T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2023/266
KARAR NO: 2026/996
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 11. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 12/12/2022
NUMARASI: 2022/64 Esas - 2022/1122 Karar
DAVA: Alacak (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/05/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı arasında yapılan görüşmeler neticesinde,müvekkili şirket tarafından sipariş edilen ürünlerin 30.09.2021 tarihine kadar teslim edeceğini taahhüt ettiğini, teslim edilecek ürünler için 30.09.2021 tarih ve ... seri nolu ... şubesinin 70.000,00-TL. 30.11.2021 tarih ve ... seri nolu 60.000,00-TL. ve 31.12.2021 tarih ve ... seri nolu 60.000,00-TL. bedelli çeklerin teslim edildiğini, davalı şirkete keşide edilen 30.09.2021 tarihli 70.000,00-TL. lik çek karşılığında davalı şirketten 08.06.2021 tarihli 69.999,99 TL.lik fatura ile ürünlerin teslim alındığını, ancak diğer çeklerin karşılı olan ürünlerin 30.09.2021 tarihine kadar teslim edeceğini taahhüt etmesine rağmen ürünleri teslim etmediğini, davalı şirketin ürünleri teslim etmemesine rağmen, davalı şirket lehine keşide edilen 30.11.2021 tarih ve ... seri nolu 60.000,00-TL ile 31.12.2021 tarih ve ... seri nolu 60.000,00-TL.lik çeklerin bankadan tahsil edildiğini, 01.01.2019 tarihinden itibaren yürürlüğe giren Ticari davalardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabuluculuğa başvurulmuş şartı olması nedeniyle 11.01.2022 tarihinde başvurularak görüşmelerin yapıldığını ve 21.01.2022 tarihli son tutanakla anlaşmanın sağlanamadığını, müvekkili şirketin davalı taraftan olan alacağının fazlaya ilişkin her türlü talep ve dava hakkı saklı kalmak kaydıyla şimdilik 10.000,00-TL sinin 30.11.2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte ödenmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 30/09/2022 tarihli dilekçesi ile davasını ıslah etmiş, ıslah harcını yatırmış ve bilirkişi raporu doğrultusunda alacak taleplerinin kabulü ile 120.000,00-TL'nin davalı tarafın temerrüte düşmüş olduğu 30/11/2021 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesini talep etmiştir.
CEVAP:
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı ile müvekkili arasında iddia edildiği gibi herhangi bir yazılı ve sözlü bir anlaşma olmadığını,teslim edilecek ürünlerin kaç tane ve hangi bedelden teslim edileceğine dair herhangi bir unsurların olmadığını, verilen çeklerin,taraflar arasında daha önceden yapılmış alışverişe ilişkin olup, bunlarla ilgili ürünlerin teslim edildiğini ve faturaların düzenlendiğini, davacı tarafın .... İcra dairesine açmış olduğu 60.000,00-TL.lik icra takibi başlattığını, bu takibe süresi içinde itiraz edilerek durdurulduğunu, daha sonra 10.000,00-TL. talepli bu davayı açtığını, açılan bu davanın da belirsiz alacak talepli dava olduğunu, dolayısıyla, davacının kendisinin de alacağının olup olmadığının bilmediğini belirterek, haksız ve mesnetsiz olan davanın reddini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI :
İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, " , ...İddia ve savunma, bilirkişi raporu ile dosyamızda bulunan tüm bilgi ve belgeler bir arada değerlendirildiğinde; Türk Borçlar Kanunu'nun 102/1.maddesi ile yaygın içtihatlar uyarınca yapılan bir ödemenin doğmuş bir borç için yapılmış sayılacağının karine olarak kabul edildiği, somut olayımızda davacının davalıya 14/05/2021 tarihinde toplam 120.000,00 TL bedelli iki adet çek verdiğini beyan ettiği, bu nedenle karine olarak bu çeklerin 14/05/2021 tarihinde ya da öncesinde doğmuş bir borcun karşılığı olarak verildiğinin kabulünün gerektiği, eş söyleyişle bu çeklerin karşılığı olan ürünlerin alındığının kabul edileceği, bunun aksini ispat yükünün davacıya ait olduğu, tarafların ticari defter ve kayıtlarının birbiri ile uyumlu olmamaları nedeniyle işbu kayıtların aksini ispata yarar olmadığı, bunun dışında davacı tarafından aksini ispat yönünden herhangi bir delil ibraz edilmediği, yemin deliline dayanmayacağını da bildirdiği nazara alınarak ispatlanamayan davanın reddine," karar verilmiştir.
Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi tarafından davaya yönelik olarak ispat yönünden davacı tarafından herhangi bir delil ibraz edilmediği gerekçesi ile verilen ret kararının hukuka aykırı olduğunu, kararın davacının hak kaybına uğramasına sebep olduğunu, dosya içerisinde bulunan tüm belge, evrak, bilirkişi raporu ile davanın sübuta erdiğini ve haklılığın kanıtlandığını, yerel mahkemenin hukuka aykırı değerlendirmeler neticesinde davanın reddi yönünde karar verdiğini, bilirkişi raporuna aykırı verilen kararın hukuka aykırı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE :
Dava; ticari satım sözleşmesi kapsamında davalıya verilen 2 adet çek karşılığı malların kendisine teslim edilmemesine rağmen çeklerin tahsil edilmiş olması nedeniyle, karşılıksız kalan çek bedellerinin istirdadına ilişkindir.
İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.
Davacı tarafça dava konusu çeklerin mal alımı karşılığı davalıya verildiği ancak malların kendilerine teslim edilmediği, davalı tarafça bedelsiz çeklerin tahsil edildiği iddia edilmektedir.
Davalı taraf ise çeklerin daha önceki alışverişten kaynaklanan borçların ödenmesi için verildiğini ve malların davacıya teslim edildiğini savunmaktadır.
Eldeki dava bedelsiz kalan çekin ödenmesi nedeniyle istirdat istemine ilişkin olup çeklerin bedelsiz olduğunun tespiti talebini içermektedir. Eldeki uyuşmazlıkta davacı çek borçlusu davalı ise alacaklı sıfatındadır.
Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, eş söyleyişle bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Fakat, menfi tespit davasını açan davacı (borçlu), davalının (alacaklı) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkinin hiç doğmadığını iddia etmeyip, bilakis bu ilişkinin doğduğunu bildirerek başka bir nedenle hukukî ilişkinin geçersiz olduğunu veya son bulduğunu ileri sürmekte ise bu iddiayı ispat yükü TMK’nın 6. maddesi gereğince davacıya düşer. Örneğin; alacaklının dayandığı senedin karşılıksız olduğunu ispat yükü, davacıya (borçluya) düşer. Bunun gibi, davacı (borçlu), davalının (alacaklının) iddia ettiği alacağın ödeme, ibra ve takas gibi bir nedenle son bulduğunu ileri sürerse, bu iddiayı ispat yükü de davacı borçluya düşer (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, Ankara 2013, s.370 ilâ 372).
Senede dayalı borç ilişkilerinde ise menfi tespit davalarındaki genel kuralın aksine ispat yükü senet borçlusundadır.
Kambiyo senetleri ve dolayısıyla çek illetten mücerret olup davalı hamilin çekleri edinme sebebini açıklama yükümlülüğü yoktur. Kural olarak çek ödeme aracı olup, çeklerin mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla verildiği yolunda yasal karine mevcuttur. Yasal karinenin aksini yani çekin borç ödenmesinden başka bir amaçla verildiğini, bedelsiz bir avans çeki olduğunu iddia eden davacı tarafın bunu kesin delillerle ispatlaması gerekir. Davacının kendi ticari defterlerinde alacaklı gözükmesi veya davalı ticari defterlerinde mal teslimine ilişkin bir kayıt bulunmaması tek başına ispata yeterli değildir. Davalının dava konusu ödemeler karşılığı mal teslim edildiğini ya da başka bir ticari ilişki kapsamında çeklerin alındığını savunması ispat yükünü değiştirir nitelikte değildir.
İşletme defteri, işletme hesabı esasına göre tutulur (VUK m. 193). İşletme hesabının sol tarafını gider, sağ tarafını gelir kısmı oluşturur. Gider kısmına satın alınan mallar veya yaptırılan hizmetler karşılığında ödenen veya borçlanılan paralar ve işletme ile ilgili bütün giderler kaydedilir. Gelir kısmına ise, satılan mal bedeli veya yapılan hizmet karşılığı olarak tahsil edilen paralarla, tahakkuk eden alacaklar ve işletme faaliyetinden elde edilen diğer tüm gelirler kaydedilir (VUK m. 194/1-2). Gider ve gelir kayıtlarının en az sıra numarası, kayıt tarihi, işlemin niteliği ve meblağı içermesi gerekmektedir (VUK m.194/2). Bu defterin niteliği gereği bu kayıtlar dışında alım satıma ilişkin ödeme, tahsilat, banka vb. Kayıtlar tutulmamaktadır. Bu sebeple bu hususlar bu defterde yer almamaktadır.
Eldeki uyuşmazlıkta davacı taraf bilanço esasına göre defter tutmakta davalı ise uyuşmazlığın doğduğu 2021 yılı ve öncesinde "işletme defteri" tutmaktadır. Davalı taraf 2022 yılından itibaren bilanço esasına göre defter tutmaya başlamış ise de 2022 yılında her iki tarafın ticari defterlerinde uyuşmazlığa ilişkin bir kayıt yoktur. İşletme defterinin gelir ve gider esasına göre tutulması nedeniyle sadece davalı tarafça düzenlenen faturanın gelir olarak kaydedildiği, alınan ve yapılan ödemelerin kaydedilmediği, bu sebeple bu defterde davalının borç/alacak bakiyesinin görülme imkanının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dosyaya kazandırılan bilirkişi raporunda ise işletme defteri tutan davalıya ait olduğu belirtilen 2019-2020 ve 2021 yılı muavin defter kayıtlarından bahsedilmekle birlikte işletme defteri tutan davalının muavin defter tutmasına engel bir durum olmamakla birlikte bu defterin TTK hükümlerince ticari defter olarak kabulü ve değerlendirmeye alınması mümkün değildir.
Bu durumda eldeki uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte her iki tarafın da tacir olmadığı anlaşılmakla ticari defterlerinin 6100 sayılı HMK 199 ve devamında düzenlenen "belge" olarak kabul edilip değerlendirilmesi mümkün ise"ticari defterlerin delil olmasını düzenleyen aynı yasanın 222. Maddesi anlamında delil olarak değerlendirilme imkanı yoktur.
Satım Sözleşmesine ilişkin 6098 sayılı TBK.'nın 207. maddesinin ikinci fıkrasında; asıl olanın peşin satış olduğu düzenlenmiş olup, bu kuralın aksine taraflar arasındaki satımın, peşin satış olmadığı başka bir anlatımla satım bedeli olarak düzenlenen çekin mal teslim edilmeden önce avans çeki olarak verildiği iddiasının davacı tarafından yazılı belge ile ispatı gerekir. Davacı taraf dava dilekçesinde dava konusu çekin avans çeki olarak verildiğini ileri sürmüş ve çekle ilgili herhangi bir mal ve hizmet almadığı yolundaki iddiası bu açıdan da değerlendirilmiştir. Davalı taraf çekin avans çeki olarak alındığını kabul etmemiş önceki tarihli satılıp teslim edilen mal karşılığı alındığını savunmuştur. Dolayısıyla davalının, dava konusu çek karşılığı mal teslim edildiğini savunması karinenin açıklanması niteliğinde olup, ispat yükünün yer değiştirmesine neden olmaz. Karşı ispat faaliyeti için delil sunan taraf, ispat yükünü üzerine almış sayılmaz (HMK 191). Buna göre davacının malları teslim aldığının kabulü gerekir. (Yargıtay 19.Hukuk Dairesi 2018/2473 E-. 2019/5340 K. sayılı 28.11.2019 tarihli kararı) Bu halde davacı iddialarını ispatla yükümlüdür.
Davacının çek karşılığında herhangi bir mal alınmadığına yönelik iddialarının kesin delillerle ispatlaması gerektiği, dosyaya bu hususu ispata yarar bir delil ibraz edilmediği, davacının hatırlatılan yemin deliline başvurmayacağını beyan etmesi karşısında ilk derce mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur.
HMK'nın 355. Maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle:
1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 179,90 TL harcın, alınması gerekli olan 732,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 552,10 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,
3-Davacı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
4-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 14/05/2026