T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2020/2097
KARAR NO: 2023/1674
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul 1. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 20/02/2020
NUMARASI: 2017/283 E. - 2020/94 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Tecavüzün Giderilmesi İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 21/12/2023
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı/karşı davalı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin turizm ve seyahat acentalığı sektöründe "..." işletme unvanı ile faaliyet gösterdiğini, müvekkilinin "..." işletme unvanını 14/04/2011 tarihinde aldığını ve bu tarihten itibaren aralıksız ve etkin şekilde kullandığını, davalı adına tescilli ... kod numaralı "... " markası üzerinde müvekkilinin gerçek hak sahibi olduğunu ve www...com alan adının da sahibi olduğunu, müvekkil firmanın 01.02.2011 yılında ticari faaliyetine başlamış olup 14.04.2011 tarihinden bu yana ... unvanını kullandığını, davalının marka tescilinin kötü niyetli olduğunu, davaya konu markanın KHK mad.35 hükmü uyarınca müvekkilline devrinin gerektiğini, bu taleplerinin kabul görmemesi halinde markanın hükümsüzlüğünü, bir tüzel kişi tacir olan dava konusu marka sahibinin TTK madde 20 çerçevesinde basiretli tacir olma yükümlülüğünün bir sonucu olarak davalı firmanın markasını tescil ettirdiği seyahat ve turizm sektöründe özellikle de 39 ve 43 sınıftaki hizmetler bakımından önceki tarihli müvekkilden ve müvekkil markasından haberdar olmadığını iddia edemeyeceğini, davalı yanın söz konusu 21.05.2009 tarih ve ... sayı ile tescilli "..." markasının 39.snıfa ilişkin ve 43.sınıfa ilişkin olmak üzere söz konusu hizmetlerin markanın gerçek hak sahibi olan müvekkil şirkete devrine ve devrin TPE tarafından sicile işlenmesine, söz konusu markanın müvekkile devrine ilişkin 2 no'lu taleplerinin kabul edilmemesi halinde anılan marka tescilinin 39.sınıf ve 43.sınıfa ilişkin hizmetler olmak üzere sayılan hizmetler bakımından kısmen hükümsüzlüğüne ve TPE tarafından sicilden terkin edilmesine, davalının hükümsüzlüğü talep edilen ... markasının dava sonunda verilecek karar tarihinden itibaren kullanılmasının önlenmesine, bu çerçevede davalının söz konusu markayı ürün ve/veya hizmetler üzerinde kullanmasının bu markayı taşıyan ürünleri veya hizmetleri kullanmasının önlenmesini "..." ibareli markayı taşıyan her türlü metaryelin toplatılmasını talep ve dava etmiştir.Davalı/karşı davacı vekili cevap ve karşı dava dilekçesinde özetle; Dava konusu vanilla tours ibareli markanın Mal ve Hizmetlerin Sınıflandırılmasına İlişkin Tebliği 39.ve 43. sınıflarında 21/05/2009 tarihinden itibaren 10 yıl süre ile müvekkili adına tescilli olduğunu, davacı tarafın marka tescilinden 2 yıl sonra "vanilla travel" ibaresini acenta unvanı olarak kendi adına tescil ettirmesinin kötü niyetli olduğunu, tescilli markanın hükümsüzlüğünün; Markanın tescil tarihinden itibaren 5 yıl içinde talep edilmesi gerektiğini, hak düşürücü sürenin geçirilmiş olması nedeniyle davanın reddine karar verilmesini, müvekkillinin "..." ibareli markayı tescil ettirmesinden iki sene sonra "..." unvanını kullanmaya başlayan davacı-karşı davalının "..." ünvanını kendisinin maruf ve bilinir hale getirdiği iddiasının kabulünün mümkün olmadığını, davacı-karşı davalının söz konusu kullanımlarının müvekkiline ait marka hakkına tecavüz teşkil ettiğini, müvekkili şirket tarafından davacı-karşı davalıya İstanbul ... Noterliğin ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile tecavüzün durdurulması ihtarının yapıldığını ancak davacı-karşı davalının ilgili ihtara cevap dahi vermediğini, marka hakkına tecavüz nedeniyle maddi ve manevi zararların tazminine, hükmün ilanına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.İlk Derece Mahkemesince; "Yasal düzenlemeler ile markanın başvuru tarihinden önce tescilsiz bir marka ya da ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret olduğunun tespit edilmesi halinde hükümsüz kılınması gerekmektedir. Hükümsüzlüğü talep edilen ... numaralı "..." ibareli markanın gerçek hak sahipliği iddiası ile hükümsüzlüğünün talep edilebilmesi için benzer nitelikte olan davacı şirkete ait "..." ibaresinin markanın tescil tarihinden önce davacı tarafından ticaret sırasında kullanılmış olması gerektiği, www...com sitesine ilişkin domain kaydında davalı şirketin "..." ibaresini 2004 yılından beri kullandığı, 2009 yılında markayı adına tescil ettirdiği, 2010 yılından itibaren faturalarında ... ibaresinin yer aldığı, davacı şirketin ise "..." ibaresini, 14/04/2011 tarihinde aldığı seyahat acentası ünvanı olarak tescil ettirmesinin akabinde kullanmaya başlandığı, davacı şirketin 2013 yılından sonra düzenlenen faturalarda vanilla travel ibaresini kullandığı, davacı şirketin, dava konusu markanın başvuru tarihi olan 21/05/2009 tarihinden önce ve davalı şirketin internet sitesinde "..." ibaresini kullandığı, 2004 tarihinden önce ticaret sırasında kullanıldığına ilişkin delil sunulmadığı, böylece davacının, davalı şirket adına tescilli markanın başvuru tarihinden önce "..." ibaresini tescilsiz olarak ticaret sırasında kullandığı ispatlanamadığından ve 5 yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra dava açıldığı görülmekle, davalıya ait ... tescil nolu "..." markasının hükümsüzlüğü koşulları oluşmadığından davanın reddine karar verilmiştir. Tarafların aynı ilin yakın ilçelerinde aynı/benzer işler ile iştigal ettikleri, ... ibaresinin davacı-karşı davalı tarafından acenta işletme adı olarak 14/04/2011 tarihinden itibaren, davalı-karşı davacı şirket tarafından ise 2009 yılında marka, 2004 yılından itibaren ise alan adı olarak kullanıldığı, T.T.K gereğince tarafların tacir oldukları aynı şehrin, yakın ilçelerinde aynı iştigal alanı içerisinde kendilerine ait bir ticari metayı kullanan kişi ya da firmayı bilmeleri gerektiği, davalı-karşı davacının, davacı-karşı davalının ... hakim unsurlu kullanımlarını öğrendiği ilk tarihe dair delil sunulmadığı, bütün dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde tarafların 2015 yılında hukuki iltilafa giriştikleri akabinde davalı- karşı davacının İstanbul ... Noterliği'nin 02/09/2015 tarih ve ... yevmiye numaralı ihtarnamesi ile davacı-karşı davalıyı ... ibaresini kullanmama hususunda ihtar ettiğini, davacı-karşı davalı şirketin ... ibaresine acenta işletme adı olarak 14/04/2011 tarihinde kayıt ettirdiği ve davanın 2015 yılında açıldığı görülmekle, tecavüz iddiaları bakımından uzun süre sessiz kalma nedeni ile hak kaybına uğradığı kanaatine varıldığından" asıl davanın ve karşı davanın reddine karar verilmiştir. Davacı- karşı davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; yerel mahkemenin davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı yönündeki tespitinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemece hükme esas alınan 14.12.2018 tarihli bilirkişi raporunun hatalı olup yerel mahkemece bu rapora karşı itirazlarının değerlendirilmediğini, gerçek hak sahipliği karinesine dayalı olarak markayı tescil ettirmeden piyasada ilk defa kullanan kişinin markayı haksız rekabet hükümlerine göre koruyabileceğini, davalı-karşı davacının faaliyette bulunduğu dönemlerde faaliyet gösterdiği işletme adlarının farklı olduğunu, hiçbir şekilde faaliyetlerinde ... ibaresini kullanmadığını, daha sonraki zamanlarda markaya faturalarında ve domain kaydında yer vermesinin kötü niyet göstergesi olduğunu, yerel mahkemece marka kullanımına ilişkin olarak tüketici nezdinde iltibas yarattığı yönündeki tespitin hatalı olduğunu, marka tecavüzünü kabul etmemekle birlikte yerel mahkemenin davalı-karşı davacı tarafın uzun süre sessiz kalması sebebiyle hak kaybına uğradığı yönündeki tespitin yerinde olduğunu, davalı-karşı davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı-karşı davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; mahkemece asıl ve karşı davanın reddine karar verildiğini, karşı davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, mahalli mahkemenin bilirkişi raporuna istinaden tarafların aynı şehir ve aynı ilçede ticari faaliyette bulunduğu ve sessiz kaldığı gerekçesiyle karşı davalarını reddetmesinin hatalı bir gerekçeye dayandığını, markalarına tecavüzde bulunulduğunun mahkeme kararı ile sabit olduğunu, haksız ve hukuka aykırı tecavüz olduğunda sessiz kalmanın söz konusu olamayacağını, müvekkilin tecavüz olayını öğrendiği andan itibaren hukuki girişimlerde bulunduğunu, mahkeme kararının hem tecavüz var deyip hem tazminata karar vermemesinin çelişkili olduğunu, karşı davadaki taleplerinin hükümde eksiksiz olarak karara bağlanmadığını, karşı davada hükmün ilanını talep etmelerine rağmen bu konuda karar verilmediğini, fiili kayıptan doğan zarar, yoksun kalınan kârdan kaynaklanan maddi zarar ve itibar kaybı zararlarının talep ve dava edildiğini, bununla ilgili hükümde yeterli açıklama mevcut olmadığını, tüm bu nedenlerle istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Asıl davanın konusu, davalı- karşı davacının, TPMK nezdinde ... tescil nolu "..." markasının, davacıya devri ve devrin TPMK siciline işlenmesi, bu talebin kabul görmemesi halinde markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine ilişkindir. Karşı davanın konusu, davacı-karşı davalı şirketin, davalı-karşı davacı şirketin ... markasına vaki tecavüzün durdurulması, önlenmesi ile maddi-manevi tazminata ilişkindir. TPMK kayıtlarına göre davalıya ait "..." isimli markanın ... tescil no'su ile 39 ve 43. sınıflarda ... Ltd. Şti. adına 31.03.2010 tarihinde tescil edildiği görülmüştür. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na ait A Grubu Seyahat Acantası İşletmesi belgesinde ... belge no'lu "..." unvanlı şirket sahibinin ... Tic Ltd. Şti. adına kayıtlı olduğu görülmüştür.Dava açıldığı tarih itibariyle 556 sayılı KHK'nin uygulanması gerekmektedir. Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, 29.05.2017 tarihli bilirkişi heyet raporunda sonuç olarak; davacı(karşı davalı) tarafından kullanılan ... ile davalı(karşı davacı) adına tescilli ... ibaresinin aynı sınıflarda kullanılmakla iltibas yaratacak derecede benzer olduğu, davacı(karşı davalı) tarafın marka üzerinde markanın davalı(karşı davacı) tarafından tescil tarihinden önce tescilsiz kullaramı ile herhangi bir hak kazanılmadığı, davacı(karşı davalı) tarafından ibarenin 2011 yılında verilen işletme belgesi ile markasal kullanımına başlandığı ve davacı(karşı davalının) gerçek hak sahibi olduğunun ispatlanamadığı, markanın hükümsüzlüğü talebinin reddinin gerektiği, davacı(karşı davalı) tarafın KHK 17 gereğince markanın devrini talep ettiği ancak KHK 17. maddede yer alan şartların gerçekleşmediği, devir talebinin reddinin gerektiği, davalı(karşı davacı) tarafından tescil edilen hakkın davacı/(karşı davalı) tarafından her hangi bir öncelik hakkına dayanmaksızın kullanımının KHK 61 maddenin yollamasıyla 9. madde gereğince markaya tecavüz oluşturulduğu, işletme belgesinin iptalinin idari bir davayı gerektirdiği, ancak davacı(karşı davalı) tarafırdan kullanımın Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından alınan işletme belgesine dayanılarak gerçekleştirildiği ve bu necdenle kusurundarı bahsedilemeyeceği ve tazminata hükmedilemeyeceği, takdirin mahkemeye ait olduğu, 60.000,00TL maddi tazminat talebi ihtarname tebliğ tarihinden karşı dava tarihine kadar ki süre için avans faiz oranından 47 gün için 822,51 TL faiz hesaplandığı, 60.822,50 TL faiz dahil maddi tazminat tutarı, 100.000,00 TL manevi tazminat talebi için ise 1.370,83 TL faiz dahil 100.000,00 + 1.370,83 = 101.370,83 TL faiz dahil manevi tazminat tutarı talep edilebileceği belirtilmiştir. Aynı bilirkişi heyetine ait 08.05.2018 tarihli raporda sonuç itibariyle davalı-karşı davacı- .... Tic. Ltd. Şti adına ... nolu “... Seyahat Acentası” belgesi T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı A- Grubu Seyahat Acentası İşletme belgesinin 06.03.2008 tarihinde düzenlendiği, davalı-karşı davacı ... Tic. Ltd. Şti. firmasının “... “operasyonel işi ile faaliyetinin yaklaşık 963,5 yurt içi, 96,5 i yurt dışı olmak üzere, kurumsal yapılara ve yine yurt içi ve yurt dışında bulunan şirketlere bağlı olarai( çalışan acentelere toptan tabir edilen şekil ile internet üzerinden otel reîervasyonu aracılık hizmeti verildiği, davacı/karşı davalının net satış tutarları davalı/ karşı davacı firmasının yurt içi satışlarının 1/4 (dörtte bir) seviyesinde bulunduğu, davalı/karşı davacı satışlarının, davacı/karşı davalı firmasının satışlarının 4 katı tutatında olduğu, “...” markasının - kullanılması nedeniyle ekonomik bir zararın meydana gelmediğini, talep edilen 20.000,-TL fiili kayıptan doğan tazminat talebinin ekonomik bir zarar bulunmadığından bu talebin yerinde olmadığı, Davalı-karşı davacı firmasının 556 sayılı KHK'nin 66/b bendine göre yoksun kalınan kazanç nedeniyle 20.000,-TL maddi tazminat talebinin ise Davacı/karşı davalı firma 16.09.2015 dava tarihi itibariyle 20.635,45 zararı bulunduğu, dolayısıyla elde edilen bir kazanç bulunmadığı, davalı/karşı davacı firmanın 556 sayılı KHK'nin 68. maddesine göre markanın itibarı zarara uğradığını belirtilerek 20.000,-TL itibar tazminatı talebi, aynı sektörde faaliyete bulunan firmaların Turizm sektörünü düzenleyen Bakanlıktan alınan bir unvanın kullanılmasının tek başına itibar kaybına sebep olması iddiasının yerinde olmadığını dolayısıyla itibar kaybından da söz edilemeyeceği, manevi tazminatın mahkemenin takdirinde bulundugu, davacı-karşı davalı .... Ltd. Şti. ... unvanlı ... nolu T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı A Grubu Seyahat Acentası İşletme Belgesini 14.04.2011 tarihinde alındığı, davacı-karşı davalı ... Tic. Ltd. Şti.nin “...” unvanı Kasım 2013 ayından itibaren düzenlenen faturaların baş kısmında gösterildiği, bu tarihten önce düzenlenen faturalarda bu unvanı kullanmadığı sadece ... (... ismi kısaltılmış olarak) ... Ticaret LTD. Şti. ismi ile faturalar düzenlendiği, davacı-karşı davalı ... firmasının kök raporda hesaplanan faiz itirazının ise, Kök raporda davalı-Karşı davacı talebi olan faiz hesaplaması mahkemenin o yönde oluşturacağı bir karar olması durumunda raporun eksik kalmaması açısından tazminat hesaplama yapılması yoluna gidildiği belirtilmiştir.Mahkemece farklı bir heyetten yeniden bilirkişi raporu aldırıldığı, 14.12.2018 tarihli bilirkişi heyet raporunda sonuç olarak; davacı / Karşı davalı tarafından 16.09.2015 tarihinde ... kod numaralı markanın hükümsüzlüğü talepli olarak başlatılmış olan davanın ilgili markanın tescil tarihi olan 31.03 2010 tarihinden sonra 5 yılı aşkın bir sürenin akabinde başlatılmış olması ve davalı / karşı davacı yanın kötüniyetli olduğuna ilişkin davacı/karşı davalı yan tarafından dosyaya herhangi bir belge arz edilememiş olması nedeni ile davanın hak düşürücü süre içerisinde açılmadığı, Sayın Mahkemenizce davacı / karşı davalı yan tarafından davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı değerlendirilse dahi davacı / karşı davalı yanın ... ibaresi üzerinde davalı /karşı davalı yana karşı gerçek hak sahibi olduğu yönündeki iddialarının heyetlerince yerinde olmadığının değerlendirildiği, tarafların aynı ilde, yakın ilçelerde, aynı / benzer iş kollarında ticari faaliyet yaptıkları ve davacı/ karşı davalı yanın ACENTA İSMİNİ adına tescil ettirdiği tarih olan 14.04.2011tarihinin üzerinde 3,5 yıl geçmesinin akabinde ortaya çıkan ihtilaf nedeni ile Davalı / karşı davacı yanın davacı / karşı davalı yana yöneltmiş olduğu ... esas unsurunun kullanımının markalarına tecavüz teşkil ettiği yönündeki iddiaları bakımından “uzun süre sessiz kalma nedeni ile hak kaybına uğradıklarının” değerlendirilebileceği, ancak dosya içerisinde davalı / karşı davacı yanın davacı / karşı davalı yanın kullanımlarını ilk kez öğrendiği tarihin tespit edilemediği, bu sebeple konu hakkında nihai, takdirin mahkemeye ait olduğunu, karşı dava bakımından uzun süre sessiz kalma nedeni ile hak kaybının varlığının mahkemece değerlendirilmemesi halinde davacı/karşı davalı yanın Acenta Unvanı kullanımının dışına çıkarak yapmakta olduğu markasal kullanımların davalı / karşı davalı yanın markasından kaynaklanan haklarına tecavüz teşkil eder mahiyette olduğu belirtilmiştir.Davacı/karşı davada davalının istinaf başvurusunun incelenmesinde; asıl davanın marka hükümsüzlüğü talebiyle açıldığı, dava açılış tarihinde yürürlükte olan 556 Sayılı KHK 42/1-a maddesinde tanınmış markalar ile ilgili hükümsüzlük davasının 5 yıllık süre içerisinde açılması gerektiğinin düzenlendiği, tanınmış markalar ile ilgili süreye yönelik düzenlemenin yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca, tanınmış olmayan markalar yönünden de uygulandığı, somut uyuşmazlıkta, davalı markasının tescil tarihinin 31/03/2010 tarihli olup, davanın açıldığı 20/10/2015 tarihine kadar 5 yıllık sürenin dolduğu, asıl davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılmış, davacı/karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. davacı/ karşı davalının kullanımının işletme adı olarak 14/04/2011 tarihli, davalı markasının tescil başvuru tarihinin 21/05/2009 tarihi olduğu, tescilden kaynaklanan öncelik hakkının davalıya ait olduğu davacı/ karşı davalının ihtarnamenin tebliğ tarihinin 02/09/2015, dava tarihinin 20/10/2015 tarihi olduğu 5 yıl süre boyunca sessiz kalınması nedeni ile mahkemece asıl davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçesi ile davanın reddine dair verilen karar hukuken yerindedir.Davalı/Karşı davacının istinaf başvurusunun incelenmesinde; tarafların tacir olduğu, TTK 18/2 maddesi gereğince, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir işadamı gibi hareket etmekle yükümlü oldukları, aynı şehrin yakın ilçelerinde aynı iştigal alanı içerisinde, davacı/karşı davalı tarafın markasal kullanımını bilmesi gerektiği, davacı/karşı davalı şirketin ... ibaresini "..." işletme adıyla, acenta işletmesi adı olarak 14/04/2011 tarihinde kayıt ettirdiği, davanın 2015 tarihinde açıldığı davalı-karşı davacının İstanbul ... Noterliği'nin 02.09.2015 tarih, ... yevmiye no'lu ihtarnamesi ile davacı/karşı davalıyı "..." ibaresini kullanmamasını ihtar ettiği, davanın 20/10/2015 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.Yargıtay 11.Hukuk Dairesinin 21.12.2017 tarih 2016/6803-2017/7532 sayılı kararı ile 02.02.2021 tarihli, 2020/1101 Esas- 2021/709 Karar sayılı kararlarında belirtildiği üzere, TTK'da düzenlenmemekle birlikte, yasal dayanağı TMK’nin 2. maddesi olan "uzun süreli sessiz kalma suretiyle hak kaybı müessesesine" göre, bir hak ihlali karşısında, hak sahibinin bu ihlali bildiği veya bilebilecek durumda olduğu halde bu hususta karşı tarafta dava açılmayacağı yolunda güven oluşturulduktan sonra, oluşturulan bu güvene aykırı olarak, ihlal konusu hakka önemli yatırım yapan kişilere karşı ihlali sona erdirmek amacıyla dava açılmasının çelişkili davranış yasağı teşkil edeceği, böyle bir davranışın TMK 2. maddesi uyarınca dürüstlük kuralına aykırı olacağı ve hukuk tarafından himaye edilmeyeceği, bu sürenin belirlenmesinde de dürüstlük kuralının esas alınacağı, bu süre Yargıtay uygulamalarında kural olarak 556 Sayılı KHK'nın yürürlükte olduğu dönemde beş yıl olarak uygulandığı, somut olayda aynı sektörde faaliyet gösteren davacı/karşı davalının işletme adının tescil tarihinden dava tarihine kadar 5 yıllık sessiz kalma yoluyla hak kaybı süresinin dolduğu, ilk derece mahkemesince karşı davanın reddine karar verilmesinin yerinde olduğu kanaatiyle, karşı davaya yönelik davalı/karşı davacı istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir.Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davacı-karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun ve Davalı/Karşı davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 1. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 20/02/2020 tarih ve 2017/283 E., 2020/94 K. sayılı kararına karşı, davacı-karşı davalı vekili ve davalı-karşı davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince AYRI AYRI ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 215,45 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 54,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 215,45 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4-Davalı ve davacı taraflarca istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,5-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 21/12/2023