T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/2031
KARAR NO: 2026/938
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 29/03/2022
NUMARASI: 2020/381 Esas - 2022/279 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 07/05/2026
KARAR YAZIM TARİHİ: 11/05/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ile davalılar vekillerince vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı Şirket’ten mubayaa ettiği edeceği emtia bedellerinden, keşideci, aval veren ve kefil sıfatıyla veya imzalayacağı kambiyo senetlerinden doğmuş ve doğacak olan borçlarının teminatı olmak üzere maliki olduğu taşınmaz üzerinde 10.04.2018 tarihli ve ... yev. nolu ipotek belgesi ile davalı şirket lehine 1. derecede 400.000,00 TL. bedelli ipotek tesis edildiği, davalı .... Şti.’nin davacı şirkete cari hesaptan doğan 1.188.110,59 TL borcu olduğunu ve davalılara borcun ödenmesi aksi taktirde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe geçileceği hususunda ...... Noterliğinden 13.12.2019 tarihli ve 20358TL borcu olduğunu ve davalılara borcun ödenmesi aksi taktirde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takibe geçileceği hususunda .... Noterliğinden 13.12.2019 tarihli ve ... yev. nolu ihtarname keşide edildiği, ancak ihtarnameye rağmen ödenmemesi üzerine Davalı aleyhine İst. .... İcra MD. ... E. sayılı dosya ile icra takibine geçildiğini, davalının borca, faize ve tüm ferilerine itiraz ettiğini, takibin durduğunu beyan ve gerekçelerle davalılar aleyhine ayrı ayrı takip miktarının %20’si oranında icra inkar tazminatına mahkum edilmesini ve yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalıya Yüklenmesinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın dava şartı yokluğundan reddini ve devamında dava usulden reddedilmeyecek olsa dahi mahkemenin yetkisiz olduğunu beyan etmiş, 10.04.2018 tarihli ipotek akit tablosunda; ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine geçilmesi ancak ...…Şti.’nin borçlarının vadesini geçmesi ile ...…Şti.’ye ve ...’ya yapılan ihbar ve ihtara rağmen 1 ay içinde ödenmemesi halinde mümkün olacak şartı olduğunu, davacının keşide ettiği 13.12.2019 tarihli ihtarnamede 1 ay (bir) süre olarak tanınması gereken süre 2 (iki) gün olarak tanınmış ve 08.01.2020 de de icra takibine geçilmiş, 10.04.2018 tarihli resmi senede göre (davacı alacaklı olsa dahi) 13.12.2019 tarihli ihtarnamenin tebliği sonrasında asgari 1 ay beklenmesi gerekmekte idi ki buna göre ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine geçilmesi için 1 (bir) ay beklenmemiş 08.01.2020 de takibe geçildiğini, davacı haksız ve kötü niyetli olarak takibe geçtiğini, ipotek akit tablosunda düzenleme ile haksız şart mahiyetinde olduğundan hukuken geçersiz olduğunu, ortada usule uygun bir tebliğ, muacceliyet ve temerrüt durumu bulunmadığını, icra takibi ve dava haksız ve kötüniyetli ikame edildiğini, olmayan bir borç için öncesinde icra takibine geçilmiş ve sonrasında itirazın iptali davası açıldığını beyan ve gerekçelerle davanın reddini, alacağın %20’dan aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderinin davacıya yükletilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Tüm dosya kapsamındaki belge, beyan ve deliler değerlendirildiğinde; İpotek akit tablosunun incelenmesinde, 10.04.2018 tarihli ... yevmiyeli işlem ile davacı ...A.Ş.'ye davalı ... Limited Şirketi'nin doğmuş ve doğacak borçlarını konu almak üzere 400.000 TL bedel ile ipotek verildiği, ipotekli taşınmaz malikinin diğer davalı ... olduğu, ipotek resmi senedinde davalı şirketin borçlarının vadesinin geçmesi ile ipotek veren ... ile borçlu şirkete yapılan ihbar ve ihtara rağmen 1 ay içerisinde ödenmemesi halinde ipoteğin paraya çevrilmesi amacıyla icra takibine geçileceğinin kararlaştırıldığı,taraflar arasındaki cari hesaptan doğan alacaklar için kambiyo senetleri verildiği ancak ödemelerin yapılmadığından bahisle .... Noterliği 13.12.2019 tarih ve ... yevmiye tarihli ihtarname ile ihtar çekildiği ve tebliğden itibaren 2 iş günü içerisinde borcun ödenmesinin ihtar edildiği, tebligatın 27.12.2019 tarihinde davalı ipotek veren ...'ya Tebligat Kanunu 21/2 maddesi uyarınca tebliğ edildiği, 16.01.2020 tarihinde ....İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız takip yapıldığı tespit edilmiştir. Kural olarak alacağın muacceliyetinin, bir ihbarın yapılmasına bağlı olduğu durumlarda, alacaklının hem asıl borçluya hem de borçtan kişisel olarak sorumlu olmayan ipotekli taşınmaz malikine, muacceliyet ihbarında bulunmadan icra takibi yapması mümkün değildir. (M.K. 802 md., TMK. 887 md.) Zira, Borçlar Kanunu'nun 117/2.maddesinde yer alan borcun ifa edileceği gün (vade tarihi) sözleşmede yer almamıştır. Bu durumda, borçlunun temerrüdünün ne zaman gerçekleştiğinin saptanmasında Borçlar Kanunu'nun 117/2.maddesinin (818 Sayılı BK'nun 101/1.maddesi); “muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla mütemerrit olur” hükmü dikkate alınmalıdır. İpoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız icra takibinde takip talebi kural olarak genel haciz yoluyla takipteki gibidir. Rehnin paraya çevrilmesine ilişkin ilamsız icra takiplerinde takip talebinin verileceği yetkili icra dairesi, ilamsız icrada yetkili olan icra dairesi (İİK.m.50) ve ipotekli taşınmazın bulunduğu yerdeki icra dairesidir (İİK.m.148)Dolayısıyla alacaklı ipoteğin paraya çevrilmesine ilişkin ilamsız takip yolunda takip talebini, borçlunun yerleşim yeri, sözleşmenin ifa edileceği, sözleşmenin yapıldığı veya ipotekli taşınmazın bulunduğu yerdeki icra dairesine verebilir. Bu doğrultuda sözleşmenin ifa edileceği yer resmi ipotek senedinin 11. Maddesi uyarınca İstanbul mahkemeleri ve icra dairelerinin olacağı kararlaştırıldığı ve mahkememizin yetkili olduğu, icra takibinin yetkisine yönelik itirazda bulunulmadığı anlaşılmıştır. Kambiyo senetleri mücerret kıymetli evrak niteliğine sahip olduklarından bu senetlerde yer alan hak, temel borç ilişkisinden bağımsızdır. Ancak kambiyo taahhüdünde bulunmanın temelinde -şart olmamakla birlikte- genellikle satım, bağışlama, kira, taşıma gibi bir borçlandırıcı işlem vardır. Böyle bir borçlandırıcı işlem yoksa senedin hatır için verildiği varsayılır. Temel borç ilişkisinin taraflarından birinin bir kambiyo senedi düzenleyip lehtara vermesiyle kambiyo ilişkisi diye adlandırılan ve temel borç ilişkisinden bağımsız olan ikinci bir borç ilişkisi doğar. Zira bir borç ilişkisi için kambiyo taahhüdünde bulunulması tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça borcun yenilenmesi sonucunu doğurmaz; kambiyo senedinin ifa yerine değil ifa uğruna verilmiş olduğu kabul edilir. Dolayısıyla bir borç hakkında kambiyo senedi düzenlendiği takdirde, taraflar arasında biri temel borç ilişkisi, diğeri kambiyo ilişkisi olmak üzere iki çeşit ilişki bulunur. Kambiyo senedi düzenlenmesine neden olan hukukî ilişkinin, karşılıklı borç yükleyen sözleşme olması ve bu sözleşmeden doğan borcun ifası için kambiyo senedinin düzenlenmesi hâli ise sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. (TBK m. 133) maddesi ile düzenleme altına alınan “tecdit-yenileme” kavramı ve şartları üzerinde durmakta yarar vardır. Yenileme, dar anlamda borcu sona erdiren sebeplerden biridir. Borcun yenilenmesi alacaklı ile borçlu arasında yapılacak bir sözleşme ile gerçekleşir. Bir borcun yerine yenisinin geçerek eski borcun sona erdirilmesi sözleşmesine yenileme sözleşmesi denir. Bu sözleşme tarafların önceki borç yerine yeni bir borcu geçirme iradelerinden oluşur. Borcun yenilenmesi için her şeyden önce taraflar arasında mevcut ve geçerli eski bir borç bulunması, borçlunun sözleşme ile yeni bir edim üstlenmesi (böylece yeni bir borcun doğması) ve tarafların eski borç yerine geçecek yeni bir borç kurma iradesine sahip olmaları gerekmektedir. Bahsedilen bu irade, yeni bir borç kurmak suretiyle eski borcu ortadan kaldırma, onu sona erdirme iradesidir. Borcun yenilenmesi karine olarak kabul edilemez. Yenileme, tarafların açık iradesine dayanmalıdır (Eren, F.: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, Ankara 2018, s. 1293 vd.). Bu kuralı teyit eden BK’nın 114. maddesinin 2. fıkrasına (TBK m. 133/2) göre; mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz. Buna karşılık, tarafların kambiyo taahhüdünde bulunmak suretiyle eski borcun (asıl borç ilişkisinin) sona erdiği ve yenilemenin olduğu hususunda anlaşmış olmaları hâlinde kambiyo taahhüdü ifa yerine yapılmış sayılır ve borç yenilenmiş sayılır. Bu yenilemenin sonucu olarak da asıl borç ilişkisi ile ona bağlı teminatlar ortadan kalkar ve asıl borç ilişkinin yerine kambiyo ilişkisinden doğan borç geçer. Kural olarak, bu nitelikte bir anlaşma bulunmadığı veya durum şüpheli olduğu sürece yenilemeden söz edilemez (Bozer/Göle, s. 68). Somut olayda; iade edilen kambiyo evrakları yerine yeni kambiyo evrakları alınması borcun yenilenmesi niteliğinde olmayıp, mevcut borcun vadeye yayılarak temditi (ötelenmesi) veya borcun yapılandırılması niteliğini taşıdığı anlaşılmaktadır. Ticari defterlerin kanıt olması, bu defterlerin Ticaret Kanunu'nun öngördüğü şartlar içinde tacirin lehinde veya aleyhinde olarak kullanılması ve ticari bir uyuşmazlığında hükme esas teşkil etmesidir. Böylelikle ticari bir uyuşmazlıkta ticari defter kaydı, uyuşmazlığın çözümünde yazılı bir kanıt aracıdır. Tacirin tuttuğu bütün defterlerdeki kayıtların birbirine uygun olması, birbirini tutması ve doğrulaması şarttır. Ayrıca ticari defterlerin kanuna uygun olarak tutulmuş olması yanında tasdike tabi olan ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerinin de Ticaret Kanununda belirtilen sürelerde ve şekillerde yapılmış olması gerekmektedir. Aksi takdirde defterler, sahipleri lehine kanıt olma niteliklerini kaybederler. Bir ticari ilişki ve bu ilişkiden kaynaklı alacağın olduğunu iddia eden taraf yazılı belgeler ile ispat etmesi gereklidir. İspatın konusu, ispat yükünün kimde olduğu ve ispat vasıtalarının neler olduğu HMK 187,190 ve 200. Maddeleri ayrıca HMK Madde 222 de Ticari defterlerinin ibrazı ve delil olması açısından ilgili düzenlemeler mevcuttur. Bu doğrultu da; taraf şirketlerin ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulduğu ancak hesap mutabakatının bulunmadığından defter kayıtlarının tarafların lehine delil olarak değerlendirilemeyeceği, davacının iade edilen ve yerine yeni düzenlenerek alınan kambiyo senetleri nedeniyle alacağının bulunduğunu başkaca delillerle de ispat edemediği anlaşıldığından davanın reddi , davalı tarafın talep ettiği kötü niyet tazminat şartları oluşmadığından bu yöndeki taleplerinde reddi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm verilmiştir. HUAK 18/A-(14). Fıkrası: "Bu madde uyarınca arabuluculuk bürosu tarafından yapılması gereken zaruri giderler; arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşma uyarınca taraflarca ödenmek, anlaşmaya varılamaması hâlinde ise ileride haksız çıkacak taraftan tahsil olunmak üzere Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır." hükümleri gereğince arabuluculuk gideri olarak Arabuluculuk Dava Şartı Dosya No:2020/10536 sayılı dosyasından arabulucu ...'e ekte sunulan 1.360,00 TL tarife bedeli üzerinden kesilen 28/09/2020 tarihli ... sıra nolu Serbest Meslek Makbuzu doğrultusunda ödeme yapıldığı tespit edilerek arabuluculuk giderlerinin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydedilmesi, ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı şirketin davalı şirketten cari hesaptan kaynaklı 1.188.110,59-TL alacağı bulunduğunu, dosya kapsamında bulunan gerek kök gerekse ek raporlar ile, davacı şirket ticari defter kayıtlarına göre; davacının davalı şirketten 1.188.110,59-TL alacaklı olduğu, davalı şirket ticari defter kayıtlarına göre; davacının davalı şirketten 779.877,74 TL alacaklı olduğu tespit edilmiş bir an için sadece davalı tarafın defterlerine itibar edilmesi halinde dahi, davacı şirketin takip konusu miktar kadar alacaklı olduğunu ticari defter kayıtlarıyla ispatladığını, davalılardan ...'nın davalı şirketin cari hesaptan ve birinci maddede yer verilen sebeplerden kaynaklı doğmuş ve doğacak diğer borçlarının teminatı olarak davacı şirket lehine vermiş olduğu 10.04.2018 tarihli ... yevmiye numaralı 400.000,00-TL bedelli ipotek ve borcun ödenmesi için taraflara çekilen ihtarnamenin varlığı da tespit edildiğini, davacının cari hesaptan kaynaklı alacağının varlığını ispat etmiş olmasına karşın ilk derece mahkemesince hesap mutabakatının bulunmaması nedeniyle defterlerin lehe delil olamayacağı, iade edilen ve yerlerine yenisi alınan kambiyo senetlerinden kaynaklı alacağının başkaca delillerle ispat edilemediği gerekçesiyle somut olaya yanlış açıdan bakarak ve hatalı olarak ispat yükünün davalıdan alınarak davacı şirkete verilmesi neticesinde hatalı bir karar verildiğini, ilgili hükümlerden de görüldüğü üzere cari hesaba yazılan ancak bedeli alınamayan ticari senetler sahibine geri verilerek, kaydı silinir denmekte ve bunun dışında iade edildiğine dair herhangi bir evrak düzenleme zorunluluğu getirmediğini, taraflarınca bir kısım senetlerin icra takibine konu edildiği ifade edildiğini, ancak, burada icra takibine konu edilen senetler eski senetlerin yerine alınan yeni senetler olduğunu, tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla hem kambiyo senetlerine özgü hem de ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip başlatılabileceği Yargıtay'ın istikrar arz eden kararları ile sabit olup davacı şirketin defterlerinde iade edildiği belirtilen hiçbir senetten dolayı davalılar aleyhine icra takibi başlatılmadığını, olmayan bir şeyin ispatı mümkün olmadığından iade edilen senetlerden ötürü davalılar aleyhine başlatılmış bir takım varsa bunun davalılar tarafınca ispatlanması gerektiğini, tarafların HMK m.222/2'ye uygun olarak tutulmuş ticari defterlerinde; davacı şirketin ticari defter kayıtlarına göre davalıdan 1.188.110,59 TL alacaklı olduğunun tespit edildiği, davalının ticari defter kayıtlarına göre ise davacı şirketin davalıdan 779.877,74 TL alacaklı olduğu açıkça görünmekte olup ticari defterlerde ortaya konulmuş somut durum ile HMK m. 222/3 birlikte değerlendirildiğinde davacı şirketin davalıdan alacaklı olduğu iddiasının ispatlanmış olduğunun görüleceğini, ayrıca, tarafların birbirini doğrulayan defter kayıtlarının var olması sebebiyle davacı şirket alacağının varlığını ispat etmiş olup, bunun aksinin davalı tarafından ispatlanması gerekirken davacıdan sair belgelerle senetlerin ödenmediğinin ispatlanmasının istemesi usule ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişi kanuna aykırı olarak ispat yükünü davalı taraftan alarak davacı şirkete yüklemiş ve buna göre rapor tanzim etmiş ve yargılama sonucunda hukuki mesnetten yoksun bu değerlendirme dikkate alınarak hatalı bir şekilde hüküm kurulduğunu, ek raporun değerlendirme kısmında geçen ve hükme esas alınan bu ifadeye göre, çek ve senetlerin davalı kayıtlarında olmaması bunların ödendiğini gösteriyorsa, ödemeyi davalıların ispat etmesi gerekmekte bu konudaki ispat yükünün tarafına yüklenmesinin kabul edilemeyeceğini hükme esas alınan bilirkişi raporlarında hem kambiyo senetlerine özgü hem de ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla mükerrer takip yapılarak davalıların zarar uğratılacağı yönünde izlenim oluşturulmuşsa da bunun kabulünün mümkün olmadığını, davacı şirket defterlerinde iade edildiği belirtilen senetlerden ötürü davalılar aleyhine başlatılmış bir icra takibi bulunmadığını, aksinin ispatının davalılara ait olduğunu, iade edilenlerin yerine alınan senetler nedeniyle tahsilde mükerrerlik olmamak kaydıyla icra takibi başlatılabileceği her türlü izahtan vareste olup davacı şirketin gerek ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip gerekse kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile takip yapma konusunda seçim yapma hakkı olduğunu, kanundan kaynaklı bu hakkını ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip yönünde kullanan davacı şirketin ilgili senetler hakkında takip başlatılmadığı gerekçesiyle ticari defterlerin davacı lehine delil olamayacağını belirtmesinin yasayla bağdaşır bir tarafı bulunmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Herkesin iddiasını ispatla mükellef olduğunu, davacının (soyut-dayanaksız) iddialarını ispat edemediğini davacının keşide ettiği 13/12/2019 tarihli ihtarnameye bakıldığında 1 (bir) ay olarak tanınması gereken süre 2 (iki) gün olarak tanınmış, 08/01/2020'de de icra takibine geçilmiş böylece, 10/04/2018 tarihli resmi senede göre, (farzı muhal davacı alacaklı olsa idi dahi) 13/12/2019 tarihli ihtarnamenin tebliği sonrasında asgari 1 ay beklemesi gerekmekte idi ki buna göre ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibine geçilmesi için 1 ay beklenmemiş, 08/01/2020'de takibe geçilmiş, bu durum da davacının haksız ve kötüniyetli olarak takibe geçtiğini göstermekte olup, ipotek akit tablosunda tebligatın bila dönemesi halinde dahi tebliğ yapılmış sayılacağına dair bir düzenleme vardır ki, haksız şart mahiyetindeki bu madde hukuken geçersiz olmakla istenebilir bir alacak olmaması bir yana usulüne uygun bir tebliğ, muacceliyet ve temerrüt durumu da bulunmadığını, davacının haksız, hukuka aykırı, kötüniyetli olarak icra takibine geçmesi karşısında aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesi mevzuat mucibi olup Doktrin ve Yargıtay uygulamasına göre, alacağının bulunmadığını bildiği veya bilmesi gereken bir durumda olduğu halde icra takibine girişen alacaklı ‘kötüniyetli’ kabul edilir ki somut olayda da kötüniyetle aleyhe icra takibine geçildiğini beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kötüniyet tazminatı yönünden kaldırılmasını ve lehe kötüniyet tazminatına hükmedilmesini talep ve istinaf etmiştir.
GEREKÇE : Dava, ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davacının alacağının bulunup bulunmadığı noktasındadır.Tapuda davalı ... adına kayıtlı bulunan ... İli, ... İlçesi, ...Mahallesi, ... Ada, ... Parsel sayılı taşınmaz 10/04/2018 tarih ve ... yevmiye no'lu resmi senet ile, .... Şti.'nin doğmuş ve doğacak borçlarının 400.000,00 TL'sine kadar olan miktarının tahsilinin temini için davacı lehine birinci derecede ve fekki bildirilinceye kadar ipotek tesis edilmesi konusunda mutabakata varılmak suretiyle, davacı lehine ipotek tesis edilmiştir. İpotek senedinde, ipoteğin paraya çevrilmesi amacıyla icra takibine geçilmesinin ancak borçların vadesinin geçmesi ve borçlu ve ipotek verene yapılan ihbar ve ihtara rağmen bir ay içinde ödenmemesi halinde mümkün olduğu düzenlenmiştir.
Davacı tarafından davalı muhataplarına çekilen .... Noterliğinin 13/12/2019 tarih ve ... YN'lu ihtarnamesi ile, cari hesap borcunun 2 gün içinde ödenmemesi halinde iptoteğin paraya çevrilmesi yoluyla icra takibine geçileceği ihtar edilmiştir.
Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçluları hakkında, .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında, "cari hesap alacağı" sebebine dayalı olarak 400.000,00 TL asıl alacağın tahsili istemiyle 08/01/2020 tarihli takip talebi ile ipoteğin paraya çevrilmesi yoluyla ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.
Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.
Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir(TTK m. 4/2).
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222/2,3. maddesine göre, Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Ayrıca usulüne uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
Bilirkişi aracılığıyla incelenen davacı ticari defterlerine göre, takip tarihi itibariyle davalıdan 1.188.110,59 TL alacaklı durumdadır. Davalı ticari defterlerine göre ise, takip tarihi itibariyle davacıya 779.877,74 TL borçlu görünmektedir.
Taraf ticari defterlerindeki mutabakatsızlığa ilişkin olarak bilirkişi raporunda, davacı tarafından satılan emtia karşılığında davalı tarafından kambiyo senetleri düzenlendiği ve bu senetlerin iki tarafın kayıtlarında bulunduğu, ancak davacının ticari defterlerinde senet iadesi şeklindeki kayıtların davalı kayıtlarında bulunmadığı tespit edilmiştir.
Bu hususta bilirkişi raporunda, somut olayda borcun ödenmesi için kambiyo senetleri düzenlenerek davacıya verildiği, her iki tarafın defter kayıtları ile belirlenen bir husus olduğu, buna karşın söz konusu senetlerin ödenip ödenmediği hususunda davalı kayıtlarında bir bilgi bulunmaması sebebiyle davacı taraf ile tekrar görüşülmüş ve davacı taraf, verilen kambiyo senetlerinin ödenmemesi üzerine yeni kambiyo senetleri alındığı, eskilerinin iade edildiği bir kısmının icra takibine konu edildiği yönünde sözlü açıklama gerçekleştirmiş ve rapor ekinde bulunan senetlere yönelik PDF dokümanını sunduğu, esasen davalının defterlerin de bu hususu kısmen doğruladığı, gerçekten davacı tarafından kesilen faturalar karşılığı verilen senetlerden sonra, davalı tarafından yeni mal alınmamasına rağmen senetler verilmeye devam edildiği, bu yeni senetler de ticari defterlere geçirildiği, adi alanı bulunmayan ve her faaliyeti ticari nitelik gösteren davalının, karşılığı bulunmayan bu derece yüksek miktarlı senetleri vermeye ve bunları ticari defterine kaydetmeye devam etmesi yönünde hayatın olağan akışına uygun açıklama, bir kısım senedin ödenmemesi sebebi ile yenilerinin verilmesi olduğu, ancak sadece hayatın olağan akışına uygun olması, bu sonucun doğrudan kabulüne ve hangi miktarda senedin ödenmediğinin belirlenmesine veya iadeye konu edilmesine yönelik belirleme yapılmasına olanak sağlamadığı, söz konusu senetlerin iadesine yönelik olmak üzere bir makbuz veya tutanak ise tutulmadığı, söz konusu senetlerin iadesinin davacı tarafından ispat edilemediği, icra takibine dayanak oluşturan cari hesap dökümünün kaynağının ise iade olunan senetler olduğu görüldüğünden, davacının alacağın ticari defter kayıtları ile ispat edemediği sonucuna varılmıştır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 133/1. maddesine göre, yeni bir borçla mevcut bir borcun sona erdirilmesi, ancak tarafların bu yöndeki açık iradesi ile olur. İkinci fıkraya göre ise, özellikle mevcut borç için kambiyo taahhüdünde bulunulması veya yeni bir alacak senedi ya da yeni bir kefalet senedi düzenlenmesi, tarafların açık yenileme iradeleri olmadıkça yenileme sayılmaz.
Taraflar arasındaki alım satım ilişkisi nedeniyle cari(açık) hesap borcuna karşılık senet verildiği tarafların ticari defterleri ile sabittir. Söz konusu senetlerin ticari deftere kaydedilmesi nedeniyle satış sözleşmesi kapsamında verildiği anlaşılmaktadır. Davacı temel ilişki nedeniyle alacak talep edebileceği gibi tahsilde tekerrür oluşturmamak kaydıyla kambiyo senedine dayanılarak da alacak talep edilebilir. İkinci halde davalı temel ilişkiden kaynaklanan defileri ileri sürebilir. Bu durumda senetleri temel ilişkiden ve dolayısıyla cari(açık) hesaptan bağımsız değerlendirmek mümkün değildir. Davacının ticari defterlerinde iade olarak kayıtlı olan ancak davalının ticari defterlerinde bu hususta kayıt içermeyen senetler bakımından, davalı şirketin bu senetlerin verilmediğine, senet bedelinin ödendiğine, senetlerin bedelsiz kaldığına ilişkin bir iddia ve ispat bulunmadığından, davacının ticari defterlerinde senetlerin iade edilmesine ilişkin kaydın davalı yararına olduğu nazara alındığında davacı defterindeki iade kayıtlarının davacı aleyhine değerlendirilmesi mümkün değildir. Davalı şirket bu senetleri ödediğini iddia ve ispat etmediğine göre bu senetlerin davalının ticari defterlerine iade edildiği yönünde kaydedilmemesinin bir etkisi bulunmamaktadır. Kaldı ki taraf ticari defterlerindeki mutabakatsızlık miktarı 408.232,85 TL olup, davalı kendi ticari defterine göre dahi 779.877,74 TL borçlu durumdadır. Eldeki dava konusu ise ipotek bedeli olan 400.000,00 TL'dir. Davalı şirket kendi ticari defterine göre ipotek bedelini aşan miktarda borçlu bulunduğuna göre ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesi doğru olmamıştır.
Davalı tarafça, davacının ipotek senedinde belirtilen icra takibine geçilebilmesi için borcun, borçlu ve ipotek verene yapılan ihbar ve ihtara rağmen bir ay içinde ödenmemesi şeklindeki şartın gerçekleşmediğini ileri sürmüştür. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 148. Maddesinde ipotek alacaklısının 58 inci maddeye göre takip talebinde bulunacağı, 149/b maddesinde ise 149 uncu maddede yazılı haller dışındaki muaccel alacaklar için icra memurunun, borçluya ve varsa taşınmaz sahibi üçüncü şahsa 60 ıncı maddeye göre birer ödeme göndereceği düzenlenmiştir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu(TMK)'nun 887. maddesine göre de, ipotekli taşınmazın maliki borçtan şahsen sorumlu değilse, alacaklının ödeme isteminin ona karşı etkili olması, bu istemin hem borçluya, hem kendisine karşı yapılmış olmasına bağlıdır. İpotek senedindeki düzenlemenin muacceliyet ve temerrüte bir etkisi bulunmamaktadır. Davacının ihtarnamesinin tebliğ edilmediği yönünde bir itiraz bulunmadığı nazara alındığında TMK'nın 887. Maddesinde düzenlenen şart gerçekleşmiş olup, icra takibine geçilmesi için bir ay beklenmemiş olmasının ise, bu sürede ipotek bedelinin ödenmediği ve borcun bulunmadığı yönünde alacağa itiraz edildiği nazara alındığında sonuca bir etkisi bulunmamaktadır.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının davalılar yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalılar vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun reddine; buna karşın ilk derece mahkemesince davacını davasını ispat edemediğinden bahisle davanın reddine karar verilmesi isabetli görülmemiş ve bu nedenle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden yargılama yapılmasına gerek bulunmadığından Dairemizce ilk derece mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE; istinaf incelemesine konu İlk Derece Mahkemesi kararının HMK'nın 353(1)b-2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA,
1-Davanın KABULÜNE,
2-Davalı-takip borçlularının, .... İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında yapılan icra takibine vaki itirazın İPTALİNE,
3-Kabulüne karar verilen alacağın %20'si olan 80.000 TL icra inkar tazminatının davalılardan alınarak davacıya verilmesine,
4-Başlangıçta peşin olarak alınan 4.831,00 TL harcın, icra harcı 2000 TL ile birlikte alınması gerekli olan 27.324,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 20.493,00 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
5-Arabuluculuk aşamasında Adalet Bakanlığı tarafından ödenen arabulucu ücreti 1.360,00 TL'nin davalıdan alınarak hazineye irat kaydına,
6-Davacının yargılama sırasında yapmış olduğu başvuru harcı 54,40 TL, peşin harç 4.831,00 TL, icra harcı 2.000,00 TL, posta ve tebligat gideri 135,00 TL, bilirkişi ücreti 3.000,00 TL olmak üzere toplam 10.020,40 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
7-Davacı yargılama sırasında kendini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T uyarınca 64.000,00 TL avukatlık ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
8-Karar kesinleştiğinde, HMK Gider Avansı Tarifesinin 5. maddesi uyarınca artan gider avansının davacıya; davalı tarafından yatırılan ve artan delil avansının kendisine iadesine,
9-İstinaf Yargılamasına İlişkin Olarak;
a-Davacı vekilince yatırılan istinaf karar harcının istemi halinde kendisine iadesine,
b-Davacı tarafça istinaf aşamasında yapılan istinaf başvuru harcı 220,70 TL, posta ve tebligat gideri 169,00 TL olmak üzere toplam 389,70 TL yargılama masrafının davalıdan alınarak davacıya verilmesine,
c-Davalı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
d-Davalı tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,
10-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 07/05/2026