T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1900
KARAR NO:2025/599
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:01/06/2021
NUMARASI:2018/147 Esas - 2021/388 Karar
DAVA:Tazminat (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:08/05/2025
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalının Beyoğlu ... Noterliği tarafından hazırlanan, 17.02.2017 tarihli, ... ve 25.05.2017 tarihli, ...yevmiye nolu İhtarnameleri kapsamında müvekkili acente ve davalı yan arasında akdedilmiş olan Sözleşme Yapma Ve Prim Tahsiline Yetkili Acentelik Sözleşmesi ve eklerinin feshedilmiş olduğunun taraflarına hiçbir haklı neden sunulmaksızın bildirdiğini, Davalı tarafından yapılan fesih ihbarının taraflar arasında geçerli 29.04.2014 başlangıç tarihli Acentelik Sözleşmesinin haksız ve geçersiz olduğunu, hukuken geçerli bir fesih bildirimi yapılmaksızın davalı yan tarafından yapılmış olan ekran erişiminin engellenmesi işleminin açıkça hukuka aykırılık teşkil ettiğini ve müvekkilini maddi zarara uğrattığını, hiçbir haklı sebebe dayanmayan bu fesih sebebiyle müvekkilinin kendi yarattığı müşteri portföyünün avantajlarından yararlanamadığını, bu sebeple yapılacak yargılama ile tespit edilecek miktarda denkleştirme tazminatı ve komisyon zararlarının davalı şirketçe tek taraflı ve haklı bir sebebe dayanmadan, hukuka aykırı olarak düşürülen komisyon oranlarından doğan farkın davalı şirketten alınarak müvekkili acenteye ödenmesi gerektiğini beyanla; Fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5684 sayılı sigortacılık kanunun 23/15 ve 23/16 ve TTK - 121 ve 122 maddeleri uyarınca Bilirkişi incelemesi ile belirlenecek davacının portföy hakkından doğan 5.000-TL alacağının ve kısa sürede yapılacak ve tamamlanmayan işler dolayısıyla 1.000-TL alacağının 25.05.2017 tarihinden itibaren işleyecek en yüksek ticari avans faizi ile davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine karar verilmesini talep etmiştir talep ve dava etmiştir.
BEYAN:Davalı vekili beyan dilekçesinde özetle; Davacı acente ile aralarında aktedilen Acentelik Sözleşmesi’nin 22. maddesi uyarınca müvekkili şirketin defter ve kayıtlarının münhasır delil olarak kabul edildiğini, bu nedenle öncelikle ilgili dokümanların incelemeye alınmasını talep ettiklerini, acentelik Sözleşmesi’nin 12. maddesi gereği fesih öncesinden itibaren 3 ay evvel haber verilmek suretiyle akdin sona erdirildiğini, bu sözleşmede yer alan davacının kabulü uyarınca hiç bir tazminat isteme hakkı bulunmadığını, Davacının aracılık ettiği sigota sözleşmelerinden yüzde kaçının bir sonraki yıl müvekkili şirketin müşterisi olduğu hususunun inceleme yolu ile tespit edilmesini ve buna göre acentenin portföy hakkı bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerektiğini, Yargıtay kararları uyarınca acentelik sözleşmesinin davacı yanın kusuru ile fesh edildiğinin saptanması halinde davacı tarafın talep hakkı bulunmayacağını, TTK 122. maddesinde düzenlenen denkleştirme tazminatı için sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra acentenin bulduğu müşteriler dolayısı ile önemli menfaat elde edilmesi şartı bulunduğunu belirterek haksız ve dayanaksız davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Sigorta acentesi, sigorta şirketi ile sigorta ettiren arasında kurulan işlemin kendi katkısı veya çabası sonucu doğduğunu ispatla yükümlüdür. Dolayısıyla acente işlemin, kendi çabası veya katkısı ile kurulduğunu sigorta şirketine ispatladığında ücrete hak kazanır. Acentenin faaliyeti ile kurulan işlem arasında nedensellik bağını ispat yükümlülüğü yine acente üzerinde olup ,Acentenin aracılık ettiği veyahut altyapısını hazırladığı işlemin acentelik sözleşmesinin bitmesinden sonra makul süre içinde kurulmuş olması durumunda ancak acente ücrete hak kazanabilir Buradaki “kısa bir süre içinde yapacağı isler” ifadesinin ise teklifi alınan isler olarak anlaşılması gerekmekte olup bu konuda ispat yükü üzerinde olan davacı tarafın dava dilekçesinde yer alan soyut iddia niteliğinde ki ‘’Kısa sürede yapılacak ve tamamlanmayan işler dolayısıyla 1.000.00 TL alacak talebi mevcut ise de fesih öncesinde başlamış ancak tamamlanmamış işlerinin ne olduğu hususu davacı tarafça ortaya konulamamış olduğundan bu yöndeki istemin reddine karar verilmiştir. Anılan durum karşısında ;Davalı ... şirketinin, acentelik sözleşmesini, fesih ihbar süresine uymaksızın fesih nedeni belirtilmeksizin haksız olarak feshettiği davalı ... şirketinin acentelik sözleşmesini 02.05.2011 tarihinden itibaren davacı acentenin acentelik sözleşmesinin haklı olarak feshedildiğinin ortaya konulamamış olması nedeniyle 23.838.67 TL tazminatı uğradığı zarar karşılığı olarak davalı yandan (TTK m. 121/4) isteyebileceği, başlamış işlerin tamamlanamaması yüzünden davacı acentenin bu konuda ilgili belgeler sunulmamış olmakla bu yöndeki talebin ispat edilemediği kanaatine varılmış ve davanın kısmen kabulüne," karar verilmiştir.Bu karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkeme gerekçesinde çelişki bulunmadığını, yerel mahkemenin gerekçesinde 121/4 e göre tazminat talep edebileceğini beyan etmiş olmasına rağmen işbu zarara ilişkin talebin reddine karar verildiğini, davalı şirket defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılması ve eksikliklerin bu deliller üzerinden tamamlanması gerekirken, davacı acentenin ilgili belgeleri sunmamış olmasının, tazminatın reddine gerekçe ve bahane olamayacağını, davacı acente yönünden TTK 122 uyarınca denkleştirme tazminatının hesaplanması gerektiğini, TTK 122. maddesine göre yapılan hesaplamada yıllık ortalamanın ve 1 yıllık sürenin dikkate alınması gerekirken, yalnızca 3 aylık gelirin dikkate alındığını, davacı acentenin portföy tazminatı kazanmaya hak kazanmış olduğu gerekçeli kararda açıkça ifade edilmesine rağmen tazminat bedelinin doğru olarak tespit edilmediğini, Yargıtay kararları ve yasal düzenleme uyarınca eksik hesaplanan portföy tazminatı ve eksik hesaplanan başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle uğranılan zararın yeniden hesaplanması gerektiğini, yerel mahkeme kararının aleyhe reddedilen tutar bakımından hukuka ve usule uygun olmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın talepleri doğrultusunda kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekçeli kararda cevap dilekçesinde ve rapora beyan ve sair dilekçeler ile açıkça belirtilen fesih nedenlerine ilişkin herhangi bir tespit veyahut değerlendirme içerisinde bulunulmadığını, karar gerekçesinde feshin haklı olmadığına dayanak gösterilen bilirkişi raporunun somut olmayan, hukuki irdeleme içermeyen rapor olduğunu, bu rapora itiraz edilmesine rağmen hükme esas alındığını, yerel mahkemece varılan kanaatin aksine davacı yan ile davalı şirket arasında akdedilen sözleşme hükümlerinin, kanuna uygun olarak haklı sebeple feshedildiğini, TTK MD 122/3 gereğince haklı sebeple fesih hallerinde denkleştirme talebinde bulunulamayacağını, kabul anlamına gelmemekle birlikte feshin haklı nedene dayanmaması halinde dahi kanunen aranan amir şartların dava konusu somut olay açısından oluşmaması nedeniyle portföy tazminatına hak kazanılmasının mümkün olmadığını, bilirkişi raporunda tazminata hak kazanabilmek için aranan kriterlerden olan önemli menfaate ilişkin tespitin yapılamadığının açıkça belirtilmiş olmasına rağmen mahkemece bu hususun göz ardı edildiğini, önemli menfaatin ve dolayısıyla tazminat şartlarının gerçekleştiği varsayımı ile kurulan hükmün kaldırılması gerektiğini, portföy tazminatına hak kazanabilmek için aranan hakkaniyet şartının ne bilirkişilerce ne mahkemece hiçbir şekilde nazara alınmadığını, kanunen aranan şartın adeta görmezden gelinerek hüküm kurulduğunu, ezcümle davacı acente açısından portföy tazminatı şartlarının oluşmadığını, portföy tazminatı iddiasında acentenin, davalı şirketin marka değeri ve sunmuş oldukları dışında portföy oluşturabilmek için müşteriler nezdinde yapmış olduklarını ispatlaması gerektiğini, davacı yanca yargılama kapsamında bu hususa ilişkin hiçbir delil ileri sürülmediğini ve bilirkişilerce de bu yönde bir tespitte bulunulamadığını, mahkemece varsayımsal olarak şartların gerçekleştiği kabulüyle kurulan istinafa konu hükmün kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE:Dava, acentelik sözleşmenin feshi nedeniyle denkleştirme (portföy) tazminatı ve başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle tazminat istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince yukarıda yazılı gerekçe doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı davacı ve davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.Taraflar arasında 16/04/2014 tarihinde 1 yıl süreli sigorta aracılık sözleşmesi imzalandığı, bilahare sigorta acenteleri yönetmeliğindeki yapılan değişiklik sonrası 12/07/2016 tarihli süresiz sigorta acentelik sözleşmesi imzalandığı, davalı tarafça Beyoğlu ... Noterliğinin 17/02/2017 tarihli ihtarnamesi ile herhangi bir gerekçe gösterilmeden ihtarnamenin tebliğinden itibaren 3 aylık sürenin sonunda sözleşmenin feshedileceği ve vekaletnameden azledileceği hususlarının ihtar edildiği, Beyoğlu ... Noterliğinin 25/05/2017 tarihli fesihname-azilname başlıklı yazısı ile de sözleşmenin feshedildiği ve vekaletnamedeki tüm yetkilerinden azledildiği bu haliyle sözleşmenin davalı tarafça feshedildiği anlaşılmaktadır. Davalı tarafa dava dilekçesinin 26/02/2018 tarihinde tebliğ edildiği, süresi içinde cevap dilekçesi ve delil listesi sunulmadığı, 18/10/2018 tarihinde beyan dilekçesi sunulduğu görülmekle 6100 sayılı HMK 128 maddesi gereği dava dilekçesindeki vakıaların tamamını inkar etmiş sayılır.Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir.Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır.Belirsiz süreli kurulan veya belirsiz süreli hâle gelen acentelik sözleşmelerinde, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla sözleşmeyi feshetme imkânına sahiptir. Olağan fesih olarak adlandırılan bu fesihte taraflardan her biri bir sebebe dayanmaya gerek olmaksızın tek taraflı, yöneltilmesi gerekli bir irade beyanı ile acentelik sözleşmesini ileriye etkili olarak sona erdirmektedir. Üç aylık süre feshin sonuçlarının tasfiyesi ve sona ermeye hazırlık için taraflara tanınmış asgari bir süredir; kısaltılamaz ancak uzatılabilir (Hüseyin Ülgen, Mehmet Helvacı, Arslan Kaya, Füsun Nomer Ertan, Ticari İşletme Hukuku, İstanbul, 2015, s. 812) 6102 sayılı TTK 1534 maddesi gereği kenar başlıkları metne dahil olan aynı yasanın 121. Maddesi acentelik sözleşmesinin sona ermesi I sebepleri kenar başlığını taşımakta maddenin 1. Fıkrası "Belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir.Sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabilir. 4. Fıkrası " Haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır. " düzenlemesini içermektedir. Bu durumda belirsiz süreli sözleşmelerde daha uzun bir süre kararlaştırılmadığı müddetçe üç aylık ihbar süresine uyularak yapılan fesihte tamamlanmamış işler yönünden tazminat isteme imkanı bulunmamaktadır.Somut uyuşmazlıkta gerek yasal düzenleme gerekse dosyaya bu hususta sunulmuş bir delil bulunmaması nedeniyle bu talep yönünden davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Portföy tazminatı hukukumuzda ilk kez 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK 122. maddesinde düzenlenmiş olmakla birlikte bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce 6762 sayılı eski TTK'nın yürürlükte olduğu dönemde de, doktrinde çoğunlukla kabul edildiği gibi yerleşik yargı kararları ile uygulama alanı bulmaktaydı.Öte yandan 6102 sayılı TTK'nın Uygulanma Usulüne ilişkin 6103 sayılı yasanın 2/c maddesine göre,Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Aynı yasanın 4. maddesi uyarınca, eski hukuk yürürlükte iken gerçekleşmiş olup da, Türk Ticaret Kanununun yürürlüğe girdiği tarihte henüz herhangi bir hak doğurmamış olaylara Türk Ticaret Kanunu hükümleri uygulanır. Somut olayda, davalının fesih ihtarının 2016 tarihinde sonuç doğurduğunun kabul edilmesine göre, sözleşmenin sona ermesine bağlı olarak talep edilebilecek portföy tazminatı isteme koşulları ve miktarının tespitinde yeni kanun hükümlerinin uygulama alanı bulacağı anlaşılmaktadır. Bilindiği üzere, portföy tazminatı, acentenin, sözleşmenin devamı süresince ticari faaliyetleri sonucu bir müşteri çevresi oluşturmuş veya genişletmişse, sözleşmenin feshinden sonra vekil edenin bu müşteri çevresinden yararlanmasının söz konusu olduğu hallerde vekil edenden talep edilebilecek bir tazminat türü olup, 6102 sayılı TTK 122. maddesinde düzenlenmiştir. TTK 122/5 maddesi uyarınca; potföy tazminatı hakkaniyete aykırı düşmedikçe tek satıcılık ile benzeri diğer tekel hakkı veren sürekli sözleşme ilişkilerinin sona ermesi hâlinde de uygulanacaktır.Eldeki uyuşmazlık sigorta acenteliği sözleşmesinden kaynaklanmakla TTK ve Sigortacılık Kanunu kapsamında davacının portföy tazminatı talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanununda 6102 sayılı Kanun sonrası getirilen değişiklikle m. 23/16 da,"Sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra sigorta şirketi sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde ediyor ve hakkaniyet gerektiriyorsa, sigorta acentesi, sigorta şirketinden tazminat talep edebilir. Ancak, sigorta acentesinin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmesi ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olması halinde tazminat hakkı düşer." denilmektedir. 6102 sayılı TTK m. 122 ve 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 23/16'da belirtilen koşulların varlığı halinde, davacı ... acentesinin, acentesi bulunduğu davalı ... şirketinden portföy zararını talep edebilecektir. Portföy tazminatı istenebilmesi için maddede aranan tüm koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekir. Sözleşmenin sona ermesi yeterli olup, hangi sebeple sona erdiğinin bir önemi yoktur. Sözleşme; sürenin son bulması, iflas, ölüm, kısıtlama veya feshi ihbarla sona ermiş olabilir. (Sabih ARKAN, Ticari İşletme, 2015, s.228 ) Bu noktada önemli olan, sözleşmenin sona ermesinde acentenin (tek satıcının) kusurlu bir davranışının olmamasıdır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi 2015/13003 E- 2017/1215 K sayılı 1.3.2017 tarihli kararı) Başka bir anlatımla, acentenin (tek satıcının) kusuru olmaksızın sözleşmenin her hangi bir şekilde sona ermesi durumunda talep edilebilecektir. Dava konusu olayda, fesih tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 sayılı TTK.nın 122. maddesi uyarınca, taraflar arasındaki sözleşmenin niteliğine göre, sözleşmenin davacının bir kusuru olmaksızın davalı tarafından sona erdirilmesi ve diğer koşulların da bulunması kaydıyla denkleştirmeye ilişkin bu tazminat davacı tarafından talep edebilecektir. Acentenin portföy tazminatı talep edebilmesi için dört koşulun gerçekleşmesi gerekir: 1-Acentelik sözleşmesinin denkleştirme talep edecek şekilde sona ermiş olması, 2-Acentelik sözleşmesi sona erdikten sonra müvekkilin, acentenin çabasıyla oluşturulan yeni müşteri çevresinden önemli menfaatler elde etmeye devam etmesi, 3-Sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle acentenin, müvekkiline devrettiği yeni müşteri çevresinden gelir elde etme imkanını kaybetmiş olması, 4-Acenteye denkleştirme ödenmesinin hakkaniyete uygun (hakkaniyetin bir gereği) olması ( Özge Ayan, Acentenin Denkleştirme Talep Hakkı, Seçkin Yayınları, Ankara 2008, s. 146 vd; Arslan Kaya, Ticaret Kanunu Şerhi- Birinci Kitap Ticari İşletme- Yedinci Kısım-Acentelik, 2. Basım, İstanbul 2016, s.247 vd). Mahkemece öncelikle bu dört koşulun gerçekleşip gerçekleşmediği tespit edilmelidir. Bundan sonra, koşulları varsa, alacağın hesaplanmasına geçilmelidir.Denkleştirme alacağının hesaplanma şekli konusunda mevzuatta bir formül verilmemiştir. Bu durumda karşılaştırmalı hukuktan ve 6102 sayılı TTK'nın 122. maddesindeki düzenlemeden ve Yargıtay uygulamasından hareketle bir hesaplama yöntemi uygulanmalıdır. Denkleştirme talebinin temelinde, acentenin kendi çabasıyla oluşturduğu yeni müşteri çevresinin, sözleşme ilişkisi sona erdiğinde müvekkile devredilmiş olması ve bu yeni müşteri çevresinin ekonomik bir değerinin olması yatmaktadır. Bu nedenle, öncelikle oluşturulan yeni müşteri çevresinin tespiti yapılmalıdır. Acentenin göreve başladığı tarihte mevcut olan müşteri çevresi hariç, yeni oluşturulan müşteri çevresi belirlenmelidir.Bundan sonra hesaplama üç aşamada yapılır: Birinci aşamada, acentenin kendi çabasıyla kazandırdığı yeni müşteri çevresinden müvekkilin elde ettiği/ elde etmesi muhtemel menfaatler/gelirler hesaplanır. Daha sonra, acentenin yeni müşteri çevresiyle işlem yapamayacak olması nedeniyle uğradığı gelir kaybı hesaplanır. Bu kayıp, acentelik sözleşmesi devam etseydi, acentenin temel edimleri karşılığında elde edeceği ücret (provizyon) gelirleridir. Burada temel bir kural vardır: Müvekkilin menfaati, acentenin ücret kaybı kadardır. Bu nedenle, müvekkilin elde edeceği menfaatin, acentenin gelir kaybı kadar olduğu ilkesinden hareketle, öncelikle acentenin gelir kaybının hesaplanması uygun olacaktır. Bu hesaplama yapılırken, acentenin temel ediminin karşılığı olan ücretler esas alınmalı ve maliyetler düşüldükten sonraki net gelir esas alınmalıdır. Acenteye arızi olarak ödenen ücretler bu hesaplamada dikkate alınmamalıdır. Acentenin bir yıllık gelir kaybı bulunmalıdır. Gerek müvekkilin elde edeceği menfaat miktarının gerekse acentenin yoksun kaldığı toplam gelir miktarının hesaplanabilmesi için, yeni müşteri çevresinin müvekkille ne kadar süreyle ticari ilişkide bulunacağının, somut olayın özelliklerine göre tahmin edilmesi gerekir. Daha sonra, işin niteliğine ve acentelik ilişkisinin devam ettiği süredeki veriler dikkate alınarak, yıllık müşteri kayıp oranı belirlenir. Yeni müşterilerle müvekkilin tahmini ilişki süresi esas alınarak her yıl için belirlenen miktarlardan, müşteri kayıp oranında indirim yapılır. Her yıl için bulunan zararlar toplanır. Bulunan bu ham alacak üzerinden, acentenin denkleştirme alacağını peşin olarak alacağı düşünülerek, faiz indirimi yapılır ve birinci aşamadaki ham alacak bulunur.İkinci aşamada hakkaniyet denetimi yapılır. Bu aşamada üst sınır dikkate alınmaz. Somut olayın özelliklerine göre, hakkaniyet ilkesi gereğince alacak tutarında indirim veya artırım yapılabilir. Örneğin, müvekkilin markasının tanınmışlığı yeni müşteri çevresinin oluşumunda etkili olmuşsa, alacak miktarından uygun bir oranda indirim yapılmalıdır. Acente olağanüstü çaba göstermiş, önemli reklam ve tanıtım çalışmaları yapmışsa alacak miktarı hakkaniyet gereği artırılabilir. Hakkaniyet ölçüsü de uygulanarak, acentenin denkleştirme alacağı hesaplanmış olur. Üçüncü aşamada, hesaplanan denkleştirme alacağının, yasal üst sınırı aşıp aşmadığı denetlenir. Eğer üst sınırın altındaysa hesaplanan alacağa aynen hükmedilir; üst sınırı aşıyorsa, alacak tutarı üst sınıra indirilerek hüküm altına alınır. Denkleştirme talebinin üst sınırı, 6102 sayılı TTK’nın 122/2. maddesinde şöyle tanımlanmıştır: “Tazminat, acentenin son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı yıllık komisyon veya diğer ödemelerin ortalamasını aşamaz. Sözleşme ilişkisi daha kısa bir süre devam etmişse, faaliyetin devamı sırasındaki ortalama esas alınır”.Üst sınırın hesaplanmasında, ilk basamaktaki hesaplamadan farklı olarak, acentenin her türlü geliri hesaplamaya dahil edilmeli ve bürüt gelir esas alınmalıdır. Üst sınır acentenin alacak talebini sınırlayan bir düzenleme olduğundan, hesaplamanın bu şekilde yapılması hakkaniyete uygun olacaktır. Yukarıda açıklandığı üzere, hesaplama aşamalarla yapılmalı ve üst sınır denetimi en son yapılmalıdır. diğer yandan, TTK'nın 122/4. maddesi uyarınca denkleştirme isteminin sözleşme ilişkisinin sona ermesinden itibaren bir yıl içerisinde ileri sürülmesi gerekir.Davalı tarafça davaya süresinde cevap verilmediği, sözleşmeyi acentenin kusuru sebebiyle feshettiğine dair bir delili bulunmadığı,6102 sayılı TTK 122/4 düzenlemesi gereği denkleştirme tazminatından önceden vazgeçilemeyceğine ilişkin düzenleme dikkate alındığında davacının bu yönlere ilişkin istinaf sebebi de yerinde görülmemiştir. Ancak dosyaya kazandırılan ve hükme esas alınan bilirkişi raporunda denkleştirme tazminatının belirlenmesi az yukarıda belirtilen yönteme uygun yapılmamış, mahkemece de hatalı rapor hükme esas alınmıştır.Bu durumda mahkemece gerekçede ayrıntılı olarak açıklanan somut olaya ilişkin veriler ile hesaplama ilkelerine uygun olarak düzenlenecek bilirkişi raporu dosyaya alınarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile karar verilmesi isabetli görülmemiştir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda: davacı ve davalı vekilinin hesaplamaya yönelik istinaf sebepleri yerinde görüldüğünden istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2- Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine,3-Davacı tarafça yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,4-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 408,00 TL harcın, alınması gerekli olan 1.628,42 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.220,42 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,5-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 08/05/2025