T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/80
KARAR NO: 2025/723
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 14/10/2021
NUMARASI: 2021/450 Esas - 2021/735 Karar
DAVA: Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptali İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 22/05/2025
Taraflar arasındaki Ticari Şirket davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, davalı şirketin borsada işlem gören 1 adet hissesine sahip olduğunu, davalı bankanın 31/05/1991 tarihli Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında alınan karar ile banka esas sözleşmesinin temettü ödenmesine hükmünün değiştirilmesine karar verildiğini, alınan kararın kurucu hisse senetleri sahiplerinin haklarını tamamen etkileyen ve sınırlandıran esas sözleşme değişikliğinin kanuna, hukuka ve yasalara aykırı olduğunu, bankanın esas sözleşmede yaptığı bu değişiklikten dolayı o tarihten beri bankanın yıllık ciddi miktarda kar etmesine rağmen kurucu hisseler için ortaklara ödenen temettülerin düşük olduğunu; bu kapsamda davalı şirket 31/05/2021 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında kurucu hisselere net olarak 1,2902916 TL kar payı ödeneceğinin kararlaştırıldığını ancak, hisselere konulan kısıtlamadan dolayı ve esas sözleşmede yapılan değişiklikten dolayı kar payının düşük ödendiğini, hisselerdeki kısıtlamanın kaldırılmasının gerektiğini ve bu durumun toplantıda da dile getirildiğini, aksi yönde alınan kararları kabul etmediğini ve ihtirazı kayıtta bulunduğunu belirterek muhalefet şerhi konulduğunu ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davalı bankanın 31/05/1991 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında alınan İSKUR hisselerine yapılacak kar payı ödemesinin bankanın ilk kuruluş sermayesi ile sınırlı olarak yapılmasına yönelik alınan kararın ve esas sözleşme değişikliğinin iptali ile butlan ile batıl olduğunun tespitine; davalı bankanın 31/03/2021 tarihli olağan genel kurulda kar payının dağıtılmasına yönelik müvekkili hissesindeki kısıtlamanın aynı şekilde uygulanarak ödeme yapılmasına dair kararın iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili bankanın 31/05/1991 tarihli ana sözleşme değişikliği kararının o dönemin ve bugünün mevzuatına ve içtihadına uygun olduğunu, davanın süresinde açılmadığını; davacının dava ehliyetinin bulunmadığını; kurucu intifa senetlerine ödenecek karların ana sözleşme değişikliği yapılarak bir sermaye tutarı ile kısıtlanamayacağı yönünde hiçbir düzenleneme bulunmadığını, müvekkilinin ana sözleşme değişikliğinin hukuka uygunluğunun Yargıtayın yeni kararlarıyla tevsik edildiğini, müvekkili bankanın 31/05/1991 tarihli genel kurul toplantısında alınan karara istinaden yapılan ana sözleşme değişikliğinin kanuna, ana sözleşmeye, Yargıtay içtihadına aykırı olmadığını, aradan bu kadar uzun süre geçtikten sonra alınan kararların geçersizliği iddiaları dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerek dilekçesinde bildirdiği diğer nedenlerle davanın reddini savunmuştur.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "..İncelenen MKK (Merkezi Kayıt Kuruluşu) kayıtlarına göre davacının, davalı Bankanın kurucu hissesini (ISKUR) 24/01/2020 tarihinde, C grubu hisselerini (ISCTR) 29/12/2020 tarihinde satın aldığı, davaya konu davalı banka ana sözleşme değişiklik tarihinin ise 31/05/1991 tarihi olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Davacının davalı banka hisselerini edinme tarihi göz önünde bulundurulduğunda, davalı bankanın 30 yıl önce yapılmış ana sözleşme değişikliğinin, ilk ana sözleşmeye aykırılık iddiası TMK'nın 2 ve 3.madddeleri kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 07/01/2019 tarih ve 2017/2761 E, 2019/57 K sayılı kararı). Diğer yandan davacının, ana sözleşme değişikliğinden sonra edindiği hisselerin özelliklerini, üzerinde sermaye kısıtı bulunup bulunmadığını, kar payı verilip verilmediğini ve oranını bilerek hisseleri satın aldığı; başka bir ifadeyle davacının, üzerinde sermaye kısıtı bulunduğu halde davalı banka hisselerini satın aldığı, bu durumda satın aldığı hisselerin tüm özelliklerinin bilindiği halde alan davacının sonuçlarına katlanması gerektiği, dolayısıyla ana sözleşme değişikliği kararına yönelik butlan isteminin yerinde olmadığı anlaşıldığından bu yöndeki istemin reddine karar vermek gerekmiştir. Davalı bankanın 31/03/2021 tarihli genel kurul toplantısında kar payı dağıtımına ilişkin alınan karar yönünden yapılan inceleme sonrasında; Davacı taraf her ne kadar kar payı dağıtımına ilişkin alınan kararın iptalini istemiş ise de, kar payı dağıtımına ilişkin alınan kararın, 31/05/1991 tarihli ana sözleşme değişikliğine uygun olarak yapıldığı, alınan kararın ana sözleşmeye, kanuna ve iyiniyet kurallarına aykırılığından bahsedilemeyeceği, dolayısıyla iptal koşullarının oluşmadığı anlaşıldığından bu yöndeki istemin reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemenin vermiş olduğu kararın, eksik inceleme neticesinde verilmiş olup usul ve yasaya aykırılık oluşturduğunu, kaldırılması gerektiğini, müvekkilinin kurucu intifa senedi sahibi olarak; 31.05.1991 yılında yapılan olağanüstü genel kurula katılmak zorunda olmadığını, müvekkilinin 1991 yılında kurucu intifa senedine sahip olmadığı ve hissenin edinme tarihi ile genel kurul tarihi arasında 30 yıl olduğundan dolayı butlan tespiti talebinde bulunamayacağı gerekçesinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, gerekçeli kararda davalarına ilişkin hüküm kurulurken uygulanması gereken kanun maddesinin TTK-445 olduğu ve bu maddede genel kurul aleyhine dava açma hakkı ile ilgili hükümler bulunduğu ve müvekkilinin bu şartları sağlamadığı gerekçesinin hukuka aykırılık oluşturduğunu, 30 yıl önce yapılan esas sözleşme değişikliğinin, ana sözleşmeye aykırılık iddiası ile butlan tespiti ve iptal davası açılmasının TMK-2 ve m.3 kapsamında hakkın kötüye kullanımı kapsamında olduğu gerekçesinin hatalı, hukuki dayanaktan yoksun bir değerlendirme olduğunu, mahkeme sadece müvekkili yönünden TMK-2 ve m.3'ü değerlendirmiş, davalı banka yönünden bu kanun maddelerini, bankanın yapmış olduğu esas sözleşme değişikliğinin ve kurucu intifa senedine konulan sermaye kısıtının objektif iyi niyet kurallarına aykırı olup olmadığı, TMK-2, ve m.3 kapsamında hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olup olmadığı hususlarında bir değerlendirme yapmadığını, oysaki davalı bankanın yapmış olduğu işlem ve uygulamanın objektif iyi niyet kurallarına aykırı olup, hakkın kötüye kullanımı olduğunu, müvekkilinin kurucu intifa senedinin koşullarını bilerek aldığını ve buna katlanması gerektiğini, bu yönüyle butlan ve iptal davası açma hakkı olmadığı gerekçesinin hatalı, hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, mahkemenin red gerekçesi kanuna aykırı oluğu gibi açıkça kanunilik ilkesine de aykırı olduğunu, SPK-19'a göre halka açık şirket hissesi alındığı anda o hissenin tüm haklarına sahip olunduğuna ilişkin açık bir kanuni düzenleme bulunduğu halde bu hakkın 30 yıl öncesi için kulanılamayacağına dair kanunda yeri olmayan bir gerekçeye dayanılarak verilen karar kanunilik ilkesine aykırılık oluşturduğundan kaldırılması gerektiğini, kurucu intifa senedi sahipliğinden kaynaklı olarak, banka ile müvekkili arasında, sözleşme ilişkisi bulunduğunu, dava dilekçesinde zikredilen kurucu hisselere ait TTK maddeleri ile kurucu hisselere sermaye kısıtı getirilmesinin kanuna aykırı olduğu iddia ve delil olarak sunulan kanun maddesi mahkemece dikkate alınmadan ve bu hususlar hiç tartışılıp değerlendirilmeden karar verildiğini, TTK-298’deki menfaatin sınırlı bir menfaat olması, bu menfaatin daha yoğun bir biçimde koruma altına alınmasını zorunlu kıldığını, kurucu hakları sözleşmesel bir ilişkiyi dayanak aldıklarından hak sahibinin muvafakati olmadan sınırlandırılması veya ortadan kaldırılmasının mümkün olmadığını, TTK-348/3 "Dağıtılabilecek kâr mevcut ise şirket kârın dağıtılmamasını kararlaştırmış olsa bile kurucu intifa sahipleri esas sözleşmede öngörülen kâr paylarını alırlar." şeklinde açık düzenlemenin mahkemece değerlendirme konusu dahi edilmediğini, İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesi 14/10/2021 tarih, 2021/450E. - 2021/735 K. sayılı kararının kaldırılmasını, yeniden yapılacak yargılamada davanın kabulüne karar verilmesini, Yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, davalı banka tarafından kurucu intifa senetlerine yapılacak kar payı ödemelerinin, ödenmiş sermayenin 250.000 TL'lik kısmı ile sınırlandırılmasına dair 30.05.1991 tarihli ana sözleşme değişikliğinin iptali ve batıl olduğunun tespiti, 31.03.2021 tarihinde yapılan olağan genel kurulda kar payının dağıtılmasına yönelik olarak ... Bankası kurucu hissesindeki kısıtlamanın aynı şekilde uygulanarak kurucu hisselere ödeme yapılmasına dair genel kurul kararının iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa konu uyuşmazlık temelde; davanın ispatlanıp ispatlanmadığı noktasındadır. Dosya kapsamından davalı bankanın ana sözleşmesinin 22. maddesi ile kurucu intifa senedi çıkarılmasının kabul edildiği, kuruluş tarihindeki ana sermayesinin 1.000.000 TL olduğu, 31.05.1991 yılında yapılan ana sözleşme değişikliği ile kurucu intifa senetlerine ödenecek kar payının 250.000 TL sermaye ile sınırlandırılmasına karar verildiği, davacının ana sözleşme değişikliği tarihinde kurucu intifa senedi sahibi olmadığı, 24.01.2020 tarihinde davacının davalı banka nezdinde 1 adet kurucu intifa senedi ile C grubu hisse sahibi olduğu anlaşılmaktadır. Davaya konu 31.05.1991 tarihinde yapılan olağanüstü genel kurul toplantısında davalı banka esas sözleşmesinin temettü ödenmesine ilişkin 58. maddesinin c bendinde yer alan " c) Safi kârdan yukarıda (a) bendinde yazılı yedek akçeler ile (b) bendinde yazılı birinci temettü payının ayrılmasından sonraki bakiyenin, % 10’u kurucu paylarına, % 20’si Banka personeline dağıtılır ve % 10’u ikinci tertip olağanüstü yedek akçeye ayrılır." hükmünün değiştirilmesine ve "%10’u kurucu paylarına" ifadesinden sonra gelmek üzere "ödenmiş sermayenin 250 Bin Türk Liralık bölümü ile sınırlı olarak" ibaresinin eklenmesine karar verildiği; 31.03.2021 tarihli olağan genel kurul toplantısının 4 nolu gündem maddesinde de dağıtıma esas bilanço karının ilgili mevzuat hükümleri ve ana sözleşmenin 58.maddesi uyarınca dağıtılmasına, kurucu hisselerinin her birine 1,5179902 TL brüt kar payı ödenmesine oyçokluğuyla karar verildiği, davacının 31.03.2021 tarihli toplantıya katılarak olumsuz oy kullandığı ve anılan maddeye ilişkin muhalefet şerhi sunduğu görülmektedir. Bu aşamada öncelikle kurucu intifa senetlerinin niteliğinin değerlendirilmesi gerekir. Kurucu intifa senetleri, intifa senetlerinin özel bir türünü oluşturur. İntifa senetleri sahibine sadece malvarlıksal haklar sağlayan, pay senetlerinin aksine şirkette herhangi bir payı temsil etmeyen, pay sahipliği hakkı sağlamayan senetlerdir. Bu bakımdan senet sahibine malvarlığı, yönetim, denetleme ve bilgi hakları vermez. Fakat, kara veya tasfiye bakiyesine katılma hakkı sağlar. Kurucu intifa senedi sahipleri ile anonim ortaklık arasındaki ilişki ortaksal değil, sözleşmesel nitelikte bir ilişkidir. Diğer bir deyişle, anonim ortaklıkta kurucu intifa senedi sahipliği ile pay sahipliği sıfatları tamamen farklı iki kurumdur. Dolayısıyla sözleşmesel bir ilişkinin, kural olarak taraflardan birinin, tek yanlı beyanı ile ortadan kaldırılması mümkün olmadığı için, kurucu intifa senedi sahiplerinin onayı olmaksızın anonim ortaklığın ortaksal bir işlemi ile kurucu intifa senetlerini ortadan kaldırması, itfa etmesi veya sınırlaması mümkün değildir. Zira, kurucu intifa senedi sahipleri tamamıyla anonim ortaklığın dışında, anonim ortaklığa göre üçüncü kişi konumundadır. İntifa senedinin içerdiği hak senedin ilk sahibi ile şirket arasında sözleşmeye dayanır ve bu bakımdan ilişki ortaksal değil sözleşmesel bir ilişkidir. Hak sahibi şirket karşısında üçüncü kişi belirli şartların gerçekleşmesi halinde alacaklı konumundadır. ( Yargıtay 11. HD'nin 15.06.2016 tarih ve 2015 / 14641 E. - 2016/6636 K. ) 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 403. Maddesinde de “intifa senetleri sahiplerine azalık hakları verilemez; ancak safi kazanca veya tasfiye neticesine iştirak yahut yeni çıkarılacak hisse senetlerini alma hakları tanınabilir.” hükmü bulunmakta olup, anılan hükümden anlaşıldığı üzere ihraç edilen intifa senetleri, sahiplerine şirketin safi karına, tasfiye bakiyesine iştirak hakkı gibi haklar verebilen, bu nedenle mali nitelikte haklar sağlayan, anonim şirkette herhangi bir payı ve dolayısıyla ortaksal hakları temsil etmeyen, sahiplerine azalık hakkı vermeyen senetlerdir. 1.Davacı tarafça 31.05.1991 tarihli genel kurul toplantısında alınan davalı banka esas sözleşmesinin temettü ödenmesine ilişkin 58. maddesinin c bendinde değişiklik yapılmasına ilişkin kararın iptali ile butlan ile batıl olduğunun tespiti talep edilmiştir. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden butlan, 6762 sayılı Kanun'da ayrıca düzenlenmemiştir. Ancak 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 20. maddesinde düzenlenen butlan yaptırımı, genel kurul kararlarının butlanı hakkında da uygulanmaktadır. Bu itibarla emredici hukuk kurallarına, ahlaka aykırı veya imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılmaktadır. Öte yandan 6102 Kanun'un 447 .maddesi ile genel kurul kararlarının butlanı açıkça düzenlenmiştir. Buna göre genel kurulun, özellikle pay sahibinin, genel kurula katılma, asgari oy, dava ve kanundan kaynaklanan vazgeçilemez nitelikteki haklarını sınırlandıran veya ortadan kaldıran, pay sahibinin bilgi alma, inceleme ve denetleme haklarını, kanunen izin verilen ölçü dışında sınırlandıran, anonim şirketin temel yapısını bozan veya sermayenin korunması hükümlerine aykırı olan kararları batıldır. 6102 sayılı Kanun'un 447. maddesinde genel bir düzenleme yapılmamış, sadece örnek niteliğinde butlan sebepleri sayılmakla yetinilmiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 447. maddesinde sayılmayan durumlarda 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 27. maddesi uygulanacak, emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan genel kurul kararları da batıl sayılacaktır. Batıl bir hukukî işlem, unsurları itibariyle şeklen ve fiilen mevcut olmakla birlikte, konusu ve içeriği bakımından amaçlanan hukukî hüküm ve sonuçları daha başlangıçtan itibaren kesin olarak hükümsüzdür. Bu kesin hükümsüzlük kural olarak düzeltilemez nitelikte olup hukukî yararı bulunan herkes tarafından bir süre ile sınırlı olmaksızın ileri sürülebilir. Genel kurul kararlarının hükümsüzlük hâllerinden olan yokluk ise kurucu-şekli nitelikteki emredici hukuk kurallara aykırılık hâlinde söz konusu olup, kurucu unsurların veya kanuni şeklin eksikliği sebebiyle hukukî işlem şeklen meydana gelememektedir. (Tekinay, S. Sulhi/Akman, Servet/Burcuoğlu, Haluk/Altop, Atilla: Tekinay Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul, 1993, s. 378).Hukuken yok olan bir işleme hiçbir sonuç bağlanması mümkün değilken şeklen mevcut ancak batıl olan hukukî işleme hukukî tahvil yoluyla bir hukukî sonuç bağlanması mümkündür. Yokluk ile butlan arasındaki en önemli fark ise 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun(4721 sayılı Kanun) ikinci maddesi gereğince hakkın kötüye kullanılması yasağı bağlamında ortaya çıkar. Zira yokluk durumunda, ortada şekli bakımdan dahi bir genel kurul kararı bulunmadığından bunun yokluğunun tespit edilmesinin istenmesi hiçbir şekilde hakkın kötüye kullanılması kapsamında değerlendirilemeyecektir (Moroğlu, s. 37). Butlan durumunda şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olduğundan bu kararı ve butlan sebeplerini bilen bir kişinin aradan uzun bir süre geçtikten sonra dava veya itiraz yoluyla genel kurul kararının butlanına dayanması hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olabilir. Hâkim butlanın ileri sürülmesinin dürüstlük kuralına aykırı veya hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olup olmadığını her olayda re’sen durum ve şartları göz önünde tutarak serbestçe takdir edecektir (Moroğlu, Erdoğan: Anonim Ortaklıkta Genel Kurul Kararlarının Hükümsüzlüğü, İstanbul 2017, s. 194).(Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 2021/5560 Esas ve 2023/2238 Karar sayılı kararı) Somut olayda davalı banka tarafından 31.05.1991 tarihinde şekli anlamda bir genel kurul kararı mevcut olup, davacının kurucu intifa senedini edindiği tarih itibariyle davalı banka tarafından kurucu intifa senedi olan hak sahiplerine 30 yıldır aynı sermaye miktarı ile sınırlı şekilde kar payı ödemesi yapıldığı; davacının kurucu intifa senedini mevcut haliyle satın aldığı ve sınırlı şekilde yapılan kar payı ödemesine ilişkin uygulamanın önceki hak sahibi tarafından hiçbir itiraz ileri sürülmeyerek zımni olarak kabul edildiği gözetildiğinde 30 yıl sonra temettü ödemesine ilişkin ana sözleşme değişikliğinin batıl olduğu iddiasının ileri sürülmesi TMK’nın 2 ve 3. maddeleri kapsamında hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir.Davacı tarafça Atatürk'ün hak sahibi olduğu kurucu intifa senetleri için varisleri olan Türk Tarih Kurumu ile Türk Dil Kurumu'na ne kadar kar payı ödemesi yapıldığının ve bu ödemelerin 250.000 TL sermaye miktarı ile sınırlı şekilde yapılıp yapılmadığının sorulması gerektiği, 1991 yılında alınan kararın Atatürk'ün vasiyetini ve Anayasa'yı ilgilendirdiği ileri sürülmüş ise de bu husus ancak Atatürk'ün vasiyetnamesi ile hak sahibi kılınan kurumlar tarafından açılacak bir davada değerlendirilebilecektir. Davalı bankanın kar payı ödemesinin 250.000 TL ile sınırlandırılmasına yönelik ana sözleşme değişikliğinin butlan sebebiyle batıl olmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığı gözetildiğinde mahkemece 31.05.1991 tarihli genel kurul toplantısında ana sözleşmenin 58.maddesinde değişiklik yapılmasına ilişkin kararın butlan ile batıl olduğunun tespiti isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. 2.Davacı tarafça 31.03.2021 tarihli olağan genel kurul toplantısının 4 nolu gündem maddesinde dağıtıma esas bilanço kârının ilgili mevzuat hükümleri ve ana sözleşmenin 58.maddesi uyarınca dağıtılmasına ilişkin kararın iptali talep edilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 445 ve 446. maddelerinde; toplantıda hazır bulunup da karara olumsuz oy veren ve bu muhalefetini tutanağa geçirten, toplantıda hazır bulunsun veya bulunmasın, olumsuz oy kullanmış olsun ya da olmasın; çağrının usulüne göre yapılmadığını, gündemin gereği gibi ilan edilmediğini, genel kurula katılma yetkisi bulunmayan kişilerin veya temsilcilerinin toplantıya katılıp oy kullandıklarını, genel kurula katılmasına ve oy kullanmasına haksız olarak izin verilmediğini ve yukarıda sayılan aykırılıkların genel kurul kararının alınmasında etkili olduğunu ileri süren pay sahipleri, yönetim kurulu ile kararların yerine getirilmesi kişisel sorumluluğuna sebep olacaksa, yönetim kurulu üyelerinden her birinin kanun veya esas sözleşme hükümlerine ve özellikle dürüstlük kuralına aykırı olan genel kurul kararları aleyhine iptal davası açabileceği belirtilmiştir. Davacı 2021 tarihli toplantıda alınan 4 nolu kararın iptali istemini, 31.05.1991 tarihli genel kurul toplantısında temettü ödenmesine ilişkin olarak ana sözleşmede değişiklik yapılması kararının butlan nedeniyle batıl olduğu gerekçesine dayandırmakta ise de yukarıda belirtilen gerekçelerle 31.05.1991 tarihli genel kurulda alınan karara yönelik butlan isteminin yerinde olmadığının anlaşılmasına göre 31.03.2021 tarihli genel kurulda alınan 4 numaralı kararın ana sözleşmeye, kanuna ve dürüstlük kuralına aykırı yönü bulunmadığı gözetildiğinde mahkemece bu maddeye yönelik iptal isteminin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 22/05/2025