T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO: 2024/1383
KARAR NO: 2024/1783
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ: 07.06.2024 ara karar
NUMARASI: 2024/57 E.
DAVANIN KONUSU: Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ: 31/10/2024
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkiline ait "..." Tescil numaralı "..." markası 20.08.2003 tarihinden bugüne Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde 21. 35. 40.nice sınıflarında tescilli olduğunu ve süresi içerisinde yenilendiğinden marka koruması devam ettiğini, davalı ... Anonim Şirketi tarafından "..." Tescil numaralı "..." markasının 21.12.2023 tarihinde Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde 21. sınıfta tescil edildiğini, davalı tarafça 21.12.2023 tarihinde 21. sınıfta tescil edilen tescil edilen "..." markası ile müvekkili lehine Türk Patent nezdinde 21. 40. ve 35. sınıflarda tescilli "..." markasının ayniyet içermesinin, tüketiciler nezdinde karıştırılma ihtimalinin bulunması ve davalının marka tescilinin kötü niyetli olması nedenleriyle davayı açma zorunluluğunun hasıl olduğunu, davalı tarafından tescil ettirilen markanın hükümsüzlüğüne karar verilmesinin gerekli olduğunu, Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 25. maddesine göre; aynı kanunun 5. veya 6. maddesinde sayılan hallerden birinin mevcut olması hâlinde mahkeme tarafından markanın hükümsüzlüğüne karar verileceğini, davalı tarafından tescil ettirilen "..." ile müvekkiline ait "..." markasının karıştırılma ihtimalinin bulunduğunu yine iki markanın benzer olup olmadığı değerlendirilirken ilk olarak markalar arasında görsel, işitsel veya kavramsal düzeyde ortaya çıkan benzerlik veya yakınlığın dikkate alınmasını gerekli olduğunu, davalı tarafından tescil ettirilen "..." markasının, müvekkiline ait "..." markasına kısa çizgi ile "..." ibaresinin eklenmesiyle oluşturulduğunu, her iki markanın ortak unsurunun ve müvekkilinin markasının tek unsurunun "..." kelimesi olduğunu, müvekkiline ait "..." markasına eklenen "..." ibaresinin ise, Türkçede bir karşılığının bulunmadığı gibi yalnızca sessiz harflerden oluştuğundan Türk dil yapısına da uymadığını ve tüketiciler tarafından ilk karşılaşılığında anlamlandırılamayacak nitelikte olduğunu, bu nedenle tüketicinin bu kelimeyi okuyabilmesinin mümkün olmadığını, Türkçe okunuşu dahi bulunmayan "..." ifadesinin, tüketici tarafından hatırlanamayacağından bu ifade markaya ayırt edicilik kazandırmadığını, "..." ifadesinin Türk dil yapısına uygun olmaması ve yalnızca sessiz harfler içermesi nedeniyle tüketici tarafından okunamayacağının her iki markanın ortak unsuru olan "..." ile tüketici nezdinde algılanacağının ve hatırlanacağının çok açık bir şekilde ortada olduğundan bahisle ve davalının eylemlerinin kötü niyet taşıdığından, davalı tarafından tescil ettirilen "..." markasının, müvekkilinin marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğundan ve marka tecavüzünün varlığı markalara tek bakışta dahi anlaşılabildiğinden, SMK 159 uyarınca, davalının "..." markasını kullanmasının yargılama sonuçlanıncaya kadar tedbiren önlenmesine ve durdurulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesi incelendiğinde davacı tarafıh dosya kapsamında delilleri ve beyanlarının dahi dinlenmeden müvekkili firmanın ilgili marka bakımından gerçekleştirdiği tüm ticari faaliyeti durduracak şekilde ihtiyati tedbir kararı verilmesini talep etmekte olduğunu, mahkemece verilen karar ile bu talebi reddettiğinden, karşı tarafın karara olası itirazlarına karşı itiraz etme hakkının bulunduğunu, davacı yanın 6769 sayılı smk kapsamında marka hakkında markanın hükümsüzlüğü ve tecavüz ile TTK kapsamında haksız rekabete ilişkin iddia ve taleplerinin kendi taraflarınca kabulünün mümkün olmadığını, müvekkilinin markasında yer alan kelime unsurlarının “...” olduğunu, davacı markasında yerlan alan kelime unsurunun “...” olduğunu, müvekkilinin markasında gri zemin üzirinde mavi renk karakteristik harfler ile “...” ibaresinin yer aldığını, davacı markasında ise siyah, sarı ve kahverengi renklerinin kullanılığını, “...” harflerinde sarı, kalan harflerde kahverengi kullanılan “...” ibaresinin solunda siyah dikdörtgen bir şekil ile bu şeklin altında, siyah şeklin taban genişliğinin yaklaşık iki katı genişlikte ve siyah şeklin yüksekliğinin yaklaşık üçte biri yükseklikte sarı diktörtgen bir şekil bulunduğunu, davacı tarafın, taraflar arasındaki hukuki itilafa dayanarak, müvekkilinin marka tescilini kötü niyetli olarak yaptığını iddia ettiğini, müvekkilinin basiretli bir tacir olarak ticari hayatını sürdürdüğünü, yurt içinde ve dışında tescilli ve tescil aşamasında olan 300’den fazla markasının bulunduğunu, bu markalardan ... markası Türk Patent Ve Marka Kurumu nezdinde tanınmış marka olduğunu, toplam 300 bin metrekare alan üzerinde kurulu 2 üretim tesisinde günde 2 milyon adede ulaşan üretimi ile dünya üreticileri arasında 6. sırada yer aldığını, 2000 kişinin istihdam edildiği tesislerde, toplam 3500 kalem üretim gerçekleştirilirken, ürünler dünyanın 130 ülkesine ihraç edildiğini, dolayısı ile bir kısım firmalar ile hukuki itilaf yaşaması beklenmeyecek bir durum olmadığı gibi, sırf hukuki itilafa dayanan kötü niyet iddiaları mesnetsiz olduğunu ve kabulünün mümkün olmadığını savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince 18/03/2024 tarihli ara kararı gereğince; "İddia ve tüm dosya kapsamından, Davacı tarafın beyanı ile davalının kullanımın tescile dayalı olduğu anlaşıldığından, davacının kötü niyet ve kullanım iddiaları yargılamayı gerektirdiğinden, davalının yargılama sonuçlanıncaya kadar kullanımlarının tedbiren önlenmesi yönündeki tedbir isteminin reddi" şeklindeki gerekçeleri ile İhtiyati tedbir talebinin REDDİNE, " şeklinde hüküm kurulmuştur. Yine ilk derece mahkemesince 15/05/2024 tarihli ara kararı gereğince "1-TALEBİN KABULÜ ile davalıya ait olduğu belirtilen ... tescil numaralı marka, davalı adına kayıtlı ise, dava sonuçlanıncaya kadar, 3. kişilere devrinin önlenmesi hususunda markanın TPMK KAYDINA TEMİNATSIZ OLARAK İHTİYATİ TEDBİR KONULMASINA, davalı dava konusu markayı devretmek için ciddi bir girişimi olur ve müşteri bulduğunu veya ekonomik zararının bulunduğunu ileri sürerek bu konuda delil ibraz etmesi halinde bu hususun tekrar ele alınmasına, bu hususta TPMK'ya müzekkere yazılmasına, " şeklinde hüküm kurulmuştur. Davacı vekili 18/03/2024 tarihli ara karara itiraz etmiş ise de, ayna zamanda istinaf dilekçesi de sunduğu ve davacının istinaf dilekçesi 18/03/2024 tarihli karara ilişkinken, sehven bu arada Mahkemece 15/05/2024 tarihli ara karar kurulduğu, Dairemizce 18/03/2024 tarihli kararın kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, 15/05/2024 tarihli kararın kaldırıldığı, ve kaldırma gerekçesi olarak ".... kararın davacı 10 Ocak 2017'de yürürlüğe giren 6769 sayılı SMK'nın 155.maddesi gereğince marka tescilinin artık bir savunma gerekçesi olarak ileri sürülemeyeceği, yasa hükümünün ve madde gerekçesinin son derece açık olduğu davacı markasının tescil tarihinin daha önce olması sebebi ile 6769 sayılı SMK 155 maddeye göre davacı öncelikli hak sahibi olduğundan ve dosyada yaklaşık ispat yükümlülüğünün yerine getirildiği anlaşıldığından mahkemece ihtiyati tedbirin reddine dair verilen karar yerinde görülmemiştir. Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-a-6. maddesi gereğince kaldırılmasına" karar verilmiştir. Davalı Vekili İlk Derece Mahkemesindeki karar istinaf aşamasındayken 27/05/2024 tarihli dilekçesi ile 15/05/2024 tarihli ihtiyati tedbire de itiraz etmiştir. İlk derece mahkemesince 07/06/2024 tarihli ara kararla; "...Mahkememiz tarafından dava konusu marka üzerine konulan tedbir taraf teşkilini sağlamak üzere verildiğinden davalı vekilinin tedbirin kaldırılması yönündeki talebinin reddi ile davalı vekilinin itirazının kısmen kabulü ile, davacı tarafından karar tarihinden itibaren 15.000,00 TL teminat yatırılmasına, teminatın yatırılması karşılığında mahkememizin 15/05/2024 tarihli ara kararı gereğince tedbirin devamına," karar verilmiştir.Davalı vekili tarafından 07/06/2024 tarihli ara karara karşı istinaf dilekçesinde özetle; -Davacı yanın tedbir talebinin Mahkeme tarafından 15.05.2024 tarihli ara karar ile teminatsız olarak kabul edildiğini, İhtiyati tedbir kararının teminatsız olarak verilmiş olması kabul edilemeyeceğinden ihtiyati tedbir kararına itiraz ettiklerini ve itirazlarının kısmen kabul ederek 15.000,00.-TL teminat ile ihtiyatı tedbir kararı verildiğini, HMK md.392/1 uyarınca; “İhtiyati tedbir talep eden, haksız çıktığı takdirde karşı tarafın ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğrayacakları muhtemel zararlara karşılık teminat göstermek zorundadır. Talep, resmî belgeye, başkaca kesin bir delile dayanıyor yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa, mahkeme gerekçesini açıkça belirtmek şartıyla teminat alınmamasına da karar verebilir. Adli yardımdan yararlanan kimsenin teminat göstermesi gerekmez.” denildiğini, anılan hüküm gereğince ihtiyati tedbir için çok düşük bir bedel ile belirleniğini, -işbu davanın yetkisiz mahkemede ikame edildiğini, 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunun 156. Maddesine göre marka sahibine karşı açılacak davalarda yetkili mahkemenin marka sahibinin yerleşim yeri mahkemesi olduğunu, Müvekkili Firma adresinin “... Mah. ... Bulvarı No: ... Merkez – Kütahya” olduğu gözetildiğinde huzurdaki davada yetkili mahkemenin Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi sıfatıyla Kütahya Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, Yerel Mahkemenin yetkisiz olması nedeni ile işbu dava ihtiyati tedbir kararı verilmesinin de kabul edilemeyeceğini, istinaf taleplerinin kabulü ile İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 2024/57 Esas sayılı dosyası üzerinden ittihaz edilmiş olan 07.06.2024 tarihli ihtiyati tedbir talebinin kabulüne dair ara kararın öncelikle yetki itirazı sebebi ile kaldırılmasına, aksi takdirde teminat miktarının artırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; -Tescile dayalı marka kullanımında tedbir kararı verilemeyeceği yönündeki gerekçenin Yargıtay'ın yerleşik kararlarına aykırı olduğunu, -Markaların, görsel ve işitsel olarak aynı olduğu gibi kapsadığı mal ve hizmetlerin de aynı olduğunu, davalı tarafça markanın kullanılması, tarafların aynı sektörde faaliyet gösterdikleri de göz önünde alındığında, müvekkili açısından telafisi imkansız zararlara yol açacağını, Yerel mahkemenin bir diğer gerekçesi ise kötü niyet ve kullanım iddialarının yargılamayı gerektirdiği yönünde olduğunu, Davalı tarafından tescil ettirilen "..." markasının müvekkilinin marka hakkına tecavüz niteliğinde olduğu, markaların ayniyet içerdiği ve karıştırılma ihtimali bulunduğu markalara tek bakışta dahi anlaşılabildiği gibi davalının kötü niyetli olduğunun da sabit olduğunu, Yerel mahkemenin gerekçesinin ihtiyati tedbirin özüne aykırı olduğunu, Müvekkiline ait davaya konu "..." Tescil numaralı "..." markasının 20.08.2003 tarihinden bugüne 21. 35. 40. nice sınıflarında tescilli olduğunu, Müvekkili ile aynı alanda faaliyet gösteren davalının ise, "..." markasını müvekkiline ait marka ile aynı sınıfta (21. Sınıf) "..." Tescil numarası ile 21.12.2023 tarihinde, müvekkilinden tam 20 yıl sonra tescil ettirdiğini, Müvekkilin ait markanın, müvekkille özdeşleşen bir marka olduğu gibi, müvekkilinin ticaret unvanını da içerdiğini, Davalının, aynı sınıfta, müvekkili markasına Türkçede karşılığı bulunmayan ve ayırt edicilik sağlamayan "..." ibaresini ekleyerek marka tescil ettirmesinin davalının açık kötü niyetini gözler önüne serdiğini, Davalı ile müvekkili şirket aynı sektörde (cam) faaliyet göstermekte olup gerek sektörde çok fazla firma bulunmaması, gerekse de ticaret sicilinin aleni olması ve davalının da tacir olması nedenleriyle, davalının müvekkili şirketten ve müvekkili şirkete ait markalar ile müvekkili şirketin ticaret unvanından uzun yıllardır (davalı tarafça gönderilen ihtarnamede dahi, Almaya'da aynı fuara katılım sağlandığından bahsedilmektedir) haberdar olduğunu, Davalı tarafça tescil ettirilen "..." tescil numaralı markanın kullanımının SMK 159 uyarınca yargılama sonuçlanıncaya kadar tedbiren önlenmesine ve durdurulmasına, karar verilmesini talep etmiştir.Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Taraflarınca süresi içerisinde dosyaya teminat yatırıldığını, yetki konusunda, salt davalının değil müvekkilinin de sınai mülkiyet hakkı sahibi olduğunu ve tescilli markaya dayalı olarak huzurdaki davanın açıldığını, Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 156/3. maddesine göre; "Sınai mülkiyet hakkı sahibi tarafından, üçüncü kişiler aleyhine açılacak hukuk davalarında yetkili mahkeme, davacının yerleşim yeri veya hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği yahut bu fiilin etkilerinin görüldüğü yer mahkemesidir." hükmünün bulunduğunu, Müvekkilinin yerleşim yeri, Pendik İstanbul olup, SMK 156/3 uyarınca, yetkili mahkeme müvekkilin yerleşim yerleşim yerinin bağlı olduğu yargı çevresinde bulunan İstanbul Anadolu Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemeleri olduğunu, HMK hükmünde mahkemenin durum ve koşulların gerektirdiği hallerde teminatsız olarak ihtiyati tedbir kararı verebileceğinin düzenlendiğini, ayrıca Yüksek mahkeme uygulaması da, markanın 3. kişilere devrinin önlenmesi hususunda verilecek ihtiyati tedbir kararının teminatsız olarak verilmesi gerektiği yönünde olduğunu, davalı tarafça ileri sürülen "hükmedilen teminatın düşük miktarda olduğu" iddiasının hukuki bir karşılığı bulunmadığını, müvekkili öncelikli hak sahibi olduğu gibi yaklaşık ispat yükümlülüğü de yerine getirildiğini, davalı tarafın istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı vekili dava dilekçesi ile davalı adın tescilli ... tescil numaralı markanın hükümsüzlüğüne, marka tecavüzünün tespiti, önlenmesi, durdurulmasın, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve durdurulmasına, markanın kullanımının tedbiren durdurulmasına, karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili tarafından, hükümsüzlük talebi yanında, marka hakkına yönelik tecavüzün giderilmesi de talep edildiğine göre, 6769 sayılı Kanunun 156/3. maddesi uyarınca dava davacının yerleşim yeri veya hukuka aykırı fiilin gerçekleştiği yahut bu fiilin etkilerinin görüldüğü yerde açılabilir. Davacı işbu davayı kendi ikametgâhı mahkemesinde açtığından İlk Derece Mahkemesi yetkili olup, davalının bu konudaki istinaf isteminin reddi gerekmiştir. Davacı tarafından, ... tescil nolu markanın hükümsüzlüğü talep ve dava edilmiş olup, Hükümsüzlük kararının neticeleri ve davada tarafların hak ve menfaat dengeleri nazara alınarak dava konusu çekişme ve uyuşmazlığın bulunduğu aşama dikkate alındığında, tedbir talep edilen davalıya ait bu tescilli markanın üçüncü kişilere devredilmek suretiyle taraf teşkilinde sorunlar yaşanmaması ve usul ekonomisi prensipleri gereği mahkemece ihtiyati tedbir kararı verilmesi dosya kapsamına uygundur. Ayrıca her ne kadar teminat ile karar verilmiş ise de, teminatsız da devrin önlenmesine karar verilecek olup, alınan teminat miktarına davacının itirazı bulunmadığından, teminat miktarının arttırılmasına yönelik talebin reddinin gerektiği anlaşılmıştır. 6769 sayılı Kanun'un 159.maddesinde ihtiyati tedbirler düzenlenmekte olup, madde hükmü "(1) Bu Kanun uyarınca dava açma hakkı olan kişiler, dava konusu kullanımın, ülke içinde kendi sınai mülkiyet haklarına tecavüz teşkil edecek şekilde gerçekleşmekte olduğunu veya gerçekleşmesi için ciddi ve etkin çalışmalar yapıldığını ispat etmek şartıyla, verilecek hükmün etkiniğini temin etmek üzere, ihtiyati tedbire karar verilmesini mahkemeden talep edebilir." şeklinde olup, söz konusu ihtiyati tedbir kararı, davacının sınai mülkiyet hakkına tecavüz teşkil eden fiillerin önlenmesi ve durdurulması, sınai mülkiyet hakkına tecavüz edilerek üretilen veya ithal edilen tecavüze konu ürünlere, bunların üretiminde münhasıran kullanılan vasıtalara ya da patenti verilmiş usulün icrasında kullanılan vasıtalara, tecavüze konu ürünler dışındaki diğer ürünlerin üretimini engelleyecek şekilde, Türkiye sınırları içinde veya gümrük ve serbest liman veya bölge gibi alanlar dahil, bulundukları her yerde elkonulması ve bunların saklanması, herhangi bir zararın tazmini bakımından teminat verilmesi şeklinde verilebilir. Bu kanunda hüküm bulunmadığı durumda 6100 sayılı HMK hükümleri uygulanır. HMK 389.maddesi uyarınca mevcut durumda meydana gelecek bir değişiklik nedeniyle gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hallerinde uyuşmazlık konusu hakkında tedbir kararı verilebilir. 6769 sayılı SMK 155 maddesine göre, marka patent veya tasarım hakkı sahibi kendi hakkından daha önceki rüçhan veya başvuru tarihine sahip hak sahiplerinin açmış olduğu tecavüz davasında sahip olduğu sınai mülkiyet hakkını savunma gerekçesi olarak ileri süremez. Dairemizce 07/06/2024 tarihli karar ile, davacı vekilinin 18/03/2024 tarihli ara karara ilişkin istinaf incelemesinin yapıldığı, Davacı vekilinin 18/03/2024 tarihli ara karara itiraz ettiği, aynı zamanda istinaf dilekçesi de sunduğu, ancak bu ara karar Dairemizce incelenme aşamasındayken bu arada Mahkemece 15/05/2024 tarihli ara karar kurulduğu ve Dairemizce de 18/03/2024 tarihli kararın kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, 15/05/2024 tarihli kararın sehven kaldırıldığı, gerekçe incelendiğinde gerekçenin de 18/03/2024 tarihli ara karara ilişkin olduğu, aslında Mahkemece verilen 15/05/2024 tarihli ara kararın devam ettiği ayrıca 07/06/2024 tarihli kararın da Dairemizce verilen karara göre doğru bir karar olduğu, 10 Ocak 2017'de yürürlüğe giren 6769 sayılı SMK'nın 155.maddesi gereğince marka tescilinin artık bir savunma gerekçesi olarak ileri sürülemeyeceği, yasa hükümünün ve madde gerekçesinin son derece açık olduğu davacı markasının tescil tarihinin daha önce olması sebebi ile 6769 sayılı SMK 155 maddeye göre davacı öncelikli hak sahibi olduğundan ve dosyada yaklaşık ispat yükümlülüğünün yerine getirildiği anlaşıldığından, tedbir talebinin devamı ve teminata ilişkin kararın yerinde olduğu anlaşıldığından davacının tedbirin devamına ilişkin talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına, davalının istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1- Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu 2. Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 07.06.2024 tarih ve 2024/57 E. sayılı ara karara karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, davacı vekilinin istinaf başvurusu hakkında KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA, 2- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcı davalı tarafından peşin yatırıldığından yeniden harç alınmasına yer olmadığına, 3- Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4- İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5- Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine, 6- Karar tebliği, harç tahsil müzekkeresi düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemlerinin İlk derece Mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/(1)-f. ve 394/(5). maddeleri gereğince, kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 31/10/2024