T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1853
KARAR NO: 2025/390
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 20/04/2021
NUMARASI: 2019/904 Esas - 2021/247 Karar
DAVA: Banka Dışındaki Diğer Kredi Kuruluşlarına İlişkin Düzenlemelerden Kaynaklanan (İtirazın İptali)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/03/2025
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Dava dışı ...'ın müvekkili bankadan kredi kullandığını, davalının da bu kredi sözleşmesini müşterek borçlu ve müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığını, ancak müvekkil bankaya borcun ödenmediğini, bu nedenle Gebze ...Noterliği'nin 28.02.2019 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesi ile ihtar çekildiğini, ancak borcun ödenmemesi üzerine İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalı tarafça takibe, borca, faize ve tüm ferilerine itiraz edildiğini, dava öncesi arabuluculuğa gidildiğini ancak anlaşma sağlanamadığını, bu nedenlerle İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasına yapılan itirazın iptaline, takibin devamına, asıl alacaklara her bir kredi için takip talebinde belirtilen tarihler arasında ve takip talebindeki oranlar üzerinden akdi faiz ve temerrüt faizi işletilmesine, davalı aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı tarafa usulüne uygun olarak tebligat yapılmış, davalı davaya cevap vermemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Dosya, bankacılık hukuku alanında uzman bilirkişiye tevdi edilmiş, 10.01.2021 havale tarihli rapora göre dosyadaki bilgi, belge ve genel kredi sözleşmesi ışığında, davacı banka ile dava dışı ... arasında 600.000,00 TL tutarlı genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalı ...'ın müteselsil kefil sıfatıyla sözleşmeyi imzaladığı, kredi borcunun doğmasından kaynaklı davalının müteselsil olarak borçtan sorumlu olduğu, genel kredi sözleşmesi ve eklerinin incelenmesinde TBK 584.maddesi uyarınca davalının eşinin muvafakatinin de bulunduğu, sözleşme kapsamında dava dışı ...'a 07.09.2017 tarihinde 150.000,00 TL ticari kredinin kullandırıldığı, banka tarafından dava dışı ...'a ve davalıya gönderilen ihtarnamenin 02.03.2019 tarihinde tebliğ olmadan iade edildiği, bu hali ile davalının 18.04.2019 takip tarihi itibariyle temerrüde düştüğü, dava dışı ... tarafından ilk on beş taksit ödendikten sonra başka bir ödeme yapılmadığı ve 62.592,80 TL asıl alacak, talebe bağlı kalınarak 3.667,29 TL işlemiş akdi faiz ve 183,37 TL BSMV olmak üzere 66.443,46 TL alacağın bilirkişice tespit edildiği, bilirkişi raporunun bu yönleriyle gerekçeli, denetime elverişli ve hükme esas alınabilir nitelikte bulunduğu, her ne kadar bilirkişi raporunda TBK 584.maddesi kapsamında davalının gerçek kişi olup olmadığı ve gerçek kişi ise eş rızasının bulunup bulunmadığı hususlarının tespit edilemediği belirtilmiş ise de, davalının gerçek kişi olduğu, dosyada mübrez genel kredi sözleşmesinde davalının eşinin muvafakatinin bulunduğu anlaşılmış, yine her ne kadar noter masrafı hesaplamaya dahil edilmemiş ise de davacı tarafça 262,72 TL masraf dekontunun dosyaya sunulmuş olduğu, bu hususun basit bir matematik hesabını gerektirmesi ve usul ekonomisi ilkeleri uyarınca bilirkişiden ek rapor alınması yoluna gidilmeyerek, mahkememizce hesaplama yapılmak suretiyle, davacının 62.592,80 TL asıl alacak, 3.667,29 TL işlemiş akdi faiz, 183,37 TL BSMV ve 262,72 TL masraf olmak üzere toplam 66.706,18 TL davalıdan alacağı olduğu, davacı tarafça Kredi Ödeme Tablosu ve Taksitli Ticari Kredi Bilgi Formunda belirtilen %16,80 oranında yasal faiz ile %33,60 oranında temerrüt faizini talep edebileceği tespitiyle beraber DAVANIN KABULÜ ile; İstanbul Anadolu ...İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında toplam 66.706,18 TL üzerinden takibin devamına karar vermek gerekmiştir. Öte yandan davacı tarafça davalıdan icra inkar tazminat talebinde bulunulmuş olup alacağın likid olması karşısında 2004 sayılı İİK'da yer alan İcra İnkar Tazminatının yasal koşulları oluştuğundan talebin kabulüne," karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; gerekçesiyle haksız, eksik inceleme nedeniyle hukuki dayanaktan yoksun bir gerekçeyle davanın kabulüne karar verildiğini, davalı ...'ın kardeşi ...'ın ... bank Türk Anonim Şirketi'nde 07.09.2017 tarihinde çektiği krediye kefil olmayı kabul ettiğini, davalının kefil olduğu kredinin, borçlu ... tarafından ödendiğini, davalının kefil olduğu borcun asil borçlu ... tarafından ödenmesine rağmen, ...'ın davacı bankadan sonraki tarihlerde çektiği kredinin, yani Yerel Mahkemede görülen davaya konu kredinin ödenmemesi üzerine, bankanın icra takibi başlattığını, haksız bir şekilde davalının daha önceki kredi için verdiği kefillik beyanı belgesini kullanarak davalıyı borç altına sokmak istediğini, savunmalarında da, bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere davalının eşinin, davalının imzalamış olduğu kefalet sözleşmesiyle ilgili herhangi bir izni bulunmadığını, dolayısıyla davalının borçtan sorumlu olmadığını, somut olayda, gerekçeli kararda yalnızca bilirkişi raporuna atıf yapıldığını, gerekçelerin açıklanmadığını, bu sebeple, Yerel Mahkeme'nin gerekçesi belirtilmeyen kararı ile adil yargılanma hakkını ihlal ettiğinden bozulması gerektiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: davalının, davacı bankaya borçlu olduğunu, bilirkişi raporunda davacı banka kayıtlarının incelendiğini ve davalının icra takibine konu alacaktan sorumlu olduğunun tespit edildiğini, davalı - borçlunun eş muvafakati bulunduğunu, yerel mahkeme tarafından da davalı borçlunun kefaletinin geçerli olduğu ve borçtan sorumlu olduğunun tespit edildiğini, davalı - borçlu aleyhine icra inkar tazminatı ve yargılama giderlerine hükmedilmesinin yasaya uygun olduğunu, davalının işbu davaya konu İstanbul Anadolu ...icra Müdürlüğü ... e. sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın yasaya, dosyadaki delillere ve gerçeğe aykırı olduğunu, davalının haksız, dayanaksız ve kötü niyetli olduğunu, davaya konu alacağın ise likit olduğunu ve davalı hakkında icra inkar tazminatına hükmedilmesine engel bir durum bulunmadığını, bu nedenle davalının itirazı haksız olduğundan, Yerel Mahkeme tarafından %20 inkar tazminatına hükmedilmesinde yasaya bir aykırılık bulunmadığını, Yerel Mahkeme tarafından verilen kararın yasaya ve usule uygun olduğunu, davalı borçlunun istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, genel kredi sözleşmesinden kaynaklı başlatılan ilamsız icra takibine borçlunun itirazının iptali davasıdır. İlk derece mahkemesince yukarıdaki gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiş, davalı borçlu kefil vekili tarafından yasal süresi içinde yukarıdaki nedenler ile istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; kefaletin geçerli olup olmadığı ve alacağın likit olup olmadığı noktasındadır. Davalı hakkında İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğün ... esas sayılı dosyası ile ferileri ile birlikte toplam 66.443,46 TL ve 262,72 TL asıl alacakları bulunduğu belirtilerek ve "kredi sözleşmeleri - ihtarnameler" borcun sebebi gösterilerek ilamsı icra takibi başlatıldığı, borçlunun itirazı üzerine eldeki itirazın iptaline ilişkin davanın açıldığı görülmektedir. Davaya konu kredi ve kefalet sözleşmelerinin düzenlendiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı TBK'nın 583. maddesinin birinci fıkrası; "Kefalet sözleşmesi yazılı şekilde yapılmadıkça ve kefilin sorumlu olacağı azami miktar ile kefalet tarihi belirtilmedikçe geçerli olmaz. Kefilin sorumlu olduğu azami miktarı, kefalet tarihini ve müteselsil kefil olması durumunda, bu sıfatla veya bu anlama gelen herhangi bir ifadeyle yükümlülük altına girdiğini kefalet sözleşmesinde kendi el yazısı ile belirtmesi şarttır." hükmünü içerir. Anılan yasal düzenlemede, öngörülen bu şekil kuralı, bir geçerlilik (sıhhat) şartı olup, her zaman ileri sürülebilir. Dava dışı ... ile davacı arasında 07.09.2017 tarihli Genel kredi sözleşmesi imzalandığı, davalının sözleşmeyi müteselsil kefil sıfatıyla imzaladığı, davalını eş muvafakatinin dosya sunulmuş olduğu, sözleşmede davalının kefalete ilişkin bölümde; kefilin adı soyadı, müteselsil kefil sözcüğü, kefalet miktarı ve kefalet tarihinin el yazısı ile yazılmış olduğu anlaşılmakla kefaletin TBK 583 maddesindeki şekil şartlarını sağladığı görülmekle bu yöne ilişkin istinaf gerekçesi yerinde görülmemiştir TBK'nın 589/1. maddesi gereği kefil; asıl borç ve borçlunun kusur ve temerrüdünden kefalet limiti ile, kendi temerrütünün hukuki sonuçlarından ise kefalet limiti ile sınırlı olmaksızın sorumludur. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi’nin 07.03.2017 tarihli 2016/13721 E., 2017/1838 K. sayılı ve 21.12.2016 tarihli 2016/6502 E., 2016/16085 K. sayılı emsal kararları). Bir başka anlatımla kendi temerrütü oluştu ise bu aşamadan sonra limit ile sınırlı olmaksızın kendi sorumluluğu başlar. Kefil, takipten önce temerrüte düşürülmemişse hesap kat tarihinden takip tarihine kadar işleyen ve ana paraya dahil olan akdi faizden limiti dahilinde sorumlu olur. Dosyaya toplanan deliler ile hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi raporu ile davacının takip tarihi itibarıyla takibi aşan miktarda alacağı bulunduğu belirlenmiş olmakla taleple bağlı kalınarak kurulan hükümde bir isabetsizlik yoktur. Davalı; davacı bankanın asıl borçlu tarafından ödenen başka bir kredi için düzenlenen sözleşmeye dayılı takip yapıldığını savunmuş ise de buna dair herhangi bir delil sunulmadığı gibi bilirkişi raporu ile takip konusunun sözleşme ile aynı tarihte kullandırılan 150.000 TL tutarlı taksitli ticari krediden kaynaklandığı anlaşılmakla bu yöne ilişen istinaf istemi de yerinde değildir. İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, nakdi krediye ilişkin alacak likit (belirlenebilir) olup, hüküm altına alınan miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları oluşmuş bulunmakla davalının bu yöne ilişen istinaf talebi de yerinde değildir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden doğru olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 1.139,75 TL harcın, alınması gerekli olan 4.556,70 TL harçtan mahsubu ile bakiye 3.416,95 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 20/03/2025