T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/2110
KARAR NO:2025/722
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:09/12/2020
NUMARASI:2017/1259 Esas - 2020/862 Karar
DAVA:Ticari Şirket
İSTİNAF KARAR TARİHİ:22/05/2025
Taraflar arasındaki Ticari Şirket davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;davalı ... ile dava dışı ...'ın davacı ... a ait ... sanal dükkânı üzerinden satış yapmak için yardım istedikleri ve davacı ...'ın ortaklık teklifini kabul ettiği: davacı ...'ın kurulacak şirkete ortak olacağını beyan ettiği fakat kurulacak şirketin toptan ve perakende safhalarının çok çalışmayı gerektirdiğini belirttiği ve davalı ... ile dava dışı ... 1 yıllık zaman zarfında İngilizce'yi halletmelerini istediği; davacı ...'ın bu ortaklık girişimi öncesinde işi bitirip ücretini aldığı miktarları da davalı ... ve dava dışı ... ile bölüştüğü: kurulacak şirkete ait bir depo bulunması gerektiğini bildirdiği: şirket kuruluş aşamasına gelmek üzere iken. davacı ...'ın ortaklığı son bir kez gözden geçirerek İngilizce konusunu diğer ortaklara açtığı:kurulacak şirkette hissep aylaşımının başlangıçta %33'er olarak öngörüldüğü fakat davacı ..."ın ticari sebeplerle gizli ortak olmayı ve kendi hisselerinin bir süreliğine davalı ... üzerinde gözükmesini istediği; davacı ... ile davalı ...'ın ortaklık hakkında yaptıkları istişare neticesinde dava dışı ...'ın hissedar olmaması kararı alındığı vc dava dışı ...'nın ortaklıktan ayrıldığı davacı ...'ın malı müşavir ile şirketin kuruluşu konusunda yazıştığı: bu yazışmalarda şirketin kuruluş sözleşmesi ve revizyonlarının davacı ...'ın onayından geçtikten sonra işleme başlatılacağının konuşulduğu: davacı ...'ın şirket kuruluşu için dükkan depozitosu. ... dan gold üyelik, noter ücretleri, şirket defterlerinin alınması masraflarını karşıladığı ve ayrıca şirket kuruluşu için davalı ...hesabına para yatırdığı; şirket kuruluşunun ardından davalı ... ... tarafından şirketin tüm resmi evrakının davacı ... ile paylaşıldığı ve asıllarının da davacı ...'a elden teslim edildiği; şirketin kuruluşundan sonra da kasada para olmaması nedeniyle davacı ...'ın şirketi finanse ettiği; davacı ...'ın eski bir çalışanının şirkette işe alındığı ve davacı ... adına kayıtlı cep telefonu hattının bu çalışana şirket hattı olarak verildiği; çalışanının maaşlarının kasada para olmaması nedeniyle çoğu kez davacı ... tarafından ödendiği, sonradan işe alınan çalışanların maaşlarının de davacı ... tarafından davalı ... ... ın hesabına yatırılmak suretiyle ödendiği, taraflar %50-%50 ortak oldukları için elde edilen kârları yarı yarıya paylaştıkları: ancak, davacı ..."ın şirket kasasında para birikmesi için birçok kez kâr payını almadığı; davalı ... ...'ın İngilizce konusunu halletmediği; kurulan şirketin yabancı müşteriler ile iletişiminin davacı ... tarafından yürütüldüğü: davacı ... şirketin %50 hissesinin devrini talep ettiğinde, davalı ... ...'ın davacı ...'ın şirkette resmi olarak bir hakkı bulunmadığını ileri sürdüğü; iddia edilerek, davacı ...'ın davalı şirkette %50 ortak olduğunun tespitine, TTSG'de tescil ve ilanına, şirketin tasfiyesine, şirket hisselerinin devrinin ret edildiği gün olan 21.07.2017'den beri mahrum kalınan kârın davalılardan alınıp davacıya verilmesine 20.000 TL manevi tazminatın davalı ... ...'dan alınıp davacıya verilmesine karar verilmesi talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacı ...'ın davalı ... ...'ın ısrarına rağmen şirketin kuruluşuna katılmadığı; şirketi davalı ... ...'a kurdurarak kendisi dışarıdan yöneterek kullanmak istediği; şirket iş yapmaya başlayınca davacı ...'ın hiçbir yetkisi ve hukuki sorumluluğu olmaksızın şirket hesaplarını ve varlıklarını kendi hesabına kullanmak istediği ve anlaşmazlık çıktığı; davacı ...'ın şirkete hiçbir sermaye katkısı bulunmadığı; banka hesap hareketlerinde davacı ...'ın borçlu olduğunun görüleceği; maddi ve manevi tazminat taleplerinin hiçbir haklı ve hukuki dayanağı bulunmadığı savunulmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda,".... Davacı vekilince istemlerine gerekçe olarak aşamalarda; davacının sürdürdüğü ithalat ve ihracat alanında artan iş yükünü hafifletmek amacıyla ve iş tecrübesi ile ticari kazancını paylaşmak amacıyla iş ortağı arayışına girdiği, bu süreçte davalı ile tanıştırıldığı, iş ortaklığı kurmak konusunda mutabakata vardıkları, ancak davacının ticari sebeplerle ortak olarak gözükmek istemediği şirkette gizli ortak olmak istediği, kendi hisselerinin resmiyette bir süreliğine davalı adına gözükmesini istediği, yanı sıra şirkette müdür olmak istediği, ancak ikametgah ile ilgili sıkıntıdan dolayı ve kuruluş sürecinin hızlanması amacıyla davacının müdür olmadığı, davalı şirkette davalı ...'nın müdür olarak tescil edildiği, şirketin kuruluşuna ait tüm işlemlerde davacının gizli ortak olduğu, masrafların davacı tarafından karşılandığı, mali müşavire, şirket çalışanına, şirketin sair giderlerine ilişkin ödeme yaptığı bu nedenle davacının davalı şirkette %50 oranda gizli ortak olduğu, sonrası süreçte davacı ile davalı ...'nın şirketteki karı da yarı yarıya paylaştığı ancak davacının davalı şirketteki payını, annesi üzerine aldıracağını bildirmesi sonrasında davalı ...'nın hisseleri vermemek adına tartışma ortamı yarattığı, ve davalının watsaptan gönderdiği 21/07/2017 tarihli mesajla aralarındaki ortaklığı sona erdirdiğini bildirdiğinden bahisle ve taraflar arasındaki whatsapp yazışmaları ve ödemelere ilişkin dekontlara dayalı olarak davaya konu istemler ileri sürülmüştür.Davacı vekilince ayrıca, davacının yaşadığı tramvalar, ticari şeref ve haysiyetin çiğnendiğinden , ticari kayıplar yaşayan davacının mesleki itibarının zedelendiği; bu nedenle elem, üzüntü ve keder duyduğundan bahisle manevi tazminat talep edilmiştir.Mahkememizce davalı şirketin sicil kaydı celp edilmiş incelenmiş, davalı şirketin tek ortaklı olarak 09/02/2017 tarihinde kurulduğu, davalı ...’nın şirket müdürü olduğu, belirlenmiştir. Kuruluştan 9 ay sonra işbu dava açılmıştır. Mahkememizce uyuşmazlık yönünden bilirkişi incelemesi yapılmış, sunulan yazışmalar, banka dekontları, davalı şirketin ticari kayıtları, mali verileri incelenmiş, alınan rapor, dosya kapsamı, delil durumuna uygun bulunmakla varılan kanaate Mahkememizce de iştirak olunmuştur. Davalı şirketin kuruluşu öncesi davacı tarafça davalı ... adına, şirket kurulumu için bloke açıklamalı 2.500 TL gönderildiği, 10.000 TL sermaye ile tescil edilen davalı şirketin ödenmiş sermaye tutarının anılan bu 2.500 TL’den ibaret olduğu, sonraki sürece ilişkin olarak da davacı tarafça şirket muhasebecisi ve şirket çalışanı hesabına ödemeler yapıldığı sunulan dekontlar ile tespit edilmiştir.Ne var ki davacı tarafça ileri sürülen gizli, tescil edilmemiş ortaklık sözleşmesi iddiası yönünden, hangi şartlarla davacının ortak alacağı, hissesinin gerçekte ne olacağı, 2.500 TL olarak gönderilen yukarıda anılan tutarın, davalı...’ya şirketi kurması için destek değil de davacının gizli ortaklı payı için olduğunun davacı tarafça usulünce ispat edilemediği, var ise iddia edilen mutabakatın hangi koşulları ihtiva ettiği, bu kapsamda davalı ...’nın %50 hisseyi davacıya devrine dair taahhüdü bulunduğunun da usulünce ispat edilemediği gibi TTK’nda, ortak olmaya ilişkin düzenlenen koşulların sağlandığı da usulünce ispat edilememiş bu nedenle de davalı şirketin %50 hissesinin davacıya ait olduğunun tespiti ve tescili isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.Davacının davalı şirkette hissedar olmadığı anılan sicil kayıtları ile sabit olmakla, TTK’nun 636/3 maddesi gereğince davalı şirketin feshini ve tasfiyesini talep etmekte aktif husumeti de bulunmamaktadır; nitekim tasfiye istemi yönünden davalı ...’nın da pasif husumeti bulunmamaktadır.Davacı tarafça, ileri sürülen %50 ortaklık mutabakatı iddiası usulünce ispat edilememiş olmakla, bu iddia ile irtibatlı olan ortaklıktan kaynaklı kar paylaşımı istemi de Mahkememizce yerinde görülmemiş, bu istem yönünden de davanın reddine karar vermek gerekmiştir.Davacı tarafça talep edilen manevi tazminat istemi yönünden ise, davacının tramvalar yaşadığı, ticari kayıplar yaşaması nedeniyle mesleki itibarının zedelendiği, büyük bir elem, üzüntü ve keder duyduğu, ailesinin maddi desteği ile ayakta durduğu ileri sürülmüş ise de, dava dilekçesinde ve aşamalarda davacının şahıs varlığına ne suretle bir saldırı gerçekleştirdiği açıklanmamış ,yalnızca davacı uhdesinde doğduğu belirtilen sonuçlardan bahsedilmiş olup, TBK’nun 58. maddesi anlamında kişilik haklarına yönelen bir haksız saldırı olduğuna yönelik bir iddia ve ispat vasıtası sunulmamış olmakla manevi tazminat isteminin de reddine dair davacının davalı şirkette %50 ortak olduğunun tespiti ile tescil ve ilanı, mahrum kalınan kârın verilmesi istemleri yönünden koşulları oluşmayan davanın reddine, davalı şirketin tasfiyesi isteminin usulden reddine, manevi tazminat isteminin koşulları oluşmadığından reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; 15.11.2017 tarihinde taraflarınca açmış oldukları davaya karşı davalı yan ve davalı vekilinin davanın her aşamasında mahkeme içi açık ve örtülü ikrarları olduğunu, eksik hususlar giderilmeden dosyanın karara çıkarıldığını, tanıklarının ilk derece mahkemesince dinlenilmediğini, mahkemenin bilirkişi raporunu incelemediğini, mahkemeden öncelikle gizli ortaklığın tespitinin talep edildiğini, mahkemece dosyaya sundukları delilleri inceleyerek bir kanaat oluşturması gerektiğini, ancak ilk derece mahkemesinin usuli eksiklikleri gidermeden dosyayı karara çıkardığını, kararın bu yönüyle eksik ve hatalı olduğunu, ilamının usul ve esas yönünden eksiklikler nedeniyle istinaf incelemesi neticesinde kaldırılması ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalılara yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, davacının şirket ortağı olduğunun tespiti ve tescili ile şirketin tasfiyesi, hisse devri talebinin reddi tarihinden itibaren mahrum kalınan kâr ve manevi tazminatın tazmini istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde davanın ispatlanıp ispatlanmadığı noktasındadır.Dosya kapsamına göre davalı .... Ltd. Şti.'nin tek pay sahibinin davalı ... ... olduğu ihtilafsızdır.Davacı tarafça, davalı ... ... ile aralarında davalı şirketteki pay sahipliğine ilişkin olarak %50-%50 bir gizli ortaklık bulunduğu ileri sürülmüş, bu kapsamda dava dışı ... ve davalı ...'ın isimlerini yazılı olduğu ilk ana sözleşme taslağı (şirket unvanının... olarak yazıldığı), e- posta ve yazışmalar ile dekontlar sunulmuş, bunun yanısıra dosya kapsamına alınan İstanbul Anadolu Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi' nin 2018/423 Esas sayılı ceza dosyasında, sanık olarak yargılanan davalı ... ...'in "müşteki o tarihlerde ...com'da e ticaret yapmaktaydı. Arkadaşım ..., ben ve müşteki birlikte şirket kurup ortak olacaktık ve birlikte e ticaret yapacaktık. Daha sonra müştekinin şirkete katılması mümkün olmadığı için ben şirketi tek başıma kurdum. Aramızdaki anlaşmaya göre müşteki şirkete bilahere ortak olacaktı ve karı % 50'şer olmak üzere paylaşacaktık" şeklindeki beyanı delil olarak gösterilmiştir.Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda, davalı şirketin esas sermayesinin 10.000,00 TL olduğu, pay defterinde 100 adet payın tamamının davalı ... ...'e ait olduğu, 31.12.2018 itibariyle 7.500 TL ödenmemiş sermaye taahhüt borcunun bulunduğu, davalı şirketin 2017 ve 2018 yılını zarar ile kapattığı, 2017-2018 yıllarında davalı şirketin 131 ortaklardan alacaklar ve 331 ortaklara borçlar hesaplarında hiç hareket görülmediği, davacı tarafından davalı şirket hesabına gönderilmiş herhangi bir tutar bulunmadığı, davacının banka hesabından davalı şirketin mal satın aldığı kişilere yaptıklarını iddia ettiği ödeme dekontlarındaki firma ve kişilerin hiç birinin davalı şirket ile çalışmadığı, davacının davalı ... ... tarafından kendisine kâr payı/başka adlar altında yapıldığını iddia ettiği tüm ödemelerin davalı ... ...'ın şahsi hesaplarında yapıldığı, bu nedenle davalı şirket kayıtlarında bulunmadığı, davalı şirketin 09.02.2017 tarihindeki kuruluşundan bir gün önce 08.02.2017 de, davacının davalı ... ...'a “şirket kurulumu için bloke” açıklamasıyla 10.000 TL'lik sermayenin 1/4'ü olan 2.500 TL gönderdiği, defter kayıtlarında da şirketin ödenmiş sermayesinin 09.02.2017 tarihinde 2.500 TL olarak gözükmesi karşısında, tek pay sahibi...'ın şirkete taahhüt ettiği 10.000 TL'lik sermayenin %25ine gizli ortak olarak davacının katkıda bulunduğunun kabul edilebileceği, bununla birlikte 09.02.2017 tarihinden sonra esas sermayeye mahsuben yapılmış bir ödeme olmadığı, davacının davalı şirket hisselerine ilişkin gizli ortaklığının %50 oranında olduğuna dair şirket kayıtlarına dayalı somut bir tespit yapılamadığı, davalı ... ...'ın İstanbul Anadolu Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi'nin 2018/423 Esas sayılı dosyasındaki 02.11.2018 tarihli ifadesinin takdirinin Mahkemeye ait olduğu belirtilmiştir. Limited şirketler 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 573 vd. maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 575. maddesinde, şirket sözleşmesi üst başlığı altında şirket sözleşmesinin yazılı şekilde yapılması ve kurucular tarafından Ticaret Sicili Müdürlüğünde yetkilendirilmiş personel huzurunda imzalanmasının şart olduğu belirtilmiştir. TTK'nın 593 vd. maddelerinde ortakların hak ve borçlar düzenlenmiş olup, limited şirket ortağı sıfatının iktisap edilebilmesi için TTK'nın 594. maddesinde öngörüldüğü şekilde ad ve soyadın, TTK'nın 503. maddesine göre şirkete koyulması taahhüt edilen sermaye miktarının ortaklar pay defterine kayıt edilmiş bulunması gerekir .TTK'nın 595. maddesinde limited şirket hisse devir sözleşmeleri düzenlenmiştir. Buna göre esas sermaye payının devri ve devir borcunu doğuran işlemlerin yazılı şekilde yapılması ve tarafların imzalarının noterce onaylanması şart olduğu gibi şirket sözleşmesinde aksi öngörülmemişse, esas sermaye payının devri için, ortaklar genel kurulunun da onayı şarttır. Somut olayda davacı, davalı şirkette hisse payının resmen tescil edilmemesinin taraflar arasında kurulmuş inanç ilişkisinden kaynaklandığı ileri sürülmüştür.İnanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. İnanç sözleşmesi 05.02.1947 tarih ve 20/6 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ancak yazılı delille kanıtlanabilir. Bir yazılı delil bulunmasa da taraflar arasındaki uyuşmazlığın tümünü kanıtlamaya yeterli sayılmamakla beraber bunun vukuuna delalet edecek karşı tarafın elinden çıkmış "delil başlangıcı" niteliğinde bir belge olması halinde 6100 sayılı HMK’nın 202. maddesi uyarınca inanç sözleşmesi, tanık dahil her türlü delille ispat edilebileceği, yazılı delil veya delil başlangıcı yoksa inanç sözleşmesinin kesin delillerle de ispat edilmesi olanaklıdır. Eldeki uyuşmazlıkta davacı ile davalı ... ... arasında gizli ortaklığa ilişkin yazılı bir sözleşme imzalanmadığı gibi davalının ceza dosyasında mahkeme dışı ikrar anlamına gelebilecek bir beyanının olmadığı, dosya kapsamında yazılı delil başlangıcı mahiyetinde belge bulunmadığı, dosyaya sunulan yazışmaların da yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilemeyeceği açıktır. Bu durumda davacı, taraflar arasında şirket ortaklığına ilişkin inanç sözleşmesi bulunduğunu usulüne uygun delillerle ispatlayamamıştır.Yasa koyucunun limited şirketlerdeki pay devrine verdiği önem, pay devrinin noterde düzenleme şeklindeki pay devir sözleşmesi mümkün olduğuna ilişkin düzenleme ile ortaya konulmuştur.Somut olayda davacı, davalı şirketin ortaklar pay defterinde yer almadığı gibi taraflar arasında TTK'nın 595. maddesindeki şartlara uygun olarak yapılan ve noterde düzenlenen bir hisse devir sözleşmesi de yoktur. Yasal düzenlemeler karşısında kanunda düzenlenen şekil ve esasa ilişkin koşulların yerine getirilmediği gözetildiğinde mahkemece tanık dinlenilmemiş olmasının sonuca etkisi yoktur. 6100 sayılı HMK 266/1.maddesine göre mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilecek olup, hâkimin bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceğine ilişkin HMK'nın 282. Maddesi karşısında somut olayda takdiri delil niteliğindeki bilirkişi raporunda yer alan hukuki nitelikteki açıklamaların bağlayıcılığı yoktur.Somut olayda davacının davalı şirketin ortağı olduğunu usulüne uygun delillerle ispatlayamadığı anlaşılmakla mahkemece davacının davalı şirkete ortak olduğunun tespiti, tescil ve ilanı talebinin reddine karar verilmesi isabetli olmuştur. Limited şirketin sona ermesi ve sonuçları başlıklı 6102 Sayılı TTK'nın 636. maddesinde yer alan düzenlemeye göre limited şirket, şirket sözleşmesinde öngörülen sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesiyle, genel kurul kararı ile iflasın açılması ve kanunda öngörülen diğer hallerde sona erer.Uzun süreden beri şirketin kanunen gerekli organlarından biri mevcut değilse veya genel kurul toplanamıyorsa, ortaklardan veya şirket alacaklılarından birinin şirketin feshini istemesi üzerine şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesi, müdürleri dinleyerek şirketin durumunu Kanuna uygun hâle getirmesi için bir süre belirler, buna rağmen durum düzeltilmezse, şirketin feshine karar verir. Şirketin feshini isteme hakkı sadece ortaklara ait olup, şirket ortağı olmayan kişilerin bu yönde dava açma ehliyeti yoktur. Eldeki davada davacının, davalı şirketin ortağı olduğunu ispatlayamadığı gözetilerek davacının davalı şirkete ortak olduğunun tespiti isteminin reddine karar verildiğinden mahkemece davacının fesih ve tasfiye talebinin davalı şirket yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi yerinde olduğu gibi limited şirketin haklı nedenle feshi talebinin, fesih istenen şirkete yöneltileceği, ortağın pasif husumet ehliyetinin bulunmadığı gözetildiğinde mahkemece davacının fesih ve tasfiye talebinin davalı...,... yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Davacı, hisse devri talebinin davalı tarafça reddedildiği tarihten itibaren davalı şirketin yaptığı satışlardan kendisinin faydalanmasının engellendiğini ileri sürerek şirket üzerinden elde edilmiş ve davalı ... ...'ın şahsına geçen paraların %50 sini mahrum kalınan kar olarak talep etmiştir. Ancak yasal düzenlemeler karşısında davacının davalı şirketin ortağı olduğunu ispat edemediği anlaşılmakla mahkemece davalı şirketin işletme kârına yönelik talebin reddine karar verilmesinde de isabetsizlik yoktur.Davacı, yaşanılan süreçte ticari ve mesleki itibarının sarsıldığını belirterek davalı ... ...'dan manevi tazminat talep etmiştir.Manevi tazminat davası, kişilik haklarına yapılan haksız saldırı dolayısıyla, kişideki ruhsal çöküntüyü ortadan kaldırma, duyduğu manevi acıların dindirilmesi, yeniden yaşama sevinci kazanması,utanç duygusundan sıyrılması, duyulan elem ve acının unutulması gibi sonuçlar doğurmaya yönelik açılan davadır. Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 58. maddesine göre, şahsiyet hakkı hukuka aykırı bir şekilde tecavüze uğrayan kişi, uğradığı manevi zarara karşılık bir miktar para ödenmesini talep edebilir. TBK'nun 114/2. maddesinde "haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hallerinde de uygulanır." yolundaki atfın kapsamına manevi tazminat da girmektedir. Manevi tazminata hükmedilebilmesi için borca aykırı davranışın (alacaklının) kişilik haklarını ihlal ederek manevi zarara yol açmış olması gerekir.Somut olayda davacı ile davalı arasında gizlenen ticari ilişki nedeni ile dosya kapsamında davacının kişilik haklarına yönelen haksız bir saldırı olduğuna yönelik somut bir iddia ve ispat bulunmamasına göre mahkemece davacının manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 22/05/2025