T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/2160
KARAR NO: 2025/652
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 06/07/2021
NUMARASI: 2018/931 Esas - 2021/569 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Nitelikteki Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 15/05/2025
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı şirket arasında cari hesap sözleşmesinden kaynaklanan bir ticari ilişkinin mevcut olduğu; bu ilişki gereğince davalı şirket sipariş formlarından, e-posta mesajlarından gelen sipariş emirleri; davacı şirket tarafından kabul edilerek yine davalı şirketin sevk adresi olarak bildirdiği yerlere sevk edildiği ve fatura kesildiği; davalı şirkete ait sipariş formlarında, davacı şirketin sipariş teyit mektuplarında ya da taraflar arasında imzalanan satın alma protokollerinde; ticari ilişkiye konu olacak ürünlerin miktarı, birim fiyatı, iskontosu, teslim tarihi, teslim yeri, ödeme şekli ve vadesi gibi temel bilgiler yer aldığı, davacı şirketin bu sözleşmelerden kaynaklanan bütün yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirdiği, davalı şirketin taraflar arasında kararlaştırılan sözleşme hükümlerinden özellikle satın alınan ürünlerin ödenmesi zamanını gösteren “vade” maddesine uygun davranmadığı, kendilerine bu konuda yapılan bütün uyarılara rağmen ısrarla kararlaştırılan vadenin ötesine geçen ödemeler yaptığı tartışılmaz bir gerçektir dediği, taraflar arasında vadenin kesin olarak belirlendiği durumlarda vadenin geçmesi ile temerrüde düşülmesi konun gereği olduğu, yükümlülüklerin geç de olsa yerine getirilmesi durumunda temerrüt halinin sona ereceği fakat gecikme nedeni ile temerrüde düşülen tarih ile yükümlülüğün yerine getirildiği tarih arasındaki süre “geçmiş günler faizi” olarak görüleceği ve temerrüt faizi işletileceği, davacı şirketten 2017-2018 yıllarında kestiği faturalara karşılık aldığı ödemelerin, taraflar arasında kararlaştırılan vade şartlarından uzun olması nedeni ile 08.11.2018 tarihinde düzenlenen ... numaralı 214.646,07 TL ve ... numaralı 3.241,12 Euro tutarında iki adet fatura, davalı şirkete gönderildiği, davalı şirket tebliğ aldığı faturaları süresi içinde İzmir ... Noteri aracılığı ile keşide edilen bir ihtarname eşliğinde iade ettiği, HMK’nun 10. Maddesine göre sözleşmeden doğan davalar sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinde açılabilir; sözleşmenin ifa yeri BK 73. (TBK 89.) maddesinde düzenlendiği; buna göre öncelikle borcun ifa yeri tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir, şayet aksine bir antlaşma yoksa para borçlarında borç alacaklısının ödeme zamanında ödenir ancak aranacak ya da aldırılacak borçlarda bu madde uygulanmaz, nitekim Hukuk Genel Kurulu’nun 2001/12-1162-1191 sayılı kararında da bu kural benimsendiği ancak BK73. Maddesinin uygulanabilmesi için akdi ilişkinin kabul edilmesi gerektiği, davalı borçlunun ihtarname ile iade ettiği faturaların tahsili için iş bu davayı açmak zorunda kaldığı, açıklanan nedenlerle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere; 234.263,18 TL alacağın, doğduğu tarihten itibaren hesaplanacak avans faizi ile birlikte tahsiline, yargılama giderleri ile avukatlık ücretlerinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; huzurdaki dava belirsiz alacak davası şeklinde açılamayacağını, davacının dilekçesinde belitmiş olduğu dava konusu vadesinde ödenmediğini iddia ettiği fatura bedelleri için kesmiş olduğu vade farkı faturalarına davalının itiraz etmesi nedeni ile açmış olduğu alacak davası olduğu, davacı iş bu davayı 234.263,18 TL üzerinden belirsiz alacak davası niteliğinde açmışsa da davacının belirsiz alacak davası açmasında hukuki yararı olmadığı, öyle ki davacının alacaklı olduğunu iddia etmiş olduğu tutar faturalarla zaten belirlenmiş olduğunu ve bu nedenle öncelikle davacının huzurdaki davasının dava şartı yokluğundan reddi gerektiği, HMK’nun 107. maddesinde belirsiz alacak davasının hangi hallerde açılabileceği açıkça düzenlenmiştir. Buna göre, belirsiz alacak davası davanın açılacağı tarihte davacının alacak miktarını tam ve kesin olarak belirlenmesinin kendisinden beklenemeyeceği ya da belirlenmesinin imkansız olduğu durumlarda açılabilmektedir. Somut olayda ise davacının var olduğunu iddia ettiği alacağı faturaya bağlı bir alacak olup dava tarihinde talep miktarı belli olduğunu, davanın yetkisiz mahkemede ikame edildiğini, davacının talep ettiği tutarın sözleşmeye bağlı para alacağı olduğunu ve bu tip borçların götürülecek borçlar kategorisinde olduğundan dolayı alacaklının ikametgah adresinde de açılabileceğini beyan ettiğini, davacının var olduğunu iddia ettiği alacağı taraflar arasında yapılan sözleşmeye bağlı olan bir alacak olmadığını öyle ki davacı dava dilekçesinde de açıkça ifade ettiği üzere müvekkil şirket taraflar arasında akdedilen sözleşmeden doğan para ödeme edimini yerine getirdiğini, davacının keşide ederek davalı şirkete göndermiş olduğu vade farkı faturalarının ihtiva ettiği bedeller sözleşme konusu ile alakalı değil, münferit bir borç ilişkisi olduğunu ve bu nedenle davacının vade farkı faturası olarak talep etmiş olduğu tutarlar aranacak borç olduğundan dolayı davalı şirketin merkezinin bulunduğu yer olan İzmir Asliye Ticaret Mahkemeleri iş bu davanın görülmesinde yetkili olduğunu, taraflar arasında 09.03.2018 tarihinde imzalanan satın alma protokolüne göre davacı müvekkil şirkete elektrik tesisat işleri kapsamında yer alan protokol ekindeki sipariş listesi ile “Zayıf Akım Kablolarının” temini ve müvekkil şirkete teslim edilmesi yönünde anlaştığını, davacı protokol kapsamında üzerine düşen edim yükümlülüğünü yerine getirerek karşılığında fatura düzenlendiğini, ödemenin çek ile yapılması kararlaştırıldığı ve davalı şirket de ilgili bedelleri davacıya ödediğini, tarafların bir süre sonra aralarındaki ticari ilişkiyi bitirerek birlikte iş yapmama kararı aldığını, tarafların bu kararı aldıktan bir süre sonra davacının haksız ve kötü niyetli olarak vade farkı faturaları düzenlediğini ve davalı şirketin faturalara yasal süresi içerisinde itiraz ettiğini, davalı şirketin davacının dava dilekçesinde belirttiği iddiaların hiçbirini kabul etmediğini, davalı şirketin davacı şirket ile ticaret yapmayı bırakmasının ardından vade farkı faturaları keşide edilerek hukuka aykırı şekilde iş bu dava konusu bedel talebinde bulunulması kötü niyetli hareket edildiğinin en önemli göstergesi olduğunu, fatura içeriğinden de anlaşılması gereken sözleşmenin ifasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan malın cinsi veya yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlar olduğunu, faturada “Gecikme Halinde Vade Farkı Alınır” kaydının bulunması ve bu kayda itiraz edilmemesi faturada yer almasına rağmen taraflar arasındaki sözleşmede düzenlenmemiş bir hususa ilişkin kaydın kabul edildiği anlamına gelmediğini, TTK 23/2 maddesine göre süresinde itiraz edilmemek suretiyle kabul edildiği varsayılan hususlar ancak sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak faturada yer alması olağan sayılan; satılan malın cinsi, yapılan işin adedi, türü, bedeli gibi hususlara ilişkin olabileceğini, sözleşmenin kuruluşu aşamasında başlangıçta var olmayıp ifa ile ilgili hususlarda sözleşmeyi değiştiren kayıtların sonradan faturaya konulması ve bu kaydın faturanın zorunlu ve olağan içeriğinden sayılması mümkün olmadığını, taraflar arasında akdedilen sözleşmeyi asıl ihlal eden davacı yan olduğunu, şöyle ki taraflar arasında imzalanan 09.03.2018 tarihli satın alma protokolün 6. Maddesindeki teslim süresi ve ceza-i şart hükmünde; “malzeme teslim süresi sipariş akabinde ortalama 2 haftadır. Sipariş süresi içinde teslim edilmemesinde satın alan’ın (müvekkil firma) uğradığı zararları talep hakkı saklıdır. Ayrıca satıcı firma (davacı) her gün için sözleşme bedelinin binde 3’ü oranında gecikme cezası öder” hükmü bulunduğunu, tarafların arasında siparişleri geciktirip sözleşmeyi ihlal ve müvekkili mağdur eden davacı iken üstüne bir de iş bu hukuka ve sözleşmeye aykırı davayı ikame ettiğini, iş bu hususta her türlü dava ve talep haklarını saklı tuttuklarını ve davacı yana karşı hukuki haklarını kullanacaklarını bildirdiklerini, açıklanan nedenlerle ve resen nazara alınacak sebeplerden dolayı davacının haksız ve hukuka aykırı davasının reddi ile yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa tahmiline karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. Sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK.m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) Öte yandan, aynı İBK kararında açıklandığı üzere; taraflar arasındaki yazılı sözleşmede vade farkı ödeneceği hususu kararlaştırılmış ise, bu kayıt sözleşmenin bir unsuru olarak kabul edildiğinden gönderilen vade farkı faturası sadece ihbar görevi ifa eder. Vade farkı alacağının doğumu yönünden faturaya itiraz edilmemesi hukuksal bir sonuç doğurmaz ve vade farkı istenebilir. Taraflar arasındaki yazılı sözleşme de vade farkının ödeneceği konusunda bir kayıt olmamasına rağmen gönderilen vade farkı faturasına itiraz edilmemesi, yazılı sözleşmenin asli unsurlarından olan semenin tek taraflı irade beyanı ile değiştirilmesi anlamına geldiğinden, bu durumun benimsenmesi söz konusu değildir. Dolayısıyla da vade farkı istenmez. Taraflar arasındaki yazılı sözleşmede vade farkının ödeneceği konusunda bir kayıt olmamasına rağmen vade farkına ödeneceğine ilişkin ticari teamülün ( uygulamanın) olması halinde, vade farkı isteğine ilişkin faturanın karşı tarafa tebliğine rağmen bu faturaya itiraz edilmemiş olması halinde vade farkı istenebilir. Taraflar arasında sadece geçerli bir sözlü sözleşme ilişkisi varken, faturalara vade farkı ödeneceğine ilişkin hüküm konulması ve karşı tarafın 8 gün içerisinde itiraz etmemesi halinde, bu durum sadece zorunlu/olağan fatura içeriğinin kesinleşmesi sonucunu doğurur. Bu içeriğe dahil olmayan vade farkının kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmez. Dolayısıyla bu durumda anılan karine uygulama alanı bulmaz. (A.g.e. Sh.114) Taraflar arasındaki 09.03.2018 tarihli satın alma protokolünde vade farkına dair bir kayıt bulunmadığı, davacının talebinin faturalara yazılan vade farkı kaydına dayalı olduğu, bu protokolün satıcı tarafa herhangi bir vade farkı faturası düzenleme yetkisi vermediği, taraflar arasında vade farkı faturası kesilip ödenmesine dair bir ticari teamülün oluşmadığı, Yargıtayın 27.06.2003, E:2001/1, K:2003/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde vade farkı malın satış bedeli ile ilgili olup faturanın zorunlu içeriği kapsamında olmadığından diğer tarafın onayı veya icazeti olmadan tek taraflı olarak düzenlenip gönderilen vade farkı faturasına itiraz edilmese dahi vade farkı istenemeyeceği, kaldı ki davalı tarafın faturalara süresinde itiraz ettiği ve ticari defterlerine kaydetmediği,Taraflar arasındaki protokolün TBK.m.117/2 anlamında mal teslimi konusunda belirli veya kesin vadeli bir sözleşme olmadığı, TBK.m.117/1 gereğince temerrüt ihtarı olmadığından ve ifa yerine veya ifa uğruna geçmek üzere davalıdan çekleri alırken TBK.m.104/2 gereğince faiz talebine dair ihtirazi kayıt ileri sürmediğinden gecikme faizi de talep edemeyeceği değerlendirilerek davacının davasının tümüyle reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Sipariş ve sipariş teyit formlarının hepsi belli bir vade içeren belgeler olup, bu vadelerin geçmesi ile davalı şirketin temerrüte düştüğünü, ''Davacının talebi faturalarda yazılı vade farkı kaydına'' dayalı olmadığını, bilirkişi heyeti, cari hesap ekstresinde yer alan faturalar, ödeme belgeleri ve bu faturaların kesilmesine gerekçe oluşturan sipariş formları, satın alma protokollerini, fiyat tekliflerini incelemediğini, bu belgelerin tamamında taraflar arasında anlaşılan koşulların neler olduğu, vadenin kaç gün belirlendiği ve diğer hususlar ayrıntılı olarak bulunduğunu, davalı şirketin fiyat teklifi sunduğu ve bu teklifin davalı şirket tarafından kabul edildiği malzeme listelerinin vadesi, sipariş alınan ürünlere göre 90 ve 120 gün olduğunu, ekli belgeler incelenmeden dava konusu uyuşmazlık doğru bir biçimde izlenemeyeceğini, bu belgeler inceleme konusu yapılmadığı için bilirkişi raporunda varılan sonuçların denetlenebileceğini ve objektif sonuçlar olarak değerlendirilemediğini, Kredili satışlarda kararlaştırılan vade farkının bedele ek bir kalem olduğu veya anapara faizi olduğu ancak vadesinde ödenmediği için gündeme gelen vade farkının temerrüt faizi olduğu tartışılmadığını, temerrüt faizi ile vade farkının aynı kabul edildiği durumlarda (TBK m. 117/2) vade farkı kaydının, temerrüt faizi oranını ve işlemeye başlayacağı zamanı belirlemeye yönelik bir anlaşma kaydı olarak algılanması gerektiğini, davalı şirket açısından vade farkı ile temerrüt faizinin -dava konusu olay bağlamında- aynı anlaşıldığının delili olarak; davalı şirkete tebliğ edilen faturalarda aylık %4 vade farkı uygulanacağı belirtilmiş olmasına rağmen, kesilen ve davalı şirket tarafından itiraz edilen faturalarda, ticari faizin uygulanmış olmasını gösterdiklerini, faiz başlangıç tarihi, hem vade farkı hem de temerrüt faiz başlangıcı olarak, taraflar arasında kararlaştırılan vadeyi takip eden gün alındığını, Dava konusu olayda vade farkı ve temerrüt faizi aynı anlama geldiğini, davanın tarafları arasındaki sözleşmenin Ödeme Şekilleri başlıklı 7.2 maddesine göre alış bedelleri "malzemeler teslim edildikten sonra fatura tarihinden itibaren 120 gün vadeli çek ile ödenecektir", denildiğini, davacı şirket, kendisine düşen yükümlülüğü yerine getirmiş malzemeleri sözleşmeye uygun şekilde teslim ettiğini, aynı anda yapılması gereken karşı edim için davalı şirkete 120 gün süre verildiğini, ama bilirkişi heyeti davalı şirket ödemelerinin ne kadar geç olduğu konusunda hiçbir inceleme yapmadığını, dava dilekçesi ekine koyulan davalı şirket faturaları ve faturada ki vadeler, davalı şirket ödeme aracı çek yaprakları ve çeklerin düzenlenme tarihleri ile karşılaştırılarak hiç incelenmediğini, "taraflar arasındaki sözleşmenin TBK.m.117/2 anlamında kesin vadeli veya belirli vadeli sözleşme niteliğinde olmadığından temerrüt faizi talebinin de yerinde olmadığı değerlendirilmektedir.", eğer dava dilekçesine ekli belgeler incelenmiş olsaydı bu sonuca varılmayacağını, taraflar arasında vadenin kesin olarak belirlenebildiği durumlarda temerrüt faizi istenebilmesi için ayrıca bir ihtara gerek olmadığı hususu, birinci bilirkişi raporuna yaptığımız esaslı itirazlardan birisi olup bu husus ikinci bilirkişi raporunda da ele alınmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE: Dava, ticari satım sözleşmesine dayalı faturadan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle açılan alacak davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının vade farkı veya temerrüt faizi talep edip edemeyeceği noktasındadır.Davacı tarafından davalıya 08/11/2018 tarihinde vade farkı açıklaması ile 214.646,07 TL bedelli ve 3.241,12 Euro bedelli faturaları düzenlemiş, ancak davalı tarafından bu faturalar kabul edilmemiştir.Davacı tarafından, mal satışına ilişkin ödemelerin vadesinde yapılmaması nedeniyle temerrüt faizi istenmesinin koşullarının oluştuğu iddiasıyla, işlemiş temerrüt faizi alacağının tahsiline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.Taraflar arasında 09/03/2018 tarihinde imzalanan satın alma protokolünün 7. Maddesinde ödemelerin fatura tarihinden itibaren 120 gün vadeli çek ile yapılacağı düzenlenmiştir.Davalının cevap dilekçesi ekinde sunduğu hesap mutabakatına göre, taraflar 22/10/2018 tarihi itibariyle 338.663,42 TL ve 113.788,06 Euro alacak bakımından mutabık kalmışlardır. Bu borcun da davalı tarafından 25/10/2018 tarih, 2490 ve 2491 nolu TLve EUR çek bordroları ile ödediği bilirkişi raporunda tespit edilmiştir. Davacı çekle ödemeleri ihtirazi kayıt koymaksızın kabul etmiş ve tahsil etmiş olup, bu durumda temerrüt faizi talep etmesi mümkün değildir. Taraflar arasında vade farkı istenebileceğine ilişkin bir sözleşme veya teamül bulunmadığından vade farkı istenebilmesinin şartları da oluşmamıştır.Bu nedenlerle, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.15/05/2025