T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1238
KARAR NO: 2024/1579
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 21/03/2019
NUMARASI: 2016/1250 Esas - 2019/293 Karar
DAVA: Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 31/10/2024
Taraflar arasındaki Alacak (Acentelik Sözleşmesinden Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabul kısmen reddine yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Müvekkili sigorta acentesi davalı sigorta şirketi ile 05/02/2014 tarihinde acentelik sözleşmesi yaptıklarını, davalı sigorta şirketi tarafından 11/01/2016 tarihli 2016/332-referans no.lu yazıyla "TTK 121/1 maddesi gereğince, 05/02/2014 tarihinde imzalanmış bulunan belirsiz süreli acentelik sözleşmeniz yazımız tebliğinden itibaren 3 ay son hüküm ifade etmek üzere feshedilmiştir" şeklinde müvekkil acente ile yapılan sözleşme feshedildiğini, söz konusu yazı müvekkil acenteye 13/01/2016 tarihinde tebliğ olduğunu, 11/01/2016 tarihli ... referans no.lu yazı örneğinin sunulduğunu, müvekkili acente şirketi de 10/03/2016 tarihinde davalı şirkete sözleşmenin neden feshedildiği hakkında soru amacıyla mail yazıldığını ve maile verilen yanıtta "2 yıllık verimlilik rasyolarınız incelendiğinde; acenteliğinizin 2 yıl üst üste zarar etmesi nedeniyle işbirliğimiz devamı uygun görülmemiştir." şeklinde sebep gösterildiğini, fesih gerekçesinin somut verilere dayanmadığını, soyut, ucu açık ve afaki bir açıklamalarda gerçekleştirildiğini, müvekkili acenteliğin 2 yıl boyunca davalı şirketin poliçe oranlarını artırmış ve davalı şirkete pek çok müşteri kazandırdığını, zarar etmediğini ayrıca kar elde ettiğini, müvekkili acenteliğin 01/01/2014-31/12/2014 yılları arasında davalı ... Sigorta'ya 1.355 adet poliçe kazandırdığını, 01/01/2015-31/12/2015 yılları arasında da toplam 1.753 adet poliçe kazandırdığını, müvekkili acenteliğin bir yıl içerisinde 398 adet yeni poliçe kazandırdığını, davalının acentelik sözleşmesini feshetmek yerine komisyon oranlarını revize etme yoluna başvurabileceğini, davalı şirketin farklı acenteliklerle sözleşmesini doğrudan feshetmek yerine çeşitli önlemler aldığını, müvekkili acenteliğin sözleşmesini bu yöntemlere başvurmaksızın doğrudan feshettiğini, davalının bu tutumu da TTK.m 18/2'de düzenli basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü ile TMK: m 2'de düzenli dürüstlük kurallarına açıkça aykırı olduğunu, davalı şirketin müvekkil acenteliğin acentelik sözleşmesini feshetmesinin gizlemiş olduğu gerçek nedenin davalı sigorta şirketinin işten çıkarmış olduğu eski çalışanı ... ile olan husumetini ...'nın eşinin müvekkili ... Sigorta Şirketinin ortağı olması sebebiyle acentelik sözleşmesini feshettiğini, nitekim ...'nın iş akdinin feshi ile müvekkil acenteliğin acentelik sözleşmesinin fesih bildirimlerinin yakın tarihlerde olduğunu, acentelik sözleşmesinin haksız feshi nedeniyle yoksun kalınan kar ile denkleştirme talebinin nedenleri ve nasıl hesaplanmaları gerektiği, Müvekkili acentelik faaliyeti 2 yıl olduğundan, en azından sözleşmenin feshinden sonraki 2 yıllık faaliyetinden kazanabileceği ücreti (2016 ile 2017 yıllarında kazanabileceği) talep etme hakkının mevcut olduğunu, müvekkil acenteliğin 2 yıllık faaliyeti sırasında davalı şirkete kazandırdığı yeni müşteri oranı %29 olduğunu, dolayısıyla yoksun kalınan kar hesaplaması yapılırken 2016 ile 2017 yılları için %29 oranında poliçe sayısının artışı ve bu artıştan doğabilecek toplam komisyon bedelleri tespit edilmesi gerektiğini, müvekkili acenteliğin 2015 yılı için 1.753 poliçe miktarı mevcut olduğunu, 2014 yılı ile 2015 yılı poliçe miktarındaki artış oranı %29 olduğuna göre 2016 yılı için 1.753 poliçe miktarın %29 fazlasıyla 2.261 adet poliçe miktarı kabul edilmesi gerektiğini, 2017 yılı için de 2.261 adet poliçe miktarının %29 fazlasıyla 2.917 adet poliçe miktarı kabul edilmesi gerektiğini, 2016 yılı için ise; 2015 yılında 1.753 adet poliçe miktarından 85.535,70 TL toplam komisyon kazanılmışsa 2016 yılında kabul edilen 2.261 adet poliçe miktarından 110.332,999 TL toplam komisyonunun yoksun kalınan kar olarak kabul edilmesi gerektiğini, 2017 yılı için de 2016 yılında 2.261 adet poliçe miktarından 110.332,999 TL toplam komisyon kazanılmışsa 2017 yılında kabul edilen 2.917 adet poliçe miktarından 142.331,795 TL toplam komisyonun yoksun kalınan kar olarak kabul edilmesi şeklinde örneklendirilebileceğini, yoksun kalınan karın hesabının bu şekilde olduğunu, ancak bilirkişi inceleme ve hesaplaması yapılması gerektiğini, davalı şirketin müvekkili acentenin acentelik sözleşmesini haksız suretle feshettiğinden ve müvekkilin de hakkaniyet gereği denkleştirme tazminatı isteme hakkı bulunduğundan işbu davanın açılması zorunluluğu doğduğunu, fazlaya ilişkin her türlü dava, talep, icra ve ek dava haklarının saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000 TL yoksun kalınan kar ile 75.000 TL denkleştirme talebinin dava tarihinden itibaren yasal faizden az olamamak kaydıyla reeskont avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın iddia ve taleplerinin haksız olduğunu ve dayanaksız olup reddi gerektiğini, taraflar arasında 05/02/2014 tarihli acentelik sözleşmesi imzalandığını söz konusu sözleşme belirsiz süreli akdedildiğini, davacı şirketin müvekkili şirket verimlilik kriterlerini yerine getirememesi nedeni ile 11/01/2016 tarihli yazı ile TTK 121/1 maddesi gereğince tebliğden itibaren üç ay sonra hüküm doğurmak üzere sözleşmenin feshedildiğini bildirdiğini, belirtilen sürenin geçmesi sonucunda ise acentenin şifreleri iptal edilerek üretim ekranlarının kapatıldığını, dava konusu olayda kanun hükümlerine uygun hareket edildiğini ve haksız fesihden bahsedilmesinin mümkün olmadığını, davacı taraf aracılığı ile tanzim edilen sigorta poliçeleri ile ilgili olarak tahakkuk eden tüm acentelik komisyonları fesih tarihi ile ilişkilendirilmeksizin tüm poliçe vadelerini kapsayacak şekilde ödendiğini, sözleşme ilişkisinin bitmesinden bir gün önce dahi tanzim edilmiş poliçelerin komisyonları tamamen ödendiğini, bu nedenle davacı tarafın mahrum kaldığı herhangi bir kardan bahsedilmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafça müvekkili şirkete bir müşteri portföyü kazandırılması ve bu portföy sayesinde gelir elde edilmesi söz konusu olmadığını, zira davacı tarafın kazandırdığını iddia etmiş olduğu portföy davacı tarafa ait olduğunu, müvekkil şirket herhangi bir portföy devri söz konusu olmadığını, fesih tarihi dikkate alındığında davacı tarafça tanzim edilen poliçelerin önemli bir kısmının vadesi bittiğini, bu poliçelerden müvekkil şirket tarafından doğrudan yenilenerek kazanç elde edilen bir poliçe mevcut olmadığını davacı tarafın hangi müşterisinin poliçesinin müvekkili şirket tarafından doğrudan yenilenerek kazanç elde edildiğinin ortaya konulması gerektiğini, müvekkili şirketin davacı tarafın portföyü nedeni ile önemli kazanç elde etmesi söz konusu olmadığını, davacı tarafın sözleşmesi verimsizlik ve hasar/prim oranlarındaki yükseklik nedeni ile iki yıl üst üste müvekkil şirkete zarar vermiş olması nedeni ile sonlandırıldığını, haksız ve dayanaksız davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...taraflar arasındaki 05.02.2014 tarihli acentelik sözleşmesi incelenmiş m. 19 sözleşmenin feshi hükümleri ve m.21 anlaşmazlıkların çözümünde davalı ticari kayıtlarına itibar edileceği hususlarına dikkat edilmiştir. TMK 6 ve 7 ile HMK 187- 293. maddeleri gereğince ispat hususuna ve ispat kurallarına dava konusu miktar gözetilerek dikkat edilmiştir. HMK 222 gereğince ticari defterlerin ibrazı ve delil olma vasfına dikkat edilmiştir. Taraflar arasındaki çekişmeye vücut veren komisyon ücretlerinin tamamının ödendiği anlaşılmıştır. Devam eden poliçelerle ilgili bilgi, davacı tarafından (verilen ihtaratlı kesin kanuni süresinde) hiç sunulmadığından devam eden menfaat varlığı çekişmeli kalmış/ ispatlanamamış, yoksun kalınan kara ilişkin davalının davacı acentenin portföyünden devam eden menfaati davacı yanca ispat olunamamıştır. HMK gereği taraflarca getirilme ilkesi doğrultusunda taraflarca sunulan kayıtlardan tespit edilememiş davalı yan kayıtlarından bu hususun ispatı mümkün bulunmamıştır. Taraflar arasındaki sözleşmeye dikkat edilerek TTK kapsamında bulunan aralarındaki ticari işin değerlendirilmesi sonucu; davacının iddialarına, davalının sorumluluğuna genel hükümler dairesinde dava konusu sözleşme gereğince dikkat edilmiş, incelenen kayıtlar gereğince aşağıda belirlendiği şekilde davacının denkleştirme davasının kısmen ispatlandığı, fazlaya ilişkin talebinin yerinde olmadığı, aksine ilişkin bilgi ve belge bulunmadığına kanunen kanaat getirilmiş ve davacının davasının kısmen kabulü-kısmen reddi ile 28.946,76 TL dekleştirme tazminatının davalıdan dava tarihi olan 26/12/2016 tarihinden itibaren işletilecek değişen oranlarda ticari avans faiziyle tahsiline davacıya verilmesine, fazla talebin reddine" karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece hükme esas alınan bilirkişi raporundaki açıklamalarının hiçbir şekilde dikkate alınmadığını, yoksun kalınan kar hakkı talepleri hakkında devam eden bir menfaatin varlığının sözde tespit edilemediğinden bahisle herhangi bir hesaplama yapılmadığını, çalışma süresi olan 2 yıllık sürenin aritmetik ortalamasının yine fiili çalışma gün sayısının yıl karşılığına oranlanmasıyla alacağın hesaplanması tespiti yerine anlam veremedikleri bir şekilde sadece 2 yıl üzerinden bulduğu arıtmetık ortalamayı doğrudan 5 yıla oranlayarak bir hesaplama yaptığını sonuç olarak da kanunen hak edilen denkleştirme alacağından çok daha düşük bir alacak miktarı tayin ettiğini, 08.12.2017 tarihli dilekçeleri ile isimlerini ve adreslerini sundukları tanıklarının dınlenılmeden dosyanın bilirkişiye gönderildiğini, dolayısıyla da feshin haksızlığı ve sözleşme ilişkisi sona erdikten sonra da davalının menfaat elde etmeye devam ettiği noktasında tanık beyanları dosya kapsamında dinlenilmeden dosyanın bilirkişiye tevdii olması mevcut bilirkişi raporunun yeterli araştırmaya dayalı olmayan bir dosya üzerinden düzenlendiğini ve akabinde de eksik incelemeye dayalı olarak iş bu son derece düşük bir rakam üzerinden istinaf konusu hükmün verildiğini, hükme esas alınan mevcut bilirkişi raporunda hesaplama yöntemine ve miktarına olan itirazları doğrultusunda istinaf taleplerinin kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasını, istinaf itirazları doğrultusunda farklı bir bilirkişiden rapor aldırılarak talepleri doğrultusunda davanın kabulüne karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın acentelik ilişkisi sona erdikten sonra müvekkili şirket tarafından acentenin müşterilerine, şirket veya başka acente partajından poliçe yenilemesi ve satışı yapıldığı ispat edilmemişken hukuksal dayanağı belirtilmeyerek portföy tazminatına hükmedilmiş olmasının usul ve yasalara aykırı olduğunu, istinaf taleplerinin kabülü ile ilk derece mahkemesi tarafından verilen kararın bozulmasına karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıya yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, acentelik sözleşmesinin feshi nedeniyle yoksun kalınan kâr ve denkleştirme (portföy) tazminatı istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, yoksun kalınan kâr talebi ve denkleştirme tazminatı koşullarının oluşup oluşmadığı noktasındadır. Davacı tarafça, acentelik sözleşmesinin feshinin haksız olduğu iddiasıyla yoksun kalınan kârın ve denkleştirme (portföy) tazminatının tahsili istemiyle eldeki dava açılmıştır. Davalı ise sözleşmenin feshinin usulüne uygun olduğunu, poliçelerin komisyonlarının tamamen ödendiğini, davacı aracılığıyla müşteri portföyü elde edilmediğini ve önemli bir menfaat sağlanmadığını, denkleştirme tazminatı ve kâr talebi koşullarının oluşmadığını, davanın reddi gerektiğini savunmuştur. Taraflar arasında 05.02.2014 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere akdedilen sigorta acenteliği sözleşmesi, 22.04.2014 tarih ve 28980 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Sigorta Acenteleri Yönetmeliği ve ilgili tüm yeni mevzuat gereğince revize edilerek, 02.02.2015 tarihinde yeni bir acentelik sözleşmesi imzalanmıştır. Davalı tarafça, davacıya önce 11.01.2016 tarihli 2016/332 referans numaralı yazıyla 3 ay sonra hüküm ifade etmek üzere sözleşmenin feshedildiği,17.03.2016 tarih ve ... referans numaralı yazı ile de acentenin 2 yıl üst üste zarar etmesi nedeniyle işbirliğinin devamının uygun görülmediği bildirilmiş ve Beşiktaş ... Noterliğinin 11.05.2016 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesiyle de ihtarnamenin tebliğinden itibaren 3 ay sonra hüküm ifade etmek üzere sözleşmenin feshedildiği ihtar edilmiştir. Taraflar arasında imzalanan 05.02.2014 tarihli sözleşmenin 19. maddesine göre acentelik sözleşmesinin süresi iki yıl olup, taraflardan her biri , üç ay evvel noter aracılığı ile veya iadeli taahhütlü bir mektup ile bildirmek kaydıyla sözleşmeyi her zaman feshedebilir. Yenilenen 02.02.2015 tarihli sözleşmenin 25. Maddesinde de bu düzenlemeye yer verilmekle birlikte acentenin sözleşme hükümlerine, kanun ve nizamlara ve şirketçe verilecek talimatlara uymaması veya hasar prim oranının şirket tarafından negatif olarak değerlendirilmesi ve üçer aylık üretim oranları dikkate alınmak süretiyle belirlenen üretim yetersizliğinin şirket için acentelik ilişkisinin devamını çekilmez hale getirmesi, mevzuata aykırı davranışlar içerinde bulunma, işine gereken dikkat ve özeni göstermeme ya da kasıtlı davranışları sonucu şirketi zarara uğratma, acente ile şirket/şirket çalışanları arasında şahsi davaların mevcudiyeti gibi durumlar, ihbarsız derhal fesih için haklı bir sebep olarak kabul edilmiş ve acentenin gerek olumsuz iş yapış şekli ve eylemlerinin, gerekse üretimi ve/veya portföyünün şirkete zarar veriyor olmasının bu ilişkinin devamını çekilmez hale getiren sebeplerden olduğu, bu gibi durumların sözleşmenin haklı fesih sebepleri olduğu belirtilmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 121/1. maddesine göre, belirsiz bir süre için yapılmış olan acentelik sözleşmesini, taraflardan her biri üç ay önceden ihbarda bulunmak şartıyla feshedebilir. Sözleşme belirli bir süre için yapılmış olsa bile haklı sebeplerden dolayı her zaman fesih olunabilir. Somut olayda davalı, üç ay önceden bildirimde bulunmak kaydıyla sözleşmenin feshedilebileceğine ilişkin sözleşme hükmüne dayanarak Beşiktaş ...Noterliğinin 11.05.2016 tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnamesiyle herhangi bir sebep göstermeksizin acentelik sözleşmesini feshetmiş olup, davada fesihle ilgili şirket verimlilik kriterlerinin yerine getirilmemesi sebebine dayanmıştır. Taraflar arasındaki sözleşmenin haklı sebeple feshini düzenleyen maddesinde üretim yetersizliğinin tek başına fesih sebebi olarak sayılmadığı ve davalı tarafın bu iddiasına yönelik somut bir hedef belirlenerek davacıya bildirildiğine veya sözleşme süreci içinde performans denetimi yapıldığına dair somut bir tespit bulunmadığı gözetildiğinde feshin haklı olmadığı anlaşılmaktadır. TTK'nın 121/4.maddesine göre haklı bir sebep olmadan veya üç aylık ihbar süresine uymaksızın sözleşmeyi fesheden taraf, başlanmış işlerin tamamlanmaması sebebiyle diğer tarafın uğradığı zararı tazmin etmek zorundadır. Bu düzenlemeye göre, belirli süreli acentelik sözleşmesini tek taraflı olarak ve haklı bir sebep bulunmadan fesheden taraf, başlamış işlerin tamamlanmaması nedeniyle diğer tarafın uğradığı zararları tazminle mükelleftir. Ancak başlanılmış, ancak tamamlanmamış olan işlerin davacı tarafından ispatlanması gerekmektedir. Eldeki uyuşmazlıkta davacının ilk talebi, yoksun kalınan kâra ilişkin olup, bu talebi sözleşme ilişkisi devam etseydi 2016 ile 2017 yılları arasında kazanabileceği ücret esasına dayalı olmakla birlikte davacı, taraflar arasında düzenlenen acentelik sözleşmesi gereği başlanmasına rağmen sözleşmenin feshi nedeniyle yarım kalan işlere ilişkin delil ibraz etmediğinden mahkemece davacının yoksun kalınan kar isteminin reddine karar verilmesinde isabetsizlik yoktur. Diğer yandan TTK'nın 122/1 ve 3. maddesine göre müvekkilin, feshi haklı gösterecek bir eylemi olmadan, acentenin sözleşmeyi feshetmesi veya acentenin kusuru sebebiyle sözleşmenin müvekkil tarafından haklı sebeplerle feshedilmesi halleri saklı kalmak kaydıyla sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra müvekkil, acentenin bulduğu yeni müşteriler sayesinde, sözleşme ilişkisinin sona ermesinden sonra da önemli menfaatler elde ediyorsa, somut olayın özellik ve şartları değerlendirildiğinde ve ödenmesi hakkaniyete uygun düşüyorsa acente müvekkilden uygun bir tazminat isteyebilir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanununun 23/16 hükmüne göre, sigorta acentesinin denkleştirme tazminatına hak kazanabilmesi için, sigorta acentelik ilişkisinin sona ermesi nedeniyle sigortacının acentenin portföyü sayesinde önemli menfaatler elde etmesi, hakkaniyetin tazminat verilmesini gerektirmesi, acentenin haklı bir nedene dayanmaksızın sözleşmeyi feshetmemiş olması ya da kendi kusuruyla sözleşmenin feshine neden olmaması şarttır. Bu şartlardan birinin mevcut olmaması halinde sigorta acentesi denkleştirme talep edemez. Bu şartlar açıklanacak olursa; Sigortacının acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da sigorta acentesinin portföyü sayesinde önemli menfaat elde etmesi, acentenin aracılık ettiği veya akdettiği sözleşmeler dolayısıyla acentelik ilişkisinin sona ermesinden sonra da prim elde etmeye devam etmesini ifade eder. Sigortacı tarafından önemli menfaat elde edilip edilmediğinin tespitinde, sigorta acentesinin ahdettiği yeni ya da yeni sayılabilecek sigorta sözleşmelerinin sayısı yanında bu sözleşmeler dolayısıyla elde edilen prim miktarı da esas alınmalıdır; zira sigortacının önemli menfaat elde edip etmediği hususunda acentenin portföyünün ekonomik değeri de belirleyicidir. Acentenin portföyünün ekonomik değeri acentenin aracılık ettiği veya ahdettiği sigorta sözleşmeleri dolayısıyla tahsil edilen veya edilecek olan prim miktarına göre belirlenir. Sigorta acentesi, hakkaniyet gerektirdiği takdirde ve oranda denkleştirme talep edebilir. Bu koşul, somut durumun tüm özellikleri dikkate alınarak denkleştirme ödemesinin adil bir sonuç olup olmayacağının belirlenmesini ifade eder. Denkleştirme isteminin sınırları; sözleşmeden kaynaklanan menfaatler, sözleşmenin tarafları arasındaki risk paylaşımı, acentelik sözleşmesinin süresi, acentenin gelir miktarı, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmek için harcanan emek ve zaman, sözleşme dışı kazanç ve kayıplar, tarafların mal varlığı ve gelir ilişkileri, kişisel durum (Yaşlılık, sağlık durumu, çalışma yeteneği) işin önemi, acentenin tek firma-çok firma acentesi olması, markanın etkisi (unvanın), rekabet yasağının ihlal edilmesi, sözleşmenin sona erme nedeni ve varsa kusur oranları gibi hususlar göz önüne alınıp çizilir. (Koç, Mehmet, Acentenin Denkleştirme İstemi, s. 90). Müşterileri sebebiyle sigortacının önemli menfaatler elde ettiğini ispat yükü acente üzerindedir. Buna mukabil sigortacı, denkleştirme talebinin hakkaniyete uygun olmadığını veya bedelin indirilmesi gerektiğini ispat yükü altındadır (Yargıtay 11. HD'nin 24/02/2020 Tarih ve 2019/1475 E.- 2020/1949 K. Sayılı kararı). TTK'nın 122 maddesi uyarınca, acentenin talep edebileceği denkleştirme tazminatı miktarı, son beş yıllık faaliyeti sonucu aldığı tüm ödemelerin (komisyon, prim vs.) yıllık ortalamasını aşamaz. Beş yıldan daha az süren acentelik ilişkilerinde talep edilebilecek denkleştirme tazminatında azami miktar, faaliyet gösterilen sürenin yıllık ortalamasıdır. Ancak görüldüğü üzere anılan düzenleme denkleştirme tazminatının üst sınırını düzenlemekte olup , davacının talep ettiği denkleştirme yani portföy tazminatı belirlenirken, tazminatı belirleme noktasında, sözleşmeden kaynaklanan menfaatler, sözleşmenin tarafları arasındaki risk paylaşımı, acentelik sözleşmesinin süresi, acentenin gelir miktarı, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmek için harcanan emek ve zaman, sözleşme dışı kazanç ve kayıplar, tarafların mal varlığı ve gelir ilişkileri, kişisel durum (Yaşlılık, sağlık durumu, çalışma yeteneği), işin önemi, acentenin tek firma-çok firma acentesi olması, kazandırılan müşteri sayısı, markanın etkisi (unvanın), rekabet yasağının ihlal edilmesi, sözleşmenin sona erme nedeni ve varsa kusur oranları gibi hususlar bir bütün olarak dikkate alınması gerekir (Yargıtay 11. HD'nin 30/06/2020 Tarih ve 2019/2876 - 2020/3326 E-K sayılı kararı). Bahsi geçen hususlar hakimin hukuk bilgisiyle açıklığa kavuşturulamayacağından HMK'nın 266. Maddesindeki, mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir, şeklindeki düzenlemeye uygun olarak bilirkişi incelemesi yapılması gerekir. Ayrıca bilirkişi raporunda davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davalının ne gibi önemli menfaatler(prim) elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği portföy tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususlarının değerlendirilmesi gerekir. Somut olayda davalının davacı tanıklarının dinlenmesine açıkça muvafakat etmemesi karşısında dava değeri ve davanın niteliği itibariyle acentelik sözleşmesinin feshinden sonra davacının müşterileri sebebiyle davalının önemli menfaat elde etmeye devam ettiğine ilişkin iddianın kesin delillerle ispatlanması gerekmekte olup, bu konuda tanık dinlenmesi mümkün değildir. Eldeki uyuşmazlıkta dosya kapsamına alınan bilirkişi raporunda, davalı şirketçe sunulan belge ve kayıtlar çerçevesinde, davacının sözleşmenin feshinden önce yaptığı sigorta poliçeleri incelenerek acentelerin yapmış olduğu poliçelerinden 1 yıl komisyon aldıkları (hayat sigortası gibi 3 yıl ileriye dönük poliçelerin davacı tarafça tanzim edilmediği), eldeki uyuşmazlıkta hak edilen komisyon tespitine olanak bulunmadığı, davacı tarafça devam edildiği iddia edilen poliçeler ile ilgili bilgi sunulmadığından bir tespit yapılamadığı, devam eden bir menfaatin varlığının davalı ticari defterlerinde tespitinin de mümkün olmadığı belirtilmiş olup, bu haliyle bilirkişi raporu hüküm kurmaya elverişli değildir. O halde, yeni bir bilirkişi heyetinden, gerekirse bilirkişilere yerinde inceleme yetkisi de verilip davalı sigorta şirketinin kayıtları incelenerek sözleşmenin feshinden sonra davacı acentenin, davalı adına ne tür poliçeler düzenlediği, bu poliçelerin süreleri, davalının acentenin portföyünden ne gibi önemli menfaatler(prim) elde edeceği ve hakkaniyet ilkesi gereği portföy tazminatı verilmesinin gerekip gerekmediği hususları ile rapora yönelik itirazlar üzerinde durulup, portföy tazminatı isteminin buna göre değerlendirilmesi suretiyle rapor alınarak oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda, Mahkemece eksik inceleme ile davanın sonuçlandırılması isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın işaret edilen hususta yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda açıklanan nedenlerle:1-Davacı ve davalı vekilinin istinaf başvurularının ayrı ayrı KABULÜ İLE, istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)a-6 maddesi uyarınca USULDEN KALDIRILMASINA, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine, 2-Taraflarca yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendilerine iadesine 3-İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin İlk Derece Mahkemesince yapılacak yargılama sırasında değerlendirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda HMK'nın 362(1)g maddesi uyarınca kesin olarak oy birliğiyle karar verildi. 31/10/2024