T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2021/638 Esas
KARAR NO: 2024/629
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ İstanbul 1. Fikrî Ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 31/12/2020
NUMARASI: 2019/169 E. - 2020/424 K.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 28/03/2024
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:
DAVA DİLEKÇESİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 1890 yılına dayanan geçmişi ile pırlanta sektöründe ... markasının önde gelen bir marka olduğunu, müvekkili şirketin Avrupanın en büyük üretim kapasitesine ve en geniş pırlanta stokuna sahip olduğunu, son 8 yıldır ihracat lideri olduğunu, Türkiye ve Avrupa’da 80’i aşkın mağazasının bulunduğunu, ... markasının Avrupa, Güney Amerika ve Arap ülkelerinde de halihazırda tescilli ve birçok ülkede de marka tescili başvuru aşamasında bulunduğunu, müvekkilinin yapmış olduğu başarılı reklam kampanyaları sayesinde pazarda önemli ölçüde bir tüketici portföyüne sahip olduğunu, gerek kalite, ve güvenilirlik, gerekse özgün tasarımları ile tüketici memnuniyeti sonucunda kazandığı pazar payından haksız menfaat sağlamak amacıyla ... markasının taklitlerinin piyasaya sürüldüğünü, müvekkili adına kayıtlı ... ibareli 10 adet marka tescilinin bulunduğunu, toplumun bütün kesimleri tarafından yüksek düzeyde tanınmışlığa erişmiş, herhangi bir hatırlatmaya gerek kalmaksızın zihinlerde refleksif olarak belirli bir ürün veya işletme ile çağrışım yapan tescilli tanınmış bir marka olduğunu, ... markasının, davalı ...'in tescilinin bulunduğu 35. sınıfta da tescilinin bulunduğunu, markanın aynı zamanda müvekkilinin ürünleriyle özdeşleştiğini, davalı adına tescilli markanın, müvekkilinin tanınmış tescilli ... markasıyla tüketici tarafından karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu, müvekkiline ait ... markasının, pırlanta sektörünün en önde gelen markalarından olduğunu, saat, kravat, kol düğmesi, kalem, cüzdan, kemer, gözlük gibi pırlantalı aksesuarlar ile hem kadın hem erkekler için birçok ürün seçeneği sunduğunu, ayrıca tanınmış marka olmasının yanında 35. sınıfta da tescilli olduğunu, davalı adına tescilli “zenoptik ...” markası ile de 35. sınıfta da tescilli bulunmakta olduğunu, davalının yetkilisi olduğu ... Ltd. Şti. tarafından gözlük, güneş gözlüğü gibi ürünlerin satış hizmetlerinde kullanıldığını, her iki markanın da 35. sınıfta tescilli olduğunu, müvekkilinin ... markası ile satışa sunduğu ürünler ile "gözlük, güneş gözlüğü" gibi ürünler kıyaslandığında her iki ürün sınıfının da aksesuar olduğunu, aksesuar olarak kullanmak amacıyla satın alındıklarını, dolayısıyla aynı kullanım amacını paylaştıklarının açık olduğunu, müvekkili şirketin ... markası ile " gözlük, güneş gözlüğü” gibi ürünleri de satışa sunmakta olduğundan her iki markanın da tüketici kitlesinin ortak olduğunu, müvekkilinin tescilli ... markası ile davalıya ait " ..." markasının benzer olduğunu, markalar arasındaki benzerlik incelenirken, markaların bir bütün olarak ele alınması gerekmekteyse de bu husus bileşik markalarda bazı durumlarda tüketici zihninde oluşan bütünsel izlenimde markadaki unsurlardan birinin ya da bir kısmının baskın unsur olması halini ortadan kaldırmayacağını, inceleme yapılırken markalarda eğer tanımlayıcı ve jenerik unsurlar var ise bu unsurların değerlendirme dışı bırakılacağını, davalıya ait “ ... “ markasında yer alan "..." ibaresinin mal ve hizmetleri tanımlayıcı bir unsur olduğunu, dolayısıyla değerlendirme dışı bırakılacağını, davalı markasının esas unsurunun ... ibaresi olduğunu, ... ibaresinin kullanıldığı mal ve hizmetleri tanımladığını, sonrasında gelen davalı isminin yer aldığı “...” ibaresinin ise ünlü bir kişiye ait olmaması nedeniyle markada herhangi bir ayırt edicilik yaratmayacağını dolayısıyla markanın asıl unsurunun “...” ibaresi olduğunu, tüketicinin her iki markayı yan yana koyarak karşılaştıramayacağını aklında kalan kısımları karşılaştırabileceğini, kelime unsurunun her zaman ön planda olduğunu, somut olayda markalar arasında küçük farklılıklar bulunsa da, bu farkın ayırt edici nitelikte de olmadığını, dava konusu markada mal ve hizmetleri tanımlayıcı ibareler ile tali unsurlar değerlendirme dışı bırakıldığında ortaya çıkan “...” ibaresinin ilgili tüketici kitlesi nezdinde müvekkil şirkete ait “...” markası ile karıştırılma ihtimalinin bulunduğunun açık olduğunu, davalının davaya konu markanın tescilinde kötü niyetli olduğunu, tanınmış markanın kötü niyete karine teşkil ettiğini, herhangi bir haklı gerekçe olmadığı halde davalının müvekkiline ait tanınmış markayı kendi adına tescil ettirdiğini, davalının daha önce de kötü niyetli reddedilen tescil girişimlerinin olduğunu, 28.04.2008 tarihinde ... başvuru numarası ile “...”, 30.01.2015 tarihinde ... başvuru numarası ile reddedilen ... , 22.01.2016 tarihinde ... başvuru numarası ile reddedilen ... ” şeklindeki tescil girişimleri nedeniyle davalının markadan haberdar olduğunu, tesadüfen markayı tescil ettirmesi ihtimalinin hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığını, ... ibaresinin davalıya ait internet sayfası alan adı, şirket unvanı ve internet sitesinde satışa sunulan ürünlerde de kullandığını, buna ilişkin İstanbul 1. FSHHM’nin 2018/587 E. sayılı davası ile marka hakkına tecavüz davası ikame edildiğini, ... numaralı soruşturma ile de marka hakkına tecavüz suçuna yönelik İstanbul Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduklarını, tüm bu eylemlerin davalının kötü niyetini ortaya koyduğunu, davalıya ait marka ile müvekkiline ait ... markasının tanınmışlığından haksız menfaat elde edildiği, markanın itibarına zarar verilmek ve ayırt ediciliği zedelenmek suretiyle ... markasının sulandırıldığını müvekkiline ait tanınmış ... markasının davalı tarafından kötü niyetli olarak tescil edilmiş “ ...” markasının aynı mal ve hizmet sınıfında tescilli olmaları, markalar arasındaki yüksek benzerlik sebebiyle karıştırılma ihtimalinin bulunduğu tüketici nezdinde davalı markasının, müvekkili şirketten kaynaklandığı intibasını uyandırdığını bu itibarla davalı adına ... tescil numaralı “ ...” markasının hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP DİLEKÇESİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin “ ...” markası ile davacıya ait “...” markasının aynı veya benzer mal ve hizmetlerde kullanılmadığını, mal veya hizmetler arasında benzerlik varsa markanın aynı ya da benzer olup olmadıklarının araştırılacağını, eğer sınıfsal benzerlik ya da özdeşlik yoksa kural olarak markaların aynı ya da benzer olsa bile karıştırılma ihtimalinden söz edilemeyeceğini, müvekkili adına tescilli “ ...” ibareli markanın 35. sınıf içerisinde tescilli olduğunu, “gözlükler, güneş gözlükleri, lensler ve bunların kutuları, kılıfları, parçaları ve aksesuarları” olarak da mal ve hizmet gurubunun belirtildiğini, müvekkilinin “ gözlük ve güneş gözlüğünü” satışa sunduğunu, davacıya ait tescilli ... markasının 35. sınıfta tescilli olmasının bir öneminin bulunmadığını, zaten davacıya ait ... markasının pırlanta sektöründe öncü marka olduğunu, ... markasını taşıyan “gözlük , güneş gözlüğü” gibi ürünleri satışa sunduğu iddiasının asılsız ve kötü niyetli olduğunu, buna ilişkin bir belge sunamadıklarını, davacı adına tescilli ... markasının, tescilli olduğu sınıfların bazılarında kullanılmıyor oluşunun, ticari hayatta serbest rekabet ortamının kurulması ve sürdürülmesi anlayışına ters olduğunu, markanın tescil edildiği mal veya hizmetlerin sadece bir kısmı için kullanılıyorsa, diğer mal ve hizmetler bakımından üçüncü kişilerin müdahalelerine açık hale geleceğini, marka hükümsüzlüğü yönünden ilk şart olan aynı veya benzer sınıfta kullanım gerçekleşmediğinden, başka bir deyişle müvekkilinin tescilli markasının kullanımının gözlük emtiasında olmakla, davacının bu mal veya hizmet gurubunda hiçbir şekilde markasını kullanmadığından markaların karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu söylemenin de mümkün olmadığını, davacının iddia ettiği, pırlanta ve gözlük tüketici kitlesinin ortak olduğu iddiasının tamamen gerçeğe ve mantığa da aykırı olduğunu, davacının tabi olduğu sektörün mücevherat olduğunu, ilgili işin herkes tarafından gerçekleştirilebileceğini, alıcı kitlesinin belli bir ekonomik seviyenin üzerinde olan dar bir kesim olduğunu, buna karşın müvekkilinin faaliyet gösterdiği optik sektörünün ise ancak optikçiler tarafından gerçekleştirilebilen bir sektör olduğunu, sağlık hizmeti içerisinde yer aldığından herkese hitap ettiğini, ayrıca güneş gözlüğü yönünden ise hızlı tüketim ürünü olmasa da hemen hemen herkesçe alınabilen hem sağlık hem de aksesuar kullanımı olan emtia niteliğinde olduğunu, müvekkilinin markası ile davacı markası arasında yalnızca “...” ibaresinin ortak olduğunu, davacı markasının tek ve baskılı unsurunun “...” ibaresinin gayet vurgulu olduğunu, büyük harfle yazıldığını, müvekkiline ait markada yer alan "..." ibaresinin bütünün içerisinde vurgulu olmadığını, küçük harflerle yazıldığını ve bütünün bir parçası olduğunu, müvekkilinin markası içerisinde kırmızı punto ile ortalı şekilde yer verilen müvekkilinin adı soyadı olan "..." hiç şüphesiz markanın asıl niteleyici unsuru olduğunu, bir marka yönünden isim soy isimden daha belirleyici bir ifade olamayacağını, davacının dayanak marka ibaresi olan “...” özgün marka olmadığı gibi zayıf bir marka olduğunu, ... ibaresinin dünyada yaygın kullanıma sahip inanç ifade eden bir kelime olduğunu, Türkçede kadın manasına geldiğini, pek çok sektörde kadın ürünlerini ifade etmek için kullanıldığını, kadın ayakkabısına "...” dendiğini, Türk edebiyatında ve özelde tiyatroda kadın oyuncu ve karakterlere ... dendiğini, bir Türk müzik gurubu olduğunu, ... ibaresinin Türkiyedeki kullanımı için google arama motorunda kısa bir araştırma yapıldığında çeşitli sektörlere ait kullanımların olduğunu, davacının dayanak markasını oluşturan ... ibaresinin hem özelde Türk toplumu hem de dünya genelinde yaygın bilinip kullanıldığını, temel kelime ile inançları ifade ettiğini bu yönleri ile özgün ve güçlü bir marka olmadığını aksine ayırt ediciliği zayıf marka olduğunu açıkça gösterdiğini, bu sebeple müvekkilinin markasının içerisindeki toplam 4 kelimeden ilk iki birleşik kelimenin içerisinde geçen ‘‘...” ibaresinden yola çıkılarak ve bu ifadeye tek başına ağırlık verilerek iltibasın varlığının hukuken mümkün olmadığını, davacı ile müvekkilinin aynı piyasayı paylaşmadığını, aynı tüketici kitlesine sahip olmadığını, karıştırılma ihtimali taşıyan benzer ürünlerin özel bir alıcı gurubu/tüketicisi varsa bu tüketicilerin benzer işaretleri karıştırıp karıştırmadıklarının belirlenmesinde, bu özel alıcı gurubunun tercihlerinin göz önünde bulundurmanın gerekli olduğunu, müvekkilinin marka tescilinde kötü niyetli olmadığını, kötü niyetin SMK 6/9 maddesi kapsamında nispi ret nedeni olarak düzenlendiğini, ... kelimesinin çeşitli anlamlara gelecek şekilde kullanıldığını, herkes tarafından kullanılabileceğini, sadece davacının mal ve hizmet sınıfına ilişkin özgün bir anlamının bulunmadığını, bu nedenle davacının kötü niyetle tescil iddiasının asılsız olduğunu, müvekkilinin ... ibareli ürünleri satışa sunduğunu, internet sitesi alan adında marka hakkına tecavüz teşkil edecek şekilde ... ibaresinin kullanıldığı iddialarının da asılsız olduğunu, müvekkilinin ... adlı domainin tek hak sahibi olduğunu, ilgili domain adresinin şirket unvanı ve kullanım hakkına haiz olduğu TPMK nezdinde ... tescil numaralı markasal hakkı ile uyumlu olduğunu, bu haklar kapsamında hak sahibi sıfatı ile kullandığının açık olduğunu, hükümsüzlük şartlarının var olduğu kabul edilse bile davacının dürüstlük kuralı gereğince sessiz kalma yönünden hak kaybına uğradığını, farklı alanlarda ve uzunca süredir davalının ilgili ibareyi kullanmasının özellikle yıllar önce marka bültenlerinde yayımlanması, internet sitesinin bulunması, ticaret unvanı olarak kullanılması kapsamında artık davacının davalının markasını bilmediğini ileri süremeyeceğini, kötü niyetli olduğunu, müvekkilinin markasının kullanıldığı ... Limited Şirketi’nin tescil tarihinin 15.10.2007 tarihi olduğunu, o tarihten bu yana pek çok kez sicil gazetesinde yayına çıktığını ve aktif olarak faaliyetine devam ettiğini, müvekkilinin 12 yılı aşkın bir süredir kullandığı unvan ve unvana dayalı kullanımına karşı davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını beyan etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesince; " Davacı ve davalı markalarının asıl unsurunun “...” ibaresi olduğu, aynı ve benzer sınıflarda tescilli oldukları, davacı markasının davalı markasından önce tescil edildiği, tescil ilkesi gereği davalı markasının davacı markası ile ortalama tüketicide iltibas yaratacak derecede benzer olduğu, davacı markasının tanınmışlığı karşısında, davalı markasının toplumda tanınmışlık düzeyine erişmiş bir marka olduğuna dair veri bulunmadığı 6769 sayılı SMK kapsamında, dava konusu markanın tesciline engel nisbi ve mutlak red nedenlerinin var olduğu bu nedenle davalı adına tescilli ... numaralı "..." ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkini," gerekçeleriyle davanın kabulüne, davalı adına tescilli... numaralı "..." ibareli markanın hükümsüzlüğüne ve sicilden terkinine, kararın kesinleşmesini mütakip kesinleşmiş karar örneğinin ilgili sicile işlenmek üzere TPMK'na gönderilmesine, karar verilmiştir.
İSTİNAF:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davaya konu "..." ibaresi özgün olmadığı gibi zayıf marka olduğunu ancak mahkemesince bu hususu değerlendirilmediğini, korumanın kapsamının daraldığı, marka sahibinin üçüncü kişilerin benzer veya yakın kullanımlarına katlanma zorunluluğunun doğduğu ilk hâl, markanın ayırt ediciliğinin zayıf olması hâli olduğunu, dünyanın her ülkesinde kullanılabilen, hemen akla gelebilen, gündelik yaşamda sıkça kullanılan sözcükler olmaları nedeniyle bu tür sözcüklerden oluşan markalar "zayıf marka" niteliğinde olduğunu, zayıf bir marka tescil ettiren kişi, o işaret ile normal koşullarda iltibas oluşturabilecek benzer işaretlerin üçüncü kişiler tarafından kullanılmasına katlanmak durumunda olduğunu, mahkeme müvekkiline ait olan markanın ayırt edici ve yeni bir özelliğinin olmadığını kabul ettiğini, somut olaydaki “...” markası açısından bu yönde bir ayrıma gidildiği takdirde markanın güçlü bir marka olmadığını, halkın günlük kullanımında sıkça geçen bir kelime olduğunu, bu nedenle de bir ayrıştırıcılığa sahip olmadığı kolaylıkla tespit edilebileceğini, TDK da ... ''...'' anlamına geldiğini, ... kelimesi kadın anlamı ile birlikte, halk arasında kadın aksesuarları için de kullanıldığını, ... kelimesi ''...'' anlamında bir ek olarak dilimizde yerleştiğini, örneğin, Neyzen ney çalan kişiyi ifade ederken, Semazen sema yapan kişiyi ifade ettiğini, dünyada da "..." ibaresi neredeyse Türkiye'deki kadar yaygın kullanıldığını, ... firmasının ..., ... gibi ürünler ürettiğini, ayırt edicilik, marka olabilmenin en önemli koşulu olduğunu, "..." kelimesi birçok farklı anlama gelmekle birlikte dünyada ve Türkiye'de ticari hayat içerisinde kullanıldığını, TPMK bünyesinde de yapılacak araştırma sonucu bunun ortaya çıkacağını, mahkemece birçok farklı anlama gelen "..." ibaresinin zayıf marka oluşunu göz ardı edildiğini, müvekkile ait markada asli unsur olarak kabul ederek " ..." markasının ayırt edici olmadığına karar vermesinin usulsüz olduğunu, müvekkili faaliyet yürüttüğü sektör içerisinde kendi ismi ... adıyla tanındığını, bu sebeple, müvekkili markasını oluştururken tescilli olan ticaret unvanı ile kendi adını birleştirdiğini, davacının "..." ibaresinden tamamen özgün ve dört farklı kelimeden oluşacak biçimde "..." markasını ortaya çıkardığını, ve tescil ettirdiğini, müvekkilinin tescilli ticaret unvanına dayalı olarak hukuka uygun kullanımı davacının marka haklarına tecavüz oluşturmadığını, "..." ibaresinden yola çıkılarak ve bu ifadeye tek başına ağırlık verilerek iltibasın varlığının kabul edilmesi ve "zenoptik ..." markasının hükümsüz olduğuna karar verilmesini hukuken yerinde olmadığını, iltibasın varlığına karar verilirken ortalama tüketici algısı dikkate alınmadığını, iki markanın ses, şekil, görünüş, genel izlenim ve sair açılardan benzerlik zannı oluşturması karıştırma ihtimali oluşturacağını, birden çok kriter bir arada dikkate alınarak, ''bütün faktörler'' bir arada göz önünde bulundurularak ''global bir değerlendirme'' yapılmakta,'' markaların bir bütün olarak bıraktıkları genel izlenim'' belirleyici olduğunu, Müvekkili ... yetkilisi olduğu ... Limited Şirketi namı altında 19.10.2007 tarihinden beri yaklaşık 14 yıldır sektöründe gerek üretim yaptırarak gerekse ithal ve ihraç ederek optik ile güneş gözlüklerinin yalnız toptan satış hizmeti verdiğini, perakende satış hizmeti bulunmadığını, bunun İTO kayıtlarında da açıkça görülebileceğini, müvekkili müşteri çevresini oluşturan optisyenler Tıp literatürüne hakim, doktorların reçeteleri doğrultusunda hareket eden, bu nedenle SGK ve hastanelerle de yakın ilişkiler içerisinde bulunmak zorunda olan hem ticaret hem de sağlık alanında uzmanlığa sahip kişiler olduğunu, hükme esas alınan 10/09/2020 tarihli bilirkişi raporunda iki markanın ortalama tüketicide iltibas yaratacak derecede benzer olduğu açıklandığını, raporun hatalı olduğunu, hükme esas alınamayacağını, müvekkili optik sektöründe, davacı mücevherat sektöründe hizmet gösterdiğini, davacıya ait ''...'' markaları ile müvekkiline ait ''...'' markasının müşteri kitlesi nezdinde ayırt edilebilecek farklılıkları barındırdığını, davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığı ve müvekkilin önceye dayalı kullamanımı mahkemece göz ardı edildiğini, davacı yan müvekkilinin "..." adıyla şirketini ve internet web sayfasını açmasından yaklaşık 12 yıl sonra 14/05/2019 tarihinde marka hakkına tecavüz tespiti amacıyla dava yoluna gittiğini, SMK’nın 25. maddesinin 6. fıkrasında marka sahibinin, markanın kullanıldığını bilmesi veya bilmesi gerektiği halde bu duruma kesintisiz 5 yıl süreyle sessiz kalması halinde, sonraki marka kötü niyetle tescil edilmiş olmadıkça, markasını hükümsüzlük gerekçesi olarak ileri süremeyeceği düzenlendiğini, müvekkili markasının 21.11.2016 tarihinde tescil edildiğini, davacı taraf aradan geçen yaklaşık 12 yıllık süre boyunca sessiz kaldığını müvekkilin davaya konu kullanımları davacının marka tescillerinden çok önce olması sebebiyle kötü niyetli olduğu düşünülemeyeceğini, müvekkilinin davacının marka tescilinden öncesine dayanan kullanımı ve bu kullanıma dayalı koruma hakkı bulunduğunu, taraflar arasında İstanbul 1. FSHHM'nde görülen 2018/587 E. sayılı marka hakkına tecavüzün tespiti, maddi ve manevi tazminat istemli dosyanın 29/04/2021 tarihli celsesinde müvekkili lehine karar çıktığını ve davanın reddine karar verildiğini, aynı mahkeme vermiş olduğu kararda davacı ... firmasının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını tespit ettiğini, müvekkilinin huzurdaki dosyada ilk derece mahkemesinin vermiş olduğu kararın hukuka aykırı olduğunu sabit olduğunu, davacı şirket "..." markasını tescil edildiği gibi kullanmadığını, ülke çapında yayınlanan televizyon ve gazete reklamlarında da görüldüğü gibi ... şeklinde kullandığını, davacının fiili kullanımı dikkate alınmadan, müvekkilin "..." markasının "..." kelimesinin ortak olması ve fiilen "...+ŞEKİL" olarak kullanılmasının iltibas oluşturduğu yönündeki eksik incelemeye dayalı, yüksek mahkeme kararlarına aykırı, hatalı ve hukuka aykırı mahkeme kararının kaldırılmasını, istinaf isteminin kabulünü, davanın reddini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu davalı adına tescilli ... numaralı "..." ibareli markanın hükümsüzlüğü ve sicilden terkinine ilişkindir. 6769 sayılı SMK.nun 5. maddesinde marka tescilinde mutlak red sebepleri 6. maddesinde marka tescilinde nisbi red sebepleri düzenlenmiştir.6769 sayılı SMK.nun 25. maddesinde “Marka Hükümsüzlük hâlleri ve hükümsüzlük talebi” düzenlenmiştir.TPMK kayıtlarına göre,... numaralı "..." ibareli marka 35. sınıfta gözlük ve güneş gözlüklerinin satışını kapsayan optik sektöründe tescillidir ... tescil numaralı 19.12.2013 tarihinden itibaren yenilemesi yapılmış "..." ibareli markanın, dava konusu markanın ait olduğu sınıfla benzerlik oluşturacak şekilde gözlük ve güneş gözlüklerinin üretimini kapsayan kullanıma ait 9. Sınıfta davacı adına tescilli olduğu yine ... tescil numaralı "..." ibareli markanın davalı tescili ve kullanımına ait "gözlük ve güneş gözlüklerinin satışı" ile 35. sınıfta davacı adına tescilli olduğu, ... nolu ... tanınmış markasının 02/08/2013 tarihinde davacı adına tescilli olduğu anlaşılmıştır. 6769 sayılı , SMK 25/1 maddesine göre,5. veya 6. madde de sayılan hallerden birinin mevcut olması halinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceği , 6/9 maddesinde kötü niyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine red olunur. düzenlemesi yer almaktadır.Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırıldığı 10/09/2020 tarihli bilirkişi raporunda özetle: Davacı ve davalı markalarının asıl unsurunun “...” ibaresi olduğu, davacı ve davalı tarafın aynı ve benzer sınıflarda tescilli oldukları, davacı markasının davalı markasından önce tescil edildiği, tescil ilkesi gereği davalı markasının davacı markası ile ortalama tüketicide iltibas yaratacak derecede benzer olduğu, davacı markasının tanınmışlığı karşısında; Davalı markasının toplumda tanınmışlık düzeyine erişmiş bir marka olduğunu gösterir delillerin dosya kapsamında mevcut olmadığı, davalının 2007’den beri ticari faaliyetini dava konusu markayı içeren ticaret unvanı ve internet sayfasında reklam, tanıtım ve ticari faaliyet yürütecek şekilde marka olarak kullandığı, dava konusu markanın esas unsuru olan “ ...” ibaresini içeren birçok marka başvurusu yaptığı ve bunların reddedildiği, davalı markasal kullanımının kanunun aradığı şekilde markanın tescil edildiği şekilde kullanılmadığı, bu bağlamda kötü niyetin var olup olmadığı yönündeki takdirin Mahkemeye ait olduğu, 6769 Sayılı SMK kapsamında, dava konusu markanın tesciline engel nispi ve mutlak red nedenlerinin var olduğu kanaatine varıldığı bildirilmiştir.Dosya kapsamına celp edilen kayıtlardan; davalının 35. Sınıfta 31/12/2014 başvuru tarihli ... sayılı ...+şekil markası, 09. Sınıfta 2016/05307 sayılı 22/01/2016 başvuru tarihli "... " markasının TPMK tarafından reddine karar verildiği, dosyaya sunulan noter e-tespit tutanaklarından, davalının ...+şekil markasını kullandığı anlaşılmıştır. Davacı ve davalı markalarının asıl unsurunun “...” ibaresi olduğu, aynı ve benzer sınıflarda tescilli oldukları, davacı markasının davalı markasından önce tescil edildiği, tescilde teklik ve öncelik ilkesinin bulunduğu, davalı markasının davacı markası ile ortalama tüketicide iltibas yaratacak derecede benzer olduğu, davacı markasının tanınmış olduğu, tescil sınıfları itibariyle ortalama tüketici kitlesine hitap ettiği, davalı markasındaki eklentilerin ayırt edicilik katmadığı kanaatine varılmıştır.Davalı vekili tarafından davacı tarafın sessiz kalma suretiyle hak kaybına uğradığı ileri sürülmüş ise de davalı markasının tescil tarihinin 21/11/2016 tarihi olup, dava tarihine kadar 5 yıllık sessiz kalma süresinin dolmadığı gibi davalı vekili davacının kullanımlarına ses çıkarmadığını sessiz kaldığını, ... markasını 2007'den beri ticari unvanı olarak kullandığını ileri sürmüşse de, markanın tescilinde teklik ilkesi uyarınca davacının davalıdan daha eski tarihli tescilli markalarının bulunması davalının markasının yeni tarihli olup davacı markalarının hükümsüzlüğünü sağlamadan kendisi aleyhine açılan davada önceye dayalı hak sahipliğine dayanarak savunma ileri süremeyeceği, hükümsüzlük koşullarının oluştuğu göz önüne alınarak davalının kullanıma dayalı savunması ve kullanım karşısında davacının sessiz kaldığına dair savunmasının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Mahkemenin gerekçesi bu şekilde düzeltilmiştir. Tüm bu nedenlerle davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK 353/1-b/2. maddesi gereğince kısmen kabulüne, mahkeme kararının kaldırılmasına, gerekçesi düzeltilerek davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davalı vekilinin istinaf isteminin KISMEN KABULÜ ile,2- İstanbul 1. Fikrî ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesinin 31/12/2020 tarih, 2019/169 E., 2020/424 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince mahkeme kararının gerekçesi düzeltilerek KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3- Davanın kabulüne, Davalı adına tescilli ... numaralı "..." ibareli markanın HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE, -Kararın kesinleşmesini müteakip kesinleşmiş karar örneğinin ilgili sicile işlenmek üzere TPMK'na gönderilmesine,4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;4/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL karar harcından peşin alınan 44,40 TL'nin mahsubu ile 383,20 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan, 44,40 TL başvurma harcı, 44,40 peşin harç, 6,40 TL vekalet harcı, 1.000,00 TL bilirkişi ücreti, 172,90 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 1.268,10 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 4/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4/ç-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 25.500,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 162,10 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 31,50 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 193,60 TL'nin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,5/c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 28/03/2024