T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
43. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1510
KARAR NO: 2026/932
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 15/12/2021
NUMARASI: 2020/412 Esas - 2021/1352 Karar
DAVA: İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 07/05/2026
Taraflar arasında görülen dava neticesinde ilk derece mahkemesince verilen hükmün davacı ve davalı şirket vekilince istinaf edilmesi üzerine düzenlenen rapor ve dosya kapsamı incelenip gereği görüşülüp düşünüldü;
TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ
DAVA : Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı borçlu şirket ile davacı arasındaki ticari ilişki kapsamında satılan mallar için fatura düzenlendiğini, bu faturalara istinaden tutulan cari hesap kaydına göre bakiye borcun ödenmemesi üzerine icra takibi başlatıldığını, başlatılan icra takibinde alacağın asıl ve faiz olmak üzere toplam 523.612,61 TL olduğunu, borçlunun ödemeleri yapmadığı gibi icra takibine haksız ve kötü niyetli olarak itiraz ettiğini, davalı şirket yetkilisi ...’ın babası olan diğer davalı ...’ın 29.08.2017 tarihli “sözleşme” ile davalı ... şirketinin borcunu üstlendiğini ve şirketin borcuna karşılık kendine ait daireyi devretmeyi taahhüt ettiğini, bu taahhüdünü yerine getirmediğini, borcu da ödemediğini, bu nedenle takip ve davanın ...’a da yöneltildiğini, taraflar arasındaki uyuşmazlığın zorunlu arabuluculuk kapsamında çözüme kavuşturulması amacıyla başvuru yapıldığını ancak anlaşma sağlanamadığını, davalı şirketin
imzalayarak müvekkiline gönderdiği “protokol” ile borcu kabul ettiğini ve protokolde belirtilen şartları da yerine getirmediğini, bu protokolün davacı tarafından imzalanmadığını belirtmiş; takibe yapılan itirazın iptaline ve icra takibinin devamına, icra takibine kötü niyetli itiraz edildiğinden asıl alacağın %20’sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, dava masrafları ile ücreti vekaletin davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP : Davalı ... İnşaat vekili cevap dilekçesinde özetle; yazılı bir sözleşme olmadan cari hesap ilişkisi ile çalışan işletmelerde faizin ancak temerrüde düşmekle başladığını, taraflarına çekilen bir ihtarname bulunmadığı gibi herhangi bir vade farkı faturası da kesilmediğini, dolayısıyla takip öncesi faizin haksız şekilde hesaplandığını, takip öncesi faiz yönünden davanın reddi gerektiğini, davacının davalıya düzenli olarak inşaat malzemesi temin
ettiğini, bazı ürünlerin teslim edilmediği halde fatura edildiğini, bazı ürünlerin mükerrer fatura edildiğini, 05.08.2018 tarihli protokolde net rakamı o dönem bilinmemekle beraber en az 46.000,00 TL’lik kısmın mükerrer veya eksik teslimattan kaynaklı olduğunun taraflarca beyan altına alındığını, bu kapsamda ...yevmiye numaralı faturanın tamamen mükerrer kesildiğini, ... yevmiye numaralı faturalardan ...hiç teslim edilmediğini, ... yevmiye numaralı faturadaki
paletin hiç teslim edilmediğini, ... yevmiye numaralı faturadaki parke + taş yünü incilik başlıklı kalemin de daha önce başka bir isim altında kesildiğini, davalı ...’ın 29.08.2017 tarihli protokolde ... numaralı bağımsız bölümü devretmeyi taahhüt ettiğini, ....08.2018 tarihli protokol de ise ... ada ve ... parselde bulunan inşaattan ... numaralı bağımsız bölümün ... İnşaat’ın borcuna karşılık davacının talimatı ile dava dışı üçüncü kişi olan ...’nın eşine 225.000 TL bedelle devredildiğini, bu bedelin toplam borçtan mahsup edildiğini, ilaveten 05.08.2018 tarihli protokolün ön görüşmeleri esnasında dava dışı taşeron bir firma olup
borca batık ...Gıda adlı firmanın borcunun ...’ın üstlenmesinin de müzakere edildiğini, ...Gıda’nın borcunu da davalı müvekkiline yükleyip gayrimenkulü
toplam borçtan mahsup ettikleri öneri mahiyetinde el yazılı bir evrakın mevcut olduğunu, bu evrakta açıkça gayrimenkulü borçtan mahsup ettiklerini, ancak ... numaralı dairenin değil ... numaralı dairenin verilmesinden dolayı zarara uğradıklarını, davada gayrimenkul devrinden kötü niyetli olarak bahsedilmediğini, 05.08.2018 tarihli protokolde davacının talimatı ile ... ada ... parselde bulunan ... numaralı bağımsız bölümü ...’ya devredildiğini, davalının davacıya başkaca bir borcu kalmadığının ortada olduğunu, davacının protokole dayanmakla aslen borcu ve içeriğini ikrar ettiğini, 05.08.2018 tarihli protokolün davalı ...’a
imzalatıldığını, davacının şirket yetkilisine imzalatmak üzere protokolleri alarak bir daha geri getirmediğini belirtmiş; davanın reddini, davacının %20’den az
olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa tahmilini talep etmiştir.
Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; mahkemenin ... yönünden görevsiz olduğunu, tefrik kararı verilmesi gerektiğini, yetkili mahkemenin İstanbul Mahkemeleri olduğunu, icra takibinin konusunun taraflar arasındaki cari ilişki olduğunu, müvekkilinin bu ilişkinin tarafı olmadığını, dolayısıyla diğer davalının cari ekstre borcunun tamamından sorumlu tutulmasının gerektiğini, davalının 29.08.2017 tarihli protokolde 3+1 24 numaralı bağımsız bölümü devretmeyi taahhüt ettiğini, 05.08.2018 tarihli protokolde ise ... ada ve 17 parselde bulunan inşaattan ... numaralı bağımsız bölümün diğer davalının borcuna
karşılık davacının talimatı ile dava dışı üçüncü kişi olan ...’nın eşine 225.000 TL bedelle devredildiğini, bu bedelin toplamının borçtan mahsup edildiğini, protokolde belirtilen İstanbul İli ..... İlçesi ...... pafta ... ada .... parselde bulunan inşaattaki .......numaralı bağımsız bölümün davacının talimatı ile
dava dışı üçüncü kişi ...’nın eşine devredildiğini, ilgili protokolde davalıya yükletilen başkaca bir yükümlülüğünün bulunmadığını, davalının bu
ticari ilişkide başkaca bir sorumluluğunun kalmadığını, davacının delil listesinde yer alan ve davalı ...’ı borcun tarafı yaptığı iddia edilen niteliği belirsiz protokolün geçersiz olduğunu, protokolden doğan sorumluluğunu yerine getiren ...’ın borcunu ödediğini, protokolün altında sadece imzası bulunan ...’ın kefalet veya garanti sözleşmesi imzalamış olduğu düşünülürse bu protokolün kefalet veya garanti sözleşmesinin şartlarını sağlamadığını, gayrimenkul devrinin yerine getirmemekten kaynaklı oluşan bir zararı varsa davacının bunun tazmini için bir dava ikame etmesi gerektiğini, esas borcun tarafı
... İnşaat'a karşı açtığı davada ...’ı davanın tarafı olarak göstermesinin hukuk aykırı olduğunu belirtmiş; davanın reddini, reddedilen tutar yönünden davacının %20’den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahkum edilmesini, vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa tahmilini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İstinaf incelemesine konu kararı veren ilk derece Mahkemesince eldeki dava hakkında yapılan yargılama sonunda, "Somut olayda; taraflar arasında davalı ...'ın borcunun alacaklıya ... tarafından ödenmesi hakkında sözleşme akdedildiği, sözleşmenin davacı tarafından alacaklı, davalı şirket tarafından borçlu, davalı ... tarafından borcu üstlenen sıfatıyla imzalandığı, sözleşmenin konusunun oluşacak alacak karşılığı 250.000,00 TL bedelli taşınmazın devri olarak belirlendiği, borçlu ve borcu üstlenenin tapu tescilinin yapılacağını taahhüt ettiği görülmektedir. Borcun üstlenilmesi üçüncü kişinin alacaklı ile sözleşme yaparak asıl borçlunun yerine geçmesinden ibarettir. Böylece borcun pasif süjesi değişmekte ve eski borçlu artık borçlu olmaktan çıkmaktadır. Borca katılma, mevcut bir borca borçlunun yanında yer almak üzere, katılan ile alacaklı arasında yapılan ve katılanın, borçlu ile birlikte borçtan sorumlu olması sonucunu doğuran bir sözleşmedir. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davalı ... İnşaat'ın sözleşme ile borçlu olmaktan çıkmadığı, davalı ...'ın ise davalı ... İnşaat'ın borcuna tüm mal varlığı ile sorumlu olmak üzere katılmadığı, borca karşılık 250.000,00 TL bedelli taşınmazın devrinin taahhüt edildiği, taraflar arasında kendine özgü bir sözleşmenin kurulduğu, sözleşmenin yorumu neticesinde davalı ...'ın 250.000,00 TL bedelle sınırlı olarak borçtan sorumlu olması gerektiği kanaati ile aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir. İİK'nın 67/2. maddesi, "Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu, takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı, diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne, göre red veya hükmolunan meblağın %20'sinden aşağı olmamak üzere uygun bir tazminatla mahkum edilir." hükmünü içermektedir. Dava konusu edilen davacı alacağının miktarının davalı yönünden bilinebilir, hesap edilebilir, belirlenebilir yani likit alacak niteliğinde olduğu, icra inkar tazminatının koşullarının oluştuğu anlaşıldığından, , ..." karar verilmiştir.
İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Borca katılma, borca katılan ile alacaklı arasında yapılan ve katılanın borçlu ile birlikte sorumlu olması sonucunu doğuran bir sözleşme olup davacının gayrimenkulün ... isimli kişiye devri için müsaadesi ve yazılı muvafakati bulunmadığını, davalı/borçlu ...'ın sözleşmede yazılı tutar olan (bu tutar sözleşmenin imzalandığı tarihteki ... İnşaat şirketinin borcudur) 250.000 TL yönünden sorumlu tutulması dosya kapsamına uygun olmadığını, ... bu sözleşmeyi imzalamakla davacının davalı şirkete mal vermeye devam etmesini sağladığını, böylece Davalı ..., diğer borçlu şirketin borcunun artacağını bilmekte ve borcunun artması için borca katıldığını, alacaklı ile borçlu arasında borç ilişkisinin gerçek olması borca katılma için yeterli olduğundan, mevcut borcun yanı sıra ileride doğacak borca da katılma da gerçekleştiğini, Davalı ...'ın asıl amacı da bu olup, ... İnşaat şirketinin mevcut borcunun yanı sıra yaptığı inşaata devam edebilmesi içi malzeme almaya devam etmesini sağladığını, kaldı ki olayımızda sözleşme imzalandıktan sonra fahiş bir artış da olmadığından davalının 250.000 TL nin üzerindeki tüm borçtan da sorumlu olması gerektiğini, takip öncesi faiz alacağının kabul edilmemesi hatalı olup mahkemece 29.08.2017 tarihinden itibaren borcun içeriği ve tutarından haberdar olunduğu/temerrüt şartının geçekleştiği 250.000 TL borç yönünden ticari avans faizi hesaplaması yapılması gerektiğini, faizin tamamının veya 29.08.2017 tarihinden itibaren hesaplanacak faizin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, arabulucu toplantısı ilk oturumuna katılmayan Davalı ... lehine takdir edilen vekalet ücreti ve yargılama giderinin hatalı olduğunu beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
Davalı ... ........ Limited Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesi tarafımızın ve diğer davalı ...'ın sunmuş olduğu delilleri toplamadan, tanıkları dinlemeden ve ihbar dilekçemizi değerlendirmeden usule ve yasaya aykırı karar verdiğini, davacının kendi eliyle delil olarak dayandığı 05.08.2018 tarihli sözleşmede iddialarımızı teyit eder biçimde borcun bir kısmının gayrimenkul devri ile ödendiğinin alenen yer aldığını, bilirkişinin eksik inceleme yaptığını, mahkemenin ihbar dilekçesini değerlendirmediğini, toplam borcun bir kısmının gayrimenkul devri ile ödendiğini, ikrarın bölünmezliği ilkesi uyarınca davacı tarafın dayanmış olduğu bu belge ile aslında davalıya yüklenen edimin ifa edildiğini ispat ettiğini, delillerinin toplanmadığını beyanla, ilk derece Mahkemesince verilen kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir.
Davalı ... vekili tarafından 27/01/2022 tarihli dilekçe ile mahkemenin 2020/412 Esas, 2021/1352 K. Sayılı ve 15/12/2021 tarihli kararına karşı İstinaf yoluna başvurulmuş ise de, 08/02/2022 tarihinde tebliğ edilen İstinaf Harç / Masraf Tamamlama muhtırasına rağmen tamamlanması gereken İstinaf Karar harcı (Nispi) yatırılmadığından HMK 344/1.maddesi uyarınca kararın davalı ... yönünden istinaf edilmemiş sayılmasına karar verilmiştir. Bu karar davalıya 22/03/2022 tarihinde tebliğ edilmiş ancak istinaf başvurusunun reddine dair karara karşı istinaf başvurusunda bulunulmamıştır.
GEREKÇE : Dava, ticari satım sözleşmesine dayalı cari (açık) hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemiyle başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali davasıdır.
İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, taraflar arasındaki borcun miktarı ve niteliği, iddia edilen taşınmaz devrinin borcu sona erdirip erdirmediği, davalıların müşterek ve müteselsilen sorumlu olup olmadıkları ve davalı ... yönünden yargılama masrafları sorumluluğu noktasındadır.
Taraflar arasında 29/08/2017 tarihinde ... nolu bağımsız bölümün devrine ilişkin sözleşme imzalanmıştır.
Davacı takip alacaklısı tarafından, davalı takip borçluları hakkında, İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ...Esas sayılı takip dosyasında, "cari hesap ve borca katılma sözleşmesi" sebebine dayalı olarak 392.691,05 TL asıl alacağın, 130.921,56 TL işlemiş faizi ile birlikte tahsili istemiyle 30/12/2019 tarihli takip talebi ile ilamsız icra takibi başlatılmış, itiraz üzerine takip durmuştur.
Davacı tarafça, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu(İİK)'nun 67. maddesi uyarınca itirazın iptaline karar verilmesi istemiyle eldeki dava açılmıştır.
İlk derece mahkemesince uyuşmazlığın çözümü için tarafların ticari defterlerinin incelenmesine karar verilmiştir.
Ticari davalarda da deliller ile bunların sunulması 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerine tabidir(TTK m. 4/2). Ticari uyuşmazlıklarda mahkeme, yabancı gerçek veya tüzel kişi bile olsalar, tarafların ticari defterlerinin ibrazına, resen veya taraflardan birinin istemi üzerine karar verebilir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun, yargılamayı gerektiren davalarda hazırlık işlemlerine ilişkin hükümleriyle senetlerin ibrazı zorunluluğuna dair olan hükümleri ticari işlerde de uygulanır.(TTK'nın 83/1,2)
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu(HMK)'nun 222/2. Maddesine göre, ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Anılan maddenin 3. fıkrasına göre ise, ikinci fıkrada belirtilen şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerle ispatlanmamış olması gerekir. Diğer tarafın ikinci fıkrada yazılan şartlara uygun olarak tutulan ticari defterlerinin, ilgili hususta hiçbir kayıt içermemesi hâlinde ticari defterler, sahibi lehine delil olarak kullanılamaz. Bu şartlara uygun olarak tutulan defterlerdeki sahibi lehine ve aleyhine olan kayıtlar birbirinden ayrılamaz.
Bilirkişi aracılığıyla incelenen davacı ticari defterlerine göre, takip tarihi itibariyle davalıdan 392.691,75 TL alacaklı durumdadır. Davalı ise herhangi bir mazeret bildirmeksizin ticari defterlerini ibrazdan kaçınmıştır. Davalı şirketin herhangi bir mazeret bildirmeksizin ticari defterlerini ibrazdan kaçınması ile, HMK'nın 222. maddesi uyarınca davacının usulüne uygun tutulmuş ticari defterleri lehe delil kabiliyeti kazanmıştır. Buna göre davacının 392.691,75 TL alacaklı olduğunun kabulü gerekir.
Taraflar arasında 29/08/2017 tarihinde imzalanan sözleşme ile, ... tarafından 24 nolu bağımsız bölümün tapu tescilini davacı adına yapılacağı kabul edilmiştir. Bununla birlikte, söz konusu taşınmazın davacı adına yapıldığına ilişkin dosyada bir kayıt bulunmamaktadır. Davalı taraf ise, bu taşınmaz yerine .. nolu bağımsız bölümün davacının talimatı ile ... İnşaatın borcuna karşılık dava dışı ...'nın eşine 225.000,00 TL bedel ile devredildiği ve borçtan mahsup edildiği savunulmuştur. Tapu kaydına göre ......ada .... parsel, . bbn taşınmaz davalı ...'ın yetkilisi olduğu ... A.Ş. Tarafından 02/11/2017 tarihinde ...'e devredilmiştir. Daha sonra bu taşınmaz ... tarafından 02/05/2018 tarihinde ...'ya devredilmiştir. Ancak, bu devirlerin davacı şirketin talimatı ile davalı şirketin borcuna mahsuben devredildiği ispatlanabilmiş değildir. Davalı tarafça söz konusu savunmanın ispatı için protokol başlıklı belgeye dayanılmış ise de bu belgede davacının imzası bulunmadığı gibi bahsi geçen protokolün davacı tarafından kabul edildiğine ilişkin bir ispat bulunmamaktadır.
Davacı tarafça, davalı/borçlu ... tarafından davalı şirketin inşaat işlerinin aksamaması amacıyla davacı şirketin alacağını garantiye almak için ve devamında inşaat malzemesi alışverişine devam etmek için 29.08.2017 tarihli "sözleşme" ile ...........Şti nin borcuna katıldığını ve borcun tamamından sorumlu tutulması gerektiğini ileri sürmüştür. Ancak anılan sözleşmede davalı ... borcun tamamına katılmamış, sadece borcun 250.000,00 TL'lik kısmına karşılık 24 nolu bağımsız bölümü davacıya devretmeyi taahhüt etmiştir. Esasen taşınmazın devrini amaçlayan bu sözleşme resmi şekilde yapılmadığından geçersizdir. Dolayısıyla davalı ...'ın borcun tamamından sorumlu tutulması mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesince davanın hükümde yazılı olduğu gibi kısmen kabulüne karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK)'nun 117. maddesine göre, muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır.
Davaya konusu sözleşmenin ifasına ilişkindir. Aksine bir sözleşme olduğu veya taraflarca vade belirlendiği iddia ve ispat edilmemiş olup, ayrıca icra takibinden önce davalı/takip borçlusu temerrüde düşürülmediğinden takip tarihine kadar işlemiş faiz talebi yerinde değildir. Davacı tarafça 29/08/2017 tarihinden itibaren borcun içeriği ve tutarından haberdar olunduğu ve temerrüt şartının gerçekleştiği ileri sürülmüş ise de, anılan sözleşme temerrüt ihtarı niteliğinde değildir.
Bunların yanı sıra davacı tarafça, davalı ...'ın arabuluculuk toplantısı ilk oturumuna katılmayan davalı ... lehine takdir edilen vekalet ücreti ve yargılama giderinin hatalı olduğu iddia edilmiştir. Arabuluculuk ilk tutanağına ... ve vekilinin katılmadığı yazılmış ise de, bu davalıya arabuluculuk görüşmeleri için davet yapıldığına ilişkin bir kayıt düşülmemiştir. Ayrıca arabuluculuk ilk toplantısı sonrası arabuluculuk son tutanağı düzenlenmemiş, davacı ve davalı şirketin değerlendirme için süre istemeleri nedeniyle ikinci oturum yapılmış ve bu oturuma davalı ... vekili katılmıştır. Bu durumda davalı ...'a arabuluculuk ilk toplantısına katılmamanın sonuçlarının yüklenmesi mümkün değildir.
HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılan istinaf incelemesi sonunda; ilk derece mahkemesi kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin ve davalı şirket vekilinin yerinde görülmeyen istinaf başvurusunun ayrı ayrı reddine karar vermek gerekmiştir.
KARAR: Yukarıda ayrıntısı ile açıklanan nedenlerle;
1-Davacı vekilinin ve Davalı Şirket vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353(1)b-1 maddesi uyarınca ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE,
2-Davacı tarafından başvuru sırasında istinaf karar harcı peşin olarak yatırıldığından başkaca harç alınmasına yer olmadığına,
3-Davalı şirket tarafından başvuru sırasında peşin olarak yatırılan 6.706,18 TL harcın, alınması gerekli olan 26.824,73 TL harçtan mahsubu ile bakiye 20.118,54 TL istinaf karar harcının davalı ... İnşaat Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketi'nden alınarak hazineye irat kaydına,
4-Davacı ve davalı şirket tarafından istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına,
5-Kararın, HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca Dairemiz Yazı İşleri Müdürlüğünce taraflara resen tebliğine,
Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gerekçeli kararın taraflara tebliğinden itibaren 2(iki) hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz yasa yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 07/05/2026