T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1514
KARAR NO: 2026/1004
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : BAKIRKÖY 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 24/11/2021
NUMARASI: 2018/932 Esas - 2021/1080 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/05/2026
Taraflar arasındaki İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan) davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükme karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine dosya içerisindeki tüm belgeler okunup, incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin iflas erteleme talebiyle açtığı davanın halen İstanbul Anadolu 4. ATM'de devam ettiğini, müvekkiline ait bir adet taşınmazın mahkemece satılmasına izin yönünde karar alındığını, bu karar gereğince davalı şirket ile 2017 yılında 10.000.000,00 TL bedelle gayrimenkul satış sözleşmesi akdedildiğini, sözleşme ile satış bedelinin 7.000.000,00 TL'sinin devir sırasında ipotek alacaklısı bankaya peşin ödenmesinin, bakiye 3.000.000,00 TL'nin ise müvekkiline ödenmesinin kararlaştırıldığını, müvekkilinin tüm yükümlülüklerini yerine getirmesine rağmen davalının 3.000.000,00 TL'yi ödemediğini, bunun üzerine davalı hakkında .... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası ile takip yaptığını, davalının takibe itiraz ettiğini, itirazın haksız olduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile %20'den az olmamak üzere icra inkar tazminatına karar verilmesini istemiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dayanak olarak gösterilen belgedeki imzanın müvekkiline ait olmadığını, bu hususta suç duyurusunda bulunduklarını, belgedeki imzanın müvekkiline ait çıkması halinde de davanın hukuken haklı görülmesinin mümkün bulunmadığını, harici taşınmaz sözleşmesinin geçersiz olduğunu, tarafların tapuda dava konusu taşınmazın satımı için işlem yaptıklarını ve davacının satış bedelini aldığını ikrar ettiğini savunarak davanın reddine, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı vekili daha sonra 15/05/2019 tarihli tarihli ıslah dilekçesi ile cevap dilekçesini ıslah etmiş, ıslah dilekçesinde özetle; .... Şti. ve davalı... .. Şirketinin, ... tarafından vekaleten idare edilen ...'a ait grup| şirketlerden olduğunu, davacı ... ile dava dışı ... arasında 18.03.2017 tarihinde bir“Borç Tasfiye Protokolü akdedildiğini, protokole göre, ...'ın ...'dan 7.728.000-TL alacaklı olduğunu, protokole göre ...'nın borcundan 7.728.000-TL indirim yapıldığını ve ...'nın 3.000.000,00 TL ödeme yapmayı taahhüt ettiğini, protokolde açıkça ifade edildiği üzere ...'nın fabrika binasını 7.000.000 TL karşılığında satacağı, ipotek bedeli ödendikten sonra ...'a olan tasfiye protokolü konusu borcu için 3.000.000-TL ödeyeceği ve böylece tarafların protokolü uygulamış olacağı ve ...'nın ...'a olan toplamda 7.728.000 TL borcunun, işbu protokol ile tasfiye edilmiş olacağı konusunda anlaşmaya varıldığını, bu protokolün Fabrika binasının satışı konusunda haricen 7.000.000 TL + 3.000.000 TL olmak üzere toplamda 10.000.000 TL üzerinde anlaşıldığını ispatlamadığını, taraflarca protokole dercedilen ifadeler dikkatle incelendiğinde, "borçlu borcunu; (...) 3.000.000 TL bedelin ödenmesi ile gerçekleştireceğinin denildiğini, nitekim hükmün devamındaki maddede de ...'nın borcunu 3.000.000-TL'ye kapatabilmesi, ancak ve ancak fabrika binasını 7.000.000-TL bedel ile alacaklı tarafa satması koşuluyla mümkün olacağınğ, satışın yapılmaması halinde, ...'nın borcunun 7.728.000 TL üzerinden devam edeceği ve protokol hükümsüz kalacağını, sonuç itibariyle protokol hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde; borçlu ...'nın, 7.728.000 TL tutarındaki borcu, fabrika binasını 7.000.000-TL bedele satması neticesinde 3.000.000-TL'ye düşeceğini, Davacının dayandığı bir diğer delil olan, fabrika binasının satışına ilişkin olarak haricen akdedilmiş Gayrimenkul Satım Sözleşmesi'nin “Satım Bedeli ve Ödeme” başlıklı 5.maddesi incelendiğinde, “Gayrimenkulün satış bedeli 10.000.000 TL'dir. Alıcı tarafından, satış bedelinin 7.000.000 TL'si devir sırasında ipotek sahibi olan .... peşin ve nakit olarak ödenecektir. Kalan tutar olan 3.000.000-TL için ise devir ile birlikte alıcı (...), satıcıya (...) ödeyecektir.” hükmünün yer aldığını, Bu incelemelerden sonra, Fabrika binasının satışı için 7.000.000 TL + 3.000.000 TL olmak üzere toplamda 10.000.000-TL için anlaşıldığının kabulü halinde, ... Firmasının ...'ya 3.000.000-TL borçlu (Fabrika binası satışından dolayı 7.000.000 TL üzerine bakiye kalan), ...'nın, ...'a 3.000.000-TL borçlu (18.03.2017 tarihli Fesih Protokolü uyarınca), ... firmasıyla ... firmasının aynı grup şirketler içinde yani aynı sermayeye ait olduğu tespit edildiğinden, ...'nün ...'ya olan 3.000.000-TL borcu kadar ...'nın da ...'a borcu olduğu ve grup şirketlerden birinin ...'dan alacaklı, bir diğerinin de aynı oranda borçlu olduğunun ortaya çıktığını, 3.000.000-TL'nin her durumda şirketlere sahip olan aynı sermayenin borç hanesinden çıkıp alacak hanesine girmesi nedeniyle şirketlerin toplam mali durumunda bir değişiklik söz konusu olmayacağından ... ile mahsuplaşma yapıldığının açık olduğunu, gerek harici gayrimenkul satım sözleşmesine gerekse borç tasfiye protokolüne uygun gerçekleştirilen satış sebebiyle taraflar arasında herhangi bir alacak-borç ilişkisinin kalmadığını, Tüm bu değerlendirmeler ışığında savunmalarını, uzman mütalaasının sonuç bölümde:
1. “Davacı ...'nın, ... Ailesi grup şirketlerinden biri olan ...'a toplamda 7.728.000-TL borçlu olduğu, 2. ...'nın borcunu ödeyebilmek için maliki olduğu ipotekli fabrika binasının satışını istediği, bu satışın ... ailesi grup şirketlerinden ... inşaata yapılması şartıyla, ...'nın ...'a olan borcunda indirim yapılarak borcun 3.000.000-TL 'ye indirileceği ve bu 3.000.000-TL'nin de fabrika binasının satışından ipotek bedeli olan 7.000.000 TL düştükten sonra kalan 3.000.000-TL ile kapatılacağı hususunda taraflar arasında Borç Tasfiye Protokolü akdedildiği, 3. Bu itibarla, anılan fabrika binasının satışı hususunda alıcı ... Firması ile ... arasında harici Gayrimenkul Satış Sözleşmesi akdedilerek fabrika binasının 10.000.000 TL bedel ile satışının yapılacağının, bu bedelin 7.000.000 İL'nin... ipotek bedeli olarak satış anında nakden ödeneceğinin, kalan 3.000.000-TL'nin devir ile birlikte ödeneceğinin kararlaştırıldığı, işbu 3.000.000-TL'nin ise, satıcı ... 'nın ... 'a olan 3.000.000-TL 'lik borcuna karşılık mahsup edildiği, 4. Tapudaki satışın da gerek 08.05.2017 tarihli Mahkeme ara kararına gerek taraflar arasındaki harici gayrimenkul satım sözleşmesine gerekse borç tasfiye protokolüne uygun gerçekleştirildiği, 5. Fabrika binasının satışı sebebiyle taraflar arasında herhangi bir alacak-borç ilişkisinin kalmadığı,” şeklinde belirtildiği gibi mahkemece değerlendirilmesini ve bu yönü ile davadaki savunmalarını ıslah ettiğini beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "...Davacı şirket, gayrimenkul satış sözleşmesinden bakiye alacağı için icra takibi yapmış, davalının icra takibine itirazı üzerine iş bu dava açılmıştır. Dosya kapsamına alınan tüm bilgi ve belgelere göre; davacı ... ... Şirketi ile davalı ... ... Şirketi arasında; 2017 yılında imzalanan gayrimenkul satış sözleşmesi mevcuttur. Davalı vekili cevap dilekçesi ile bu sözleşmedeki imzanın müvekkiline ait olmadığını, harici taşınmaz sözleşmesinin geçersiz olduğunu tarafların tapuda dava konusu taşınmazın satımı için işlem yaptıklarını ve davacının satış bedelini aldığını ikrar ettiğini savunmuş, daha sonra davalı taraf ıslah dilekçesinde ve duruşmadaki beyanlarında sözleşme altındaki imzanın müvekkili adına vekaleten atılmış olduğunu sözleşmede geçen 3 Milyon TL bakiye borcun 17/03/2017 tarihli borç tasfiye protokolü ile ödendiğini ve sıfırlandığını savunmuştur.
Bu durumda gayrimenkul satış sözleşmesinin geçerliliği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık yoktur. Davacı taraf da 18.03.2017 tarihli borç tasfiye protokolündeki imzanın davacı şirket yetkilisine ait olduğunu beyan etmiş, bu durumda adı geçen protokolün de tarafların kabulünde olduğu anlaşılmaktadır. Gelinen noktada davalının savunmasında belirtildiği gibi gayrimenkul satış sözleşmesinde geçen 3 Milyon TL bakiye borcun 17/03/2017 tarihli borç tasfiye protokolü ile ödenip ödenmediği hususu uyuşmazlığın temelini oluşturmaktadır. Gayrimenkul satış sözleşmesi incelendiğinde özetle; ... ... Şirketine ait fabrika binasının (..... İli, ... İlçesi, ... Mah. ...pafta ... parsel) ... şirketine satılacağı, Gayrimenkulun satış bedelinin 10.000.000-TL olduğu, alıcı tarafından, satış bedelinin 7.000.000 TL'sinin devir sırasında ipotek sahibi olan ... peşin ve nakit olarak ödeneceği, kalan tutar olan 3.000.000 TL'nin ise devir ile birlikte alıcıya ödeneceği hususunda tarafların anlaştıkları görülmüştür.17/03/2017 tarihli borç tasfiye protokolü incelendiğinde özetle; ... ... Şirketinin ... ... Şirketine anapara, faiz ve diğer tüm fer'iler dahil olmak üzere toplamda; 7.728.000 TL borçlu olduğu, borçlunun toplam 7.728.000 TL borcuna karşılık 3.000.000 TL ödeme yapmayı kabul ve taahhüt ettiği, alacaklının protokol ile alacağından toplamda 4.728,000 TL indirim yaptığı, toplamda 7.728.000 TL borcun protokol ile tasfiye edildiği hususunda anlaştıkları; protokolde, borçlunun borcunu, İstanbul İli ...İlçesi ... Mah. ... pafta ... parsel de kayıtlı Fabrika binasının satışı sonucu 7.000.000 TL ipotek bedelinin ödenmesi sonucu, kalan 3.000.000TL bedelin ödenmesi ile gerçekleştirileceği, alacaklının iş bu indirim oran ve miktarını yukarıda yazılı gayrimenkulün satışı sebebiyle kabul etmiş olup, gayrimenkulun satılmaması veya satışdan vazgeçilmesi halinde yapmış olduğu indirim ve bu borç tasfiye protokolü tümüyle geçersiz olacağının yazıldığı anlaşılmaktadır. alacaklının iş bu indirim oran ve miktarını yukarıda yazılı gayrimenkulün satışı sebebiyle kabul etmiş olup, gayrimenkulun satılmaması veya satışdan vazgeçilmesi halinde yapmış olduğu indirim ve bu borç tasfiye protokolü tümüyle geçersiz olacağının yazıldığı anlaşılmaktadır. Davalı taraf ... ... Şirketi ile ... ... Şirketinin Grup şirketler olduğunu her iki sözleşme ili tarafların alacak ve borçlarının karşılıklı tasfiye edildiğini savunmuşsa da; borç tasfiye protokolü ve gayrimenkul satım sözleşmesinde iddia edildiği gibi bir mahsuplaşmadan bahsedilmemekte, borçlunun alacaklıya ödeme yapmasından bahsedilmektedir. Tarafların ve ...'ın ticari defter ve kayıtlarında da mahsuplaşma yapıldığına ilişkin bir kayıt bulunmamaktadır. Şayet tarafların bu yönde bir iradeleri olsaydı sözleşmelerde açıkça belirtebilecekleri gibi, ticari defter ve kayıtlarında da açıkça işleyebilirlerdi. .... Şirketi ile ... ... Şirketi arasındaki protokolün ve bu protokoldeki borç indiriminin geçerliliğinin Fabrika binasının ... ... Şirketine satışına bağlandığı anlaşılmakta ise de, sırf bu husus ...'nın ... ... Şirketinden olan alacağının ... ... Şirketinin alacağına mahsup edildiği sonucunu doğurmayacaktır. Yine protokolde ... ... Şirketinin 3.000.000,00 TL'ye indirilen borcunu, Fabrika binasının satışı sonucu 7.000.000 TL ipotek bedelinin ödenmesinden sonra, kalan 3.000.000TL bedelin ödenmesi ile gerçekleştirileceği hususundaki anlaşma da mahsuplaşma yapıldığı sonucunu doğurmaz. Fabrika binasının satışı gerçekleştiğinde ipotek bedelinden artan 3.000.000,00 TL satış bedelinin ödenmesinden anlaşılan, ... ... Şirketinin ... Şirketine ödeme yapmasıdır. Bu ifadeden gayrimenkul satış bedelinden bakiye 3.000.000,00 TL'nin tasfiye protokolüne konu 3.000.000,00 TL ile mahsup edileceği sonucu çıkmamaktadır. ... ... Şirketi ile ... ... Şirketi ayrı tüzel kişiliklere sahip iki şirket olup, ayrı ayrı taraf oldukları anlaşmadan bu sonuca varılması borcun nispiliği ilkesine uygun olmayacaktır. Tarafların bu konuda açık iradeleri bulunmadığı gibi, yorumla böyle bir sonuca ulaşmak da mümkün değildir. Alcağın temliki veya borcun üstlenilmesi kurumlarında alacaklının veya borçlunun değişmesi söz konusu olduğundan, yine bir alacağın üçüncü bir kişiye olan borcuna mahsup edileceği iradesi de borcun ve alacağın tasfiyesi sonucunu doğuracağı için, bu iradelerin açıkça ortaya konulması gerekmekte olup her iki sözleşmeden bu sonuca ulaşılamamaktadır. Dava devam ederken ... şirketinin tek sahibi ...'ın davalı ... şirketinin de hisselerini 19/01/2021 tarihinde devralarak şirketin tek sahibi olduğu anlaşılmakta ise de, sonuç olarak her iki şirketin tüzel kişilikleri ayrı ayrı mevcut olduğu gibi, dava devam ederken bu devir ileri sürülerek davacının alacağının ödendiğinin savunulması her davanın açıldığı tarihteki şartlara göre inceleneceği ilkesine de uygun düşmemektedir. ...'ın sahibi olduğu her iki şirketin davacı şirketle olan ticari ilişkileri kapsamındaki alacak ve borçlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.
Hal böyle olunca; davacının icra takibine konu miktarda alacaklı olduğu, davalının Gayrimenkul satış sözleşmesinden kaynaklanan bakiye borcunu dava dışı şirketin davacıdan olan alacağı ile mahsup edildiğine ilişkin savunmasını ispatlayamadığı anlaşılmakla davanın kabulü ile icra takibine itirazın iptaline, alacak sözleşme ile belirlenmiş olup likit olduğundan davacı lehine icra inkar tazminatı verilmesine " karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemenin kendi hukuki bilgisi ile çözeceği hususlarda hukukçu bilirkişi görevlendirmesi ve hukukçu bilirkişinin görüşü doğrultusunda karar vermesinin usul ve yasaya açıkça aykırı olduğunu, davada delilleri arasında yemin delillerinin bulunmasına rağmen Mahkemenin taraflarına yemin delilini hatırlatmadan dava hakkında karar vermesinin usul ve yasaya aykırı olup, kararın bozulmasını talep ettiklerini, müdahale talebinde bulunan grup şirketlerinin .... Şti.'nin feri müdahale talebinin reddinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, davacı-müflis şirketin açtığı İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/115 Esas sayılı dava dosyasında bilirkişi raporları, kayyım raporu, protokol ve taşınmazın satışı ile borcun tasfiyesinin mahkemece tasdiki kararları dahil sabit olmasına rağmen müdahele talep eden .... Şti.'nin 3.000.000,00 TL alacağına karşılık mahsuplaşmaya rağmen müvekkili tarafından davanın kaybı halinde davacının sebepsiz zenginleşeceği ve müdahale talep eden şirketin alacak hakkı doğacak olmasına rağmen, Mahkemece talebin reddi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerektiğini, davacı-müflis şirket tarafından İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/115 esas sayılı dosyası ile borca batıklık nedeniyle iflas ertelemesi davası açılması üzerine müflis şirketten cari hesaptan kaynaklanan alacağı bulunan grup şirketlerinden müdahale talebinde bulunan .... Şti. alacağını kısmen dahi kurtarabilmek amacı ile müflis şirketle görüşmeler yaptığını ve sonuçta müdahili şirket alacağın bir kısmından da vazgeçme pahasına davacı müflis şirket ile 18/03/2017 tarihli borç tasfiye protokolü ve müvekkili ile davacı müflis şirket arasında günsüz Mart 2017 tarihli gayrimenkul satım sözleşmesi tanzim edildiğini, söz konusu protokol ve gayrimenkul satım sözleşmesinden de anlaşılacağı üzere; müdahil şirketin davacı-müflis şirketten olan 7.728.000,00 TL alacağa karşılık 3.000.000,00 TL ödeme yapmayı ve bu surette 4.728.000,00 TL indirim yapmayı, müflis şirket tarafından müvekkiline cari hesap borcu nedeniyle verilen ancak ödenmeyen veya karşılığı bulunmayan toplam 6.048.000,00 TL bedelli çekler protokolün imzalanması ile birlikte müflis şirkete iade edilmiş, 1.680.000,00 TL’nin de tasfiye edildiği kabul ve beyan edilmiş, borçlu-müflisin borcunu; satıma konu ve davacının takip dayanağı İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mah. ...Pafta, ... parselde kayıtlı fabrika binasının satışı sonucu 7.000.000,00 TL ipotek bedelinin ödenmesi sonucu, kalan 3.000.000,00 TL bedelin ödenmesi ile gerçekleştirileceği kararlaştırılmış ve özel hükümlerde yukarıda belirtilen toplam 6.048.000,00 TL bedelli çeklerin dökümü-listesi yapılmış ve taraflarca imza altına alındığını, davacı-müflis şirket ile .... Şti. arasında yapılan borç tasfiye protokolü doğrultusunda protokolde sözü edilen İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mah. ...Pafta, ... parselde kayıtlı fabrika binasının satışının müvekkili lehine gerçekleştirildiğini, davacı-müflis şirket ile müvekkili şirket arasında yapılan gayrimenkul satım sözleşmesi ile protokole konu taşınmazın satış bedelinin 10.000.000,00 TL olduğunu, bunun 7.000.000,00 TL sinin taşınmazda lehine ipotek bulunan dava dışı ...’ye ödenmesi, kalan 3.000.000,00 TL nin ise devir ile birlikte müflis şirkete ödeneceği hüküm altına alındığını, takibe ve davaya konu 3.000.000,00 TL de protokol ve gayrimenkul satım sözleşmesinde bahsi geçen 3.000.000,00 TL olduğunu, davacının müvekkilinden takibe konu alacağının olup olmadığı ancak yargılama sonucunda belirlenebilecek bir husus olup yargılamayı gerektiren alacak taleplerinde icra inkar tazminatına hükmedilemeyeceği halde Mahkemece müvekkili aleyhine icra inkar tazminatına hükmetmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, açıklanan nedenlerle usul ve yasaya aykırı olan Bakırköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 24/11/2021 tarih ve 2018/932-1080 sayılı kararının bozularak kaldırılmasına ve davanın reddi ile davacı hakkında HMK md. 329/1 ve 2 hükümlerinin uygulanmasına, yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılarak lehine vekalet ücretlerine hükmedilmesine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE: Dava, sözleşmeden kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş, karara karşı davalı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur
Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçlusu hakkında, .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında (....İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyasından verilen yetkisizlik kararı üzerine) "gayrimenkul satım sözleşmesi" sebebine dayalı olarak 3.000.000 TL alacağın tahsili istemiyle 14.08.2018 tarihinde ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.
Dosya kapsamına sunulan bilgi ve belgelerden, taraflar arasında Mart 2017 tarihli gayrimenkul satış sözleşmesi akdedildiği, bu sözleşmede davacıya ait İstanbul ili, ... İlçesi, ... Mahallesi ... parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan fabrika binasının davalıya 10.000.000 TL bedel karşılığında satışının kararlaştırıldığı, davalının satış bedelinin 7.000.000 TL'sinin devir sırasında ipotek sahibi olan ... peşin ve nakit olarak ödeyeceği, kalan tutar olan 3.000.000 TL'nin ise devir ile birlikte davacıya ödeneceği hususunda anlaşmaya vardıkları, takibe konu edilen alacağın davacı tarafça ödenmediği iddia olunan 3.000.000 TL'ye ilişkin olduğu, davacı hakkında İstanbul Anadolu 4. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2016/115 esas sayılı dosyasında iflas erteleme talepli davada davacının iflasına karar verildiği, davacı tarafça iflas müdürlüğünden bu davayı takip için yetki alındığı, 08.05.2017 tarihli ara karar ile İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mahallesi ... ... 7.021.575,00 TL bedelden az olmamak kaydıyla satışına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmış; davalı tarafça ise icra takibine konu edilen borcun davacı ile dava dışı .... Şti. Arasında imzalanan 17.03.2017 tarihli borç tasfiye protokolü ile mahsuplaşma suretiyle ödendiği savunulmuştur.
Davalı savunmasına dayanak 17.03.2017 tarihli borç tasfiye protokolünde, davacının .... Şti.'ne 7.728.000 TL borçlu olduğu yazılı olup, bu borca karşılık davacının 3.000.000 TL ödeme yapmayı kabul ve taahhüt ettiği, bu durum nedeniyle .... Şti.'nin alacağından 4.728,000 TL indirim yaptığı, 7.728.000 TL borcun protokol ile tasfiye edildiği, davacının borcunu, İstanbul ili ...İlçesi ... Mahallesi ... parsel de kayıtlı fabrika binasının satışı sonucu 7.000.000 TL ipotek bedelinin ödenmesi sonucu kalan 3.000.000 TL'nin ödenmesi ile gerçekleştirileceği, .... Şti.'nin indirim oran ve miktarını, gayrimenkulün satışı sebebiyle kabul ettiği, gayrimenkulun satılmaması veya satıştan vazgeçilmesi halinde yapmış olduğu indirim ve borç tasfiye protokolünün tümüyle geçersiz olacağı hususlarının kararlaştırıldığı görülmektedir.
Mahkemece taraf ticari defterlerinin ve davalının savunmasının değerlendirilmesi amacıyla dava dışı .... Şti.'nin ticari defterlerinin incelemesine karar verilmiş olup, davacı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, davacının ticari defterlerine göre davalının 7.000.000,00 TL borcunun İstanbul İli ...İlçesi ... Mahallesi ... parselde kayıtlı fabrika binasının satışı 7.000.000 TL bedelle satışı sonucunda hesabın 20.06.2017 tarihinde kapatıldığı, davalının 2016 - 2017 yılları ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ancak 2018 yılı ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı, davalı ticari defterlerine göre İstanbul ili ...İlçesi ... Mahallesi ... parselde kayıtlı fabrika binasının 7.021.575,00 TL bedelle satışı sonucunda davalının 2017 sonu itibariyle davacıya 21.575,00 TL borçlu olduğu, davalının 2018 cari kayıtları sunulmadığı için takip tarihi itibariyle borç durumunun tespit edilemediği belirtilmiştir. Dava dışı .... Şti.'nin ticari defterleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda 2014-2015-2016 yılları ticari defterlerinin usulüne uygun tutulduğu, 2017-2018 yılları ticari defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı, davacının ticari defterlerine göre davacının takip tarihi itibariyle dava dışı .... Şti.'ye 2.983.688,33 TL borçlu olduğu, 2018 yılı sonuna kadar çeşitli ödeme ve mutabakatlar ile borcun kapandığı tespit edilmiştir.
Davacı ile davalı arasında gayrimenkul satış sözleşmesinin, dava dışı .... Şti. İle davacı arasında borç tasfiye protokolünün imzalandığı hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Uyuşmazlık, dava dışı şirket ile imzalanan protokol nedeniyle davalının davacıya olan borcunu mahsuplaşma yapılarak ödendiği savunmasının yerinde olup olmadığı noktasındadır.
Bu noktada takas, mahsup, borcun nakli kavramlarına değinmek gerekir. Öncelikle takas, birbirine karşı bir miktar para veya aynı cins alacağa sahip kişilerden birinin karşı tarafın kabulüne ihtiyaç duymaksızın tek taraflı beyanı ile bu alacakları az olanı tutarında sona erdiren yenilik doğurucu bir hukukî işlemdir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 139. maddesinde takasın koşulları düzenlenmiştir. Bu düzenlemeye göre takasın söz konusu olabilmesi için iki tarafın karşılıklı olarak birbirinden alacaklı olması, takasa konu edimlerin aynı cinste veya özdeş olmaları, her iki borcun muaccel (ifasının istenebilir) olması, tarafların alacak ve borçlarının geçerli ve ifa edilebilir olması gerekmektedir Taraflardan birinin alacağı muaccel olduğu hâlde, karşı tarafa olan borcu için bir vadeden yararlanıyorsa, bu alacak talep edildiğinde diğer taraf henüz muaccel olmayan kendi alacağını takas olarak ileri süremez. Mahsup ise bir alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bazı menfaatlerin ya da borçlunun katlandığı bazı külfetlerin, bu alacaktan indirilmesini ifade eder. Mahsup yenilik doğuran bir hakkın kullanılması olmayıp sadece alacağın gerçek miktarını belirlemek üzere yapılan bir işlemdir. Burada ayrı ve müstakil iki alacak bulunmamaktadır. Mahsup savunmasını, alacak miktarının indirilmesinde yararı olan herkes ileri sürebilir ve borcu sona erdiren durum olması nedeniyle hâkim tarafından re'sen nazara alınır. (bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/(22)9-267 Esas, 2021/1463 Karar sayılı, 18/11/2021 tarihli ilamı)
Borcun nakli ise borcu devralan kimse ile alacaklı arasında yapılan bir sözleşme ile ortaya çıkar. Buna da borcun dış nakli denir. Söz konusu sözleşmeye ilişkin icap ve kabul açık (sarih) olabileceği gibi örtülü (zımni) de olabilir. Bu sözleşme herhangi bir şekle tabi değildir. Kural olarak bütün borçlar nakledilebilir. Nakledilecek borç, muaccel olabileceği gibi müeccel veya şarta bağlı bir borç da olabilir. Borcun nakli ile borç ilişkisinin borçlu tarafı değişir. Alacaklı artık eski borçludan talepte bulunamaz.TBK’nun 196. maddesinde “(1)Borçlunun yerine yenisinin geçmesi ve borcundan kurtarılması, borcu üstlenen ile alacaklı arasında yapılacak sözleşmeyle olur. (2) İç üstlenme sözleşmesinin, üstlenen veya onun izni ile borçlu tarafından alacaklıya bildirilmesi, dış üstlenme sözleşmesinin yapılmasına ilişkin öneri anlamına gelir. Alacaklının kabulü açık veya örtülü olabilir. (3) Alacaklı, çekince ileri sürmeksizin üstlenenin ifasını kabul eder veya onun borçlu sıfatı ile yaptığı diğer herhangi bir işleme rıza gösterirse, borcun üstlenilmesini kabul etmiş sayılır.” hükmüne yer verilmiştir.
Somut olayda dava ve takibe konu alacağın davalı tarafından davacıya ödenmesi gerektiği noktasında ihtilaf bulunmamaktadır. Davalı, bu borcun davacının dava dışı .... Şti.'ye olan borcundan mahsup edilerek borcun ödendiğini savunmakta ise de bu savunma, borç ilişkisinin davacı ve davalı arasında gerçekleşmesi ve aynı hukuki ilişkiden kaynaklanan alacağın indirilmesinin söz konusu olmaması nedeniyle takas olarak nitelendirilemeyeceği gibi alacağı doğuran olayla ilgili olarak alacaklının elde ettiği bir menfaatin ya da borçlunun katlandığı külfetin alacaktan indirilmesi de söz konusu olmadığından mahsup olarak kabul edilemez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/(19)11-3087 Esas ve 2020/691 Karar sayılı kararı) Diğer yandan davacı ile dava dışı .... Şti. Arasında imzalanan borç tasfiye protokolünde davalı borcunun üstlenilmesine ilişkin bir durum da söz konusu değildir. Davalı savunmasına esas teşkil eden borç tasfiye protokolünde davacıya ait taşınmazın satılması halinde satış parasından kalan 3.000.000 TL'nin davacı tarafça dava dışı .... Şti.'ne ödenmesi kararlaştırılmış olup, davalının ipotek bedeli düşüldükten sonra davacıya ödemesi gereken 3.000.000 TL tutarındaki borcun mahsup edileceğine ilişkin davacıya ait açık bir irade beyanı bulunmadığı gibi taraf ve .... Şti. ticari defterlerinde mahsuplaşma yapıldığına ilişkin bir kayıt da bulunmamaktadır. Takip ve dava tarihi itibariyle davalı ile dava dışı .... Şti'nin iki ayrı tüzelkişiliği bulunduğu ve borç tasfiye protokolüne davalının taraf olmadığı dikkate alındığında gayrimenkul satış sözleşmesi ve borç tasfiye protokolüne konu alacağın birbiriyle bağıtlanmadığı, davacının bu konuda açık kabulünün veyan zımnî muvafakatinin bulunmadığı anlaşılmakla mahkemece davalının savunmasına itibar edilmeyerek davanın kabulüne karar verilmesinde isabetsizlik yoktur.
Diğer yandan yemin, taraflardan birinin davanın çözümünü ilgilendiren bir olayın doğru olup olmadığı konusunu, kanunda belirtilen usule uyarak, mahkeme önünde, kutsal sayılan değerlerle teyit eden ve kesin delil vasfı yüklenmiş sözlü açıklamalardır (03.03.2017 tarihli ve 2015/2 E., 2017/1 K. sayılı YİBK). Bir ispat vasıtası olan yeminin konusu HMK'nın 225. maddesine göre, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Yemini kendisine ispat yükü düşen taraf teklif edebilir. Mahkemece davacıya yemin teklif etme hakkının hatırlatılması için delil listesinde açıkça yemin deliline dayanılmış olması yeterlidir.
Davalı tarafça cevap dilekçesinde yemin deliline dayanılmış ise de davada taraf olmayan üçüncü kişinin alacağını etkileyecek bir vakıa konusunda yemin deliline başvurulamayacağı gözetildiğinde somut olayda davacı ile feri müdahale talep eden arasında imzalanan protokol nedeniyle davalının, davacıya olan borcunun mahsuplaşma yapılarak ödendiği savunmasına yönelik olarak yemin teklif etme hakkının hatırlatılmadığına ilişkin davalının istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.
Davalı tarafça, dava dışı .... Şti tarafından feri müdahale talebinin reddine karar verilmesinin doğru olmadığı yönünde istinaf isteminde bulunulmuş ise de mahkemenin fer'i müdahale talebinin reddine yönelik ara kararı, hükmün verilmesinden sonra fer'i müdahale talebi reddedilen tarafından istinafa konu edilmiş olmakla birlikte mahkemece feri müdahale talep eden hakkında verilen 05.08.2022 tarihli istinaf kanun yoluna başvurmamış sayılmasına ilişkin ek kararın feri müdahale talep eden tarafından istinaf edilmediği gözetildiğinde davalının bu yöne ilişkin istinaf sebebi yerinde görülmemiştir
HMK'nın 282. maddesi uyarınca hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendirecek olup, bilirkişi raporları takdiri delil niteliğinde olduğundan eldeki davada hukuki değerlendirmenin mahkeme tarafından yapıldığı gözetildiğinde ilk derece mahkemesince verilen karar yerinde olup, davalının aksi yöndeki istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir.
Ayrıca, icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacağın likit olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması; böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından, bu koşullar mevcut olduğunda ortada likit bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. Eldeki davada, dava konusu alacak tutarı sözleşmede belirlenmiş olması nedeniyle likit (belirlenebilir) olup, kabul edilen miktar üzerinden davacı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesinde isabetsizlik yoktur.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; davalı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davalı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 51.233,00 TL harcın, alınması gerekli olan 204.930,00 TL TL harçtan mahsubu ile bakiye 153.697,00TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 14/05/2026