T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1435
KARAR NO:2025/360
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:16/09/2020
NUMARASI:2018/842 Esas - 2020/430 Karar
DAVA:Tazminat (Şirket Yöneticilerinin Sorumluluğundan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:20/03/2025
Taraflar arasındaki Tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin dava dışı... AŞ’nin ortağı ve münferit yetkili müdürü olduğunu, davalılardan ...’in şirketin diğer münferit yetkili müdürü ve davalı ...’ın da şirket muhasebecisi olduğunu, davalıların şirket hakkında müvekkilinin taleplerine rağmen bilgi vermediklerini,şirketin gelir gider kalemlerini müvekkilinden gizleyerek maddi menfaat sağlamakta olup olmadıklarının tespiti ve tespit edildiği takdirde iş bu zararın şirkete ödenmesi istemiyle dava açılma zarureti hasıl olduğunu, ayrıca davalı ...’in şirket işleyişindeki bilgileri müvekkilinden kaçırması, mali işleyiş için müvekkiline hiç bir bilgi vermemesi, kar payı dağıtımı hususu ve elde edilen gelire yönelik yetkisizce işlem yapılıp yapılmadığı ve şirketin aktifinde bulunan değerlerin yetkisizce azaltıldığı yahut iş bu değerlerin davalıların hesaplarına geçirilip geçirilmediğine yönelik davalılara ait banka hesaplarının incelenmesi suretiyle incelenmesi taleplerinin bulunduğunu, diğer davalının ise talebine rağmen şirkete ait istenen bilgi ve belgeleri sunmadığından hukuki sorumluluğu bulunduğunu, davalı ... ile müvekkilinin münferit yetkili olmalarına rağmen davalının şirketi yalnızca kendi güdümünde yöneterek hem şirketi hem de müvekkilini zarara uğrattığını, TTK 553. maddesi gereğince sorumluğa gidilmesi halinin vuku bulduğunu, davalıların şirketi zarara uğrattıklarını, zararın şu an belirlenir olmaması karşısında dava değerinin bilirkişi raporu ile ortaya çıkacağını ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak ve belirsiz alacak davası olarak şirket zarararlarının tespiti ve tespit edilen miktarların davalılardan tahsil edilerek anılan şirkete tespit tarihinden itibaren yasal faiziyle ödenmesine karar verilmesini istemiştir.
CEVAP:Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle, davacının davayı dava değeri belirtmeden açtığını, buna muvafakatlarının bulunmadığını, 21/12/2017 tarihinde yapılan şirket genel kurul toplantısında müvekkilinin ibra edildiğini, davacının da ibra yönünde oy kullandığını, davacının şirketin tüm satımlarında aktif olarak görev aldığını, ekonomik konularla ilgili bilgisinin olmadığı yönündeki davacı iddiasının doğru olmadığını, istenen evrakın sunulduğunu, ancak davacının kabul etmediğini, davacının bilgi istediğine verilmediğine ilişkin herhangi bir somut bilgi ve belge sunmadığın, davanın kötüniyetle açıldığını ve şirkete zarar verdiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.Diğer davalı vekilinin uyapa cevap olarak yüklediği dilekçesinin farklı formatta yazılı olduğundan okunamamıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Bilirkişi raporunda tespit edildiği üzere; 21.12.2017 tarihli 2014-2015-2016 yıllan olağan genel kurul toplantısında gündemin; 3. maddesinde, şirketin 2014, 2015 ve 2016 yıllarındaki bilanço ve kar/zarar hesaplarının oy birliğiyle onaylandığı, 4. maddesinde, 2014, 2015 ve 2016 yılları karın dağıtılmasına oy birliğiyle karar verildiği, 5. maddesinde, ise yönetim kurulunun 2014, 2015 ve 2016 yılları faaliyetlerinden dolayı ibra edilmesine oy birliğiyle karar verildiği, 6. maddesinde, şirketin yönetim kurulu üyeliklerine 3 yıl süre ile görev yapmak üzere şirket ortaklarından ... ve ...’in seçilmelerine ve 3 yıl süre ile münferiden temsil ve ilzama yetkili kılınmalarına karar verildiği görül; ibraz edilen banka dekontlarından ... Kurumu’ndan 435.000,00 Euro’nun şirket ortaklarına kar payı dağıtımı açıklamasıyla ödeme yapıldığı, dava dışı şirketin 2014, 2015 ve 2016 yılı kurumlar vergisi beyannamelerden tespit edilen şirket karlarının kar dağıtım tablosuna göre şirketin 2014, 2015 ve 2016 yıllarında I. Tertip Temettü 109.348,50 TL, II. Tertip Temettü olarak da 2.056.027,76 TL olmak üzere toplam 2.165.376,26 TL dağıtılabilir net karı olduğu, dava dışı şirketin 2014 yılında kurulduğu, 2014 yılında 256.489,74 TL, 2015 yılında 1.008.120,14 TL; 2016 yılında ise 900.766,38 TL olmak üzere toplamda 2.165.376,27 TL dağıtılabilir net kar elde ettiği, davacı tarafın 21.12.2017 tarihinde yapılan 2014-2015-2016 yılları olağan genel kurul toplantısında divan başkanı olarak görev yaptığı, şirketin bu yıllara ait bilanço ve kar/zarar hesaplarının onaylanmasına, yine bu yıllara ait karının dağıtılmasına ve yönetim kurulunun 2014, 2015 ve 2016 yılları faaliyetlerinden dolayı ibra edilmesine oy birliğiyle karar verildiği, Dava dışı şirketin 2014, 2015 ve 2016 yılları aktiflerine ait tabloya göre; davacının iddiasının aksine davalıların şirketin aktiflerini elden çıkartmadığı, aksine bu tabloda da görüleceği üzere yıllar itibariyle yükseldiğinin görüldüğü, dava dışı şirketin 2014, 2015 ve 2016 yılları özet gelir tablosuna göre şirketin davacı yanın iddiasının aksine zarara uğratılmadığı, davacı tarafın, dava dışı şirketin 2014, 2015 ve 2016 yıllarına ait genel kurul toplantısında divan başkanı ve yönetim kurulu başkanı sıfatıyla katılmış olması, yapılan oylamalarda, bilanço ve kar/zarar hesaplarının onaylanmasına, bu yıllara ait karların dağıtılmasına ve yönetim kurulunun ibra edilmesine oy birliğiyle karar verilmiş olması nedenleriyle davacı tarafın kendisine bilgi verilmemesi, kar payı dağıtımına yönelik iddiaları yerinde olmadığı, davacı tarafın 2014, 2016 ve 2016 yıllarına ait genel kurul toplantısında (kendisinin de içinde bulunduğu) yönetim kurulunu bu yıllarda yapılan tüm iş ve işlemlerden dolayı ibra etmesi nedeniyle TTK 553/1 maddesine taleplerinin yerinde olmadığı anlaşılmakla, davalı yönetici ve ortak ... yönünden davanın esastan reddine, diğer davalı ... dava dışı şirketin muhasebecisi olup, yöneticinin sorumluluğu davası kapsamında husumet yöneltilemeyeceğinden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Bakırköy 4.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/842 E. Sayılı dosyası ile yapılan yargılamada şirketin gelir gider kalemlerini, davalıların müvekkilinden gizleyerek maddi menfaat sağlamakta olup, olmadıklarının tespitinin istendiğini ve tespit edildiği takdirde işbu zararın şirkete ödenmesi müvekkilce talep edildiğini, fakat yapılan yargılamada davalıların şirket dışı hesap hareketleri, müşterilerle görüşmeleri, şirket hesabı dışında menfaat sağlamaya çalışıp çalışmadıkları, şirket faturalarında gösterilen mal çıkışları ile kesilen fatura bedellerinin uyuşup uyuşmadıkları incelenmeden hatalı hüküm kurulduğunu, müvekkilince talep edildiği halde kar payı dağıtımı hususu ve elde edilen gelire yönelik davalılara ait banka hesaplarının incelenmesi taleplerinin mahkeme aşamasında irdelenmediğini , davalıların kusurlu ve yükümlülüklerine aykırı hareket edip etmediğinin tespitinin yapılmadığını, dava konusu, yöneticinin sorumluluğundan kaynaklanan kusurun tespiti ve zararın tazmini iken, davalı ...'ın şirket içi sözleşmesi ve faaliyetlerindeki sorumlulukları incelenmeden davanın husumet yönünden reddine karar verilmesinin açıkça hukuka aykırı olduğunu, müvekkilinin davasını 2018 yılı Eylül ayında ikame etmesine rağmen, 2017 yılı ticari defteri ile bilirkişilerce incelemeye son verildiğini, 2018 Yılı Eylül Ayına kadar kar akışıyla ilgili herhangi bir tespite gidilmediğini, bilgi paylaşımının yapılmadığının en yoğun olduğu yılın bu yıl olduğunu, mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, ilk derece mahkemesi tarafından ittihaz edilen ara karar gereğince bilirkişi heyeti tarafından tanzim edilen bilirkişi heyet raporu, hem dosya kapsamında yer alan belgelerle hem de kendi muhteviyatında yer alan kanaat ve tespitler ile çelişkiler barındırdığını, istinaf başvurularının kabulü ile Bakırköy 4.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2018/842 E., 2020/430 K. sayılı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını ve yeniden yargılama yapılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini, yargılamanın murafaalı olarak gerçekleştirilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava, anonim şirket yöneticisinin sorumluluğuna dayalı tazminat davasıdır.İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının taleplerinin gereğince incelenip incelenmediği, tazminat isteme koşullarının oluşup oluşmadığı noktasındadır.Davacı ve davalılardan ... dava dışı ... Şirketi'nin ortakları olup, her ikisi de münferiden temsile yetkili yönetim kurulu üyesi, diğer davalı ... ise şirketin muhasebecisidir.Davacı tarafça, davalıların 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 369/1. Maddesinde düzenlenen özen yükümlülüğüne aykırı davranışları ile dava dışı şirketi zarara uğrattıkları iddiasıyla söz konusu zararın tahsiline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davalı şirket ortağı ise genel kurul toplantısında ibra edildiğini, ekonomik konularla ilgili bilgisinin olmadığı yönündeki davacı iddiasının doğru olmadığını savunmuştur.TTK'nun 553/1. maddesi uyarınca, kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler ve tasfiye memurları, kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar. 6102 sayılı TTK'nın anonim şirketlerde yönetim devri başlıklı 367. maddede, yönetim kurulunun esas sözleşmeye konulacak bir hükümle, düzenleyeceği bir iç yönergeye göre yönetimi, kısmen veya tamamen bir veya birkaç yönetim kurulu üyesine veya üçüncü kişiye devretmeye yetkili kılınabileceği, bu iç yönergenin şirketin yönetimini düzenleyeceği, bunun için gerekli olan görevleri, tanımları, yerlerini göstereceği, özellikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla yükümlü olduğunu belirleyeceği hükmüne yer verilmiştir. TTK'nın 368. maddesinde ise yönetim kurulunun, ticari mümessil ve ticari vekil atayabileceği, 371. maddesinde ise yönetim kurulunun ticari temsilci, ticari vekil ve diğer tacir yardımcılarını atayabileceği düzenlenmiştir. TTK'nın 371/7.maddesinde yönetim kurulunun, temsilciler dışında, temsile yetkili olmayan yönetim kurulu üyelerini veya şirkete hizmet akdi ile bağlı olanları sınırlı yetkiye sahip ticari vekil veya diğer tacir yardımcıları olarak atayabileceği, bu şekilde atanacak olanların görev ve yetkilerinin, 367. maddeye göre hazırlanacak iç yönergede açıkça belirleneceği, bu durumda iç yönergenin tescil ve ilanının zorunlu olduğu, iç yönerge ile ticari vekil ve diğer tacir yardımcıları atanamayacağı, bu fıkra uyarınca yetkilendirilen ticari vekil veya diğer tacir yardımcılarının da ticaret siciline tescil ve ilan edileceği, bu kişilerin, şirkete ve üçüncü kişilere verecekleri her tür zarardan dolayı yönetim kurulunun müteselsilen sorumlu olduğu düzenlemesine yer verilmiştir.TTK'da gerek ticari temsilci gerekse ticari vekil tanımlanmamış olmakla birlikte 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 547. maddesinde ticari temsilci, 551. maddesinde de ticari vekilin tanımına yer verilmiş, her ikisi bakımından da şirketin veya şirkete dahil işletmelerin yönetiminin kısmen veya tamamen bu gibi kişilere bırakılabileceği öngörülmüştür. TTK'nın 553/1.maddesi gereği, sorumlu tutulabilecek kişiler şirketin yönetimiyle ilgili organlarıdır. Bu bakımdan anonim şirketin idaresi ve temsili ehliyeti ile donatılmış yönetim kurulu ve üyeleri bu kapsamda olduğu gibi ayrıca yönetim kurulunun görev ve yetkilerini usulüne uygun bir biçimde devrettiği kişiler de buna girmektedir. Bu bağlamda, bu kişiler yetki devri sayesinde, esasen yönetim kuruluna bırakılmış alanlarda şirket idaresinin oluşumunu önemli ölçüde tek başlarına belirlerler.Dosya kapsamına göre davalı ..., dava dışı şirketin muhasabecisi olup, yönetim kurulunun görev ve yetkilerini usulüne uygun bir biçimde devrettiği kişilerden olmadığı gözetildiğinde dava dışı şirkette müdür, ticari temsilci, vekil vb. bir sıfatı bulunmayan davalı hakkında açılan yöneticinin sorumluluğuna ilişkin davanın mahkemece pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.Dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda dava dışı şirketin 2014, 2015 ve 2016 yıllarında davalıların şirketin aktiflerini elden çıkartmadığı, aksine yıllar itibariyle yükseldiğinin görüldüğü, dava dışı şirketin 2014, 2015 ve 2016 yılları özet gelir tablosuna göre şirketin zarara uğratılmadığı, ibraz edilen banka dekontlarından 435.000,00 Euro'nun şirket ortaklarına kar payı dağıtımı açıklamasıyla ödeme yapıldığı, davacının, dava dışı şirketin 21.12.2017 tarihli 2014, 2015 ve 2016 yıllarına ait genel kurul toplantısında divan başkanı ve yönetim kurulu başkanı sıfatıyla katıldığı, yapılan oylamalarda, bilanço ve kar/zarar hesaplarının onaylanmasına, bu yıllara ait karların dağıtılmasına ve yönetim kurulunun ibra edilmesine oy birliğiyle karar verildiği, Bakırköy 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2019/168 Esas ve 2019/631 Karar sayılı kararı ile 05.09.2019 tarihinde olağanüsüt genel kurul toplantısı çağrısı yapmak ve gündemi düzenlemek üzere ...'in kayyım olarak atanmasına karar verildiği belirtilmiştir. Yönetim kurulu üyeleri ve yönetimle görevli üçüncü kişiler, görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeniyle yerine getirmek ve şirketin menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak gözetmek yükümlülüğü altındadırlar (TTK m. 369/1). Yönetim kurulu üyelerinin özen ve dikkat yükümlülüğünün kapsamı, şirket ana sözleşmesi, kanun, iç yönerge ve yönetim kurulu tarafından verilen tüm yetki ve görevleri kapsar. Ancak, yönetim kurulu üyesinin özen yükümlülüğünün, kurulda kendisine tanınan yetki ile sınırlı olduğuna şüphe yoktur. Bunun yanı sıra yönetim kurulunun sorumluluğu kusura dayanan bir sorumluluktur. Ayrıca, yönetim kurulu üyesinin sorumlu tutulabilmesi için kusurlu hareketin o üyeye izafe edilmesi de gereklidir. Yönetim kurulu üyelerinin şirket nam ve hesabına yapmış oldukları işlem ve sözleşmeler nedeniyle sorumlu tutulabilmeleri, ancak kendilerine kusurlu bir eylemin yüklenmesi durumunda mümkündür. Ancak, “yönetim kusuru” açık bir sorumluluk hâli olarak düzenlenmemiştir. Bunun gibi, mahkemenin yerindelik incelemesi yapıp bu yaklaşımla sorumluluğa varması, hükmümüzde yer alan “kanun ve esas sözleşmeden doğan yükümler” somutlaşması karşısında güçtür; meğerki her iki hâl de özen yükümüne aykırılık olarak kabul edilsin(TTK m. 553 gerekçesinden).Şirketin kötü idare edildiği veya gerekli tedbirlerin alınmadığı, bilgi verilmediği yönündeki somutlaştırılmamış genel isnatlar, kanuna veya esas sözleşmeye aykırı davranıldığını ispat açısından yeterli olmayacaktır. Buna göre şirketin ticari faaliyeti kapsamında bir kısım zararlar meydana gelse bile bu zararlardan yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu cihetine gidilebilmesi için yöneticilere karşı somut olaylara dayanılarak isnatta bulunulması ve bu iddiaların ispat edilmesi gerekir.Yukarıda anlatılanlar ışığında yöneticinin sorumluluğu için zarar, kusur, hukuka aykırılık ve illiyet bağı koşullarının gerçekleşmesi gerekmekte olup, somut olayda 21.12.2017 tarihi toplantıda alınan kâr payı dağıtımı kararı dışında bu tarihten sonra dava dışı şirket tarafından alınan bir karar bulunmadığı gibi kâr payı dağıtılmaması tek başına yöneticinin sorumluluğunu gerektirmez. Dava dışı şirket defterlerinde yapılan inceleme sonucu alınan denetime ve hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporuna göre somut olayda dava dışı şirketin zarara uğratılmadığı, ispat yükü üzerinde olan ve yönetici sıfatı bulunan davacı tarafça dosya kapsamındaki delillere göre yönetici olan davalı ...'in hukuka aykırı eylemleriyle şirketi zarara uğrattığının ispatlanmadığı gözetildiğinde mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 20/03/2025