T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/162
KARAR NO: 2026/984
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 27/09/2022
NUMARASI: 2016/725 Esas - 2022/769 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/05/2026
KARAR YAZIM TARİHİ: 14/05/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün -
davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı şirket arasında yapılan sözleşme ile 968 set ürünün üretim ve teslimi konusunda anlaşma sağlandığını, müvekkili şirket tarafından davalı şirkete faturalar kesildiğini ve faturalara ilişkin ödemelerin düzenli olarak yapıldığını, ancak 16/07/2014 ve 17/09/2014 tarihlerinde yapılan toplam 296 set için davalı şirketin sorunlar olduğu bildirdiğini ve ürünlerin boyalarının istedikleri şekilde olmadığını ve müvekkili şirketin konuya müdahale etmesini istediğini, bunun üzerine müvekkili şirketin teknik analiz yaptırdığını ve düzenlenen rapora göre müvekkili şirketin şartnamede yazılı teknik işlemleri gerçekleştirdiğini ancak davalı firmanın bu konuda ayrıntılı bir teknik analiz yapmaması nedeniyle ürünlerde sorun yaşandığının belirtildiğini, bunun üzerine müvekkili şirketinin yetkililerinin davalı şirketle iletişim kurarak bu sorunun kendi üretimleri ile ilgili olmadığını üretilen tüm setlerin teknik şartnameye uygun şekilde teslim ve montajlarının yapıldığını bildirdiklerini, davalı şirketin cari hesabında ödenmemiş görülen toplam 103.605,89 TL için ihtarname keşide edildiğini ve 08/07/2015 tarihinde davalıya tebliğ edildiğini, davalının cevabi ihtarnamesinden borcu ödememekte direneceği anlaşılacağından .... İcra Müdürlüğünün ... Esaslı dosyası ile ödeme emri gönderildiğini ancak davalının itirazı sonucunda takibin durduğunu, bu süreçte davalı şirketin 12/08/2015 tarihinde 21.647,50 TL'nin müvekkili şirketin banka hesabına havale ettiğini, böylece müvekkili şirketin alacağının 81.958,48 TL'ye indiğini, tüm bu nedenlerden dolayı .... İcra Müdürlüğünün ... Esaslı dosyasına yapılan itirazın iptali ile icra takibinden sonra 21.647,50 TL ödeme nedeniyle 81.958,48 TL üzerinden takibin devamını, %20 icra inkar tazminatının davalıdan tahsilini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle;davacı tarafın kendisine bildirilen ayıp ihbarını ayıp sonucunda kesilen iade faturalarını hukuka ticari ahlaka örf ve usule aykırı şekilde yok sayarak haksız bir icra takibinde bulunduğunu, müvekkili şirketin dava açılış tarihi itibarıyla davacı şirkete hiçbir borcunun bulunmadığını, tüm bu nedenlerden dolayı taraflar arasındaki eser sözleşmesi üretilen eserin taşıdığı ayıbın incelenmesi akabinde hukuka aykırı olarak açılan haksız davanın reddini, haksız şekilde icra takibi yapıldığından taraflarına kötü niyet tazminatına hükmedilmesini, dava masrafları ve avukatlık ücretinin davacı taraf üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...Davacı tarafın davalı aleyhine İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra dosyası ile takip talebinde bulunduğu ve davalı tarafın takip talebi doğrultusunda düzenlenen ödeme emrine itirazı üzerine davacı tarafın 13/07/2016 harç tarihli dava dilekçesi ile icra takibine davalı tarafın yapmış olduğu itirazın iptali ve icra inkar tazminat talebinde bulunmuş olduğu, davanın itirazın iptali davası olduğu, davanın yasal süresinde görevli ve yetkili mahkemede açıldığı anlaşılarak yargılamanın yapıldığı, yargılama sırasında taraf delillerinin toplanması neticesinde bilirkişi raporu aldırıldığı ve dosya kapsamında hüküm kurmaya elverişli bilimsel verilerden yararlanılarak hazırlanan bilirkişi raporu olduğundan hükme esas alındığı, icra takibine dayanak yapılan alacağı taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında Osmangazi Köprüsü inşaatında kullanılmak üzere ürün satışı ve tesliminden kaynaklandığı, davacı tarafın ticari ilişkiye dayanarak davalı için faturanın düzenlendiği, davalı tarafın ise ayıplı mal olduğundan tenzil yapılarak kalan miktarın ödemesi ile borcunun olmadığını savunduğu, davalının ayıp bildiriminin süresinde yapılmadığı, dosya kapsamındaki heyet bilirkişi raporuna göre de davacının takip tarihinde 103.606,98 TL alacağı olduğu tespitinin yer aldığı, takip tarihinden sonra yapılan ödemenin infaz aşamasında değerlendirilmesi gerekeceğinden aşağıdaki şekilde davanın kabulüne," karar verilmiştir.
Bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Hüküm kurulurken "davalının ayıp bildiriminin süresinde yapılmadığı" şeklinde yapılan tespitin gerçek dışı olduğunu, davalı şirketin dava konusu ürün/hizmet ile ilgili ayıbı davacı firmaya bildirdiğinin bilirkişi raporunda yer alan hususlarla sabit olduğunu, davalının ayıbı bildirdiğinin açık bir maddi gerçek olduğunu, bu ayıbın bağımsız bir bilirkişi raporu ile sahasında belgelendiğini, raporun dosyada yer aldığını, davalı şirketin ayıplı mal bildirimini yaptığını, ayıbın ne olduğunu tespit ettirdiğini, ayıbın giderilmesi için sahaya giriş imkanı olmadığı için seçimlik haklardan bedelden indirim hakkını kullandığını, ayıbın giderilmesi yönünde yapılan harcamaları bedelden tenzil ettiğini, kalan bakiyeyi ise ödediğini, bu maddi gerçeklerin dosyada yer almasına rağmen verilen kararın bu süreçleri yok saydığını, ayıbın varlığına rağmen, davacı tarafa hak etmediği bir bedelin tahsili yolunun açıldığını, bu nedenle hukuka ve maddi gerçeklere aykırı karar verildiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Dava; ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan açık hesap alacağının tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
İlk derece mahkemesince dosyaya toplanan deliller ile davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde; davalıya teslim edilen bir kısım ürünlerin ayıplı olup olmadığı, süresinde ayıp ihbarında bulunulup bulunulmadığı ve davacının alacağının bulunup bulunmadığı noktasındadır.
Taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, davalının sipariş ettiği yapı malzemelerinin davalıya teslim edilip ... montajının yapıldığı, ürünler için fatura kesilerek davalıdan ödeme talep edildiği hususları uyuşmazlık konusu değildir.
Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında .... İcra Dairesinin ... takip dosyası ile takip talebine fatura örnekleri de eklenerek toplam 103.605,98 TL alacağın tahsili istemiyle 03/08/2015 tarihinde takip başlatıldığı, borçlunun fatura konusu teslim edilen malların ayıplı olduğu ve takip tarihinden sora yaptığı 21.647.50 ödeme gerekçesiyle 12/08/2015 tarihli itirazı üzerine takibin durduğu ve 81.958,48 TL üzerinden eldeki itirazın iptaline ilişkin davanın 13/07/2016 tarihinde açıldığı görülmektedir.
Davalı taraf, davacının kendilerine teslim ettiği ürünlerin ayıplı olduğunu, ayıpların giderilmesi için yaptığı 26.271,52 USD (73.113,64 TL) "ayıplı üründen kaynaklı ziyanın yansıtılması" açıklamalı 07/08/2015 tarihli fatura nedeniyle borçlarının kalmadığını savunmaktadır. Bahsi geçen faturanın davalı kayıtlarında yer aldığı, davacı tarafça kayıtlara alınmayarak davalıya noter aracılığı ile iade edildiği bilirkişi raporu ile anlaşılmaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu(TTK)'nun 23/1-c maddesi; "Malın ayıplı olduğu teslim sırasında açıkça belli ise alıcı iki gün içinde durumu satıcıya ihbar etmelidir. Açıkça belli değilse alıcı malı teslim aldıktan sonra sekiz gün içinde incelemek veya incelettirmekle ve bu inceleme sonucunda malın ayıplı olduğu ortaya çıkarsa, haklarını korumak için durumu bu süre içinde satıcıya ihbarla yükümlüdür. Diğer durumlarda, Türk Borçlar Kanununun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası uygulanır." şeklinde düzenlenmiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 223/2. Maddesine göre ise, alıcı gözden geçirmeyi ve bildirimde bulunmayı ihmal ederse, satılanı kabul etmiş sayılır. Ancak, satılanda olağan bir gözden geçirmeyle ortaya çıkarılamayacak bir ayıp bulunması hâlinde, bu hüküm uygulanmaz. Bu tür bir ayıbın bulunduğu sonradan anlaşılırsa, hemen satıcıya bildirilmelidir; bildirilmezse satılan bu ayıpla birlikte kabul edilmiş sayılır.
Alıcının ayıba karşı tekeffül hükümlerinden yararlanabilmesi için muayene ve ihbar külfetini yerine getirmesi gerekir.
TTK'nın 18/3. Maddesine göre, tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılmalıdır. Elbetteki bu düzenleme bir geçerlilik şartı getirmemekle birlikte bir ispat kuralı getirmektedir. Buna göre ayıp ihbarının yapıldığı hususunun tanıkla ispatı mümkün değildir.
Satış sözleşmesinde, satıcı zapttan ve ayıptan ari bir şekilde satılanın, mülkiyetini geçirmek amacıyla, zilyetliğini alıcıya devretmekle yükümlüdür. 6098 sayılı TBK'nın 207. Maddesine göre, aksi kararlaştırılmadıkça satıcının, satılanın zilyetlik ve mülkiyetini alıcıya devretmesi ile bedel alacağı doğar. Taşınırlar da mülkiyet zilyetliğin devri ile geçer(TMK m. 763/1).
Somut olayda: Davacı 2M Makine, ayıp ihbarının TTK m. 23/1'te belirtilen sürelerde ve TTK m. 20'de belirtilen araçlarla yapılmadığını ileri sürerek ayıptan sorumlu olmadığını savunmakta ise de 24/11/2014 tarihli Teknik Servis İnceleme Raporunun davacı tarafından hazırlatıldığı ve rapor sonucunun da davalı şirketle paylaşıldığı, taraflar arasında düzenlenen Genel Satırı Alma Hüküm ve Koşulları m. 13.4. uyarınca satış ve teslim sonrasında montajı yapılan ürünlerin test ve muayenesinin davalı IHI tarafından yapılabileceği ve olası kusur / ayıp tespiti halinde 13,5' teki seçimlik hakların kullanılabileceği belirtilmiş durumdadır. Yine Genel Satın Alma Hüküm ve Koşulları m. 14'te davacı / satıcı 2M Makine tarafından test ve muayene yapılması ve sonucun davalı şirketle paylaşılması, olası kusur ve hasardan satıcının sorumlu olduğu ve “Satıcının malzemeleri teslim aldığı tarihi izleyen yedi (7) gün içerisinde iHİ'ya herhangi bir bildirimde bulunmaması halinde, makul ölçüler çerçevesinde yapılacak bir muayene ile tespit edilmesi mümkün olmayan gizli kusurlar dışında malzemeler ile ilgili hasarlardan, kusurlardan ve noksanlıklardan sorumlu olacaktır.” denilerek, teslim edilen ürünlerdeki gizli kusurlardan da satıcının sorumlu olduğu ifade edilmiştir. Bu durumda ayıbın süresinde yapılıp yapılmadığı taraflar arasındaki sözleşme hükümleri de dikkate alınarak belirlenmesi gerekir.
Öğretide ayıp satılanda, hasarın geçtiği anda, vaad edilen nitelikleri bir diğer ifade ile bulunması gereken bir özelliğin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bir kusurun ya da eksikliğin bulunması ya da dürüstlük kuralı gereğince ondan beklenen lüzumlu vasıfları taşımaması hali olarak tanımlanmakta ve maddi, hukuki ya da ekonomik ayıp şeklinde sınıflandırılmaktadır. Maddi ayıp bir malda madden hata bulunmasıdır (örneğin malın yırtık, kırık, bozuk, lekeli olması gibi). Hukuki ayıp malın kullanımının hukuken sınırlandırılmış olmasıdır (malın üzerinde rehin, haciz, intifa hakkı gibi kısıtlamalar bulunması gibi). Ekonomik ayıp ise malın iktisadi vasıflarında eksiklik olmasıdır(Yargıtay HGK'nın 24.05.2017 tarih, 2017/19-1633 E.- 2017/1013 K. Sayılı kararı).
Satıcının ayıba karşı tekeffül borcunun doğabilmesi için ayıbın sözleşmenin kurulduğu anda mevcut olması, ayıbın önemli olması, alıcının sözleşmenin kurulduğu anda ayıbın varlığından haberdar olmaması ve en nihayetinden alıcının kendisine düşen muayene ve ihbar yükümlülüklerini yerine getirmiş olması gerekir. Aksi halde satılan, alıcı tarafından mevcut haliyle kabul edilmiş sayılır.
Somut olayda; davacı tarafça 298 adet ürün için ... A.Ş.'ye 24/11/2014 tarihli Teknik Servis İnceleme Raporu hazırlatıldığı ve raporun 'Sonuç - Açıklama' kısmında “...Projesi için aşağıda belirtilen parçaların son halleri kontrol edilmiştir. Yapılan kontrollerde, şartnamede yazan, ... yerine, ... uygulandığı tespit edilmiştir. Ayrıca taşeron kumlama - boyama firmasının, ... altına, şartname dişi ... uyguladığı da görülmüştür. İncelenen malzemelerin, kumlama yüzey profil derinliklerinin yok denilebilecek kadar az olduğu, kafa briket panellerinde ise kumlama olmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, tüm malzemelerin yeniden, sadece keskin köşeli çelik malzeme (grit) ile kumlanarak temizlenmesi, iyi profil yüzey derinliği, kalitesi (...) elde edilmesi ve ... uygulanması gerekmektedir...” denilerek satış, teslim ve montajı yapılan ürünlerin ayıplı olduğunun tespit edildiği, ayıbın basit muayene ile anlaşılamayan gizli ayıp niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.
Davalı tarafça gizli ayıbın belirlenmesi ile ilgili davacıya bilgi verilip iletişime geçildiği, davacının yaptırdığı test sonucu gizli ayıbın ortaya çıktığı anlaşılmakla gerek sözleşme hükümleri gerek yasal düzenleme gereği ayıbın süresinde ihbar edildiği sonucuna ulaşılmaktadır. Bu durumda mahkemenin süresinde ayıp ihbarı bulunmadığına dair gerekçesi isabetli değildir. .
Ancak davalının süresinde ayıp ihbarında bulunmuş olması yeterli olmayıp ayıp nedeniyle davacıya düzenlediği ve davacı alacağından mahsup ettiği fatura açıklamasındaki "ayıplı üründen kaynaklanan ziyanı" ispat etmesi gerekir. Bu konuda dosyaya herhangi bir delil ibraz edilmemiş ve davalı savunmamsı ispatlanmamış olmakla bu faturanın dışlanması suretiyle belirlenen davacı açık hesabı bakiyesi esas alınarak hüküm kurulması gerekmekte olup mahkemece de davanın kabulüne karar verilmiştir.
Mahkemece davalı tarafından takip tarihinden sonra, dava tarihinden önce yapılan 19.985,00 TL ödemenin TBK 100 maddesi gereği öncelikle takip masrafları (icra vekalet ücreti dahil) ve faize mahsup edilerek (yargıtay 8. H.D. 2015/15593 E. 2018/23 K.) bakiye kalması halinde asıl alacaktan mahsup edilerek dava tarihi itibariyle davacının asıl alacak ve işlemiş faiz alacağının belirlenmesi, belirlenen bu miktar esas alınarak hüküm kurulması, icra inkâr tazminatının da bu miktar üzerinden belirlenmesi gerektiği hususu göz ardı edilerek yapılan ödemenin infaz aşamasında değerlendirilmesi şeklinde karar verilmesi doğru olmayıp bu husus istinaf sebebi yapılmadığından eleştirilmekle yetinilmiştir.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının sonucu itibarıyla doğru olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davalı vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353(1)b-3 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı tarafından başlangıçta peşin olarak yatırılan 1.399,65 TL'nin alınması gerekli olan 5.598,58 TL harçtan mahsubu ile bakiye 4.198,93 TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 14/05/2026