T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1461
KARAR NO:2025/284
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:27/05/2021
NUMARASI:2018/1083 Esas - 2021/599 Karar
DAVA:Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:06/03/2025
Taraflar arasındaki Alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili davacı ile davalı şirket arasında imzalanan 30/11/2017 tarihli Ankara ...noterliği ... yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile davacı bedelin tamamı olan 200.000 TL 'yi ödeyerek ... plakalı 2011 model ... marka ... model aracı davalı şirketten satın aldığını, aracı görebildiği kadar kontrol ederek satın aldığını, 166 km yol yapmışken aracın arızalandığını, servis tarafından motorun ciddi hasar gördüğünün bildirildiğini, Beyoğlu ... Noterliği 06/12/2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi davalı şirkete keşide edilerek yapılan sözleşmeden dönüldüğünün bildirildiğini, sözleşmeden dönme iradelerinin kabulünü, aracı teslime hazır olduklarını, davalıya ödenen tutarın ödeme veya ihtarname tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek olan yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesini, araç için yapılan masraflar tutarı olan 500 TL'nin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesini, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasını talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; eldeki davada görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemeleri olduğunu, davanın usulden reddinin gerektiğini, davacının ... sicil numaralı ..., ... ticaret adlı ticari işletmeyi işletmekte olduğunu, davacının dava konusu aracı alırken mesleki amaçlarla hareket ettiğini, davacı taraf tacir olduğundan TTK hükümleri uyarınca kendisine yüklenen basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davanın usulden reddini, davaya konu uyuşmazlık bakımından haksız ve hukuka aykırı davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasını talep ve beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...davacı araç alım-satım işiyle uğraşan ... sicil numarası ile ...-... Ticaret adlı işletmeyi işleten motorlu taşıt alım-satımı ile uğraşan tacir kişidir. Davalı ise banka olup asıl iştigal alanı motorlu araç alım satım işi değildir. Davalı banka envanterinde bulunan davaya konu aracın satımı için ihale düzenlemiş davacı da ihaleyi kazanarak davalı banka ile 17/11/2017 tarihli araç satım sözleşmesini imzalamış, 30/11/2017 tarihli ve ... yevmiye numaralı noter senediyle de davaya konu aracın mülkiyetini devralmıştır. Davacı tacir olup araç alım-satım işiyle uğraşmakta olduğundan TTK'nın tacirlere yüklemiş olduğu basiretli tacir olmanın gereklerini yerine getirmek zorundadır.6102 sayılı TTK' nın 23. maddesinde ayıp hususuna değinilmiş ve 6098 sayılı yasanın 223. maddesine atıf yapılmıştır ve "Alıcı devraldığı satılanın durumunu işlerin olağan akışına göre imkan bulur bulmaz gözden geçirmek ve satılanda satıcının sorumluluğunu gerektiren bir ayıp görürse bunu uygun bir süre içinde ona bildirmek zorundadır. Alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. " şeklinde ayıp ihbarının nasıl yapılacağını ve yapılmadığı takdirde ne şekilde sonuç doğacağını düzenlemiştir. Davacı aracı 30/11/2017 tarihli noter senediyle satın almış 06/12/2017 tarihli ihtarname ile de davalıya ayıbı ihbar etmiştir. 6102 sayılı yasanın 23. maddesi gereğince malın ayıplı olduğu açıkça belli ise 2 gün içerisinde açıkça belli değilse 8 gün içerisinde satıcıya ihbar yapılması zorunlu olup somut olayımızda ihbar zamanında yapılmıştır. Burada değinilmesi gereken bir diğer husus ise araçta meydana gelen arızanın gizli ayıp olmadığı hususudur. Hem görevsiz mahkemede hem de mahkememizce aldırılan bilirkişi raporunda davaya konu araçta meydana gelen hasarın gizli ayıp olduğu rapor edilmiştir. Her ne kadar her iki raporda da ayıbın gizli olduğu hususunda görüş belirtilmiş ise de davacının tacir olup esas mesleğinin araç alım satımı olduğu, özellikle somut olayımızda da olduğu gibi ikinci el araç alımında basiretli bir tacir gibi davranıp araçta herhangi bir ayıp durumu olup olmadığı hususunda ilgili yetkili servis ve bakım yerlerine aracı muayene ettirmesi keyfiyeti, hayatın akışı içerisinde gerekmekte olup tacir olanlar bakımından bu gerekliliğin TTK 18 gereği bir yükümlülük halini aldığı bu durumda basiretli tacir gibi davranmayan davacının ayıp hükümlerinden yararlanamayacağı mahkememizce değerlendirilmiştir. Davaya konu aracın 2011 model olduğu davacı tarafından satın alındığında 6 yaşında bulunduğu, dolayısıyla bir kısım yıpranmanın eşyanın tabiatı itibariyle araçta bulunabileceği, davacının aracı satın aldıktan sonra aracı kullanmaya başladığı ve beyanına göre 166 km sonra aracın arızalandığı, aracı özel servise götürerek tamir ettirdiği, davaya konu araç üzerindeki iddia edilen ayıbın araç davalının uhdesinde iken satılmadan önce mevcut olduğunun sabit olmadığı, araç satılmadan önce davaya konu aracın ayıbının araç davalı uhdesinde iken var olduğunu isbat yükünün davacının üzerinde bulunduğu ancak bilirkişi raporlarıyla da böyle bir isbatın yapılamadığı, davacının basiretli tacir gibi davranıp gerekli dikkat ve özeni gösterip gerekli muayene ve teşhisi yetkili servis eliyle yaptırabilecekken yaptırmadığı, kaldı ki faaliyet alanı araç alım satımı olmayan davalının araç satış sözleşmesinin 21. maddesinde "alıcı /istekli banka tarafından satışa sunulan araçları mesai saatleri içerisinde bulundukları lokasyonlarda görebilecektir. Alıcı aracı hukuki ve fiili mevcut durumu ile (km bilgisi ,hasar durumu, motor şasi bilgileri, şerhler, ayıp, eksik vb.) durumları görmüş, beğenmiş ve kabul etmiş sayılır. Bu konuda, gizli ayıp iddiasıyla gelecekte bankadan herhangi bir itiraz ve talep hakkında bulunmayacaktır." şeklinde, 22. maddesinde "satış bedelinin tahsil edilerek araç devrinin yapılmasını müteakip araç alıcıya teslim edilecektir. Aracın alıcıya teslim edilmesi ile birlikte araçla ilgili her türlü mali ve hukuki sorumluluk alıcıya geçer. Banka her ne sebeple olursa olsun aracın ziyan ve hasarından sorumlu tutulamaz " şeklinde, 23. maddesinde ise "araçla ilgili olarak banka tarafından verilen bilgiler taahhüt niteliğinde olmayıp genel bilgi niteliğindedir. Aracın fiili durumuyla banka tarafından verilen bilgilerin farklı olması halinde bankanın her hangi bir yükümlülüğü bulunmayacaktır. Alıcı bu hususu kabul etmiş sayılır " şeklindeki hükümlerle satış sözleşmesine sorumsuzluk kaydı da koyduğu ve davacının da hiç bir ihtirazi kayıt koymadan sözleşmeyi imzaladığı sabittir. Aracın noter satış senedinde de davacı aracı hali hazır hali ile aldığını beyan etmiştir. Tekmil dosya kapsamından davcının araç alım satımı ile iştigal eden tacir kişi olduğu, basiretli bir tacir gibi davranması gerekirken bu yükümlülüğe uymayarak davaya konu aracı satın aldığı, davaya konu araçta meydana gelen hasarın araç davalının uhdesinde iken var olduğunun kanıtlanamadığı araçta meydana gelen ayıbın aracın yaşı da göz önüne alındığında satın alındıktan sonra da meydana gelmiş olabileceği kaldı ki davacının imzalamış olduğu araç satım sözleşmesinde sorumsuzluk şartının bulunduğu, tacir olan davacının sorumsuzluk şartını bilmediğini yahut genel işlem koşulu olduğunu iddia edemeyeceği bu hali ile sorumsuzluk şartının geçerli ve meri olduğu mahkememizce anlaşılmış ve açılan davanın reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; huzurdaki dava konusu uyuşmazlık için öncelikle İstanbul Anadolu 5. Tüketici Mahkemesi 2017/935 E. Sayılı dosyasıyla açılmış olup, mahkemece görevsizlik kararı verildiğini, ancak müvekkili ... davaya konu aracı eşinin şahsi kullanımı için satın almış olup, kesinlikle ticari ve mesleki amaç gütmediğini, dolayısıyla müvekkilinin tüketici sıfatına haiz olduğunu ve görevli mahkemenin Tüketici Mahkemeleri olduğunu, bu nedenle görevsizlik kararı verilerek dosyanın Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesinin kanuna, usule ve hakkaniyete aykırı olduğunu, aracın gizli ayıplı olduğu ve bu ayıbın aracın davalı uhdesindeyken mevcut olduğunun ispatlandığını, müvekkilinin, gözden geçirme ve bildirim külfetini süresi içerisinde yerine getirerek basiretli bir tacir gibi hareket ettiğini, kanunun emredici hükmüne-sözleşmenin esaslı unsurlarına-hakkaniyete ve ölçülülük ilkesine aykırı sorumsuzluk kaydı, genel işlem koşulu niteliğinde olup hükümsüz olduğunu, davacı satıcının ağır kusuru bulunduğunu, sorumsuzluk kaydının genel işlem koşulu niteliğinde ve yazılmamış sayılması gerektiğini, TBK'nın 115/3.maddesinde uzmanlığı gerektiren bir hizmet, meslek veya sanat, ancak kanun ya da yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebiliyorsa, borçlunun hafif kusurundan sorumlu olmayacağına ilişkin önceden yapılan anlaşma kesin olarak hükümsüz olduğunun belirtildiğini, davalının devlet izniyle ve tanınan imtiyaza dayanarak satışı gerçekleştirdiğini, bu nedenle davacının hafif kusurundan dahi sorumlu olmayacağına ilişkin sorumsuzluk anlaşmasının geçersiz olduğunu, mahkemece eksik inceleme yapılarak, halihazırda yapılmış incelemelerde de yanlış tespitler verilerek davanın reddedildiğini, açıklanan nedenlerle istinaf taleplerinin kabulü ile Mahkeme kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılarak dava dilekçelerinde ve istinaf başvuru dilekçelerinde öne sürdükleri sebepler ve re'sen araştırılıp tespit edilecek sebepler dahilinde talepleri doğrultusunda davanın kabulüne, Yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı yana yükletilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:Dava; satın alınan aracın ayıplı olması nedeniyle sözleşmeden dönme, bedel iadesi ve araç arızası sebebiyle yapılan masrafların tahsili istemine ilişkindir.Tüketici Mahkemesince verilen görevsizlik kararından sonra davacı tarafça, 2018 tarihli dilekçesinde sözleşmeden dönme talebi, satılandaki ayıpların kendisi tarafından giderilmiş olmasından ötürü değiştirilerek tamir masrafları ile sair masrafların tahsiline karar verilmesi istenmiş olup, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, mahkemenin görevli olup olmadığı , satış sözleşmesine konu aracın ayıplı olup olmadığı, davalının ayıp nedeniyle sorumlu olup olmadığı , sorumsuzluk kaydının geçerli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK)4. maddesine göre, bir davanın ticari dava sayılması için uyuşmazlık konusu işin taraflarının her ikisinin birden ticari işletmesiyle ilgili olması ya da tarafların tacir olup olmadıklarına veya işin tarafların ticari işletmesiyle ilgili olup olmamasına bakılmaksızın TTK veya diğer kanunlarda o davaya Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bakacağı yönünde düzenleme bulunması gerekir. Ticaret Kanununu ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlenecektir.(Hukuk Genel Kurulunun 16/09/2015 tarih, 2014/1026 Esas ve 2015/1765 Karar) Somut olayda, taraflar arasındaki uyuşmazlık satım sözleşmesinden kaynaklanmakta olup, satım sözleşmesi TTK’da düzenlenmediğinden, ancak taraflardan her ikisinin de tacir olması halinde, davanın nispi ticari dava olduğu kabul edilecek Asliye Ticaret Mahkemesi görevli olacaktır. İşbu davada, davacının tacir sıfatını haiz olup olmadığının tesbiti gerekmektedir.TTK hükümlerine göre; ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan, faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir (TTK 11/1). Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Cumhurbaşkanlığınca çıkarılacak kararnamede gösterilir (TTK 11/2). Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa kendi adına işleten gerçek kişiye tacir denir (TTK 12/1). İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır (TTK 15/1).TTK'nın 24 ve devamı maddelerde düzenlenen ticaret siciline ilişkin hükümler, tacir sıfatını taşımanın tescile bağlı olmadığı, üstelik bu sıfatı taşımanın sonucu ve gereği olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle esnaf boyutunu aşan ticari işletme işleten kimsenin ticaret siciline kaydını yaptırmamış olması, tacir olmadığını göstermediğinden, esnaf sayılmasını gerektirmez.TK'nın 11(1) maddesi kapsamında ticari işletme esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan, faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletme olarak tanımlanmış olup, ticari işletmenin ticaret siciline kayıtlı olmaması bu işletme sahibinin tacir sayılmamasını gerektirmez. Somut olayda davacının, araç alım satımı ile iştigal etmeyen davalıdan ikinci el araç satın aldığı ihtilafsız olup, dosyaya sunulan ticaret sicil kaydına göre davacının otomobil kiralama işi ile iştigal ettiği anlaşılmaktadır. Davaya konu aracın davacı adına kayıtlı olduğu ve davacının satın aldığı aracı eşinin kullanımı için aldığına ilişkin iddiasının ispatlanmadığı gözetildiğinde tacirin borçlarının ticari olmasının asıl olduğu kuralına göre davacı satım ilişkisinde tacir konumundadır. Bu duruma göre istinaf incelemesine konu kararı veren mahkeme davaya bakmakta görevli olduğundan davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir.Türk Borçlar Kanununun (TBK) 219-231 maddelerinde düzenlenen ayıptan sorumluluk, satıcının alıcıya karşı herhangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması, nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan, kullanım amacı bakımından değerini ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından satıcının sorumlu olmasıdır.Öğretide ayıp satılanda, vaat edilen niteliklerin bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır(Yargıtay HGK'nın 24.05.2017 tarih, 2017/19-1633 E.- 2017/1013 K. Sayılı kararı). Satıcının ayıba karşı tekeffül borcunun doğabilmesi için ayıbın sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olması, ayıbın önemli olması, alıcının sözleşmenin kurulduğu anda ayıbın varlığından haberdar olmaması gerekir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 23/1-c maddesi; "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir. TBK'nun 223/2. Maddesine göre ise, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır. TBK’nın 227. Maddesi uyarınca satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde alıcı: “1. Satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme. 2. Satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme. 3. Aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme. 4. İmkan varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme” seçimlik haklarından birini kullanabilir. Alıcının genel hükümlere göre uğradığı diğer zararlar için tazminat isteme hakkı saklıdır. Dosyada toplanan deliller ile ikinci el olarak 2017 yılında satışa konu edilen aracın 2011 model olduğu, aracın satın alınmasının ardından 166 km sonra arızalandığı anlaşılmaktadır. Bilirkişi tarafından hasarlı motor parçaları fotoğrafları üzerinde yapılan incelemede, yağlanma zaruretini kaybederek, kaydırma özelliklerini yitirmelerinden dolayı tüm piston, piston kolu, ana ve kol yatakları, bağlantı kepleri ile krank milinin aşırı sürtünmeden dolayı oluşan ısı ile yandıklarının görüldüğü, bunun sebebine ilişkin tek somut ihtimalin yağ pompasının çalışmaması sebebiyle motor parçalarının yağlanmamasından dolayı oluşan aşırı sürtünme ile ortaya çıkan yüksek ısı olduğu, araçtaki arızanın üretimden kaynaklandığı ve gizli ayıp niteliğinde olduğu belirtilmiştir.Davacı, dava konusu araçtaki arızaya ilişkin 04.12.2017 tarihli özel servis kaydını dosyaya sunmuş olup, 06.12.2017 tarihinde keşide ettiği Beyoğlu ...Noterliği'nin 06.12.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamede davalı şirkete sözleşmeden döndüğünü bildirmiş ve eldeki davaya açmış ise de yargılamanın ilerleyen aşamalarında talebini, onarım masrafının tazmini istemi olarak değiştirmiştir. Davalı ise davacının basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğünü yerine getirmediğini, davacı ile imzalanan satış şartnamesinde yer alan sorumsuzluk kaydının geçerliliğini koruduğunu savunmuştur.TBK'nın 280/3.maddesine göre isteğe bağlı açık artırmalarda satıcı, satılanın zaptından ve ayıplarından sorumludur. Ancak, aldatma durumu dışında, artırma koşullarında açıkça belirtip duyurmak suretiyle bu sorumluluktan kurtulabilir. Taraflar arasında imzalanan 17.11.2017 tarihli araç satış şartnamesinin 21.maddesinde "alıcı /istekli banka tarafından satışa sunulan araçları mesai saatleri içerisinde bulundukları lokasyonlarda görebilecektir. Alıcı aracı hukuki ve fiili mevcut durumu ile (km bilgisi, hasar durumu, motor şasi bilgileri, şerhler, ayıp, eksik vb.) durumları görmüş , beğenmiş ve kabul etmiş sayılır. Bu konuda , gizli ayıp iddiasıyla gelecekte bankadan herhangi bir itiraz ve talep hakkında bulunmayacaktır." şeklinde , 22. maddesinde "satış bedelinin tahsil edilerek araç devrinin yapılmasını müteakip araç alıcıya teslim edilecektir. Aracın alıcıya teslim edilmesi ile birlikte araçla ilgili her türlü mali ve hukuki sorumluluk alıcıya geçer. Banka her ne sebeple olursa olsun aracın ziyan ve hasarından sorumlu tutulamaz" şeklinde düzenleme yapılmış olup, anılan hükümler sorumsuzluk kaydı niteliğindedir.Davacı, araç satış şartnamesinde yer alan sorumsuzluk kaydının, genel işlem koşulu niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. TBK 20 vd. maddelerinde düzenlenen genel işlem koşullarına ilişkin hükümler tacirler hakkında da geçerli olmakla birlikte genel işlem koşullarının TTK'nın 18/2. Maddesinde düzenlenen her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etme yükümlülüğü ile birlikte değerlendirilmesi gerekir.Genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden, tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleridir. Buna göre bir sözleşmede genel işlem koşulları bulunması bu düzenlemeleri geçersiz kılmaz. Ancak sözleşme kapsamındaki karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının geçerli olması, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkânı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlıdır. Sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşulları da yazılmamış sayılır. Somut olayda tacir olan davacının, araç satış şartnamesi şartlarını, basiretli bir iş adamı gibi davranarak incelemiş olması gerekmekte olup, davalı banka tarafından sözleşme şart ve koşullarının içeriğinin öğrenilmesine imkân sağlanmadığı kabul edilemeyeceği gibi sözleşme şart ve koşulları altında davacıya araç satışı yapması nedeniyle şartnamede yer alan sorumsuzluk kaydının geçersiz genel işlem koşulu olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu nedenle davacı vekilinin bu yöne ilişkin istinaf istemi yerinde görülmemiştir.Diğer yandan, TBK'nın 221. maddesine göre satıcı, satılanı ayıplı olarak devretmekte ağır kusurlu ise ayıptan sorumluluğunu kaldıran veya sınırlayan her anlaşma kesin olarak hükümsüzdür. Somut olayda bilirkişi tarafından tespit edilen araçtaki arızanın (ayıbın) dosya kapsamındaki deliller ile davalı tarafından bilindiği ancak davacının bilgilendirilmediği hususunun ispatlanmamasına göre davalı ağır kusurlu olarak kabul edilemez. TBK'nın 280/3.maddesinde yer alan aldatma durumunun somut olayda söz konusu olmadığı ve davalının ağır kusurlu olduğunun kabul edilemeyeceği gözetildiğinde araç satış şartnamesinde yer alan sorumsuzluk kaydı geçerlidir. Avukatlık, doktorluk, mimarlık, eczacılık, bankacılık, sigortacılık gibi meslekler,uzmanlığı gerektiren ve yetkili makamlar tarafından verilen izinle yürütülebilen meslekler olup, TBK'nın 115/3.maddesi hükmünün somut olayda uygulama yeri bulmayacağı anlaşılmakla mahkemece geçerli sorumsuzluk kaydı nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur .HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR:Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.06/03/2025