T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/2012
KARAR NO:2025/631
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:23/12/2020
NUMARASI:2018/273 Esas - 2020/758 Karar
DAVA:Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:08/05/2025
Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasındaki hukuki ilişkinin 27/02/2010 tarihinde imzalanmış acentelik sözleşmesi ve buna bağlı sair sözleşmeler ile kurulduğunu, müvekkilinin, davacının Ankara-... bölgesindeki acenteliğini yürüttüğünü, acentelik sözleşmesinin temel mantığının müvekkili acentenin ciro artışına dayalı olarak kazanç elde etmesi olduğunu, müvekkili acenteye, bağımsız tacir sıfatıyla devredilecek ... Kargo Şubesinin, devir tarihi itibariyle mevcut aylık giderlerinin tespiti ile bu giderin, devir sonrasında da ... Kargo tarafından müvekkiline düzenli olarak ödeneceğini, böylece müvekkili acentenin devir nedeniyle zarara uğramasının önlenmiş olacağını, şubenin devir cirosunda, devir tarihinden sonra yaşanacak artıştan müvekkiline pay verilmesi suretiyle de performansına dayalı olarak kar elde etmesine imkan sağlanacağını, bu mantığa göre müvekkili acentenin, acentelik faaliyetine ilişkin tüm masraflarının davalı şirket tarafından ödeneceğini, bu masrafların her altı ayda bir gözden geçirilerek güncelleneceğini, davalı tarafından faaliyet giderleri artmasına rağmen güncelleme yapılmadığını, bu nedenle müvekkili acentenin sürekli olarak zarar eden bir işletme haline gelerek ilişkinin yalnızca davalının kar elde ettiği bir hal aldığını, bu nedenle ilişkinin sürdürülebilir bir niteliğinin kalmadığını, sözleşmeye aykırı olarak müvekkiline ödenmeyen gerçek faaliyet giderleri ile ödenen kısım arasındaki farkın ödenmesi gerektiğini, taraflar arasındaki sözleşme gereği kargo faaliyeti nedeniyle düzenlenen faturaların davalı adına düzenlendiğini ve tahsilatların da davalıya aktarıldığını, müvekkilinin ödenmeyen kargo ücretleri hususunda takip yapma yetki ve sorumluluğunun olmadığını, davalı tarafından bu husus bilinmesine rağmen müşteriler hakkında hukuki takip yapılmak yerine ödenmeyen fatura bedelleri ile vade farklarının doğrudan müvekkiline borç kaydedildiğini ve alacağından mahsup edildiğini, davalının yaptığı bu kesintilerin de müvekkiline iadesinin gerektiğini, kayıp kargo vs sebeplerle meydana gelen hasarlar sigorta şirketi tarafından giderilmesine rağmen davalı tarafından müvekkilinin alacaklarından mahsup edildiğini, bu kesintilerin de iadesinin gerektiğini, davalının yaptığı reklam harcamaları nedeniyle müvekkilinin herhangi bir sorumluluğu olmamasına rağmen yapılan harcamaların müvekkiline borç kaydedildiğini ve alacaklarından kesildiğini, söz konusu kesintilerin de iadesinin gerektiğini, davalı tarafından karşılanması gereken tüm demirbaş bedelleri ile bunların tadilat bedellerinin müvekkilinden tahsil edildiğini ve bu bedellerin de iadesinin gerektiğini, müvekkilinin gelen kargoların dağıtımına ilişkin hizmetlerinin ücretlendirilmediğini, bu faaliyetlerin parasal karşılığının müvekkiline ödenmesi gerektiğini, müvekkilinin münhasıran davalının operasyonel hatalarından kaynaklanan müşteri kaybı yaşadığını, bu kayıpların da müvekkiline ödenmesi gerektiğini, davalı tarafından haksız şekilde müvekkiline "suistimal nedeniyle hakediş alacağından düşülen tutar" adı altında borç kaydedilen ve tahsil edilen bedellerin de iadesinin gerektiğini, kapıda ödemeli mal bedelli kargoların teslim ve tahsilatının sözleşme dışı olarak müvekkilince yapılmış olmasına rağmen davalı tarafından müşteriden tahsil edilen %5 -10 oranında komisyonun müvekkiline ödenmediğini, söz konusu ücretlerin de ödenmesi gerektiğini, davalıya söz konusu kesintiler ile yapılmayan ödemeler için gönderilen Noter ihtarnamesine rağmen taleplerinin reddedildiğini beyanla fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 50.000,00 TL'nin 08/02/2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesinin talep sonucu kısmının açık olmadığını, bu eksikliğin giderilmesi için davacıya kesin süre verilmesi ve eksikliğin tamamlanmaması halinde davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiğini, taraflar arasında akdedilen acentelik sözleşmesinin 40. maddesinde müvekkilinin ticari defter ve kayıtlarının aralarında çıkacak uyuşmazlıklarda kesin delil niteliğinde olduğunun kabul edildiğini, davacının taraflar arasındaki acentelik ilişkisini kendi isteği ile sonlandırdığını, davacının gönderdiği 09/02/2018 tarihli ihtarname ile müvekkilinden bir takım haksız taleplerde bulunduğunu ve sözleşmeyi hiçbir haklı neden olmamasına rağmen tek taraflı olarak feshettiğini, davacının bu beyanı üzerine şube devir işlemleri yapılarak 16/02/2018 tarihinde şubenin devralındığını, davacının, müvekkilinin acentelik faaliyetlerini yürüttüğünü ve bağımsız tacir olduğunu, ticari faaliyetlerinin tümünde basiretli tacir olarak hareket etmek zorunda olduğunu, müvekkilinin şubelerini bağımsız olarak işletmek üzere tacirlere devrettiğini, davacı şayet bir zarara uğradı ise bunun kendi basiretsizliği ile ticari başarısızlığından kaynaklandığını, müvekkilinin herhangi bir katma değeri olmadığını, taraflar arasında akdedilmiş olan 27/02/2010 tarihli acentelik sözleşmesi ek protokolü cari hesap sözleşmesinde yer alan hükümler uyarınca aylık acente masraflarının belirlenmesinin münhasıran müvekkili şirkete ait olduğunu ve bu hüküm uyarınca masrafların artış ya da eksilişine karar verecek olanın müvekkili olduğunu ancak müvekkilinin masraf güncellemesi yapma zorunluluğunun olmadığını, ayrıca cari hesap sözleşmesinin bazı hükümlerini revize eden protokol ile de açıkça davalı tarafından ilgili tutarın güncellenmesinin talep edilemeyeceğinin kabul edildiğini, acenteliğin ilk yıllarında yapılan ödemelerin tamamen müvekkilinin destek amaçlı yaptığı ödemeler olduğunu, davacıya herhangi bir hak kazandırmayacağını, davacının tüm hakedişlerinin sözleşme hükümlerine uygun olarak zamanında ödendiğini, müvekkilinin davacıya hiçbir borcunun olmadığını, cari hesapta yapılan kesintilerin acentelik sözleşmesi hükümlerine uygun olduğunu, davalının kendi sorumluluğunda iken kaybolan ya da hasara uğrayan kargoları tazminle yükümlü olduğunu, davacının reklam harcamalarına ve demirbaş bedellerine ilişkin taleplerinin haksız olduğunu, davacı tarafından müvekkiline sağlanmış bir portföy olmadığını, davacının haksız ve mesnetsiz iddialarının kabulünün mümkün olmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda,"...taraflar arasında 27/02/2010 tarihinde süresiz acentelik sözleşmesi imzalandığı ve davalının, davacının .../Ankara acenteliğini üstlendiği, davacının 09/02/2018 tarihli Noter ihtarnamesi ile sözleşmeyi feshettiği ve taraflar arasındaki ticari ilişkinin sonlandırıldığı anlaşılmıştır. Davacı taraf iddialarına dayanak olarak acentelik sözleşmesi, cari hesap sözleşmesi, tüm hak edişleri, cari hesap özetleri, devir masraf tutanakları ve gerçek tutarlara ilişkin olduğu iddiası ile bir takım listeleri, personel özlük haklarına ilişkin ödeme listelerini, davalı taraf, şubenin davacıya devir ve teslimine dair tutanakları, resmi yazışmaları, sigorta poliçesini dosyaya ibraz etmiştir.Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin kapsamını düzenleyen 3. maddesinde; acentenin bağımsız tacir niteliğine sahip olduğunun, 7. maddesinde; acentenin daha önce de şube olarak örgütlenmiş idari birimde halen mevcut bulunan demirbaş, araç, mefruşat vs.'nin kullanım haklarını tutanak ile devralacağı ve kullanacağının, söz konusu demirbaş ve mefruşatın normal kullanım süresi sonunda kullanılamaz duruma geldiklerinin tespit edilmesi halinde yenileme işlemlerinin davacı tarafından sağlanacağının, kullanım hatasından kaynaklanan her türlü tamir, bakım ve onarım masraflarının davalı tarafından karşılanacağının, gelen kargoların teslim alınması ile ilgili sorumlulukları düzenleyen 9. maddesinde; bir sözleşme yılı içerisinde yaşanan ilk gecikmede davalının ihtar edileceğinin, aynı süre içerisinde 2. kez gecikme yaşanması halinde gelen kargolara ait taşıma ücretinin yarısının cezai şart olarak davalının ücretinden kesileceğinin, giden kargoların kabulü ile ilgili sorumlukları düzenleyen 10. maddesinde de, gecikme halinde 9. maddenin uygulanacağının, 12. maddesinde zarara uğrayan kargolar ile ilgili üçüncü kişilere karşı sorumluluğun davalıya ait olduğunun, 20. maddesinde faturaların davacı tarafından tahsilatı ile davalıya aktarılması prosedürünün, 21. maddesinde bakım, onarım, ısınma, aydınlanma vs giderlerin davacıya ait olduğunun, 37. maddesinde acentelik ücretinin tespiti ile ödenmesinin cari hesap sözleşmesindeki hükümlere göre yapılacağının, cari hesap sözleşmesi ek protokolünün 4. maddesinde hak edişlerin hesaplanma yöntemlerinin, cari hesap sözleşmesinin 4. maddesinde de acentelik ücretinin hesaplanma şeklinin düzenlendiği anlaşılmıştır. Davacı taraf dava dilekçesinde, davalının sözleşmeye aykırı olarak kendisinden bir takım haksız kesintiler yaptığını, ücretlerinin eksik ödendiği, hak kazandığı bir kısım ücretlerin ödenmediğini iddia ederek fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle 50.000,00 TL tazminat talebinde bulunmuş, Mahkememizce talebin açık olmaması nedeniyle açıklanması için verilen sürede sunulan dilekçede de aynı kalemler belirtilerek yalnızca yıl ve miktar belirtildiği, hangi işlemler nedeniyle zarara uğradığının, kesintilerin hangi yılda ne kadar yapıldığının, örneğin faaliyet giderlerinin yıl bazında ne kadar artırılması gerekirken artırılmadığının, neye dayanılarak artırılması gerektiğinin, artırım bedelinin ne şekilde belirleneceğinin, açıklanmadığı anlaşılmıştır. Hukuk yargılamasında hakim, taraflarca getirilme ilkesi kapsamında, tarafların dilekçelerinde dayandıkları vakıaları yine hangi delil ile ispat edileceğini beyan etmiş iseler o deliller ışığında incelemek ve yargılamayı sonuçlandırmakla yükümlü olup, taraflar, dilekçelerin dayandıkları her bir vakıayı ve bu vakıanın hangi delille ispat edileceğini açıkça belirtilmek noktasında somutlaştırma yükümlülüğü altındadırlar. Davacı taraf bu kapsamda davasını somutlaştırmamış, adeta Mahkemeden taraflar arasındaki sözleşme süresince devam eden tüm ticari faaliyetlerin denetlenmesini ve iddia ettiği alacağın belirlenmesini talep etmiştir. Kaldı ki taraflar arasında imzalanan acentelik sözleşmesinin açıklanan maddeleri kapsamında, davalının iddia edilen alacak kalemleri yönünden bir sorumluluğun olmayıp sözleşme ile yalnızca acentelik ücreti ödemeyi üstlenmiştir. Bunun dışındaki tüm kalemlerden sorumluluk bağımsız olarak ticari faaliyet yürüten davacıya aittir. Ayrıca davacı sözleşme devam ederken ödenen hakediş ve ücretleri ile ilgili eksik ödeme iddiasında ve talepte bulunmamış, davalıya herhangi bir ihtarname de göndermemiştir. Bu şekilde tüm açıklanan gerekçelerle davacının davasını ispat edemediği kanaatine varılarak reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle Gerekçeli karardan anlaşıldığı kadarı ile mahkemenin taleplerini, davada görevlendirilen bilirkişilerin açıkça görevlerini yerine getirmekten imtina etmesine de dayalı olarak, hiç incelemeden ve değerlendirmeden karar vermiş olması bir yana, temel gerekçelerin, davadaki taleplerin somutlaştırılmaması; davalı tarafın, davadaki alacak kalemleri bakımından bir ödeme sorumluluğu bulunmaması ve nihayet, davacının sözleşme devam eder iken, dava konusu alacak kalemleri hususunda, herhangi bir talepte bulunmaması hususları olduğunun anlaşıldığını, mahkemenin, davadaki taleplerini somutlaştırmadıklarına ilişkin gerekçesinin dayanaksız olduğunu, davanın tüm safahatında ve özellikle bilirkişi raporlarına itiraz dilekçelerinde belirtildiği şekilde, davadaki tüm taleplerinin neye dayalı olduğu ve ne şekilde incelenip tespit edileceği ayrıntılı olarak açıklanmış olup, bu açıklamalarının, özellikle her iki bilirkişi raporunda, "bu türden incelemelerin bağımsız denetim kuruluşları tarafından yapılması gerektiği" şeklinde, açıkça görevden kaçarak, sonuçta bilirkişiden beklenen görevin yerine getirilmemesi sonucunda, görmezden gelindiğini, Davadaki taleplere dayanak olan acentelik sözleşmesine ek cari hesap sözleşmesi'nin 4. maddesi gereğince, taraflar arasındaki sözleşmenin temel mantığı; “Acentenin ciro artışına dayalı olarak kazanç elde etmesidir” şeklinde tanımlandığını,kargo faaliyeti nedeniyle düzenlenen faturalar, davalı adına düzenlendiğini, bu faturalara ilişkin tahsilatlarda ise, müşterilerin rızaen yaptıkları ödemeler, ya doğrudan davalının banka hesaplarına, ya da, nakit olarak davacıya yapılıp yine davalıya aktarıldığını, davacı acentenin, geciken veya hiç ödenmeyen kargo ücretlerinin hukuki takipler yapmak suretiyle tahsili hususunda herhangi bir yetki ve sorumluluğu bulunmadığını, faaliyet kapsamında gerçekleştirilen tüm kargo faaliyetleri sigortalanmakta olup, kargo kayıp ve sair tüm sebeplerden meydana gelen hasarlar sigorta şirketleri tarafından, kusursuz sorumluluk esasına göre tazmin edildiğini, bu bedeller davalı tarafa ödendiği halde, bu hasar bedellerinin, mükerrer olarak acenteden yapılması ve/veya bu bedellerin acente alacaklarından mahsup edilmesi açıkça akde aykırılık teşkil ettiğini, acente’den bu kalemde yapılan kesintilerin iade edilmesi gerektiğini, davalı tarafından yapılan reklam harcamalarına ilişkin olarak, sözleşme gereği acente’nin hiçbir sorumluluğu olmadığı halde, bu kalemde yapılan harcamaların da, acente’ye borç kaydedildiğini ve alacaklarından düşülmüş olması nedeniyle, anılan kalemde yapılan kesintilerin acente’ye iadesi gerektiğini, acente’nin sözleşme kapsamındaki faaliyetlerinden olan giden kargolara ilişkin hizmetleri ücretlendirildiği halde, gelen kargoların dağıtımına ve kapıda mal bedelli kargoların mal bedellerinin müşteriden tahsil edilip ... Kargo A.Ş.'ne aktarılmasına ilişkin hizmetleri hiçbir şekilde ücretlendirilmediğini, acente’nin bu faaliyetlerinin de parasal karşılığının acente’ye ödenmesi gerektiğini, davalı şirket elemanlarınca yapılan anlık kontrollerde, gerçekte var olan ve dahi istendiği an sistemden bir sureti tekrar üretilebilecek olan müşteri faturalarının, sadece o an itibariyle temin edilememiş olması sebebiyle, anılan fatura bedellerinin, henüz tahsil edilip edilmediği ve/veya doğrudan davalının hesabına yatırılıp yatırılmadığı kontrol edilmeksizin, acente tarafından tahsil edilmiş var sayıldığını, “suistimal nedeniyle hak ediş alacağından düşülen tutar” adı altında, acente’ye borç kaydedilmesi ve alacaklarından düşülmesi, akde açıkça aykırı olup, bu kalemde acente’den tahsil edilen miktarların iadesi gerektiğini, davacı acenteden, sözleşmenin başlangıcından itibaren yapılmış bulunan ve sair kalemlerdeki akde aykırı kesintilere ilişkin olarak, davalı tarafça, V.U.K.’na aykırı olarak hiçbir fatura düzenlenmediğini ve bu nedenle de, bu miktarlarla ilgili giderler acente kayıtlarına geçirilemediğini, bu miktarlardaki giderler gösterilemediğini, akde ve açıkça kanuna aykırı davalı fiilleri neticesinde, acente, haksız yere fazla vergi ödemek zorunda kalmış olmakla, bu kalemdeki acente zararlarının da tazmin edilmesi gerektiğini, usul ve esas bakımından bariz eksik incelemeler ve hatalı değerlendirmeler nedeniyle usul ve yasaya açıkça aykırı olmakla, kararının kaldırılmasına ve yeniden duruşmalı olarak yargılama yapılmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, taraflar arasında 27.02.2010 tarihinde düzenlenen acentelik sözleşmesi, cari hesap sözleşmesi kapsamında yürütülen Ankara-... acenteliği süresince davacıdan yapılan kesintiler nedeniyle ödenmeyen alacak ve davacıya ödenmesi gereken giderlerden dolayı alacak istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının acentelik sözleşmesi nedeniyle davalıdan masraf alacağı bulunup bulunmadığı, davacıdan yapılan kesintilerin sözleşme hükümlerine aykırı olup olmadığı noktasındadır. Taraflar arasında ... acenteliği için başlayan ilişki 27.02.2010 tarihinde başlamış, davacı tarafından keşide edilen Ankara ... Noterliğinin 09.02.2018 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarnamesi ile feshedilmiştir. Eldeki uyuşmazlığın konusu davacı iddiaları ile sözleşmenin feshinin haklılığı yada haksızlığı olmayıp, davacı talepleri feshe bağlı olmayan taleplerdir.Hukuk Genel Kurulunun 2021/208 E., 2023/822 K sayılı ilamında belirtildiği gibi; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Delil sözleşmesi” başlıklı 193 üncü maddesinde;“Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.(2) Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir” hükmüne yer verilmiştir. Anılan hükümde düzenlenen delil sözleşmesi, ispat yükünün kimde olduğuna ilişkin değil, ispatın nasıl yapılacağı hakkındadır.Delil sözleşmesi, belli bir vakıanın, belli bir delille veya diğer deliller yanında kararlaştırılan türdeki deliller ile de ispat edilebileceği konusunda taraflar arasında davadan önce veya yargılama sırasında yapılan usulî bir sözleşmedir. Delil sözleşmesi etkisini doğrudan yargılama hukukunda gösterir. Delil sözleşmesiyle birlikte taraflar yargılama sırasında belli delillere dayanıp dayanmama konusunda taahhütte bulunmaktadırlar. Bunun doğal sonucu olarak mahkeme delil sözleşmesinde yasaklanan bir delili inceleyemez (Hakan Pekcanıtez, Muhammet Özekes, Mine Akkan, Hülya Taş Korkmaz, Pekcanıtez Usûl, Medeni Usûl Hukuku, C. II, İstanbul 2017, s. 1741).Bir hususun ispatı için münhasır delil sözleşmesi, başka bir ifadeyle sadece belli delil veya delillerle ispatı mümkün kılan daraltıcı delil sözleşmesi yapılmış ise, delil sözleşmesinde kararlaştırılan delilden başka delille ispat mümkün değildir. Zira taraflar, delil sözleşmesi ile aynı zamanda delillerini hasretmiş olurlar ve kararlaştırdıkları deliller dışında başka delil gösteremezler. Delil sözleşmesinde, hangi hukuki ilişkinin hangi delil ile ispat edilebileceğinin kararlaştırıldığının açıkça gösterilmesi gerekli olup, taraflar genel bir delil sözleşmesi yapamazlar.Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 193/2.maddesinde ise, delil sözleşmesinin yapılmasının sınırlarına yer verilmiş olup, buna göre taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmelerinin geçersiz olacağı belirtilmiştir.Delil sözleşmesi kesin delil sayıldığından gerek tarafları ve gerekse mahkemeyi bağlayacağından, hâkimin görevinden ötürü resen bu hususu göz önünde bulundurması zorunludur (Muammer Öztürk, Zeki Gözütok, Usul ve Esaslarıyla Eser Sözleşmesi Uygulaması, Ankara 2023, s. 1098).Bu açıdan taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 40. Maddesinin değerlendirilmesi gerekmektedir. "..Acente ile ... Kargo arasında çıkacak çekişmelerde ... Kargo'nun defter ve kayıtları geçerli ve kesin delil olacaktır." düzenlemesinin bulunduğu görülmektedir. Anılan düzenleme ile taraflar arasındaki uyuşmalıklarda davacını ticari defter ve kayıtlarının kesin delil olacağı düzenlenmiş olup münhasır delil olacağına yönelik bir ibare yoktur. HMK'nın 193/2. maddesi hükmü uyarınca, taraflar arasındaki münhasır delil sözleşmesine rağmen bu delilin aksi, yine aynı kuvvetteki başka bir delille ispatlanabileceği gibi, taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkansız kılan veya büyük ölçüde güçleştiren delil sözleşmeleri de geçersizdir.Dolayısıyla delil sözleşmesinin varlığı, karşı tarafın yasal delillerini sunma olanağını ortadan kaldırmayacağı gibi, ticari defter ve kayıtlarının incelenmesine de engel teşkil etmeyecektir.Davacı tarafta dava dilekçesinde sözleşmeler ile birlikte davacı ve davalı tarafa ilişkin mali kayıtlar (yerinde inceleme talep olunmaktadır) beyanıyla tarafların ticari defterlerine dayanıldığı görülmektedir. Bu duruma taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 40. Maddesi davacının kesin deliller ile davalı iddialarının aksini ispatlamasına engel değildir. Bu genel açıklamadan sonra davacı taleplerinin değerlendirmesine geçilmiştir.Davacı tarafça, akde aykırı olarak ödenmediği iddia olunan sözleşme dönemi içerisindeki gerçek faaliyet giderleri ile ödenen kısmi faaliyet giderleri arasındaki fark, sözleşme döneminde müşteriden tahsil edilemediği iddia olunan fatura bedelleri ve bunlara ilişkin gecikme bedelleri için yapılan kesintilerin iadesi, kayıp ve hasar nedeniyle sigorta şirketlerinden tahsil edilen sigorta tazminatlarının mükerrer olarak davacıdan tahsil edildiği iddiasına dayalı ödenen bedelin iadesi, akde aykırı olarak yapıldığı iddia olunan reklam katılım payı kesintilerinin iadesi, davalı adına faturalanmış bulunan tüm demirbaş bedelleri ve bu demirbaşlara ait tadilat masraflar ile personel kıyafetleri bedellerinin akde aykırı olarak davacıdan tahsil edildiği iddiasına dayalı kesintilerin iadesi, gelen kargoların dağıtımına ilişkin davacı tarafından verilen hizmetler karşılığı olan ücret, suistimal nedeniyle hak ediş alacağından düşülen kesintilerin iadesi, hesaba ulaşmayan mal bedeli ve kapıda ödemeli mal bedeli kargo bedellerinin tahsilatına ve davalıya aktarılmasına ilişkin hizmetlerin ücretlendirilmemiş olması nedeniyle bu nitelikteki hizmet bedelleri, acente alacağının hiç ödenmemesi ya da geç ödenmesinden kaynaklı finansman zararlar, her türlü hakediş kesintisi nedeniyle ...'na aykırı olarak hiçbir fatura düzenlenmediği iddiasına dayalı ödenen fazla vergilerin iadesi ile 2010-2017 döneminde münhasıran davalının hatalı dağıtımlarından kaynaklandığı iddiasıyla müvekkil portföyündeki müşterilerin kaybı nedeniyle uğranılan kar kaybı talep edilmiştir.Taraflar arasındaki cari hesap sözleşmesinin 4. maddesinde acentenin ciro artışına dayalı olarak kazanç elde edeceği, devir tarihindeki şubenin ciro ve aylık giderlerinin belirleneceği,davacıya bu giderlerin devir sonrasında da ödeneceği, böylece acentenin devir nedeniyle zarara uğramasının önlenmiş olacağı, şubede devir tarihinden sonra yaşanacak artışlardan acenteye pay verilmesi suretiyle acentenin performansına bağlı kar elde etmesinin sağlanacağı, ciro artışı olmaz ise acentenin kar edemeyeceği ancak masraflar ödendiği için ciro artışı olmasa bile zarar etmeyeceği, devir tarihindeki giderler ana başlık olarak satıldıktan sonra şubenin aylık masraflarının taraflarca tutanak altına alınacağı, yukarıda belirtilen masraf kalemleri her 6 ayda bir "... Kargo" tarafından gözden geçirileceği, söz konusu masraf kalemlerinde yürürlükteki mevzuat, yurt sathında uygulanan tariflerdeki birim fiyat değişimleri gibi hukuki dayanaklardan veya artış/eksilişlerinden meydana gelen zorunlu değişimlerin oluştuğu anlaşılır ise bu değişimlerin masraf tutarına etkileri "... Kargo" tarafından hesaplanacağı, Acentenin de fikri alındıktan sonra söz konusu değişimlere bağlı artış veya eksilişlerin, masraf tutarına eklenmesi veya çıkarılması konusundaki nihai karar mercii '... kargo' olacaktır" düzenlemesinin bulunduğu görülmektedir.Davacı, cari hesap sözleşmesinin 4.maddesindeki düzenleme gereği kendisine vaat edilen ödemelerin yapılmadığını, gerçekte yaptığı masrafların davalıya yansıttığı giderlerden fazla olduğunu, bu kısmın sözleşmenin yukarıda özetlenen hükmü gereği kendisine ödenmesi gerektiğini iddia etmektedir. Bunun yanısıra kargo kayıp ve hasarları nedeniyle kendisinden yapılan kesintilerin ayrıca sigorta şirketlerinden tahsil edilmesi nedeniyle mükerrer tahsilat yapıldığını ileri sürmektedir.Dosyada davacı tarafça masraflara ilişkin gider faturalarının davalı ticari defterlerine kaydedilip kaydedilmediği, davacının faturalara ilişkin tahsilat yapıp yapmadığı, kayıp ve hasarlı kargolara ilişkin yapılan kesinti olup olmadığı, eğer davacıdan yapılan bir kesinti var ise bu kesintinin ayrıca sigorta şirketlerinden tahsil edilip edilmediği anlaşılamamaktadır. Yine davacının reklam harcamalarına ilişkin istemi yönünden taraflar arasında düzenlenen 2010 tarihli acentelik sözleşmesinin reklam, tanıtım ve tedarikler başlıklı kısımının 31 ve 32. Maddelerinde reklam harcamalarından davacının sorumlu tutulacağına ilişkin bir düzenleme bulunmamakta ise de dosyada acentelik ilişkisine ilişkin tüm kayıtların yer almadığı anlaşılmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir.Diğer tarafın 2.fıkra hükmüne uygun olarak tutulan ticari defterlerinin ilgili hususta hiç bir kayıt içermemesi halinde ticari defterler sahibi leline delil olarak kullanılamaz. Maddede sayılan şartların birlikte bulunması halinde ticari defterler kesin delillerdendir ve aksi ancak senet veya diğer kesin deliller ile ispatlanabilir. 6100 sayılı HMK 222 maddesi gereği mahkeme ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir.İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada davacı ticari defterleri ve sunulan kayıtlar üzerinde yapılan inceleme sonucu bilirkişi raporları alınmış ancak alacağın vasfı ve kaynağı tam olarak belirlenmemiştir. Bu durumda öncelikle taraflar arasındaki acentelik ilişkisi kapsamında imzalandığı iddia olunan protokol, sözleşme ve zeyilnamelerin dosyaya kazandırılması, davacı defterlerindeki kayıtların denetlenip, delil olma niteliğinin değerlendirilmesi yönünden davalı tarafa HMK 220/3 gereği ihtar yapılarak ticari defterlerin ibrazı istenilerek davalının defter ibraz edip etmemesine göre değerlendirme yapılması gerekir. Öte yandan kayıp ve hasarlı kargolara ilişkin davacıya yansıtılıp ayrıca aynı zarara ilişkin sigorta şirketlerinden tahsil edilen bir tazminat olup olmadığının araştırılması, davacı tarafın davalı şirket elemanlarınca ani yapılan denetim sonucu yapılan bir kesinti var ise kesintilerin kaynaklarının belirlenmesi, davacının diğer taleplerinin de acentelik ilişkisi kapsamındaki belgeler incelenerek hukuki değerlendirmeye tabi tutulması gerekir. Buna göre mahkemece yanılgılı değerlendirmeyle davanın reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak,davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1 a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,2-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine,Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 08/05/2025