T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1540
KARAR NO: 2025/198
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 10. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 16/07/2020
NUMARASI: 2019/775 Esas - 2020/424 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 20/02/2025
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacı yanın iplik alım-satım işi ile iştigal ettiğini ve davalı yanın ise davacının nakliye işlerini yaptığını, davacı yanın, taşıma işinden kaynaklı bakiye borcu olan 76.102,40 TL için davalıya borcuna karşılık, ... Bankası A.Ş. Tekstilkent/lst şb 11.06.2018 tarih, ... hesap nolu, ... seri nolu 160.000,00 TL bedelli bir adet çek verdiğini, tarafların, çek bedelinden öncelikle davalının cari alacağı olan 76.102,40 TL'nin ödenmesini ve kalan çek bedeli olan 83.897,60 TL'nin ise davacı yana iadesi hususunda anlaşmaya vardığınıt davacı yanın davalı yana 76.102,40 TL dışında başkaca borcunun bulunmadığını, bu nedenle davacı yanın 83.897.60 TL alacağının sabit olduğunu, davacının davalı yandan, fazladan yapmış olduğu 83.897,60 TL alacağını şifahi olarak talep ettiğini, fakat davalı yanın borcunu ödemediğini, bunun üzerine alacağın tahsili amacı ile icra takibi başlatıldığını, davalının haksız ve kötü niyetli itirazı ile takibin durdurulduğunu, davalarının kabulüne, borçlunun itirazının iptaline, takibin devamına, davalının; alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine, yargılama giderleri ve ücreti vekâletin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini" talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı yan tarafından açılan davaya karşılık dava dosyasına cevap dilekçesi sunulmamıştır.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " ...Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde; dava konusu alacağın taraflar arasında var olduğu iddia edilen taşımacılık sözleşmesinden kaynaklandığı, davacının usulüne uygun tutulmuş ticari defter ve kayıtlarının incelenmesinde davacı tarafın takip tarihi itibariyle davalıdan 83.897,60 TL alacaklı göründüğü, alacağın dayanağının 160.000,00 TL bedelli çeke ilişkin fazladan yapılan ödeme iddiasına ilişkin olduğu, davacı taraf her ne kadar 160.000 TL bedelli çekin 76.102,40 TL'lik kısmının davalının cari hesabına mahsuben ödenip, fazladan ödenen 83.897,60 TL'lik kısmın ise taraflarına iade edileceği hususunda davalı taraf ile anlaştıklarını iddia etmişse de fazladan ödendiği iddia edilen kısmi çek bedelinin miktarı dikkate alındığında davacının iş bu iddiasını ispata yarar yazılı herhangi bir delili dosyaya ibraz edemediği, yemin delili hatırlatılmasına rağmen iş bu delile dayanmaktan vazgeçtiğini duruşmada alınan imzalı beyanları ile açıkça belirtmiş olduğu anlaşılmakla davanın reddine," karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosya kapsamına, usul ve yasaya uygun teknik bilirkişi raporuna göre davanın ispat edildiği halde, yerel mahkemenin yemin deliline dayanmaktan vezgeçmiş olmaları hasebiyle davanın reddine dair kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, kaldı ki; davalı yanın HMK 281 maddesinde yer alan yasal süre içerisinde bilirkişi raporuna itiraz etmediğini ve davacı lehine usuli kazanılmış hak oluştuğunu, yerel mahkemenin; usul ve yasaya uygun bilirkişi raporu, HMK 281.maddesi ve emsal Yargıtay ilamı doğrultusunda kabulü yerine reddine dair kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu, yeniden yargılama yapılarak davanın kabulüne karar verilmesine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE: Dava; açık hesap borcu için davalıya borç miktarından yüksek tutarlı verilen çek bedelinden borç miktarının üstünde kalan kısmının tahsili istemi ile başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır. İlk derece mahkemesince davanın Reddine karar verilmiş davacı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davalı tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olmasının davacı yararına usuli kazanılmış hak oluşturup oluşturmadığı, davacının dayandığı hukuki sebebe göre borcundan yüksek miktarlı keşide ettiği çek bedelinin, borcun üstünde kalan kısmının iadesinin gerekip gerekmediği noktasındadır. Davacı tarafından davalı hakkında, İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile "Cari hesap ekstresi ve içeriğindeki fatura ve belgeler" borcun sebebi gösterilerek 83.897,60 TL Asıl alacağının tahsili istemiyle ilamsız takip başlatıldığı, takibe bir adet muavin defter çıktısının ve hesap ekstre raporunun eklendiği, borçlunun itirazı üzerine takibin durduğu ve süresinde itirazın iptaline ilişkin iş bu davanın açıldığı görülmektedir. Türk Medeni Kanunu’nun 6. Maddesi; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmünü içermektedir. Yine HMK’nın 190/1. maddesine göre ise, ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan ispat yüküyle ilgili kanunda açık bir hüküm bulunması halinde öncelikle ona bakılmalıdır. Senetle ispat zorunluluğunu düzenleyen 6100 sayılı HMK 200. Maddesi " (1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri iki bin beş yüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle iki bin beş yüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz." düzenlemesini içermektedir. Dava dilekçesinde davacının dayandığı vakıa; Davacının nakliye işlerinin davalının yaptığı, davacının taşıma işinden kaynaklı açık hesap bakiye borcu olan 76.102,40 TL için davalıya 160.000,00 TL bedelli bir adet çeki bizzat keşide edip verdiği, tarafların çek bedelinden öncelikle davalının cari alacağı olan 76.102,40 TL'nin ödenmesini ve kalan çek bedeli olan 83.897,60 TL'nin ise davacı yana iadesi hususunda anlaşmaya vardığı, davacının davalıya 76.102,40 TL dışında başkaca borcunun bulunmadığı, davacının davalıdan fazladan yapmış olduğu 83.897,60 TL alacağını şifahi olarak talep ettiği, fakat davalı yanın borcunu ödemediği gerekçesi ile tahsil talebinde bulunulmuştur. Davalı tarafça davacaya cevap verilmemiş, delil sunulmamış olmakla 6100 sayılı HMK 128 maddesi gereği davacının dayadığı vakıaları inkar etmiş sayılır. 76.102,40 TL açık hesap borcu bulunan davacının bizzat borcuna karşılık düzenlediği çek bedelini borç miktarınca yazma imkanı var iken, 160.000 TL çek bedeli olarak yazılıp, davalının bunun tahsil edeceği, 76.102,40 TL borç miktarı düşüldükten sonra bakiye 83.897,60 TL nin davacıya iadesi hususunda anlaştıkları iddiası bir başka anlatım ile veya hukuki vasıflandırma ile davacını davalıya ödünç verdiği iddiasıdır. Davada vakıaların anlatımı taraflara talebinin hukuki niteliğini tavsif mahkemeye ait olup (YİBK. 04.06.1968, 15/6 sayılı ) davacının bu anlatımına göre bu iddia TBK 386. Maddesinde düzenlenen tüketim ödüncü sözleşmesi niteliğindedir. Bu durumda davacı taraf bu miktar parayı davacıya tüketim ödüncü olarak verdiğini ve alacağın muaccel olduğunu ispatla mükelleftir. Tüketim Ödüncü sözleşmesinin düzenleyen 6098 sayılı TBK 386 maddesi " Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir. Geri verme zamanı başlıklı 392 maddesi " Ödüncün geri verilmesi konusunda belirli bir gün ya da bildirim süresi veya borcun geri istendiği anda muaccel olacağı kararlaştırılmamışsa ödünç alan, ilk istemden başlayarak altı hafta geçmedikçe ödüncü geri vermekle yükümlü değildir." düzenlemelerini içermektedir. Dava dilekçesindeki davacı anlatımı esas alınarak yapılan bu değerlendirmede davacının açık hesap nedeniyle davacıya 76.102,40 TL dışında borcunun bulunup bulunmadığı husususun sonuca bir etkisi yoktur. Anayasa Mahkemesinin 2020/21347 başvuru numaralı 21/12/2023 tarihli kararı ve 2019/8609 başvuru numaralı 21/12/2023 tarihli kararları ile bilirkişi raporuna itiraz edilmemiş olmasının usuli kazanılmış hak oluşturacağını kabul eden mahkeme kararının mahkemeye erişim hakkını ihlal edildiğine dair iddiasının kabul edilebilir oluğuna ve Anayasanın 36. Maddesinde güvence altına alınan adil yargılama hakkını ihlal ettiğine karar vermiştir. Güncel emsal yargı kararları da bilirkişi raporuna itiraz edilmemiş olmasının herhangi usuli kazanılmış hak oluşturmayacağı yönündedir. Ayrıca bilirkişi raporunda yapılan değerlendirme hukuki değerlendirme olup hakimi bağlayacak nitelikte değildir. Bu durumda davacı tarafın davalının bilirkişi raporuna itiraz etmemiş olması nedeniyle kendi lehlerine usuli kazanılmış hak oluştuğu, davalarının ispatlanmış olduğuna ilişkin istinaf istemleri yerinde değildir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının isabetli olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın, alınması gerekli olan 615,40 TL harçtan mahsubu ile bakiye 556,10 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362(1)a maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 20/02/2025