T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2021/239 Esas
KARAR NO: 2024/547
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: Bakırköy 1. Fikri Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 15/10/2020
NUMARASI: 2019/118 E. - 2020/262 K.
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 14/03/2024
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Davacı vekili tarafından sunulan dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin uzun yıllardan beri “...” markası ile Cafe/Restoranlar işlettiğini, 1997 yılından bu yana aralıksız ve etkin bir şekilde ... markasını kullandığını, 2004 yılından bu yana da Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescil ettirdiğini, bu bağlamda müvekkilinin; bu markanın hem kullanımdan hem de tescilden kaynaklanan gerçek hak sahibi olup markayı yıllar içerisinde emek ve para harcayarak maruf hale getirdiğini, ana unsuru “... ” olan tescilli markasının geniş kapsamda korunabilmesi ve taklit markalardan sakınılması için de esas unsuru ... olan seri markalar yarattığını, müvekkile ait tescilli markaların ... tescil numaralı (...), ... tescil numaralı (...), ... tescil numaralı ( ... şekil) ... tescil numaralı (... şekil) ... tescil numaralı (... şekil) ... tescil numaralı (...) olduğunu, Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2018/118 E. 2018/368 K. No.lu dosyasında, davalı adına kayıtlı ... numaralı "..." ..., ... numaralı "...", ... numaralı "...", ... numaralı "..." markalarının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmiş ve kararrı 11.02.2019 tarihinde kesinleşmiş olduğunu, davalı tarafın bahsi geçen davayı açtıkları 07.03.2018 tarihinden sonra 21.03.2018 tarihinde işbu dava konusu olan ... tescil numaralı ''... + şekil'', markasını tescil ettirdiğini, bu nedenle sonradan tescil edilen bu markanın daha önce açmış oldukları davanın konusu yapılamadığını, davalının öncelikle 2012 yılında ... numaralı "..." markasını tescil için başvuruda bulunduğunu, müvekkilin önceki tarihli (...) markasını bildiği ve "..." ibaresi ile başvurduğunda reddedileceğini öngördüğü için "..." ibarelerini ekleyerek başvurusunu gerçekleştirmiş ve her nasılsa bu markanın tescil edildiğini, davalı tarafın, zaman içerisinde aynı ibare için farklı şekillerde, baş harfleri birleştirerek, harfler arasına noktalar ekleyerek yani kötüniyetli bir şekilde farklı marka başvurularında da bulunduğunu, davalının hükümsüzlüğü talep edilen markasının diğerleri gibi yazılış, okunuş, genel görünüm ve anlam olarak müvekkil şirketin markalarının ayırt edilemeyecek derecede benzeri ve kötü bir taklidi olduğunu, müvekkil markaları ile davalı markalarının aynı anda piyasada bulunması ve aynı hizmetleri kapsaması sonucu, davalı markalarının müvekkil şirketin markalarının uzantısıymış gibi bir izlenim uyandırmakta, dava konusu hükümsüzlüğü istenen markaların müvekkil şirketin markası ile iltibas yaratmakta, tüketiciler nezdinde karışıklığa yol açmakta, taraflar arasında bir işbirliği/temsilcilik/franchise ilişkisi varmış izlenimi yaratmakta, davalının sunduğu hizmetlerden memnun olmayan tüketici için müvekkil markalarının itibarı sarsılmakta, davalının haksız kazanç temin etmekte, müvekkilin markasının tüketiciler nezdinde oluşturduğu güven duygusunu istismar ederek müvekkil şirketi zarara uğratmakta olduğunu, davalının, İTO kayıtlarından görüleceği üzere et ve et ürünleri yani gıda hizmet faaliyetleri ile iştigal ettiğini, ayrıca davalının da müvekkil gibi İstanbul'da olduğunu, TTK m.20/2‘ e göre “her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğini, daha önce iki kez tescil almaya çalışan başvuru sahibinin müvekkilin itirazları üzerine markalarının reddedilmiş olduğu gerçeği karşısında davalının müvekkil markasından haberdar olmadığı düşünülemeyeceğini, iş bu davaya konu markaların kötüniyetli yapılmış olması sebepleri ile de hükümsüzlük şartının oluştuğunu, davalı adına tescilli ... tescil numaralı ''...'', markasının tüm sınıflar için hükümsüzlüğünü ve sicilden terkinini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin TPMK nezdinde tescilli dava konusu markasına ve "..." esas unsurlu markalarına son on yıldır azımsanamayacak derecede maddi ve manevi yatırım yaptığını, müvekkili şirketin yaklaşık on yıldır gıda sektöründe aktif olarak faaliyet gösterdiğini, şirketin tek iştigal konusunun dönercilik sektörü olduğunu, "..." markası ile açtığı şubelerini işlettiğini, bunun dışında herhangi bir işle uğraşmadığını, dönercilik sektöründe "..." markasını tanınmış hale getirmiş olup, markanın artık tüketici nezdinde belli bir kaliteyi temsil eder hale geldiğini, Türkiye’nin çeşitli yerlerinde birçok bayisi mevcut olup piyasadaki başarısı sebebi ile müvekkilin bayilerinin sürekli yüksek bir hızla artmaya devam ettiğini, markanın maruf hale gelmesinde müvekkilin ulusal çapta verdiği tv reklamları ve youtube/internet tanıtımlarının da etkili olduğunu, "..." esas unsurlu markanın tescil ettirilip bırakılmadığını, sürekli tasarım geliştirerek markanın her türlü ürün ve eşantiyon üzerinde kullanıldığını, bayiliğin piyasada maruf hale getirildiğini, markasını korumak için TPE’ye yapılan marka başvuruları takip ettiğini, davacının markasını yalnızca kendi işlettiği cafesinde kullandığını, davacının markasının tanıtımı ve geliştirilmesi için hiçbir çabası bulunmadığını, 2004 yılında tescil ettirdiği markasını işbu dava tarihine kadar koruma amacı da gütmediğini, davacının, müvekkilini sıkıştırarak maddi kazanç elde etmeyi yahut müvekkilin ulusal bazda tanınmış hale getirdiği "..." esas unsurlu markadan kötü niyetli bir şekilde hak elde etmeyi amaçladığını, marka hukukunda kural olarak tescil önceliği korunmaktaysa da, tescil edilip neredeyse bırakılan, gelişimi ve tanıtımı için hiçbir çaba sarf edilmeyen bir markanın sonsuza kadar bir kişinin elinde kalamayacağını ve kişilerin ibareleri sırf önce tescil ettirdi diye piyasadan haksız şekilde menfaat sağlayamayacağını, marka olarak tescil edilebilecek işaretleri sınırlı hale getiremeyeceğini ve haksız tesciller sebebi ile piyasa üzerinde bir baskı kuramayacağını, ayrıca davacının kötü niyet iddialarının gerçeği yansıtmadığı gibi davacının işbu davayı müvekkil markasının tanınmışlığından yararlanmak için kötü niyetle ikame ettiğini savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir. İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda; "....Buna göre "..." esas unsurlu markanın en eskisi 27/10/2004 tarihinde olmak üzere 43. Sınıfta davacı adına birden fazla olarak tescilli olduğu, uyuşmazlık konusu ... tescil nolu markanın ise 43. Sınıf yanında başkaca sınıflarda davalı adına tescilli olduğu, 43. Sınıfta tescilli sınıf ve emtialarının aynı olduğu, taraf markaları şekil açısından farklılık arz etse de, davalının döner formundaki şeklinin markaya ayırtedicilik katmadığı, burada dikkat edilecek olan kısmın “...” ibaresi olduğu ve taraf markalarında bu kısmın ortak şekilde yer aldığı ve iltibasa sebebiyet vereceği, aynı zamanda taraf markalarının işitsel açıdan ayniyet derecesinde olmasa da, yüksek derecede benzer olduğu ve fonetik açıdan iltibasa sebebiyet vereceği, markalar arasında kavramsal ve anlamsal olarak da genel anlamda iltibasın oluşacağı, dolayısıyla davalının kullandığı markasının, davacı markası ile karıştırılma ihtimali yarattığı, SMK m.6/1 anlamında iltibasın söz konusu olması nedeniyle davalı markasının 43. Sınıf açısından kısmi hükümsüzlük koşullarının oluştuğu, anlaşılmakla davacının davasının kısmen kabulü ile davalı adına tescilli ... tescil nolu markanın tescilli olduğu 43. Sınıftaki yiyecek ve içecek sağlanması hizmetleri ,geçici konuklama hizmetleri, geçici konaklama ile ilgili rezervasyon hizmetleri, düğün salonları kiralama hizmetleri, konferans ve çeşitli toplantılar için yer sağlama hizmetleri, gündüz bakımı (kreş hizmetleri), hayvanlar için geçici barınma sağlanması hizmetleri, emtiaları yönünden hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar vermek gerekmiştir. Davacı vekili, davalı marka tescilinin kötü niyetli olduğunu iddia etmiş ise de kötü niyeti ispata yarar herhangi bir delil ibraz edilmediği gibi, dava konusu ... tescil nolu markanın tescil başvuru ve tescil tarihlerinin daha önceki davalı markalarının hükümsüzlüğüne dair mahkememizin 2018/118 Esas sayılı dosyasındaki dava tarihinden önce olduğu dolasıyla tek başına kötü niyet olarak kabul edilemeyeceği sonuç ve kanaatine varılarak sair emtialar yönünden davanın reddine" karar verilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle;-davanın tümden kabulünün gerektiğini, Müvekkili şirket kurulduğu 1997 yılından bu yana aralıksız ve etkin bir şekilde ... markasını cafe/restorantlarında kullandığını, 2004 yılından bu yana da tescilli olduğunu, davalının benzer markalarının hükümsüzlüğüne karar verildiğini, davalı tarafın bu hükümsüzlük kararlarından sonra 21.03.2018 tarihinde işbu dava konusu olan ... tescil numaralı "..." markasını tescil ettirdiğini, yapılan tescillerin kötü niyetli olduğunu, Müvekkilinin 43. Sınıfta ve bağlantılı sınıflarda "..." ibaresi üzerinde hem kullanımdan hem tescilden doğan gerçek hak sahipliğinin olduğunu ve davalının marka kullanımının tescil belgesinden farklı olduğunu müvekkilinin marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğunu, -Davalının hükümsüzlüğü talep edilen markasının diğerleri gibi yazılış, okunuş, genel görünüm ve anlam olarak müvekkili şirketin markalarının ayırt edilemeyecek derecede benzeri ve kötü bir taklidi olduğunu, davada davacı müvekkile ait ... markası ile davalıya ait ... tescil numaralı ... markası birlikte değerlendirildiğinde davacı müvekkilinin markasına tecavüz teşkil ettiği ve dava konusu edilen markanın tüm sınıflar yönünden hükümsüz kılınması gerektiğini, -Yargıtay Hukuk Genel Kurul kararlarına göre marka olarak bir işaretin tescili için, o işaretin başka bir mal veya hizmeti ifade eden marka ile bir bağlantısının mevcut olduğunu halkın zihninde uyandıracak derecede çağrıştırmaması gerektiği görüşünde olduğunu, ortalama dikkate sahip bir tüketicinin "..." ve "..." markalarını duyduğunda veya gördüğünde tüketiciler nezdinde karışıklığa yol açacağı, taraflar arasında bir işbirliği/temsilcilik/franchise ilişkisi olduğunu düşünecekleri, davalının sunduğu hizmetlerden memnun olmayan tüketici için müvekkili markalarının itibarının sarsılacağını, 43. Sınıf açısından kısmi hükümsüzlük koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, -... esas ibareli markanın, ilk kullanımı ve ilk tescilinin müvekkiline ait olduğunu, ... ibaresinin hiçbir ayırt ediciliğinin olmadığını, markaların ayniyet derecesinde benzer olduğunu, davalının TPMK'de tescilli olan bir takım markaları sıraladığını ve kendilerinin hükümsüz kalmasının eşitsizlik olduğunu söylediğini ancak TPMK'de kayıtlı olması, markanın iltibasa yol açmadığı anlamına gelmediğini, davalının örnek göstermiş olduğu markaların bir kısmının farklı sektörde bir kısmı da ... dışında özgü ayırt edici unsurlar taşıdığını, davalı şirketin de aynı ve/veya benzer mal ve hizmet sektöründe faaliyet gösterdiğini, ... cafe ile ...in halk nezdinde karışıklığa neden olacağını, .. ve ... markalarının birbiri ile karşılaştırılmasında, ortalama tüketici gözüyle değerlendirme yapılması halinde markaların birebir aynı olduğu, farklı olan tek ibarenin ... ibaresi olduğu, bunun da hizmetin niteliğini gösterdiği ve sonuç olarak ayırt edicilikten yoksun olduğunu, daha önce iki kez tescil almaya çalışan ve tescilli markaları Bakırköy 1. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi tarafından 2018/118 E. 2018/368 K. Nolu kararıyla hükümsüz kılınan başvuru sahibinin müvekkilinin itirazları üzerine markalarının reddedilmiş olduğu gerçeği karşısında davalının müvekkili markasından haberdar olmadığının düşünülemeyeceğini, davalı vekilin haksız ve hukuki mesnetten yoksun isnaf başvurusunun reddine karar verilmesi ve davalı adına tescilli ... tescil numaralı "..." markasının tüm sınıflar için hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -davanın tamamen reddinin gerektiğini, hükme esas alınan bilirkişi raporunda hiçbir delillerin değerlendirilmemiş olduğunu, benzerlik araştırmasının kağıt üstünden yapıldığını, markanın bütünselliği ilkesine aykırı değerlendirme yapıldığını, -müvekkili şirketin TPE nezdinde tescilli ‘ ‘... ’’ esas unsurlu markalarına son on yıldır azımsanamayacak derecede maddi ve manevi yatırım yaptığını, tanıttığını, Müvekkili şirketin dönercilik sektöründe ‘ ‘...’’ markasını tanınmış hale getirdiğini, birçok bayisinin olduğunu, markanın maruf hale gelmesinde müvekkilinin ulusal çapta verdiği TV reklamları ve youtube/internet tanıtımlarının da etkili olduğunu, delillerinin değerlendirilmediğini,-Davacının markasının tanınmış olduğu iddiasını ispat edemediğini, markanın yalnızca İstanbul'daki işletmesinde kullandığını, müvekkilinin ise pazar payının büyüklüğünün satış rakamları ile ispatlandığını, Müvekkiline ait internet sitesine ulaşmak isteyen tüketicilerin müvekkili markasını ... olarak girdiğini, tüketicinin davacıya ait ... markası ile müvekkili markasını karıştırmadığını, müvekkili markasını bir bütün olarak kullandığını, -Markalar arasında iltibas yaratacak derecede benzerlik mevcut olmadığını, markaların görsel, işitsel veya kavramsal olarak benzemediğini, ‘...’ deyimi tescil edilebilir bir ibare olmadığından ve ticaret alanında sıkça kullanılan bir ibare olduğundan bu deyimin yardımcı unsur kabul edilerek benzerlik araştırmasının dışında tutulmasının gerektiğini, markalar görsel olarak incelendiğinde, marka gruplarının benzer olmadığını, Davalı markalarının beyaz fona siyah büyük harflerle esas unsur olarak tek başına ‘...’ kelimesinin yazılması ile oluşmuşken müvekkili markalarının kırmızı ve yeşil büyük harflerle ve davacı markalarında kullanılandan çok farklı bir yazı stili ile ve ... ibaresi rakam ile yazılmış olduğunu, müvekkilinin ‘...’ esas unsurlu markalarını gülen surat ifadesi ile ayrıca ayırt edici hale getirildiğini, bu ifade de müvekkili markalarının esas unsurlarından biri haline geldiğini, şekil unsurunun yok sayılmasının marka hukukunun temeline aykırı olduğunu, müvekkili markaları ile davalı markası arasındaki logo, renk, yazı stili ve kompozisyon farklılıklarını nedeniyle tüketici tarafından karıştırılmayacağını, markaların işitsel olarak incelediğinde, müvekkiline ait markanın sözlü iletişim araçları ile tanıtımları-reklamları esnasında ‘...’ olarak telaffuz edildiğinde tüketicinin markayı işitsel olarak da zihnine yerleştirdiğini, kavramsal olarak ile ... deyişinin günlük hayatta sıklıkla kullanılan bir söz öbeği olup ‘...’ deyişinin önüne geldiği isme nitelik katan yardımcı bir unsur olmaktan öteye gitmediğini, müvekkili markalarında ... ibaresinin ... ile birlikte kullanıldığını, Davalı markasının ise yalnızca ‘...’ olup tüketiciye ürüne dair bir bilgi vermediğini, yapılan Bilirkişi raporunun hükme esas almasının kabulünün mümkün olmadığını, -... ibaresinin ticaret alanında herkesçe kullanılan bir ibare olduğuna ve sırf önceki tarihli başvurusu sebebi ile davacının tekeline bırakılamayacağına ilişkin beyanlarının da gerekçeli olarak incelenmediğini, kararın kaldırılarak davanın tümden reddine karar verilmesini talep etmiştir.İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, marka hükümsüzlüğü davasıdır.Davacı ...Tic. Ltd. Şti'nin "..." markası ile Cafe/Restoranlar işlettiği, Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde 43. Sınıfta tescilli, ... tescil numaralı (...), ... tescil numaralı (...), ... tescil numaralı (... şekil), ... tescil numaralı (... şekil), ... tescil numaralı (... şekil), ... tescil numaralı (...) markaları olduğu anlaşılmıştır. Davalıya ait ... tescil numaralı "..." markasının 29., 35., 43. Sınıflarda tescilli olduğu görülmüştür. 6769 sayılı SMK'nın Hükümsüzlük hallerini düzenleyen 25. maddesinde hükümsüzlük halleri ve hükümsüzlük kararının kapsamı "(1) 5 inci veya 6 ncı maddede sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verilir. ...(5) Hükümsüzlük halleri, markanın tescil edildiği bir kısım mal veya hizmete ilişkin bulunuyorsa, sadece o mal veya hizmet yönünden kısmi hükümsüzlüğe karar verilir. Marka örneğini değiştirecek biçimde hükümsüzlük kararı verilemez." şeklinde düzenlenmiştir. Aynı Kanun'un atıf yapılan 5. maddesinde marka tescil talebinin mutlak ret sebepleri, 6. Maddesinde nispi ret sebepleri düzenlenmiştir.Türk Marka Hukukunda “tescilde öncelik ve teklik ilkesi” geçerlidir. Yasa koyucu bu yolla piyasada aynı veya benzer mal ve hizmetler için mükerrer markanın varlığını önleyerek; bir yandan, önceki markaya yapılan yatırımı korurken diğer yandan da nihai alıcı olan tüketicilerin satın aldıkları mal veya hizmetin kökeni konusunda yanıltılmalarını önleyerek korunmalarını amaçlamıştır. Öte yandan Türk Marka Hukukunda “gerçek hak sahipliği ilkesi” de benimsenmiştir. Buna göre, bir markayı, ihdas ve istimal eden ve piyasada maruf hale getiren kişi, marka üzerinde gerçek hak sahibidir. Bu ilke uyarınca SMK 6/3. ( 556 sayılı KHK'nın 8/3) maddesine göre, bir işaret üzerinde önceye dayalı gerçek hak sahibi olanların itirazı üzerine, maddede yazılı koşulların oluşması şartıyla, bu işaretin aynı veya benzeri olan işaretin başkası adına marka olarak tescil edilmesine karşı çıkma veya tescil edilmiş ise hükümsüzlüğünü talep etme hakkı bulunmaktadır. Bununla birlikte önceye dayalı gerçek hak sahipliği, tescil edilmiş bir markayı hükümsüz kıldırmadan, hak sahibine kendi markasını tescil ettirme hakkı vermeyecektir. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 2015/6134 - 2015/13829).Somut olay değerlerdirildiğinde; markanın karıştırılma ihtimali görsel, biçimsel, anlamsal, işitsel benzerlikler, çağrıştırma, bir bütün olarak uyandırdığı toplu kanaat, malın veya hizmetin hitap ettiği alıcı grubunun toplumsal düzeyi ve durumu, markayı taşıyan malın değeri ve alıcının bu malı almaya ayırdığı zaman, markanın asıl unsurları ve tamamlayıcı unsurları, karşılaştırılan işaretler arasındaki benzerlik, telaffuz, anlam veya biçimden, işaretlerin toplu olarak bıraktığı izlenimden, seri içine girmekten veya başka bir çağrışımdan kaynaklanabilir. Yine halkın, karşılaştırılan işaretler arasında herhangi bir şekilde “bağlantı” kurabilmesi de benzerlik bulunduğunu kabul etmek için yeterli olmaktadır. Dosyaya gelen Türk Patent ve Marka Kurumu kayıtlarına göre; davacının “...” isimli seri nitelikteki markayı 43. Nice sınıflarında tescil ettirdiği, davalının ise “...” isimli markayı 29,35,43. Nice sınıflarında tescil ettirdiği anlaşılmıştır. Davacının markası ile davalının markasının aynı kelimelerden oluştuğu, "..." ibaresinin her iki markada da aynı olduğu, markaların okunuşlarının ve işitilişlerinin aynı olduğu, aynı anlamda olduklarının tespit edildiği anlaşılmıştır.Davalı tarafça markaların benzemediği ileri sürülmüş ise de, yukarıda yapılan açıklamalar gereği markaların aynıyet derecesinde benzer olduğu, davacı markasına "..." ibaresinin eklenmesinin markaya farklılaştırmadığı, bir bütün olarak incelendiğinde anılan markalar arasında görsel, işitsel ve anlamsal benzerlik bulunduğu, her iki tarafın markalarının 43. sınıfta tescilli olduğu ürünlerde ortak hedef kitlenin aynı olduğu, aynı ortamda satışa arz edilecek olması dikkate alındığında iltibas tehlikesinin bulunduğu, "..." ibaresinin zayıf marka olduğu ve ayırt ediciliğinin bulunmadığına ilişkin istinaf sebebinin yerinde olmadığını, Davacı markalarının ayırt edici olduğu, ortalama tüketici nezdinde davalı markalarının davacı markalarının serisi, devamı gibi algılanacağı, tarafların markaları arasında işletmesel bağlantı yönünden iltibas tehlikesinin bulunduğu, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin yerinde olduğu, ileri sürülen istinaf sebeplerinin ise haklı olmadığı kanaatine varılmıştır. Davacının markasının tescilli bulunduğu 43. Sınıfın yiyecek içecek hizmetleri sınıfı olduğu, davalının tescil ettirdiği 29,35,43. Sınıflardaki ürünlerin müşterilere sunulması hizmetinin ve yiyecek içecek emtialarını içermesi nedeniyle 43. Sınıfın alanında kaldığı, 29. Ve 43. Sınıf yönünden tamamen, 35. Sınıf yönünden ise kısmen işletmesel bağlantı kurulabilmesi ve bu markanın daha öncesinde hükümsüzlük davasına konu marka ile benzer olduğu nazara alındığında davacının markasının tescilli olduğu 29,35,43. Sınıftaki hizmet ve ürünlerle benzer olduğu tespit edildiğinden 6769 sayılı SMK'nın 25. Maddesi atfıyla aynı Kanunun 6. Maddesinde sayılan hallerden olan “…kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle…” şartını sağladığı anlaşılmaktadır."..." markasının 29.,35.,43. hizmet sınıfında farklı alt sınıflarda tescil edildiği ancak tescil edilen bu alt sınıflarda ürünlerin hedef kitlelerinin ve dağıtım kanallarının aynı olması nedeniyle ortalama tüketicide karışıklık tehlikesi yaratacağından, işletmesel bağlantı kurulabileceğinden 29. Ve 43. sınıflar yönünden tamamında, 35. Sınıf yönünden ise; "Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri. Büro hizmetleri: sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanlarındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık, muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri, personel işe yerleştirme, işe alma, personel seçimi, personel temini hizmetleri, ithalat-ihracat acente hizmetleri, geçici personel görevlendirme ( başkası adına fatura yatırma, vergi yatırma, trafik işlemleri gibi iş takibi) hizmetleri. Açık artırmaların düzenlenmesi ve gerçekleştirilmesi hizmetleri." yönündeki kısım dışındaki kalan sınıflarda hükümsüz kılınması gerektiği, sadece 43. Sınıf yönünden verilen kararın yerinde olmadığı, diğer sınıflar yönünden de kısmen hükümsüzlük kararı verilmesi gerektiği anlaşılmakla davacı istinaf istemenin kısmen kabulüne, davalı istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.Açıklanan sebeplerle, davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesine göre esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, aynı kanunun 353/1-b.2 maddesine göre İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden davanın kabulüne dair yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına ilişkin aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davacı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile,3-BAKIRKÖY 1. FİKRİ VE SINAÎ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİnin 15/10/2020 tarih, 2019/118 E., 2020/262 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3-Davanın KISMEN KABULÜNE, 4-Davalı adına TPMK nezdinde ... başvuru numarasıyla " ... +şekil" ibareli markanın 29. ve .43 Sınıfta tümüyle, 35. Sınıf yönünden ise "Reklamcılık, pazarlama ve halkla ilişkiler ile ilgili hizmetler, ticari ve reklam amaçlı sergi ve fuarların organizasyonu hizmetleri. Büro hizmetleri: sekreterlik hizmetleri, gazete aboneliği düzenleme hizmetleri, istatistiklerin derlenmesi, büro makinelerinin kiralanması hizmetleri, bilgisayar veri tabanlarındaki bilginin sistematik hale getirilmesi, telefon cevaplama hizmetleri. İş yönetimi, idaresi ve bu konular ile ilgili danışmanlık, muhasebe ve mali müşavirlik hizmetleri, personel işe yerleştirme, işe alma, personel seçimi, personel temini hizmetleri, ithalat-ihracat acente hizmetleri, geçici personel görevlendirme ( başkası adına fatura yatırma, vergi yatırma, trafik işlemleri gibi iş takibi) hizmetleri. Açık artırmaların düzenlenmesi ve gerçekleştirilmesi hizmetleri." dışında kalan hizmetler yönünden kısmen hükümsüzlüğüne, 5-Karar kesinleştiğinde bir kararın suretinin TPMK'ya gönderilmesine, 4-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcından peşin alınan 44,40 TL'nin mahsubu ile 383,20 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, /a-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan: 44,40-TL başvurma harcı, 44,40 TL peşin harç, 6,40 TL vekalet harcı, 1.000,00 TL bilirkişi ücreti, 99,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 1.194,20 TL'nin, davanın kısmen kabul edilmiş olması sebebiyle, 796,17 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, bakiye giderin davacı üzerinde bırakılmasına, 4/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine yer olmadığına, /a-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 25.500,00-TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, /a- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 25.500,00-TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60-TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30-TL harcın davacı tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, /a-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 162,10 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 54,40 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 216,50 TL'nin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,/a-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 14/03/2024