T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1604
KARAR NO: 2024/1577
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 10/06/2021
NUMARASI: 2020/302 Esas - 2021/442 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Bayilik Sözleşmesinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 31/10/2024
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Aralarında ticari ilişki bulunan müvekkili şirket ile davalı şirket arasında 06.01.2009 tarihinde imzalanan sözleşme kapsamında müvekkili şirketçe tüm sözleşme yükümlülükleri yerine getirilmesine rağmen davalı şirketin edimlerini yerine getirmemesi üzerine dava tarihi itibarıyla fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak şimdilik 100.000 TL alacağın davalı şirketten tahsili talebiyle açılan davada İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/156 Esas 2012/104 Karar sayılı kararıyla, alınan bilirkişi raporu çerçevesinde, dava konusu Samsun ili ... Köyünde devri yapılan gayrimenkulün değerinin 960.000.00 TL olarak kabul edilerek, müvekkili şirketin davalı şirkete halen borçlu bulunduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, kararın Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2013/6016 E., 2014/3257 K. sayılı kararıyla, söz konusu gayrimenkulün değerinin protokolde 2.750.000,00TL olarak gösterildiği ve bu şekilde tapuda devrinin gerçekleştiği, dolayısıyla her bir tarafın yüklendiği yükümlülüklerin ne kadarını yerine getirip getirmediğinin tespit edilmesiyle bir karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulduğunu, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesince, Yargıtay’ın bozma kararına uyulduğunu ve yeniden başlanan tahkikat aşamasında alınan 04.09.2015 bilirkişi raporu ile davalı tarafın, yükümlülüklerini davacıya nazaran 1.389.078,12- TL eksik yerine getirdiği ve davacının davalıdan 1.389.078,12 TL alacağının bulunduğu ve ayrıca müvekkili şirketin, İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. ve ... E. sayılı takip dosyalarından borcunun bulunmadığı yönünde tespitlerde bulunulduğunu ve bu bilirkişi raporu temel alındığını, ancak dosyaya sundukları ıslah talepleri Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin temyizden sonra ıslah yapılamayacağı yönündeki içtihadı gerekçe gösterilerek kabul edilmediğini ve 26.04.2017 tarih ve 2014/1460 E. 2017/325 K. sayılı ilamı ile davanın kısmen kabulüne ve müvekkili davacının 100.000 TL alacağının dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle tahsiline ayrıca müvekkili şirketin İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. ve ... E. sayılı takip dosyalarında borcunun bulunmadığına karar verildiğini, mahkeme kararının temyizi sonrasında Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 11.04.2019 tarih ve 2017/5075 E. ve 2019/2489 K. sayılı ilamıyla karar onandığı ve Mahkeme kararın kesinleştiğini, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin kesinleşen kararının gerekçesinde müvekkili şirketin davalı taraftan 1.389.078,12 TL alacağının bulunduğunun açıkça tespit edilmesi üzerine, Mahkemece hüküm kurulan 100.000 TL düşülerek kalan 1.289.078,12 TL asıl alacağın 1.590.767,00 TL işleyen değişik oranlardaki avans faiziyle tahsili amacıyla İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı ilamsız icra takibi başlatıldığını, ancak davalı borçlu tarafından icra takibine itiraz edildiğini ve icra takibi durduğununu belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davalarının kabulüyle; İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı ilamsız icra takibine davalı tarafça yapılan itirazın iptaline icra takibinin devamına, Davalı aleyhine alacağın tamamı üzerinden %20 den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleriyle vekalet ücretinin davalı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı müvekkili ve davacı şirketin 06.01.2009 tarihinde aralarındaki ticari ilişkiden ötürü doğmuş borçların yapılandırılması, davacı şirketin nakit sıkıntısı çekmesi sebebi ile bir takım ayni edimler karşılığında nakit borçlarının davalı müvekkiline devredilmesi konulu, karşılıklı edimler içeren bir protokol imzaladıklarını, davacının, davalı müvekkiline karşı yükümlülüklerini yerine getirmemesi gerekçesi ile İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı icra takibi başlatıldığını, Bunun akabinde davacı tarafından müvekkili aleyhine menfi tespit ve kısmi alacak talepli dava ikame edildiğini, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi’nde 2011/156 Esas ve 2012/104 Karar sayılı dosyası ile görülmekte olan bu davanın konusu, icra takibinde talep edilen alacak miktarı yönünden davacının borçlu olmadığının ve müvekkilinden 100.000,00 TL alacaklı olduğunun tespiti olduğunu, yapılan yargılama neticesinde davanın reddine karar verildiğini, verilen karara karşı davacı tarafından temyiz kanun yoluna başvurulduğunu, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2013/6016 E. ve 2014/3257 K. Sayılı ilamı ile ilk derece Mahkemesi’nin verdiği karar yeterli araştırma yapılmadığı gerekçesiyle bozulduğunu, Bozma sonrası İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2014/1460 E. ve 2017/325 K. sayılı ilamı ile karara bağlanan davada, davacının dava dilekçesinde davalıdan olan 100.000,00 TL alacağının tahsilini talep ettiği, bozmadan sonra 07.12.2016 tarihinde talebini ıslah ederek 1.389.078,12 TL’nın tahsilini istemiş olsa da, HMK’nun 177 /l. Fıkrası uyarınca “Islah tahkikatın sona ermesine kadar yapılabilir. ” hükmü uyarınca bozmadan sonra ıslah yapılamayacağı, Yargıtay’ın 04.02.1948 tarihli, 10/3 sayılı İçtihadi Birleştirme kararına göre de Yargıtay bozma kararından sonra ıslah yapılmasının mümkün olmadığı, buna göre dava dilekçesindeki davacı talebinin dikkate alınması gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak, davacının 100.000,00 TL alacağının faiziyle birlikte tahsiline, ıslah ile talep ettiği alacak isteminin reddine karar verildiğini, davacı tarafından işbu mahkeme kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurulsa da Yargıtay 19. Hukuk Dairesi’nin 2017/5075 Esas ve 2019/2489 Karar sayılı ilamı ile yerel mahkeme tarafından verilen kararın onanarak kesinleştiğini, kararın kesinleşmesinin akabinde davacı taraf müvekkili aleyhine Bakırköy ... İcra Müdürlüğü’nün 20.05.2019 tarihli, ... E. sayılı ilamlı icra takibi başlatıldığını, İcra konusu ilamlı alacak için müvekkili tarafından 7 günlük yasal süre içinde ödeme yapıldığını, dosyanın infaz edildiğini, davacının İstanbul ... İcra Müdürlüğü nün ... E. sayılı dosyası ile ilamsız icra takibi başlattığını, İlamsız icra takibi ödeme emrinin müvekkiline 10.07.2019 tarihinde tebliğ edildiğini, işbu icra takibine itiraz edilmesi neticesinde huzurdaki davanın ikame edildiğini ikame edilen iş bu davadaki alacaklar yönünden zamanaşımı süresinin geçmiş olması sebebi ile davanın reddini talep ettiklerini, 30.04.2010 tarihli davanın, kısmi dava niteliğinde olduğunu, talep edilmeyen meblağ açısından zamanaşımı süresinin işlemeye devam ettiğini, bu sebeple kısmi dava olarak açılan ve ıslah edilmeyen ilk davada talep edilen alacaklara işleyen zamanaşımını durdurmayacağını, zamanaşımı sürelerinin dolmuş olmasından ötürü iş bu davanın reddi gerektiğini, belirterek; davanın reddine, davacı aleyhine % 20’den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesine, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Davalının zamanaşımı itirazı yerinde bulunmamış, reddedilmiştir. Alacağın miktarı; bilirkişi SMM ...' ün 29/03/2021 tarihli raporunda ayrıntısı ile açıklandığı üzere, İstanbul ... İcra müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasında davacı tarafın 1.289.078,12 TL asıl alacak isteyebileceği (İstanbul 7. ATM dosyasında 07/12/2016 tarihli ıslah dilekçesi ile istenen) ayrıca, bu alacağa ıslah tarihi 07/12/2016 dan itibaren işleyen temerrüd faiz miktarının (davalının ıslah tarihinde temerrüdünün başlayacağı gözetilerek) 456.253,09 TL olduğu, davacı tarafın toplam 1.745.331,21 TL alacağı üzerinden itirazın iptali gerektiği sabit bulunmuştur. Davacı alacağı likit ve belirlenebilir para alacağı olduğundan İİK.nun 67/2. maddesi hükmü gereğince takdiren hüküm altına alınan miktarın % 20’si oranında icra inkar tazminatı ile davalı taraf sorumlu tutulmuştur ve davalının zamanaşımı itirazının reddine, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı alacağı 07.12.2016 tarihinde Öğrenmediğini, mahkemenin değerlendirmesi tamamen yanlış olduğunu, davacı 30.04.2010 tarihli dava dilekçesinin 4. sayfasından başlayarak A, B ve C numaralı bölümlerinde ayrı ayrı müvekkilden ne kadar alacaklı olduğunu tam ve net olarak belirttiğini, davacı, dilekçesinin 6. sayfasında da 06.01.2009 tarihli yazılı sözleşmede kararlaştırılan borç ödemelerinin müvekkil tarafından yapılmamasından dolayı alacak toplamının 1.275.964,81 TL olduğunu belirttiğini,10 yıllık zamanaşımı süresinin 06.01.2009 tarihli protokol ile başladığını, dilekçelerinde de 06.01.2019 tarihli borçların tasfiyesine dair protokolün, ani edimli bir sözleşme olduğunu, yani, taraflar protokolde geçen edimleri yüklendiği anda borcun muaccel olduğunu ve 10 yıllık zamanaşımı süresinin başladığını, davacının zamanaşımı süresi içerisinde açtığı davada alacağının yalnızca konu edilen kısmı (100.000 TL) için süreyi durdurduğunu, , kalan meblağ için sürenin işlemeye devam ettiğini, dolayısıyla, alacak için zamanaşımı süresinin 06.01.2009 tarihinde protokolün imzalanmasıyla başladığını ve 06.01.2019 tarihinde dolduğunu, davaya konu olan icra takibinin ise davalı tarafa 10.07.2019 tarihinde yöneltildiğini, karar gerekçesinden anlaşılan zamanaşımı itirazlarının bu yönüyle hiç değerlendirmeye dahi alınmadığını, 10 yıllık zamanaşımı süresinin son kredi ödeme taksidinden itibaren hesaplanmasının yanlış olduğunu, kararın gerekçesi dahi olmadığını, eksik değerlendirme yapıldığını ve kararın gerekçelerinin de açıklanmadığını, icra inkar tazminatına hükmedilmesinin kanuna aykırı olduğunu, alacak likit değilse, borçlunun itiraz etmekte haklı ve itirazın iptali davasını kaybetse dahi inkâr tazminatına mahkûm edilemeyeceğini, davalının icra takibine, alacağın zamanaşımına uğramış olduğu iddiasıylaitiraz ettiğini, icra takibine itiraz, alacağın varlığına itiraz olarakyapılmamıştır. alacağın varlığını sona erdiren zamanaşımı def'i sebebiyle yapıldığını, dolayısıyla, ortada likit bir alacak olmadığını, tersinin kabulü, hak arama özgürlüğünü düzenleyen Anayasa'nın 36. maddesi hükmüne de aykırı düşeceğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle: alacağın miktarı öğrenildikten sonra 2 yıllık zamanaşımı süresi içinde 07.12.2016 tarihli ıslah dilekçesi ile alacağın talep edildiğini, 02.05.2012 tarihli son kredi ödeme taksitinden itibaren 10 yıllık süre içinde İstanbul ...İcra Müdürlüğü ... esas sayılı icra takibi başlatıldığını, davalı tarafın iddiasının aksine çok sayıda zamanaşımını kesen sebep olduğunu, iddia edildiğinin aksine alacak bu sebeplerle zamanaşımına uğramadığını, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 06.01.2009 tarihli olsa da dosya içeriğindeki dilekçede de belirttikleri şekilde borcun vadelere bölündüğünü, ve taksitlendirildiğini, kararın gerekçesinde de son taksit tarihinin, 02.05.2012 tarihi olduğunu ve zamanaşımının bu tarihte de kesildiğini, davalı şirket tarafından alacağının varlığına bir itiraz olmadığını, zamanaşımı itirazında bulunulduğunu, İlk Derece Mahkemesinin kararının gerekçesinde açıkça ifade edildiği üzere ıslah ile de zamanaşımının kesildiğini, davalı şirketin iddialarının aksine yine ödeme yapılmasının da zamanaşımını kesen sebeplerden olduğunu, davalı şirketin, 02.04.2010 tarihinde ...'e borca mahsuben kısmi ödemede bulunduğunu, bu kısmi ifanın da dosyada zamanaşımını kesen başka bir etmen olduğunu, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/156 Esas sayılı dosyası ile alacak ve menfi tespit davası açıldığını, ancak Yerel Mahkeme tarafından bu davanın reddedildiğini, Bu haksız kararın temyizi üzerine, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi tarafından 2013/6016 esas 2014/3257 sayılı kararı ile "her iki tarafın yüklendiği edimlerin ne kadarını yerine getirip getirmediğinin tespit edilmesi gerektiğini' belirterek, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesi 2011/156 Esas 2012/104 K. Sayılı kararı bozduğunu, İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/156 esas sayılı dosyasında alacağın miktarı ile ilgili bir belirleme yapılmadığı açıktır. Alacak miktarının bu bozmadan sonra, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/1460 Esas 2017/325 K. sayılı dosyası ile belirlendiğini, dosyada icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için tüm şartların gerçekleştiğini, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/1460 Esas sayılı dosyasında alacağın miktarının tespit edildiğini ve bu davanın davalı şirket aleyhine sonuçlandığını, davalı şirketin, zamanaşımı süresine, borca ve faize ilişkin vs. yapmış olduğu tüm itirazların yersiz olduğunu beyanla, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: Dava, taraflar ile birlikte dava dışı ... Yapı Ltd.Şti arasında düzenlenen 06/01/2009 tarihli protokol hükümlerinin yerine getirilmemesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemidir. İlk derece mahkemesince; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, davalı tarafça istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, dava zaman aşımı süresinin geçip geçmediği noktasındadır. Davacı alacaklı tarafından davalı hakkında, İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyası ile "İstanbul 7.Asliye Ticaret Mahkemesi 2014/1460 E. 2017/325 K. Sayılı dosyada bilirkişi ve mahkeme tarafından tespit edilen taraflar arasındaki sözleşme -protokolden kaynaklanan alacak bakiyesi ve 30/04/2010 tarihinden itibaren işlemiş avans faizi" borcun sebebi gösterilerek 1.289.078,12 TL asıl alacak ve 1.590.767,00 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 2.879.845,12 TL nin tahsili istemiyle 02/07/2019 tarihinde ilamsız icra takibi başlatıldığı, takip talebine mahkeme ilamıyla protokolün eklendiği, davalı tarafın yetkiye ve borca itirazı üzerine takibin durduğu ve süresinde itirazın iptaline ilişkin iş bu davanın açıldığı görülmektedir. Taraflar arasında ticari satım ilişkisinin bulunduğu, davacının borçlarının ödenmesi konusunda dava dışı ... Yapı Ltd.Şti' ninde taraf olduğu 06/01/2009 tarihli protokol imzalandığı, protokol hükümlerince davacı tarafça davalıya değeri 2.750.000 TL olarak belirlenen 1 adet taşınmazın devredileceği, taşınmazın ipotek verildiği ... davacının 1.330.750 TL lik borcunun ise davalı ... tarafından taksitler halinde ödeneceği, yine ...'e bulunan davacıya ait showromun malı ile birlikte 1.500.000 TL bedel ile davalıya devredileceği, davacının ... Bankasına olan 451.000 TL lik ve ... Bankasına olan 425.000 TL lik kredi borçlarının davalı ... A. Ş. tarafından ödeneceği, ... A.Ş.'nin davacının ... Bank, ... ve ... Bankası ile yaptığı genel kredi sözleşmelerine kefil olarak imza atacağı düzenleme altına alınmıştır. Davacının protokol gereği taşınmaz devrini gerçekleştirdiği ve shovromdaki malları davalıya teslim ettiği, davalının taşınmazın bedelinin 960.000 TL olmasına rağmen kendisinin kandırılarak 2.750.000 TL gösterildiği ve showrumdaki malların sözleşmedeki kadar olmadığı gerekçesi ile protokol hükümlerine uymadığı anlaşılmaktadır. Davacı tarafça 30/04/2010 tarihinde İstanbul 1. Asliye Ticaret mahkemesinin 2010/316 E. dosyası ile protokol hükümlerinin ihlal edildiği gerekçesi ile 100.000 TL lik kısmi alacak davası ile birlikte davacı hakkında başlatılan İstanbul ... İcra müdürlüğünün ... ve ... takip dosyaları nedeniyle borçlu olmadığının tespitine ilişkin dava açıldığı, davanın bilahare İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/156 E. 2012/104 K. dosyası ile yürütüldüğü, bu mahkemece davanın reddine dair verilen kararın temyizi üzerine Yargıtay 19. HD 2013/6016 e. 2014/3257 K. Sayılı ilamı ile bozulduğu, bozma sonrası dosyanın İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1460 E. 2017/325 K. Dosyası ile yargılamanın yürütüldüğü, bu dosyada dosyaya alınan 04/09/2015 tarihli bilirkişi raporu ile davacının sözleşmenin 3. Maddesi gereği davalıya 1.500.000 TL olarak vermeyi üstlendiği mal ve demirbaşların değerinin 1.270.072,00 TL olduğu, davacının 229.020,00 TL yükümlülüğünü yerine getirmediği, davalının ise üstlendiği 2.206.750,00 TL lik yükümlülüğün 587.743,88 TL lik kısmını yerine getirdiği, 1.619.006,12 TL lik kısmını yerine getirmediği, davacının davalıdan 1.389.078,12 TL alacaklı olduğu, davacı talebinin ise 1.275.964,61 TL olarak belirttiği, davacı tarafça 07/12/2016 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 1.389.078,12 TL nin tahsili ile birlikte icra dosyalından borçlu olmadığının tespiti şeklinde ıslah ettiği, bu mahkemece bozma ilamı sonrası ıslah yapılamayacağından hareketle, menfi tespit isteminin kabulü ile birlikte 100.000 TL nin ödenmesine karar verildiği, kararın davacı tarafça temyizi üzerine yargıtay 19 HD.'nin 2017/5075 E. 2019/2489 K sayılı ilamıyla 11/04/2019 tarihide onanmasına karar verildiği ve hükmün 11/06/2019 tarihinde kesinleştiği görülmektedir. Davalının tüm savunmaları ve istinaf istemi alacağın zamanaşımına uğradığı yönündedir. İlk derece mahkemesince yargılama konusu olaya TBK 82. Maddesinde düzenlenen sebepsiz zenginleşme taleplerine ilişkin zamanaşımı süresi uygulanmış ve sürenin geçmediği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Öncelikle sebepsiz zenginleşme kavramı ve hukuki işlemlerden doğan borçlardan farkının açıklanması gerekmektedir. Sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için; bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ve fakirleşme arasında uygun nedensellik bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekir. 6098 sayılı TBK'nun konuya ilişkin 77. ve devamı maddelerindeki düzenlemelere göre, sebepsiz zenginleşme; haklı bir sebep olmaksızın bir başkasının mal varlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük Özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş, ya da sona ermiş bir sebebe dayanması ya da borçlanılmamış edimin kendisini borçlu sanarak yerine getirilmesine dayalı olarak gerçekleşebilir. Zaman aşımına uğramış bir borcun ifasından veya ahlaki bir ödevin yerine getirilmiş olmasından kaynaklanan zenginleşmeler geri istenemez. Hukuka ya da ahlaka aykırı bir sonucun gerçekleşmesi amacıyla verilen şey geri istenemez. Sebepsiz zenginleşme bunlardan hangisi yoluyla gerçekleşmiş olursa olsun, sebepsiz zenginleşen, aleyhine zenginleştiği tarafa karşı, geri verme borcu altındadır. Öte yandan, hukuki işlemin borç doğurmasının nedeni irade açıklamasıdır. Sebepsiz zenginleşmenin borç doğurmasının nedeni ise, tam aksine, kişinin iradesi dışında mal varlığında bir eksilmenin meydana gelmesidir. Bunun sonucu olarak, taraflar arasında mal varlıkları arasındaki değişim bir sözleşmeye, yani tarafların açıkladıkları iradeye dayanırsa, sebepsizlikten ve dolayısıyla sebepsiz zenginleşmeden söz edilemez. Hukuki işlemlerden ve bunun en yaygın türü olan sözleşmeden doğan borçlarda, borçlunun borcunu anlaşmaya uygun olarak yerine getirmesi gerekir. Borçlu anlaşmaya uygun hareket etmezse, alacaklı borca aykırılık hükümlerini işletir ve mümkün ise borcun aynen ifasını, değilse doğan zararının giderilmesini talep eder. Sebepsiz zenginleşmede ise, sadece mal varlığındaki eksilmenin giderilmesinin talep edilmesi söz konusudur. Bütün bu açıklamalara göre, sebepsiz zenginleşme alacaklıya, ikinci derecede (tali nitelikte) bir dava hakkı temin eder. Mal varlığındaki azalmanın başka asli nitelikteki davalarla önlenmesi mümkün ise, sebepsiz zenginleşme davası gündeme gelemez. Aynı ilkenin bir sonucu olarak, sözleşmeden doğan bir hukuki ilişkinin bulunduğu hallerde tarafların sebepsiz zenginleşmeye dayanan bir talepte bulunması olanaklı değildir. Yukarıda değinilen ilkeler, Hukuk Genel Kurulu'nun 13/06/2007 gün ve 2007/18-330 E.-350 K. sayılı kararında da benimsenmiş olup, sözleşme niteliğindeki yüklenme senedinden kaynaklanan uyuşmazlıkta, fazla ödenen paranın geri alınmasının sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Yine Hukuk Genel Kurulu'nun 6.1.1968 gün ve E:1966/T-1728, K:6 sayılı kararında da, feshedildiği ileri sürülen bir sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlığın, sözleşme hükümleri çerçevesinde çözümlenmesi ve zaman aşımının da buna göre belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Somut olayda; tarafların iddia ve savunmaları ile taraflar arasında satım sözleşmesine dayalı bir hukuki ilişki olup davanın dayanağı da davacının borçlarının aynen ödenmesine ilişkin protokolden kaynaklanmaktadır. Bahsedilen sözleşmelerin kurulup kurulmadığı, geçerli olup olmadığın sonuca bir etkisi yoktur. Uyuşmazlık sözleşme ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Bu itibarla, hukuki ilişkiden ve irade açıklaması mahiyetindeki sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlığın; sebepsiz zenginleşme kurallarına göre değil, sözleşme hukuku çerçevesinde çözümlenmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, eldeki davada 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesinde öngörülen on yıllık zaman aşımı süresinin uygulanması gerekirken ilk derece mahkemesince hatalı değerlendirme yapılarak TBK 82. maddesinde düzenlenen sebepsiz zenginleşmeye ilişkin 2 yıllık zaman aşımı süresinin uygulanması hatalıdır. ( Emsal Yargıtay HGK'nın 1966/T-1728 E. - 6 K., 2007/18-330 E. - 2007/350 K., 2010/13-93 E, 2010/88 K., 2020/3-338 E. 2022/1194 K. sayılı ilamları) 818 sayılı Borçlar Kanunu, 11.01.2011 tarihinde kabul edilen ve 1 Temmuz 2012'de yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 647 nci maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Somut olaydaki borç tasfiyesini ilişkin protokol 06/01/2009 tarihide, önceki Borçlar Kanunu döneminde yapılmıştır. 6101 sayılı Türk Borçlar Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası; “Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan hak düşürücü süreler ile zamanaşımı süreleri, eski kanun hükümlerine tabi olmaya devam eder. Ancak, bu sürelerin henüz dolmamış kısmı, Türk Borçlar Kanununda öngörülen süreden uzun ise, yürürlüğünden başlayarak Türk Borçlar Kanununda öngörülen sürenin geçmesiyle, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi dolmuş olur” hükmünü haizdir. Sözleşmenin imzalandığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi "Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.", dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. Maddesi ile de "kanunda aksine bir düzenleme bulunmadıkça her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir" şeklinde aynı düzenlemenin bulunduğu görülmektedir. Zamanaşımının kesilmesine ve durmasına ilişkin kurallar Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 132 ve devamı maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ise 153 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Eldeki davada her iki kanun yönünden sözleşmelere uygulanacak yukarıdaki maddelerde düzenlenen zaman aşımını durduran ve kesen sebepler değerlendirilmesi gerekir. 818 sayılı Borçlar Kanununun zamanaşımının kesilmesine ilişkin 133. Maddesinin 1. Fıkrasının 2. Bendi "- Alacaklı dava veya defi zımnında mahkemeye veya hakeme müracaatla veya icrai takibat yahut iflas masasına müdahale ile hakkını talep eylediği halde." ve 6098 sayılı TBK 154. Maddenin 1. Fıkrasının 2. Bendi "Alacaklı, dava veya def’i yoluyla mahkemeye veya hakeme başvurmuşsa, icra takibinde bulunmuşsa ya da iflas masasına başvurmuşsa." zamanaşımının kesileceği ve kesilen zamanaşmı süresinin 6098 sayılı kanunun 156. Maddesi gereği yeni bir sürenin işlemeye başlayacağı, 818 sayılı BK 135. Maddesi ile de "Müruru zaman katedilmiş olunca katıdan itibaren yeni bir müddet cereyan etmeye başlar." düzenlemeleri bulunmaktadır. Davacı tarafça aynı alacağa ilişkin açılan kısmi davanın görüldüğü İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/1460 E. 2017/325 K. Dosyasına 7/12/2016 tarihinde verilen ıslah dilekçesi ile talebini 1.389.078,12 TL ne çıkardığı, aynı tarihli sayman mutemedi makbuzu ile ıslah harcını yatırdığı anlaşılmaktadır. Ancak mahkemece Yargıtay uygulamaları gözönüne alınarak bozma kararından sonra ıslah yapılamayacağı kabul edilmiştir. Taraflar arasında düzenlenen protokol 06/01/2009 tarihlidir. Protokol ile taraflara karşılıklı edimler yüklenmiştir. Davalının edimi öncelikle davacı tarafın edimlerini yerine getirmesi şartına bağlanmıştır. Davacı tarafça da protokol gereği taşınmaz davalıya devredilmiş, showrom ve mallarda davalıya eksik olarak devredilmiştir. Davacının protokol hükümlerince alacağı; bankalara olan kredi borç taksitlerinin vadelerinde davalı tarafça ödenmesi şeklinde kararlaştırılmıştır. Bu durumda davacı yönünden alacağın istenebilir hale geldiği tarih davalının bankaya olan kredi borçlarını ödemediği son taksit tarihidir. Davalı tarafça bu borçların yerine getirilmediği ortaya çıkmadığı müddetçe alacağın istenebilir olduğundan bahsedilemez. 6098 Sayılı TBK 149. Maddesi gereği zamanaşımı alacağın muaccel olması ile işlemeye başlar. Davalının son ediminin 02/05/2012 tarihinde yerine getirmesi gerektiği, dolayısıyla zamanaşımı başlangıcının bu tarih olarak kabul edilerek icra takibinin başlatıldığı 02/07/2019 tarihi itibari ile zamanaşımının dolmadığı anlaşılmaktadır. Bu durumda ilk derece mahkemesince davalının zamanaşımı defisinin reddine karar verilmesi sonucu itibarıyla doğrudur. İcra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir.Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, taraflar arasında düzenlenen protokol hükümleri ve tarafların yerine getirdikleri protokol hükümlerinin tamamı davalı tarafça bilinen husustur. Bu durumda alacak likit (belirlenebilir) olup, hüküm altına alınan miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinin şartları oluşmuş bulunmakla davalının bu yöne ilişen istinaf talebi de yerinde değildir. HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının sonucu itibarıyla doğru olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 29.805,90 TL harcın, alınması gerekli olan 119.223,57 TL harçtan mahsubu ile bakiye 89.417,67 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 31/10/2024