T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2020/2228 Esas
KARAR NO: 2023/1316
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 2. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 21/05/2019
NUMARASI: 2017/168 E. - 2019/193 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Maddi Tazminat İstemli)|Marka (Manevi Tazminat İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 02/11/2023
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin "..." adlı markanın tek ve gerçek hak sahibi olduğunu, markanın kelime ve şekil markası olarak dünya çapında koruma altında olduğunu, müvekkili şirketin dünyada tanınmış bir şirket olduğunu, kurulduğu 1960 senesinden bu yana kozmetik, kişisel ve ev hijyeni alanlarında faaliyet gösterdiğini, dava konusu "..." markasının müvekkili şirket adına "böcek ilaçları, haşaratları yok etmek için preparatlar, mantar ilaçları, bitki öldürücüler"in yer aldığı 05.sınıf mal ve hizmetler için dünya çapında tescil ettirildiğini, bu markanın ve bu markaları ürünlerin dünya çapında tanındığını ve yoğun olarak talep edildiğini, davaya konu "..." markasının ilk kez 16.06.1993 tarihinde İtalya'da marka tescil başvurusu yapılarak ... no'lu WIPO da ayrıca ... sayı ile 15.04.2009 tarihinde topluluk markası olarak 05. sınıfta tescil edildiğini bu tesciller sebebiyle de 556 sayılı KHK m 3 uyarınca, söz konusu markanın koruma altında olduğu m. 8/3 uyarınca da gerçek hak sahibi olduklarını, müvekkilinin 1990'lı yılların başından itibaren sürekli olarak ve kesintisiz şekilde kullandığı, markanın tamamen kendi ürünü olduğunu, marka üzerindeki mali ve hukuki tüm hakları elinde bulunduran yetkili ve gerçek hak sahibi olduğunu, markanın özgün ambalaj tasarımlarının aynı zamanda FSEK maddeleri uyarınca grafik sanat eseri olduğunu ve koruma altında bulunduğunu, "..." markasının ambalajının özel bir tasarım olduğunu ve bu tasarım üzerinde müvekkili şirketin hak sahibi olduğunu, bu ambalaj tasarımının ve ambalaj üzerinde kullanılan ve her biri grafik eser niteliğinde olan logo tasarımlarının da eser sahibi olduğunu, bu tasarımların 5846 sayılı FSEK m. 1/B-z ve 4. maddesine göre, sahibinin hususiyetini taşıdığını ve eser niteliğinde olduğunu bu nedenle de FSEK m. 68 uyarınca eser sahibinin mali haklarına tecavüz oluştuğunu, davalının hiçbir geçerli sebebi olmaksızın ve haksız olarak dava konusu markayı TPE nezdinde kendi adına tescil ettirerek hukuka aykırı olarak kullandığını ve müvekilinin marka hakkına açık suretle tecavüz ettiğini, davalının kötüniyetli tescil işleminin hükümsüzlüğü için davalı aleyhine açılan İstanbul 1. Fikrî ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2011/213 E. 2012/233K. nolu dosyasında markanın hükümsüzlüğüne karar verildiğini, bu dosyada hükme esas teşkil eden 03.09.2012 tarihli bilirkişi raporunda müvekkiline ait markanın, ambalaj kompozisyonlarının ve eser niteliğindeki tasarımsal unsurların davalı tarafından birebir taklit edildiğinin açıkça belirtildiğini, davalının eylemlerinin aynı zamanda 556 Sayılı KHK'nın 61/A hükmündeki düzenlemeye aykırı olduğunu bu nedenle davalı aleyhine Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2013/8422 sayılı dosyası ile suç duyurusunda bulunduklarını, davalının tüm bu gelişmelere rağmen halen dava konusu marka ve ürünleri taklit ederek kullandığını, üretim fâaliyetine devam ettiğini ve taklit ürünleri satışa arz ettiğini, çok sayıda ülkede satışa arz edildiğini, bu markanın tanınmış bir marka olduğunu, bu durumun Paris sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesinde de dile getirildiğini, buna göre de, markaların tescilli olup olmadıklarına ve korunma istenen ülkede kullanılıp kullanılmadıklarına bakılmaksızın, bu ülkede ilgili sektördekiler tarafından niceliksel olarak biliniyorsa, niteliksel yönü (tanınmışlığın ekonomik değeri, markanın itibarı, gücü vd.) dikkate alınmaksızın tanınmış marka olarak korunabileceğini, aynı sektörde faaliyet gösteren davalının basiretli bir işadamı özeni göstermekle yükümlü olduğunu bu nedenle de davacıya ait markayı bilmesi gerektiğini, davalının bu eylemlerinin aynı zamanda haksız rekabet oluşturduğunu, davalının müvekkil şirket markasını ambalaj tasarımı grafik eser unsurları ile birlikte birebir taklit ederek kullanarak piyasada satışa sunduğu taklit ürünler ile müvekkilinin ticari itibarını zedelediğini, tüketici gözünde kötü duruma sokarak ticari değerini düşürdüğünü ve bu nedenle de müvekkil şirketin telafisi mümkün olmayan çok ciddi zararlara uğradığını, davalının kötüniyetli olduğunu, tüm bu nedenlerden dolayı da 556 sayılı KHK m. 68 uyarınca marka hakkındaki değer kaybı dolayısıyla 100.000. TL manevi, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000 TL maddi tazminat, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile m. 66/a uyarınca 10.000 TL yoksun kalınan kârın ve FSEK m, 68 uyarınca da fazlaya ilişkin hakları saklı tutarak 5.000 TL tazminat olmak üzere toplam 120.000 TL'nin davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep ve dava ettiği, 04.09.2018 tarihli islah dilekçesi ile de; 556 sayılı KHK'nın 61/a hükmü uyarınca marka hakkına tecavüz edilen müvekkilinin uğradığı zararlar için 68. madde uyarınca marka hakkındaki değer kaybı dolayısıyla 100.000,00-TL manevi tazminatın, 5.000,00-TL maddi tazminat, tecavüz olgusu ve buna bağlı olarak zararın doğduğunun sabit olması karşısında Türk Borçlar Kanunu'nun 50 ve 51. Maddeleri uyarınca somut olayın özelliği, tarafların konumları hususlarını da dikkate alarak 10.000,00-TL maddi tazminatın, FSEK m. 68 uyarınca davalının telif hakkı tecavüzü niteliğindeki fiil ve eylemleri sebebiyle 5.000,00-TL'yi 43.000,00-TL arttırarak, bu tazminat kalemi ile ilgili 48.000,00-TL tazminatın, tecavüz tarihinden itibaren işleyecek yasal temerrüt faiziyle birlikte davalı yandan tahsiline karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. Davalı vekilinin cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin1986 yılından bu yana üretim yaptığını, 1997 yılında Tuzla’da kurduğu fabrika ile de yurtdışına ihracata başladığını, ... ve ... markaları ile 36 ülkeye ihracat yaptığını, 2005 yılı sonrasında kişisel bakım ürünleri alanında da hizmet vermeye başladığını, 09.08.2012 tarihli noter tasdiki ile limited şirketi iken anonim şirkete dönüştüğünü, unvanın ... Ticaret Anonim Şirketi olarak değiştiğini, 556 Sayılı KHK m.42/1 uyarınca 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçtiğini, müvekkiline ait tescilli markalardan ...'un 20.02.2006 tarihinden itibaren tescilli olduğunu, diğer tescilli marka olan ...'un ise 25.08.2005 tarihinden itibaren tescilli olduğunu bu nedenle davacının dava hakkının zamanaşımına uğradığını, davacı tarafından dava konusu edilen markasının Türkiye'de tescil edilmediğini ve Türkiye piyasasına girmediğini, Türkiye'de tanınmış olduğuna dair herhangi bir belgenin dosyaya sunulmadığını, davacı yanın müvekkili ile ilgili ifadelerinin gerçeği yansıtmadığını, müvekkili firmanın 2000'li yıllardan itibaren kişisel temizlik ürünleri üzerinde faaaliyet gösterdiğini, davacı tarafça belirtilen logonun grafik eser niteliğinde olup olmadığı hususunun araştırılması ve uzman bilirkişi tarafından tespit edilmesi gerektiğini, Müvekkiline ait ... markasının Türkiye dışında da tescilli bir marka olduğunu, bunlardan Arnavutluk'ta davacı tarafça maraknın sicilden terkini için Tirana Mahkemesinde açtığı davanın, her iki marka arasında ayırt edici noktalar bulunması, her iki marka arasında temel değişikliklerin olduğunun tespit edilmesi nedeni ile reddedildiğini, müvekkilinin markalarının TPE nezdinde tescilli olduğunu, tescilli markanın haksız rekabetinden bahsedilemeyeceğini, haksız rekabetin ancak markanın sicilden terkininden sonra ileri sürülebileceğini, davacı tarafından markaların sicilden terkini talepli olarak İstanbul 1. Fikri Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 2011/213 E.sayılı dosyası ile açılan davada mahkemece markaların hükümsüzlüğüne karar verildiğini ancak kararın kesinleşmediğini, dosyanın Yargıtay incelemesinde olduğunu, bu nedenle markanın halen müvekkili adına tescilli olduğunu, dolayısıyla marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin oluşmadığını, davacının markasının başka ülkede tescilli olmasının müvekkilinin markasının geçerliliğini etkilemeyeceğini, davacı markasının tanınmış marka statüsünde olmadığını, davacının tescilsiz markasının müvekkilinin tescilinden önceye dayalı bir kullanımının, tanıtımının ve bilinirliğinin olmadığından bahisle, müvekkilinin uğramış olduğu maddi ve manevi zararları tazmin hakları saklı kalmak üzere davanın reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. Davacı vekili 06.11.2013 tarihli dilekçesinde özetle; davalının zamanaşımı ve yetki itirazlarının yerinde olmadığını, müvekkil şirketin tüm dünyada tanınmışlık düzeyine ulaştığını, uyuşmazlık konusu ... markasını, 05. sınıfında tescil edildiğini İtalya'da ve pek çok ülkede tescil edildiğini, 15. 06.1993 tarihine İtalya’da marka tescil başvurusunda bulunulduğunu ve ... no'lu WIPO uluslararası marka tesciline dayanak teşkil ettiğini, aynı şekilde 2009 yılından itibaren topluluk markası olarak tescil edildiğini, 556 sayılı KHK m. 8/3 uyarınca, davacının marka üzerinde gerçek hak sahibi olduğunu, müvekkil şirkete ati uyuşmazlık konusu markanın davalı tarafından haksız ve kötüniyetli olarak tescil edildiğini bu durumun 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2011/213 E. ve 2012/233 K. sayılı dosyada hüküm altına alındığını, davalı vekili tarafından ileri sürülen tescilin ülkeselliği prensibinin mutlak olmadığını, Paris sözleşmesinin 1. mükerrer 6. maddesi tanınmış marka kavramına açıklık getirildiğini, davalının kendi ifadesiyle 40 yıldır sektörde faaliyet gösteren şirketin davacının tanınmış markasını bilmediği iddia edemeyeceğini, meslekten olan ve basiretli bir iş adamı gibi özen göstermekle yükümlü olan davalının kendisine ait bir markayı tescil ettirirken aynı işkolunda çalışan ve maruf ve meşhur bir markayı bilmemesinin mümkün olmadığını, uyuşmazlık konusu ... adlı markanın müvekkil şirket tarafından özel olarak tasarlandığını ve temel unsurları değiştirilmeksizin ve aralıksız olarak böcek öldürücü ilaç kategorisinde bizzat kullanıldığını, bu nedenle de davalının ilk olarak kendisi tarafından kullanıldığı iddialarının yerinde olmadığını, dava konusu eserlerin tartışmasız benzer olduğunu, davacının ... ve ... markalarının tescil tarihleri dikkate alındığında davalının bu markaları uzun süreden beri haksız olarak kullandığını ve bu nedenlerden dolayı da tazminat miktarı ile ilgili itirazlarının yerinde olmadığını, uyuşmazlık konusu markanın tek ve gerçek hak sahibi olduklarını davalının kötüniyetli marka tescilinde bulunduğunu, bu nedenle de toplam 120.000 TL’nin haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak, davacı müvekkil şirkete verilmesini ve haksız rekabetin meni ile dava sonucunda verilecek hükmün kesinleşmesini müteakip masraftan davalıdan alınarak Türkiye çapında yayınlanan tirajı en yüksek üç gazeteden birinde yayınlanmasına karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. Davalı vekilinin 02.12.2013 tarihli dilekçesinde özetle; yetki ve zamanaşımı itirazlarını tekrar ederek, tescilli bir markanın haksız kullanımının söz konusu olamayacağını, Gebze Cumhuriyet Savcılığı’nın 2013/8244 soruşturma numarası ile yaptığı kovuşturmada 556 sayılı KHK md. 61'e aykırılık bulunmadığını, zira markalarının halihazırda tescilli olduğunu, tescilli bir markanın hükümsüzlüğüne karar verilip kesinleşinceye kadar bir markanın tüm geçerli hukuki hakları marka sahibine sağladığını, davacının markasının Türkiye'de tanınmış bir marka olmadığını, davacının marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet olmadığından davacının haksız taleplerinin reddine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "...Tüm dosya kapsamı, sunulan deliller, bilirkişi raporları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacının ülkemizde tescilli markasının bulunmadığı, yukarıda izah olunduğu üzere tanınmışlık iddiasının kabulünü gerektirir yeterli kanaatin dosya kapsamı itibarı raporlardaki tespitler de dikkate alındığında oluşmadığı, davacının markaya dayalı taleplerinin bu sebeplerle sübut bulmadığı anlaşılmakla bu yöndeki taleplerin reddine, davacının yurt dışında tescilli markasının grafik eser niteliği dikkate alındığında davalı kullanımları karşısında FSEK kapsamında korunmasının gerektiği, davalı kullanımlarının işleme hakkının ihlali niteliğinde olduğu ve her ne kadar tam olarak zararın tespiti mümkün değil ise de TBK 50 gereği takdiren 10.000 TL tazminatın ve FSEK 68 kapsamında 3 kat hesabı ile toplamda 30.000 TL'nin zararının giderilmesi yönünden hak ve nesafet kurallarına uygun düşeceği, yine haksız rekabete yönelik olarak davalı kullanımlarının TTK 55/1-a gereği haksız rekabet oluşturduğu ve tespit ve men'e yönelik taleplerin yerinde olduğu kanaatiyle kesinleşen hükmün ilanına yönelik talepler de kabulü" gerekçesiyle davacının haksız rekabetin tespitine yönelik davasının kabulü ile; davalının davacıya ait "..." tasarım/markasına ilişkin kullanımlarının haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, men'ine, kullanımlarının önlenmesine, davacının manevi tazminat davasının (itibar tazminatına dayalı) reddine, davacının Fsek 68'e dayalı tazminat davasının kısmen kabulü ile; takdiren 30.000,00 TL (10.000,00x3) dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin ve diğer maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Davaya konu ... markasının gerçek sahibinin dava dışı “...” şirketi olduğunu, uluslararası alanda ... markasının birden çok sahibi bulunduğunu, davaya konu ... markasının tanınmış marka olmadığının Mahkeme gerekçesi ve bilirkişi raporu ile sabit olduğunu, markanın sadece davacıya ait bir marka olmadığını, Yerel Mahkeme kararında kısmen kabule dayanak olan marka ve logoya yurt dışında davacının sahip olduğu bilgisinin gerçek dışı olduğunu, davacının ... markası ile ilgili hukuki korunma hakkının ancak kendi adına tescili ile başlayacağından tescil tarihinden sonraki satışlar ile ilgili bir talebi olabileceğini, hükümsüzlük karanın kesinleşmesinden sonra satış yapmadıkları için davanın reddi gerektiğini, -Davacı yanca dosyaya ibraz edilen ... marka sahibi ... firmasının 2012 yılı ticari raporunda “Yönetimin Öngörülebilir Gelişmeleri” başlığı altında Türkiye ile sinek ilacı ticaretine 2013 yılının ikinci yarısında girilmesinin hedeflendiğinin belirtildiğini ancak halen pazara girilmediğini, davacının kendine ait olmayan markası için huzurdaki dava ile bu tarihten çok öncesi için kazanç kaybı ve maddi tazminat talep ettiğini, davacının, Türkiye'de ticari faaliyetinin ve hatta girişiminin (niyetinin) bulunmadığını, 2013 yılı ikinci yarısı öncesi dönem için kazanç kaybı ya da başka bir ad ile zararı olamayacağından mesnetsiz davanın bu yönü ile de reddi isabetli olduğunu, ilan kararının dayanağı bulunmadığını, -Logo markanın gerçek sahibinin “...” şirketi olduğunu, bu şirket tarafından dizayn ettirilip, kullanıldığını, davacı firmanın anılan şirkete açtığı davanın reddedildiğini ve kararın kesinleştiğini, davacıya ait www... internet sitesinde davaya konu marka ve logonun yer almadığını, davacının, zararını ispat için dosyaya ... isimli başka bir firmaya ait olan ticari kayıtları sunduğunu, kendisine ait hiçbir kayıt sunamadığını, -Kullanılan logonun eser vasfında olmadığını, basit bir papatya çiçeği içinde ... ifadesini içerdiğini, hükümsüzlük kararının kesinleşmesinden sonra söz konusu marka ve logonun kullanılmadığını, hükümsüzlükten sonra kullanım şartının Yerel Mahkeme değerlendirildiğini, ancak, “davalıya ait internet sitesinde kullanıldığına ilişkin ilk bilirkişi raporu” gereğince davanın kabul edildiğini, raporun hatalı olduğunu, rapordan sonra hükümsüzlüğün müvekkilince kabul edildiğini, ellerinde bulunan küçük bir ürün gurubunun ise ürün kaplarının giydirilmesi suretiyle kendilerine ait başka bir marka ile kaplandığını, ürünün hükümsüzlük kararından sonra kesinlikle kullanılmadığını, internet sitesinden ürünün geç silinmesinin çalıştıkları ajansın hatası olduğunu, bu ürünün ticari olarak kullanıldığı anlamına gelmeyeceğini bu nedenle talebin reddi gerektiğini, -Davaya konu logonun grafik değeri olarak tespit edilen 16.000,00 TL'nin çok fahiş olduğunu, -Logo ve markanın davacının internet sitesinde yer almadığını ve davacının, haksız rekabet oluşması için davaya konu ürünün aynı pazarda gerek davacı gerekse de müvekkili tarafından satılması gerektiğini, ülkemiz pazarına girmediği sabit olan dava konusu marka için haksız rekabet şartlarının oluşmadığını, davacı markasının tanınmış marka olmadığından tescilsiz markaların yararlanacağı istisnalardan yararlanamayacağını, haksız rekabet yönünden davanın reddi gerektiğini, -Davacının Ülkemizde ticari faaliyetinin bulunmaması, satış ve pazarlama ağı oluşturmaması, bu sebeple de müşterisi bulunmaması nedeniyle kararın ilanının gerekçesinin de bulunmadığını kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Hükümsüzlük kararının geçmişe etkili olduğunu, davalı tarafın hukuka aykırı kullanımının, hükümsüzlük kararının kesinleşmesinden hem önce hem de sonrası için söz konusu olabileceğini, İstanbul 1.Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinde 2011/213 E. Sayılı dosyasında marka hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle dava açıldığını, açılan dava "Kötü Niyetli Tescil Nedeniyle Hükümsüzlük" kararı ile sonuçlandığını ve kararın 19.03.2014 tarihinde kesinleştiğini, müvekkilinin davalı tarafından en başından beri kötüniyetle alınmış tescil nedeniyle Türkiye Piyasasına giremediğini, davalı yüzünden en az 4 yıl boyunca piyasaya girememesi nedeniyle ekonomik olarak kazanç kaybı yaşadığını, -Heyet raporları arasında tazminat yönünden çelişkili rapor verildiğini, Mahkemece TBK madde 50 gereği takdiren 10.000,00 TLx3 tazminatın neye göre takdir edildiğinin anlaşılamadığını, her ne kadar bilirkişi raporlarında da takdir edilen miktar gerçeği yansıtmasa da, 16.000,00 TLx3 tazminata hükmedilmesi gerektiği görüşü bildirilmiş olsa da mahkemece bunun da dikkate alınmadığını, müvekkile ait markanın ondan fazla ülkede kullanıldığını, sadece 2010-2013 yılları arasında toplam satış hasılatının yaklaşık olarak 897.000,00 TL olduğunu, bu nedenle belirlenen rakkamın eksik tespit edildiğini, müvekkilinin haksız rekabet nedeniyle uğramış olduğu zararın bilirkişilerce ticari defterlerin incelenmesi neticesinde hesaplanacağı ancak bu durumun mümkün olmadığı hallerde ise zararın TTK madde 56/1-e bendi uyarınca davalının elde etmesi mümkün görünen menfaatin karşılığına göre hesaplanması gerektiğini, keyfiyen dayanaksız bir şekilde 10.000,00 TL tazminata hükmedilmesinin anlaşılamadığını, -Dosyadaki bilgi ve belgelere göre müvekkili şirkete ait markanın tanınmış olduğunu, Yargıtay 11.HDnin 16.01.2014 tarih, 2013/11051 E. ve 2014/938 K. sayılı ilamı ile onanmış ve kesinleşmiş olan İst. 1 Fikri Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2011/213 E., 2012/233 K. sayılı ilamı ile de müvekkili şirkete ait "..." markasının tanınmışlığının açıkça ifade edildiğini, kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; ... markası ... firmaya ait olduğunu, uluslararası alanda ... markasının tek sahibinin de ... firması olmadığını, ... markasının gerçek sahibinin dava dışı “...” şirketi olduğunu, davacının açtığı hükümsüzlük karanının iptaline yönelik Tirana Mahkemesi’nin verdiği karara karşı davacının bir itirazı olmadığını, sahtecilik iddiasında bulunmadığını, markanın tanınmış olmadığını, Davacı markanın sahibi olmadığından bu marka ile ticaret yapmasının mümkün olmadığını, ... markasının sahibi olduğu anlaşılan dava dışı ... firmasının ise pazara girmediğini, ülkemiz pazarına girmediğini, davacının kazanç kaybı yaşamasının mümkün olmadığını, raporda rapor tarihi itibariyle hesaplama yapıldığından Mahkemece dava tarihine göre indirim yapıldığını, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davaya konu marka ve logonın, dosyada mübrez bilirkişi raporularında Grafik eseri olduğunun tespit edildiğini, Müvekkilinin "..." adlı markanın tek ve gerçek sahibi olduğunu, raporda tanınmış marka olduğunun tespit edildiğini, dosyada finansal tablolar ve finansal raporların mevcut olduğunu, TTK m.56/I son cümlesine göre davalının elde etmesi mümkün görünen menfaate de hükmedileceğinin bildirildiğini, davalının istinafa başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın, marka hakkına ve FSEK hükümleri kapsamında telif hakkına tecavüz ile haksız rekabetin tespiti, men 'i maddi/manevi tazminata ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Mahkemece marka hakkına dayalı açılan davanın reddine, telif hakkına dayalı açılan davanın ise kabulüne karar verilmiş, dosya her iki taraf vekilince istinaf edilmiştir. Davacının Türkiye'de tescilli markasının bulunmadığı, davalının ..., ... nolu markalarının bulunduğu, ... nolu ... ibareli markanın davalı ... Tic. A.Ş'ye ait olduğu ve 05 emtiasında kayıtlı olduğu İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2011/213 esas-2012/233 karar sayılı 16.10.2012 tarihli kararı ile; davalı ... Tic. Ltd. Şti. Adına tescilli ..., ... nolu markalarının kötüniyetli tescil edildiğinden bahisle hükümsüzlüğüne karar verildiği ve verilen kararın 12.05.2014 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Davacı taraf, markanın TPE nezdinde tescilsiz olduğunu ancak ilk kez 15.06.1993 tarihinde İtalyada tescil edildiğini, ... no.lu WIPO uluslararası marka teşkiline dayanak teşkil ettiğini ve bu tescil kapsamında "Cezayir, Benelux, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Küba, Fransa, Almanya, Maceristan, Kore, Kosova..." ülkelerinde 05.emtia sınıflarında tescil edildiğini ve koruma altında olduğunu, aynı zamanda Avrupa Topluluğu nezdinde ... sayı ile 15.04.2009 tarihinden beri aynı emtia sınıfında üye ülkelerde topluluk markası olarak tescil edildiğini beyan etmiştir. KHK m. 8/3 uyarınca da gerçek hak sahibi oldukları iddiası ile davasını açmıştır. Davalı istinaf istemleri yönünden yapılan incelemede; Davacının Türkiye'de tescilli olmayan şekil markasının çok sayıda ülkede tescilli olduğu, yapılan bilirkişi incelemesinde ... şirketine ait ticari defter ve kayıtların sunulduğu yurt dışı tescil belgeleri, ürün ambalajları, satış izni ve sunulan diğer dökümanlardan mali hakların devir alındığının kabulünde aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır. Dosya içerisinde alınan tüm bilirkişi raporlarında ve İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2011/213 esas-2012/233 karar sayılı 16.10.2012 tarihli kesinleşen kararında davacının marka ve ambalaj tasarımının özgün bir tasarım olup FSEk 4. maddesi anlamında eser olduğunun sabit olduğu, buna göre telif hakkı yönünden verilen kararda aykırılık bulunmadığı anlaşılmıştır...." logosunun "Grafik Eserler" tanımına girdiği ve FSEK anlamında eser niteliği taşıdığı, ... Tic. Ltd, Şti.'nin ... markasını 20.02.2006 tarihi itibari ile 10 yıllığına ... Tescil No' su ve 05 Emtia kodu ile tescil ettirmiş olduğu ve bunun 31.03.2007 tarih ve 386 sayılı Resmi Marka Gazetesinde yayımlandığı, ...'nın ... markasını 05.08.1993 tarihi itibari ile 10 yıllığına ... Tescil No'su ve 05 Emtia kodu ile tescil ettirmiş olduğu ve 13.06.2003 tarihinde ... talep no'su ile yenileme talebinde bulunduğu, davacının 19 Haziran 2012 tarihlî dava dilekçesinin ekinde Ek 2.1 altında sunulan beyanın apostilli orjinalinin noter onaylı Türkçe tercümesine ve yine dava dilekçesi ekinde sunulan ambalaj tasarımı çıktılarına göre, davacı tarafın dayandığı logo ve ambalaj tasarımı üzerindeki grafik eserlerin işleme, çoğaltma, yayma hakları dahil olmak üzere, tüm mali haklarının, logoyu ve ambalaj tasarımını meydana getiren ... tarafından davacıya devredilmiş olduğunun bilirkişi raporu ile tespit edildiği, Bern Protokolü gereğince, davacının Türkiye de eserlerin korunmasında Türk firmaları ile aynı haklara sahip olduğu buna göre tazminat talep hakkı bulunduğu ve takdir edilen tazminatta hukuka aykırılık bulunmadığından davalının tüm istinaf taleplerinin reddinin gerektiği anlaşılmıştır. Davacı istinaf istemine yönelik yapılan incelemede; Davacı vekilinin istinaf dilekçesinde; kötüniyetli tescil nedeniyle hükümsüzlük kararı verildiğini, hükümsüzlük kararının geçmişe etkili olduğunu, hükümsüzlük kararının verilmesinden önce ve sonraya ilişkin müvekkilinin tazminat isteyebileceğini, müvekkilinin en az 4 yıl Türk piyasasına giremediğini, kazanç kaybı yaşadığını, dosyadaki raporların çelişkili olduğunu, mahkemenin TBK 50. Madde gereğince hükmettiği 10.000 TLX3 tazminatın neye göre taktir edildiğinin anlaşılamadığını, raporların gerçeği yansıtmasa da 16.000 TLX3 tazminata hükmedilmesinin bildirildiğini, mahkemece bunun dikkate alınmadığını, tanınmışlığın tespit edilemediğine ilişkin gerekçenin de yerinde olmadığını ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Davacı tarafın dava dilekçesinde ve ıslah dilekçesinde ileri sürdüğü neticei talebinin incelenmesinde, markasının itibar kaybı nedeniyle maddi ve manevi tazminat talebinde bulunduğu ayrıca 556 Sayılı KHK 66/a maddesine dayalı olarak tazminat talep ettiği anlaşılmıştır. HMK 26. Madde gereğince mahkeme hakimi ileri sürülen taleplerle bağlı olup, davacının marka itibarının kaybı ve davacı markasına tecavüz nedeniyle maddi ve manevi tazminat isteyip isteyemeyeceği üzerinde durulması gerekmektedir. Davacının Türkiye'de tescilli markasının bulunmadığı anlaşılmakla, tescilli markalara dayalı olarak istenebilecek talepleri ileri süremeyeceği ve bu arada marka itibar kaybından ve markaya tecavüz nedeniyle yoksun kalınan kardan dolayı tazminat isteyemeyeceği, davacının tazminat taleplerini haksız rekabet hükümlerine dayandırmadığı anlaşılmakla, davacı tarafın bu yöndeki tazminat istemlerinin reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.Taraflar arasında kesinleşen mahkeme kararı ile, davacının telif hakkına sahibi olduğu eser niteliğindeki grafik tasarımlarının davalı tarafça ürünlerinde haksız olarak kullanılması şeklindeki eser sahipliğinden doğan haklara tecavüzün tespit edilmiş olması karşısında, davacı lehine FSEK 68. Maddeden kaynaklanan maddi tazminatın şartlarının bulunduğu; mahkemece takdir edilen 10.000 TL rayiç bedelin ve üç katı olan 30.000,00-TL maddi tazminatın somut olayın özelliklerine uygun olduğu anlaşıldığından, tarafların bu konudaki istinaf istemleri yerinde görülmemiştir. Ancak İlk Derece Mahkemesince verilen gerekçeli kararda" tanınmışlık iddiasının kabulünü gerektirir yeterli kanaatin dosya kapsamı itibarı raporlardaki tespitler de dikkate alındığında oluşmadığı" gerekçede belirtilmiş ise de, tanınmışlığın İstanbul 1.Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2011/213 esas-2012/233 karar sayılı 16.10.2012 tarihli kesinleşen kararı ile tespit edildiği, kararın taraflar yönünden bağlayıcı olduğu, somut olayda ilk derece mahkemesinin tanınmışlığın tespit edilemediğine ilişkin gerekçesinin hatalı olduğu, davacı vekilinin gerekçeye yönelik istinaf isteminde haklı olduğu kanaatine varılmıştır. Açıklanan sebeplerle, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/2. maddesine göre İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden düzeltilmiş gerekçe ile, davanın kısmen kabulüne dair karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Davalı vekilini istinaf isteminin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/-1 Maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2- Davacı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile; 3- İstanbul 2. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 21/05/2019 tarih, 2017/168 E., 2019/193 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına, düzeltilmiş gerekçe ile; 4-Davacının haksız rekabetin tespitine yönelik davasının KABULÜ ile; 4/a- Davalının davacıya ait "..." tasarım/markasına ilişkin kullanımlarının haksız rekabet teşkil ettiğinin tespitine, men'ine, kullanımlarının önlenmesine, 4/b- Davacının manevi tazminat davasının (itibar tazminatına dayalı) reddine, 4/c- Davacının Fsek 68'e dayalı tazminat davasının KISMEN KABULÜ ile; takdiren 30.000,00 TL (10.000,00x3) dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiliyle davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin ve diğer maddi tazminat taleplerinin reddine, 4/d- Karar kesinleştiğinde hüküm özetinin masrafı davalıya ait olmak üzere traji en yüksek üç gazeteden birinde ilanına, 5- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 5/a-Alınması gerekli 2.049,30 TL karar harcının peşin yatırılan (ıslah+peşin harç) 2.808,60 TL'den mahsubu ile fazla yatırıldığı anlaşılan kalan 735,00 TL karar harcının karar kesinleştiğinde talep halinde yatırana iadesine, 5/b-Davacı tarafından yapılan: 6.250,00 TL bilirkişi ücreti, 777,85 TL posta gideri olmak üzere toplam 7.027,85 TL yargılama giderinden kabul ve red oranına göre hesaplanan 1.293,46 TL ile 2.049,30 TL harç (ıslah+peşin+başvuru) olmak üzere toplam 3.342,76 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacılara verilmesine, kalan kısmın davacılar üzerinde bırakılmasına, 5/c-Davacı yargılamada kendini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen haksız rekabetin tespiti, men'i, kullanımlarının önlenmesine ilişkin talepler yönünden AAÜT'ne göre tespit olunan 25.500,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 5/ç-Davalı yargılamada kendini vekil ile temsil ettirdiğinden reddolunan markaya tecavüze dayalı manevi tazminat yönünden AAÜT'ne göre tespit olunan 25.500,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 5/d-Davalı yargılamada kendini vekil ile temsil ettirdiğinden reddolunan markaya tecavüze dayalı maddi tazminat yönünden AAÜT'ne göre tespit olunan 5.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 5/e-Davalı yargılamada kendini vekil ile temsil ettirdiğinden reddolunan maddi tazminat yönünden AAÜT'ne göre tespit olunan 10.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 5/f-Davacı yargılamada kendini vekil ile temsil ettirdiğinden kabul edilen (FSEK 68'e dayalı) maddi tazminat talebi yönünden AAÜT'ne göre tespit olunan 25.500,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 5/g-Davalı yargılamada kendini vekil ile temsil ettirdiğinden reddolunan (FSEK 68'e dayalı) maddi tazminat talepleri yönünden AAÜT'ne göre tespit olunan 18.000,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine, 6- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 6/a-İstinaf talebi reddedildiğinden alınması gereken 2.049,30 TL nispi istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 512,32 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.536,98 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 6/b- İstinaf talebi kabul edildiğinden davacı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine, 6/c-İstinaf yargılaması için davacı tarafından yapılan 148,60 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 15,50 TL tebligat gideri olmak üzere toplam 164,10 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, davacı tarafından yapılan giderlerin üzerinde bırakılmasına, 6/d-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 7- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 02/11/2023