asıl ve birleşen davada davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından asıl ve birleşen dava yönünden başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.22/05/2025