T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/2045
KARAR NO:2025/710
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:07/04/2021
NUMARASI:2014/1031 Esas - 2021/494 Karar
DAVA:Ticari Şirket (Fesih İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:22/05/2025
Taraflar arasındaki Ticari Şirket davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalı firma arasında 15-07-2009 tarihli bir marka kullanım sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeye göre müvekkili derneğin davalı şirkete % 22 oranında hisseye sahip olduğunu, sözleşme ile marka hakkının kullanımının 20 yıl süre ile ve Türkiye'de üretim ve işletme ruhsatını alabildiği doğal kaynak suları ile sınırlı olmak kaydıyla davalıya bırakıldığını, sözleşmenin 6. maddesi ile bu hakkı sadece marka kullanım hakkını elde eden... Şirketi'nin kendisinin kullanabileceğinin, kullanımını doğrudan veya dolaylı olarak başkalarına devredemeyeceğinin ve kullandıramayacağının, açık veya zımni olarak marka hakkının kullanımı anlamına gelen iş ve işlemlerde bulunamayacağının ve sözleşme yapılamayacağının kararlaştırıldığını, 29-03-2011 tarihli müfettiş raporu ile davalı firmanın bu maddeye aykırı davrandığının saptandığını, yapılan incelemelerde ... Şti. ile... A. Ş. arasında Şadırvan şirketinin ibaretini yaptığı ürünlerin (... markalı kaynak suyu) ... İçecek Nakl. İth. Ihr. Ltd. Şti. tarafından Ankara'daki fabrikada üretilmesi, tüketiciye ve/veya alt bayiye satılması hakkında ... Sözleşmesi'nin akdedildiğini, bu sözleşme ile kar oranı sıfıra yakın tutularak şirketin zarara uğratıldığını, yine ... firması ile aynı tür sözleşmeler yapılarak 453.498 TL' lik satışın firma dışına çıkarıldığının öğrenildiğini, sözleşme ile davalı şirketin %22'sinin...'a devredileceğinin vaat edilmiş olduğunu, ancak bu işlemin devir-temlik sözleşmesi ile yapılması gereğine rağmen bu usule uyulmadığını, devredilen ... hisselerine karşılık şirket ...'a borçlu imiş gibi gösterilerek kurumun lisans karşılığı bila bedel ortak olduğu hisseler için ...'ın alacaklı duruma getirilerek sözleşmenin ihlal edildiğini, firma bilançosunun 2009 yıl sonu kapanış itibari ile 318.717 TL gözükmesine rağmen kasada 2.311 TL bulunduğunu, vergi usul yasasına aykırı olarak ortaklara sürekli müşteri çeki çıkışı ve kasadan nakit ödeme yapıldığını ve buna rağmen şirketin ortaklara borçlu gibi gösterildiğini, şirketin ticari ilişkisi bulunmayan ... firması da dahil bir takım firmalara ödemeler yaptığını, şirketin yan firmalar kurduğunu, ürünlerini düşük fiyattan bu firmalara sattığını ve asıl karın bu yan firmalarca yapıldığını, bayilerden alınan teminatların bu yan firmalar üzerine geçirildiğini ve buna rağmen firmanın bayilere borçlu gibi gösterilerek onlara emtia gönderildiğini, sözleşmede yasaklanmış olmasına rağmen satımların yan firmalara yaptırılarak şirketin zarara uğratıldığını, stok hesaplarının kontrol edilemeyecek şekilde yapıldığını, şirket emtialarının önce başka yan firmalara satıldığını ve daha sonra bu emtiaların kullanılmak üzere yüksek fiyatlar üzerinden kiralanarak şirketin zarara uğratıldığını, "..." adlı bir firmadan yüksek fatura mukabili hizmet alınmasına rağmen bu hizmetlerin mevcut olmadığını, firmanın aşırı borçlanmaya tabi tutulduğunu, aleyhine onlarca dava ve icra takibi bulunduğunu, şirket hesaplarının ayrı iki defterde tutulduğunu, şirketin zarara sokulduğunu, müvekkilinin kar payının eksik hesaplanması için her türlü yola başvurulduğunu, 2009 yılı defter kapanış kaydında olmamasına rağmen, yönetici ortak ...'tan 855.488,54 TL borç alınmış gibi gösterilerek bu paranın şirket karı dışına aktarıldığını, davalı tarafından 2010 yılında hissedar ...'a 103.476.00 TL, diğer hissedar ...'a 26.477.49 TL ve ayrıca şirket hissedarı olmayan ... A.Ş.'ye 96.679,00 TL nakit aktarımı yapıldığını, 2009 ve 2010 yıllarında ortaklardan ...'tan 18.153,13 TL, ...'tan 967.292,17 TL ve ortak olmayan ... firmasından 130.982,50 TL nakit para girişi yapıldığını, ... A. Ş. üzerine kayıtlı 6 adet dorse, 2 adet çekici ve 1 adet kamyonun daha önce bedelsiz olarak... A.Ş.'ye kiralandığını ancak Temmuz 2010 itibariyle ... firmasına satılarak bu araçların aylık 13.570,00 TL karşılığında kiralandığını, yapılan kira sözleşmesine göre araçların tüm bakım, onarım, kasko ve sigorta giderlerinin... A. Ş. tarafından üstlenilmesi sağlanılarak paravan şirketler aracılığı ile şirketten para çekildiğini ve bundan... hisselerinin zarar gördüğünü, ... firması tarafından kesilen toplam 234.230,00 TL tarındaki 3 adet fatura için kompresör ve filtre yapımı ve onarımı olarak giriş yapılmış olduğu halde söz konusu faturalarda belirtilen mal ve hizmet unlarının fabrika alanında fiilen gerçekleştirilmediğinin şirket için hizmet alınan yeminli mali müşavir tarafından belirtildiğini, bayilerden alınan nakit ve senetli teminatların karşılığının olmadığını, sözleşmenin 6. maddesi ve devamında müvekkili derneğin yıllık kar payının 500.000 TL den az olamayacağı, 2008 yılına ait kar payı olan 600.000 TL'nin 6 ay içerisinde ödenmesi, 2009 yılma ait kar payının 01-02-2010 tarihinde ödenmesi ve şirket tarafından her yıl ramazan ayında halka dağıtılmak üzere müvekkili derneğe 50 palet, büyükşehir belediyelerinin olduğu illere 20 palet ve diğer illere de 10 palet teslim etmesi kararlaştırılmış olmasına rağmen bu edimlerin hiç birinin yerine getirilmemesi üzerine Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2009/201 Esas yılı dosyası ile 1.200.00 TL lik, Ankara 4. FSHM 2011/229 Esas sayılı dosyası ile 694.299 TL lik alacak davası açıldığını, Ankara 1. FSHM 2011/109 Esas sayılı dosyası ile de marka hakkının kullanımının engellenmesi için dava ikame edilmiş olduğunu, Ankara 1. FSEK Mahkemesi'nin 2012/246 Esas sayılı dosyası ile taraflar arasındaki 15-07-2009 tarihli sözleşmenin feshi için dava açılmış olup sözleşmenin feshine karar verildiğini, süreç içerisinde firma işyerinde aynı adreste fıktif firmalar kurulduğunu, şirketin içinin boşaltıldığını, vergi dairesi kayıtlarına göre şirketin hiçbir malvarlığı bırakılmadığını, müvekkili adına vergi zaları gelmeye başladığını iddia ederek afaki iyiniyet kurallarına aykırılık ve haklı nedenlerin varlığı sebebi ile davalı firmanın feshine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının 2007 tarihli ilk sözleşme ile %15 ve 2009 tarihli son sözleşme ile de %22 oranındaki şirket hisselerine bağış yolu ile sahip olduğunu, bu hisselerin imtiyazlı hisseler olduğunu, şirket hisselerinin %85'inin 2009 yılında 7.000.000 USD bedelle mevcut hissedara devredildiğini, imtiyazlı yapısı değerlendirilmeden dahi davacının marka kullanım hakkı karşılığı bağış olarak aldığı değerin yaklaşık 1.800.000 USD olduğunu, davalının bu ortaklık için büyük külfetlere katlandığını, davacının kusurlu ve kasıtlı haksız eylemleri nedeniyle birçok dava ile muhatap olmak zorunda kaldıklarını, davacının feshe ilişkin tüm iddialarının haksız ve davacının tüm eylemlerinde kusurlu olduğunu, davacının sürekli haksız tacizlerde bulunduğunu, sözleşme konusu edimlerin ifasını kendi kusuru ile imkansız kıldığını, birçok kez Sağlık Bakanlığına durdurma talepli başvuru yaptığını ve yeni iktisap edilen bir şirketin sağlıklı çalışmasına kendi kusuru ile eıgel olduğunu, davacı tarafından yayınlatılan yalan haberler nedeni ile su satışlarında %500 oranında olağanüstü bir düşüş yaşandığını ve bu hususun davacının bu ortaklıktaki açık kusurunu gösterdiğini, fesih sebebini meydana getiren kusurlu şirket ortağının bu davayı açmaya hakkının bulunmadığını, sözleşmenin 6. maddesinde düzenlenmiş olan marka kullanım hakkının devredilemeyeceğine ilişkin hükmün ... Şirketi ile anlaşma yapılarak ihlal edildiğine ilişkin iddianın davacının kötü niyetini ortaya koyduğunu, zira ... Şirketi ile yapılan anlaşmaya bizzat davacının onay verdiğini, davacının bu hususu Ankara 1. FSHHM 2012/246 ve 2013/101 karar sayılı dosyası nezdinde de ifade ettiğini, ancak mahkemenin bu davada davacının muvafakati nedeniyle bu hususunun fesih gerekçesi olamayacağına hükmettiğini, taraflar arasındaki sözleşmeler incelendiğinde %22 hisse devir-temlik sözleşmesi ile gerçekleştirileceğine ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığını, davacı kurumun %22'lik hissesinin sağlandığını ve hissenin halen davacıda bulunduğunu, davalı şirketin yan firmalar kurup şirketi zarara soktuğu iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının yan şirketler olarak ifade ettiği şirketleri çok iyi bildiğini, 2009 yılında şuandaki hissedarları şirket hisselerini devralmadan önce davacının yan şirketler olarak ifade ettiği şirketlere ortak olduğunu, ... ve ... şirketlerinin hiçbir usulsüz işlemin içinde olmadıklarını ve davacının malumatı dışında da hiçbir işlem yapmadıklarını, şirketin içinin boşaltılması gibi bir durumun söz konusu olmadığını aksine ortaklar ve ortakların sahibi olduğu diğer şirketlerin para aktarımında bulunduklarını, bayilerden alınan nakit ve senetli teminatların karşılığının bulunmadığı iddiasının da haksız olduğunu, muaccel olup ödenmemiş hiçbir teminat borcu bulunmadığını, davacının yapmış olduğu şikayetler nedeniyle şirketi çalışamaz hale getirdiğini savunarak; haksız ve hukuka aykırı davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "..Türk Ticaret Kanunu'nun 531 inci maddesine göre; Haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.Davalı şirket defterlerine göre gayri faal durumdadır. Herhangi bir faaliyeti yoktur. Sabit masrafları sebebiyle zarar etmektedir.Şirketin uzun bir süredir faaliyetinin olmaması, kâr elde edememesi ve dolayısıyla kâr dağıtımı yapamaması, ayrıca ortaklar arasında ihtilâf bulunması, davacı ortağın fesih talebi için yeterince haklı neden oluşturmaktadır. Ortakların bir araya gelerek, müştereken şirketin faaliyetini sürdürme olanağının kalmadığı da anlaşılmaktadır.Bütün bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; davalı şirketin fesih ve tasfiyesi için şartlar oluşmuş gözükmektedir.Davalı şirket vekili savunmasında;" davacının yapmış olduğu şikayetler nedeniyle şirketin çalışamaz hale geldiğini" öne sürmüştür. Davalı taraf, bu ifadesi ile gayri faal hale gelinmesine gerekçe olarak davacının tutumunu göstermiş olmaktadır.Bu durum; davacının ortaklıktan çıkarılması halinde de, şirketin faaliyetini sürdürme ihtimalini gündeme getirmektedir.Şirket ile ortaklar arasında veya ortakların kendi aralarındaki uyuşmazlıklarda şirketin varlığını sürdürmek esas olup, bir ortağın alınan kararların iptalini veya teminat gibi hukuki yollar mevcut ise öncelikle bu yollara başvurulması gerekir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.3701, K.6332, Tarih:20-06-2002.)Davalı taraf bir anonim şirkettir ve davalı şirketin haklı nedenle fesih koşulları oluşmuştur. Bu durumda davacının ortaklıktan çıkarılmasının daha uygun olacağı belirlenmekle; davalı şirketin fesih ve tasfiyesi yerine davanın alternatif çözüm yöntemi olarak davacının ortaklıktan çıkarılması suretiyle kabulü ile karar tarihine en yakın tarih itibariyle rayiç değerlere ve davacının hissesine göre hesaplanan 394.688,85 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece salt bilirkişi raporuna dayanıldığını,başkaca delillerin araştırılmadığını ve toplanılmadığını, dosya kapsamında alınan bilirkişi raporları, taraflarınca raporlara karşı sunulan itirazlarının değerlendirilmeden oluşturulduğunu, alınan bilirkişi raporlarında, daha önce alınan raporlara taraflarınca sunulan itirazların göz ardı edildiğini, davacının ağır kusuru göz önünde bulundurularak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı tarafından "kamuoyu duyurusu" başlığı altında gazetelerde yayımlatılan yalan haberler nedeni ile su satışlarında %500 oranında olağanüstü bir düşüş yaşandığını, davacı tarafın, dava konusu sözleşmeyi ağır kusurlarıyla ihlal ettiğini, ortağı olduğu müvekkil şirketi zarara uğratma amacıyla hareket ettiğini, Ankara 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2012/579 E. - 2013/101 K. sayılı dosyasında Mahkemenin "davacının muvafakati nedeni ile bu hususun fesih gerekçesi olamayacağına" hükmettiğini, buna rağmen Yerel Mahkemece, bahsi geçen dosyanın göz ardı edildiğini ve beyanları hakkında T.C. Sağlık Bakanlığından bilgi temin edilmediğini, yerel mahkemece bu konuda araştırma yapılmadığından hükmün eksik incelemeyle oluşturulduğunu, tek başına bu hususun davacının bu ortaklıktaki açık kusurunu gösterdiğini, yine, davacı tarafça, davalı müvekkilin yan şirketler kurup şirketi zarara soktuğu iddiasının gerçeğe aykırı ve davacının kötü niyetini gösterdiğini, zira, davacı, davacının "yan şirketler" olarak ifade ettiği şirketlerde ortak olduğunu, bilirkişi raporlarında rayiç değerlerin tespitinde kıstas alınan emsal emtia fiyatlatları, rayiç değerlere dayanak olan somut verileri, emsal emtiaların piyasa değerlerinin nasıl ve ne şekilde tespit edildiği açıklanmadığını, sadece soyut beyanlar ile rayiç değer tespiti yapıldığını, yine işletmenin atıl halde olması emtiaların uzun yıllardan bu yana kullanılmamış olması ve hatta bazı emtiaların hurda niteliğine dönüşmüş olmaları rayiç değer tespitinde dikkate alınmadığını, örneğin; argon kaynak makinesi adı altındaki emtianın çalışıp çalışmadığı,mevcut hali ile kullanılabilir olup olmadığı hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmadığını, bu kapsamda, rayiç değeri belirlenen (değersiz olanlar -yani değeri sıfır TL olarak belirlenen emtialar- hariç) her bir emtianın mevcut hali (son durumunun da) tespit edilerek hurda olup olmadıkları, çalışıp çalışmadıkları, kullanılabilir durumda olup olmadıklarının tespit edilmesi ve yapılacak bu tespitten sonra rayiç değer hesabının yapılması gerektiğini, belirtilen nedenlerle alınan raporların eksik hazırlandığını, Mahkemece işbu hususta da araştırma yapılmadığını eksik incelemeyle hüküm kurulduğunu beyanla istinaf taleplerinin kabulü ile mahkeme hükmünün kaldırılarak davanın reddine kararı verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir,Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkeme tarafından verilen davalı şirketin feshi taleplerinin reddine ilişkin kararın hatalı olduğunu, mahkeme kararının gerekçesinde de davalı şirketin feshi için gerekli şartların oluştuğu ve şirketin feshi taleplerinin haklı olduğu usul ve yasaya uygun bir şekilde tespit edildiğini, ancak mahkeme müvekkili kurumun ortaklıktan çıkarılmasının daha uygun olacağına karar verildiğini belirterek davalı şirketin feshi taleplerinin reddine karar verildiğini, işbu durum hatalı olup, öncelikle kararın bu yönüyle kaldırılmasını ve davalı şirketin feshi taleplerinin kabulüne karar verilmesini, mahkemenin ayrılma akçesinin karar tarihine en yakın tarih itibariyle rayiç değerinin 394.688,85-TL olduğuna hükmettiğini, ancak bu değerin de hatalı olduğunu, mahkeme her ne kadar gerekçesinde belirtmemiş ise de itiraz ettiği ettikleri ve açık hata içeren bilirkişi raporunda yer alan değer üzerinden karar verildiğini, ancak bu durumun hatalı olduğunu,davalı şirketin defterlerin usulüne uygun olmadığını, davalı şirketin 450.011,25 TL sermayesinin 02.11.2007 tarih ve 6928 sayılı Resmi Gazetede "450.011,25 YTL" tekabül eden A grubu nakdi hissesinin tamamını 24.08.2007 tarihinde yapmış olduğu hisse devir (bağışlama) sözleşmesi ile müvekkili kuruma ivazsız olarak bağışlama yoluyla devretmiş olup, söz konusu hisse devir sözleşmesinin 10.10.2007 tarih ... yevmiye no ile İstanbul 32. Noterliğine tasdik edildiğini, ilgili Resmi Gazete'de yayımlandığını, dolayısıyla müvekkil kurumun ödenmemiş sermaye borcu bulunmadığını beyanla kararının kısmen kaldırılarak, öncelikle davalı şirketin feshine, bu talepleri yerinde görülmezse müvekkili kurumun ayrılma akçesi eksik ve hatalı olarak hesaplandığından, müvekkili kurumun güncel ve tüm sermaye bedeli üzerinden rayiç ayrılma akçesinin hesaplanarak, hesaplanan değer üzerinden müvekkili kurumun şirket ortaklığından çıkarılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, anonim şirketin haklı nedene dayalı olarak fesih ve tasfiyesi istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın alternatif çözüm yöntemi olarak davacının ortaklıktan çıkarılması suretiyle kabulü ile 394.688,85 TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık, şirketin feshi koşullarının oluşup oluşmadığı, ayrılma akçesi ödenmek suretiyle davacının ortaklıktan çıkarılmasına karar verilmesinin yerinde olup olmadığı, ayrılma akçesinin doğru hesaplanıp hesaplanmadığı noktasındadır.Dosya kapsamından davacı ...'nin kesin olarak hangi tarihte davalı şirkete ortak olduğu ticaret sicil dosyasından tespit edilememekle birlikte 17.08.2007 tarihinden sonra davacının hisse devir almak suretiyle davalı şirkete ortak olduğu, 16.06.2010 tarihinde tescil edilen sermaye ile ilgili ana sözleşme maddesine göre davalı şirketin sermayesinin 3.094.075 TL olduğu ve davacının bu sermayede 680.696,50 TL'lik sermaye payı bulunduğu, davacının hisse oranının %22'ye tekabül ettiği anlaşılmıştır .Davacı, taraflar arasında en son 15.07.2009 tarihinde imzalanan ve 20 yıl süre ile Türkiye'de üretim ve işletme ruhsatını alabildiği doğal kaynak suları ile sınırlı olmak kaydıyla marka hakkının kullanımının davalıya bırakıldığı sözleşmeye aykırı davranıldığını,sözleşmede kararlaştırılan edimlerin hiç birinin yerine getirilmemesi üzerine davalı şirket hakkında alacak davası açıldığını, yine marka hakkının kullanımının engellenmesi ve sözleşmenin feshi amacıyla da dava açıldığını, davalı şirketin bilançosu ile kasa mevcudunun örtüşmediğini, vergi usul yasasına aykırı olarak ortaklara sürekli müşteri çeki çıkışı ve kasadan nakit ödeme yapıldığını ve buna rağmen davalı şirketin ortaklara borçlu gibi gösterildiğini, davalı şirketin ticari ilişkisi bulunmayan bir takım firmalara ödemeler yaptığını, yan firmalar kurup, ürünlerini düşük fiyattan bu firmalara sattığını ve asıl karın bu yan firmalarca yapıldığını, bayilerden alınan teminatların bu yan firmalar üzerine geçirildiğini, stok hesaplarının kontrol edilemeyecek şekilde yapıldığını, şirket emtialarının önce başka yan firmalara satıldığını ve daha sonra bu emtiaların kullanılmak üzere yüksek fiyatlar üzerinden kiralanarak davalı şirketin zarara uğratıldığını, davalı şirketin içinin boşaltıldığını, davalı şirket yüzünden vergi cezaları gelmeye başladığını iddia ederek davalı şirketin feshine karar verilmesi istemiyle eldeki davayı açmıştır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 531. Maddesine göre; haklı sebeplerin varlığında, sermayenin en az onda birini ve halka açık şirketlerde yirmide birini temsil eden payların sahipleri, şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinden şirketin feshine karar verilmesini isteyebilirler. Mahkeme, fesih yerine, davacı pay sahiplerine, paylarının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerlerinin ödenip davacı pay sahiplerinin şirketten çıkarılmalarına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme karar verebilir.Kanunda anonim şirketin feshine neden olacak haklı sebeplerin neler olduğu sayılmamış olup, tek bir sebep bile niteliği ve ortaya çıkardığı sorunlara göre şirketin feshi için yeterli haklı sebep oluşturabilir. İleri sürülen sebeplerin haklı sebep oluşturup oluşturmayacağı yargısal uygulamaya bırakılmıştır. Bu bağlamda anonim şirketin kötü yönetilmesi; genel kurul toplantılarının yapılmaması, toplantıya katılım olmamasına rağmen imzaların şüpheli şekilde tamamlanması, şirket fiilen iflas etmiş ve borca batık bir durumda olmasına rağmen Kanunun ilgili maddeleri ısrarla tatbik edilmeyerek bu konuda genel kurulun olağanüstü toplantıya çağırılmaması şeklinde gerçekleşen genel kurul toplantılarındaki usulsüzlükler; şirketin bireysel çıkarlara yönelmesi suretiyle ortaklık amacından uzaklaşması, şirket yönetim kurulu üyelerinin şirketin amacını gerçekleştirme doğrultusunda faaliyetlerde bulunmaması, şirketin amacını gerçekleştirmede kullanılan tüm tesis ve teçhizatların satılması nedenleriyle artık amacın gerçekleştirilmesinin mümkün olmaması; paydaşlara ihtara rağmen şirketin mali durumu hakkında bilgi verilmemesi, şirketin gelir ve giderlerinin incelenmesine izin verilmemesi, ortakların şirketin yönetimi, malvarlığı ve kâr-zarar durumu hakkında bilgilendirilmemesi, ortakların denetim ve bilgi edinme haklarının engellenmesi suretiyle bilgi alma ve inceleme haklarının kısıtlanması;uzun süre pay sahiplerine kâr payının dağıtılmaması, paydaşların kâr payı alma hakkının engellenmesi, şirketin yüksek kârlılığa rağmen paydaşlara kâr payı dağıtılmaması; ortaklar arasında güven ilişkisinin kalmaması, ortağın bakiye borcunu ödemede temerrüdü, ortaklar arasında ciddi anlaşmazlıkların olması ve bunların yargıya intikal etmesi gibi sebepler yargısal uygulamalarda şirketin feshi için haklı sebep olarak kabul edilebilmektedir. Anonim şirketin haklı sebeple feshi daha çok, çoğunluğun şirketteki hakim pozisyonunu istismarına yönelik olarak azınlık haklarını korumak için getirilmiş bir hukuki çare ise de; şirketin yaşatılmasında ortakların dışında, üçüncü kişilerin (şirket çalışanları, şirketle iş yapan tacirler, kamu) de menfaati olduğundan aslolan şirketin yaşatılması olup, azınlık pay sahiplerinin hakları alternatif çözüm yöntemleri ile (gerçek pay bedelinin ödenip şirketten çıkartılması, şirketin bölünmesi vs.) korunabiliyorsa fesih yerine şirketi ayakta tutacak diğer çözüm yolları denenmelidir. Zira TTK'nın 531. maddesindeki düzenleme uyarınca anonim şirketin feshine son çare olarak başvurmak gerekir.Eldeki davada mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporunda, davalı şirket defterlerine göre gayri faal durumda olduğu, herhangi bir faaliyeti olmadığı, sabit masrafları sebebiyle zarar ettiği, davalı şirketin 31.12.2016 tarihi itibarıyla 5.775.627,22 TL varlığı ve 3.013.910,60 TL borcu bulunduğu, özvarlığının ise 2.761.716,62 TL olduğu, bu özvarlığa göre 3.094.075 TL lık sermayesinin bir kısmının zayi edilmiş durumda olduğu, davalı şirketin fesih ve tasfiyesi için yeterince haklı sebep bulunduğu ancak fesih yerine davacının ortaklıktan çıkarılmasının da mümkün olabileceği ifade edilmiştir. Dosya kapsamından taraflar arasındaki hukuki ilişkinin temelini teşkil eden sözleşmeyle ilgili anlaşmazlıkların yargıya intikal ettiği anlaşılmakta olup, ortakların birlikte şirketin faaliyetini sürdürme olanağının kalmadığı açıktır. Bunun yanısıra davalı şirketin amacını gerçekleştirme doğrultusunda uzun bir süredir faaliyetlerde bulunmadığı, kâr elde etmediği gözetildiğinde şirketin feshi için haklı sebebin bulunduğunun kabulü gerekir. Davalı tarafça, haklı nedenlerin ortaya çıkmasında davacının işlem ve davranışlarının katkısının bulunduğunun dosya kapsamındaki delillere göre ispatlanmamış olmasına göre somut olayda şirketin feshi koşulları oluşmuştur. Ancak TTK'nın 124/2. Maddesine göre anonim şirket, bir sermaye şirketi olup, ortakların kişiliklerinden ziyade şirkete koymayı taahhüt ettikleri sermaye ön plandadır. Bu nedenle anonim şirketin feshini haklı kılan sebepler bulunması halinde şirketin yaşatılması ekonomik ve rasyonel açıdan uygun ise alternatif çözümlere başvurulması gerekir.Bu kapsamda somut olayda fesih için haklı sebeplerin mevcudiyeti davacı tarafça ispatlanmış ise de davalı şirketin halen malvarlığının bulunması ve davacı ortağın ortaklıktan ayrılması halinde şirketin faaliyetini sürdürme ihtimalinin olduğu gözetildiğinde mahkemece şirketin feshi yerine davacının davalı şirket ortaklığından çıkarılmasına karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre ortaklıktan çıkarılmasına karar verilen ortağın, ayrılma payının karar tarihine en yakın tarihteki şirket mal varlığının gerçek değerinin belirlenmesine göre hesaplanıp sonucuna göre karar verilmesi gerekir.Ayrılma payı hesaplanırken payın gerçek değeri esas alınır. Gerçek değer, iki aşamalı bir hesaplama yöntemiyle belirlenir. İlk olarak, işletmenin değerinin hesaplanması gerekir. Bu ilk aşama geçildikten sonra, ayrılan ortağın ortaklıktaki payının nominal değeri esas alınarak ayrılma payı hesaplanır. Ayrılma payının gerçek değeri hesaplanmadan önce işletmenin gerçek değerinin belirlenmesi gerekir. İşletmenin gerçek değeri; şirketin tüm aktif ve pasifleri, gelecek dönemde elde edeceği kazançlar ve karşılaşabileceği riskler, açık ve gizli yedekleri, depo malları ve müşteri çevresi, bulunduğu bölge sahip olduğu şöhret gibi goodwill faktörleri dikkate alınarak hesaplanacaktır. Yani işletmenin tümüyle satılması halinde şirketi almak için ödenecek değer, yaşayan şirket değeri olarak şirketin gerçek değerini yansıtacaktır. ( Yargıtay 11. HD'nin 19.06.2015 gün, 2014/18653 Esas-2015/8544 Karar ve 09.11.2015 tarih, 2015/4748 Esas-2015/11693 Karar sayılı ilamları) Somut olayda bilirkişi heyeti aracılığıyla davalı şirketin malvarlığının karar tarihine en yakın gerçek değeri, aktif ve pasifleriyle belirlenmiş olup, en son alınan 08.02.2021 tarihli bilirkişi ek raporunda, yukarıda anlatılanlar ışığında hesaplama yapılarak davalı şirketin 31.01.2021 tarihli rayiç kıymetlere göre değerinin 3.170.232,93 TL olduğu, davalı şirket kayıtlarına göre davacının 680.696,50 TL tutarındaki sermaye payının 337.508,44 TL'lik kısmının ödenmemiş olduğu, davalı şirketin ödenmiş sermayesinin 2.756.566,56 TL olmasına göre davacının 343.188,06 TL tutarındaki ödenmiş sermayesinin payına düşen ayrılma akçesinin 394.688,85 TL olduğu belirtilmiştir. Her ne kadar davalı tarafın, emsal emtia fiyatlarının ve rayiç değerlere dayanak olan verilerin nasıl ve ne şekilde tespit edildiği yönünde bilirkişi raporlarına karşı itirazları bulunmakta ise de somut bir bilgi, belge ile desteklenmeyen davalı itirazlarına itibar edilmemiştir. Diğer yandan bedeli ödenmemiş veya kısmen ödenmiş olan hisselerin devri, devralan kişinin borç yüklenmesi niteliğinde olup (Tekinalp (Poroy/Çamoğlu) Ortaklıklar, syf.463), bu durumdaki hisseler, 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 173.maddesinde düzenlenen (Türk Borçlar Kanunu md.195) borcun nakli hükümleri gereğince borçla birlikte devralınmış sayılır. Somut olayda davacı tarafça hisse devrinin ivazsız olarak bağışlama yoluyla yapıldığı ve bu nedenle ödenmemiş sermaye borcu bulunmadığı ileri sürülmüş ise de davacının sahibi olduğu 680.696,50 TL tutarındaki sermaye payının davalı şirket kayıtlarına göre 337.508,44 TL'lik kısmının ödenmemiş olduğu anlaşılmakla bu tutara karşılık gelen hisselerin borçla birlikte devralındığının kabulü gerekir. Bu durumda, mahkemece davalı şirket kayıtlarına göre davacının 343.188,06 TL tutarındaki ödenmiş sermayesi dikkate alınarak, davalı şirketin karar tarihine en yakın tarihteki değeri üzerinden hesaplanan 394.688,85 TL ayrılma akçesinin davalıdan tahsiline karar verilmesinde isabetsizlik yoktur HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı ve davalı vekillerinin yerinde görülmeyen istinaf başvurularının ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 6.740,30 TL harcın, alınması gerekli olan 26.961,19 TL harçtan mahsubu ile bakiye 20.220,89 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,4-Taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerilerinde bırakılmasına,5-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 22/05/2025