T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO:2025/239 Esas
KARAR NO:2025/556
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İstanbul Anadolu 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ:31/10/2019
NUMARASI:2017/521 E. - 2019/275 K.
DAVANIN KONUSU:Marka (Marka Hakkına Tecavüzden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:10/04/2025
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, Dairemizce verilen kararın Yargıtay ilamı ile bozulması üzerine duruşmalı olarak yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin adına tescilli “...” ayırt edici unsurlu markaları ile toptan satış mağazacılığı faaliyeti gösterdiğini, işaretin tanınmışlık vasfını kazandığını, davalının “...” ibaresini müvekkili ile aynı sektörde ve aynı hizmet sınıfında kullandığını, tarafların 35. sınıfta hizmet verdiğini, davalının bu eyleminin hem marka hakkına tecavüz, hem de haksız rekabet teşkil ettiğini ileri sürerek markaya tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti ile önlenmesini, ticaret sicilinde unvan kaydının bulunması halinde terkinini talep etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; hak düşürücü sürenin geçtiğini, “...” ibaresi bulunmayan tabelasında “... (...) ...-98 her zaman yanınızda ...” yazdığını savunarak davanın reddini istemiştir.
MAHKEME KARARI:İstanbul Anadolu 1. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesinin 31/10/2019 tarih, 2017/521 E., 2019/275 K. Sayılı kararı ile; Trabzon 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2018/75 Talimat dosyasına sunulan bilirkişi raporu incelendiğinde; keşif sırasında işyerinde davalının faaliyet gösterdiğinin tespit edildiği, iş yeri tabelasının ve dışarıdan görünümü ile vergi levhası ile ürün poşetinin fotoğraflarının çekildiği ve talimata eklendiği, alınan bilirkişi raporunda davalının, davacının markalarının esas unsuru olan “...” ibaresini birebir kullandığı, davalının bu kullanımları ile davacının 35. sınıfta tescilli ..., ..., ..., ..., ... sayılı “...” esas unsurlu markaları arasında ilişkilendirme ihtimali dahil karıştırılma ihtimali bulunduğu, bu nedenle somut olayda, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu’nun (6769 sayılı Kanun) 29 uncu maddesi uyarınca marka hakkına tecavüzün koşullarının gerçekleştiği, davalı tarafından davacının iş ürünleri, faaliyet ve işleriyle iltibasa yol açacak yöntemlere başvurulduğu tespit edildiğinden, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı Kanun) 55 inci maddesi uyarınca haksız rekabetin şartlarının da oluştuğu yönünde görüş bildirildiği, davacı vekilinin sunduğu fotoğraf, davalının cevap dilekçesi ekinde sunduğu fotoğraf ile davalıya ait iş yerinde keşif sırasında çekilen fotoğraf birlikte değerlendirildiğinde, Trabzon ilinde faaliyet gösteren davalıya ait bakkal dükkanında “...” ibaresinin işletme adı ve markasal kullanıldığı, keşif sırasında iş yeri tabelasında “...” ibaresinin mevcut olmadığı, ancak davacının sunduğu fotoğraf ile davalının cevap dilekçesi ekinde sunulup keşif sırasında çekilen fotoğrafların aynı fotoğraflar olduğu, bu fotoğraflarda tabelada “...” ibaresinin yazılı olduğu kısmın boyanarak kapatıldığı, ayrıca iş yerinin yan tarafındaki camekanında “...” ibaresinin kullanıldığı, iş yerinde bulunan poşet üzerinde “...” ibaresinin kullanıldığı, poşet üzerinde “...” harfi yerine dans eden insan figürlerinin kullanımın da davacının markalarının esas unsuru olan “...” ibaresi ile görsel, işitsel ve anlamsal olarak benzerlik taşıdığı, davacının 35. sınıfta tescilli olan markalarının esas unsurunu oluşturan “...” ibaresinin tescilli oldukları sınıf ile aynı olan 35. sınıfa dahil hizmetlerde davalı tarafından aynen kullanıldığı, bu nedenle markaların karıştırılabileceği, davalının tescilli ticaret unvanının bulunmadığı gerekçesiyle davalının davacıya ait “...” esas unsurlu tescilli markalarının esas unsurunu oluşturan “...” ibaresini iş yeri tabelasında, ürünleri üzerinde ve iş evrakında markasal olarak kullanmak suretiyle davacının marka haklarına tecavüz ettiğinin ve haksız rekabette bulunduğunun tespitine, davalının marka tecavüzü ve haksız rekabet teşkil eden fiillerinin önlenmesine, durdurulmasına ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalının ticaret unvanında “...” ibaresini kullanmadığı anlaşıldığından, ticaret sicilinden ticaret unvanının terkini talebi hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.
İSTİNAF BAŞVURUSU:Davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulmuş olup, davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosya mevcut deliller incelendiğinde davanın açıldığı tarihte müvekkillerin tabelada veya iltibas yaratacak başka şekilde ... markasını kullandığını dair hiçbir delil bulunmadığını,davada dava tarihi itibariyle, ... ne ... ne de ... ibaresi kullanılmış olmadığını," sunulan fotoğraflardan da tabelalarda ... ibaresinin kullanılmadığını, bilirkişi raporundaki kullanım olmadığına, marka hakkı kullanımına tecavüz olmadığına ve dahi iltibas olmadığı delillerine karşı davacı tarafça dava tarihinden çok daha önce çekilmiş bulunan fotoğraflara göre hukuka uygun bir şekilde karar verilemeyeceği davacı tarafın tespitleri dava tarihinden neredeyse 6 ay ya da 1 yıl önce olduğunu, o icra tespitlerinde dahi davacı yanın sürekli bu davalarına maruz kalan müvekkillerin 2016 yılındaki haciz/infaz işlemleri sırasında kimi bakkallardaki tabeladan ... ibaresini sildikleri, yeni tabela siparişi verdikleri ve hatta kiminin devir v.s gibi işlemler de dahil olmak üzere komple tabelayı değiştirdiği de tek tarafla tanzim edilen haciz tutanaklarından anlaşılmadığını, dava açıldığı sırada da tabelada ... ibaresinin kullanımı mevcut olmadığını, oysa ki her dava açıldığı tarihteki şartlara göre değerlendirilir. Müvekkilin hiçbir zaman "..." ibaresini tek başına kullanmış olmadığını, tabelalarında "... (bakkal amca logosu içinde)", "...", “...”, "..." ibareleri birlikte kullanıldığını,... ibaresinin tabelada veya ürünlerde dava açılışı sırasında ve öncesinde kullanıldığını iddia eden taraf, dava açmaya yakın, makul süre içerisinde davalının kullanımını tespit etmesi gerekeceğini,O makul süre de uygulama ve hakkaniyete göre en fazla dava tarihinden önceki 6 ay ve üzeri şeklindeki süreler olamayacağını, davadan çok önceki tarihlerde haciz sırasında vekili bulunmayan davalıların haciz tehdidi sırasında sağlıklı beyanda bulunamayacağını, eski tarihli bu belgeler, bu manada da kendi başına yeterli delil sayılmayacağını, davacının tanınmış marka olduğu iddiasının da son bilirkişi raporu ile gerçeği yansıtmadığını,"..." markasının TPE'de dava dışı ... A.Ş adına kayıtlı olduğunu, kullanarak, “...” adı altında ticari faaliyet yürütmekte olduğunu iddia edip talebini buna göre oluşturduğunu, Kesinlikle kabul anlamına gelmediğini, birlikte müvekkiller ... ibaresinin önünde ... ibaresini kullanıyor olsa dahi her iki marka arasında marka hakkına tecavüz ve haksız rekabetin varlığı söz konusu olmayacağını, ... markası davacının tanınmış markası olmadığı gibi, müvekkilin kullanımı da davacı tarafın dava dilekçesinde de kabulünde olduğu üzere "..." değil "..." şeklinde başkalaştırıldığını, tekrarla eldeki davada davalı, dava aşamasında, ... ifadesini başkalaştırmak suretiyle dahi kullanmadığını, 10.12.2018 tarihli bilirkişi raporunda da (asla aleyhe hususları kabul etmemekle birlikte) "... " markasının TPE'de dava dışı ... A.Ş adına kayıtlı olduğu ve davacının tanınmış markasının olmadığını tespit edildiğini, müvekkil tarafından kullanılan "... 98" ibaresinin (ki dava tarihinde ... ibaresinin tabelalardan silinmiş olduğu keşif sonucunda düzenlenen bilirkişi raporu ile sabit) iltibasa sebep olmayacağı bilirkişi raporlarında da detaylı olarak tespit edildiğini, davacının “... ibaresinin ticaret sicilinde unvan kaydı bulunması halinde terkinine" bu sebeplerle yerel mahkemece verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine, karar verilmesini talep etmiştir.Dairemizin 26/10/2023 tarihli 2020/1805 Esas-2023/1222 Karar sayılı kararıyla;davalının Trabzon ilinde faaliyet gösteren bakkal dükkanında “...” ibaresini davacı vekilinin ibraz ettiği fotoğrafta işletme tabelasında da kullandığının görüldüğü, bilahare keşif tarihinde tabeladaki “...” ibaresinin silindiği, ancak işletme camekanında işletme adı ve markasal olarak kullandığı, yine iş yerinde bulunan alış veriş poşeti üzerinde “...” ibaresinin kullanımında “İ” harfi yerine horon tepen insan figürü konulduğu, “İ” harfinde şekilsel değişiklik yapılmış ise de bu değişikliğin ibarenin okunuşunu farklılaştırmadığı, işitsel ve kavramsal olarak davacı markası ile aynı olduğu, davalı kullanımındaki “...” ibaresinin tanımlayıcı nitelik taşıdığı, markaya bir ayırt edicilik katmadığı, davacı markası ile ayırt edilemeyecek derecede benzer şekilde kullanıldığı, davacı markasının 35. sınıfta tescilinin sağlandığı, davalıya ait işletmenin aynı sınıfta hizmet verdiği, aynı tüketici kitlesine hitap edilmesi nedeniyle tüketicinin hizmetin kaynağı, işletmeler arasında bağlantı olduğu yanılgısına düşebilecekleri, davalıya ait kullanımın davacının alt/ seri markası olabileceğini düşündürteceği, davalının, kendisine ait bakkal dükkanında “...” ibaresini işletme adı olarak ve işletmeye ait poşetlerde markasal nitelikte kullanmaktan ibaret eyleminin marka hakkına tecavüz ve haksız rekabet oluşturduğu, ancak davalının eyleminin “...” ibaresini işletme adı ve işletmenin poşetinde tanıtım malzemesi olarak markasal nitelikte kullanmaktan ibaret olduğu, tabeladaki kullanımına son verdiği, davalının bu ibareyi ürünler üzerinde ve iş evrakında kullandığına dair bir tespit olmadığı halde kurulan hükümde bu unsurlara yer verilmesi, ayrıca hükümde el koyma ve imhaya ilişkin hüküm fıkrasında da davalının davacı markasını yukarıda belirtilenlerle sınırlı olarak markasal nitelikte kullanmak dışında eylemi tespit edilmediği dikkate alınarak sadece mevcut kullanımları ile ilgili hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesinin doğru görülmediği, bunlardan başka, mahkemece “davalının tescilli ticaret unvanının bulunmadığı” gerekçesiyle bu talep yönünden karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiş ise de; ayrı bir dava şeklinde görülebilen ve somut dava yönünden objektif dava yığılması şeklinde değerlendirilmesi gereken söz konusu talebin, eldeki dava açıldıktan sonra konusuz kalmadığı, zira mahkemenin kararında da vurgulandığı gibi, davalının tescilli ticaret unvanının bulunmadığı, bu sebeple somut talebin reddine karar verilmesi gerekirken, “karar verilmesine yer olmadığına”karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davalının davacıya ait “...” esas unsurlu tescilli markalarının esas unsurunu oluşturan “...” ibaresini işletme ismi olarak iş yeri camekanında, tabelasında ve iş yerindeki alış veriş poşetlerinde markasal olarak kullanmak suretiyle davacının marka haklarına tecavüz ettiğinin ve haksız rekabette bulunduğunun tespitine, davalının marka tecavüzü ve haksız rekabet teşkil eden fiillerinin önlenmesine, durdurulmasına ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına, davalının davacıya ait markaların esas unsuru olan “...” ibaresini, iş yeri camekanında, tabelasında ve iş yeri alış veriş poşetlerinde tek başına yahut tali unsurlar ile birlikte kullanmasının önlenmesine ve men edilmesine, davalıya ait bu markayı taşıyan alış veriş poşetlerine el konulmasına, işyeri camekanındaki bu ibareyi taşıyan yazının silinmesine ve alışveriş poşetlerinin hükmün kesinleşmesinden sonra imhasına, davalının iş yeri tabelasında “...” ibaresini kullanımına son verdiği anlaşılmakla tecavüzün refi talebi konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına, davalının ticaret unvanında “...” ibaresini kullanmadığı anlaşıldığından, ticaret sicilinden ticaret unvanının terkini talebinin ve fazlaya ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş, karar davalı vekilince temyiz edilmiştir.Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 05/12/2024 tarihli 2024/382 Esas-2024/8713 Karar sayılı kararıyla; Mahkemece davalının kullanımlarının marka hakkına tecavüzün yanında haksız rekabet de oluşturduğu benimsenerek tescilli markanın kümülatif olarak korunması cihetine gidilmişse de; ...Somut olay bakımından Dairenin eski uygulamasına esas teşkil eden mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 57 nci maddesinin beşinci fıkrasında ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarının iltibasa meydan verebilecek surette kullanılmasının da haksız rekabet hallerinden olduğunun düzenlendiği, bu kapsamda tescilli marka ve tasarım haklarının bu şekilde kullanılmasının marka ve tasarım hakkına tecavüz ile birlikte haksız rekabet de oluşturduğu, anılan haklara tecavüz ve haksız rekabetin kesiştiği alanda, hem özel hükümlerle, hem de haksız rekabet hükümleri ile kümülatif korunması gerektiğinin Daire uygulamasında kabul edildiği, bu kapsamda, Dairenin kümülatif korumayı kabul etmesinin temel nedeninin, 6762 sayılı Kanun'da yer alan bu düzenleme olduğu, ancak 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı Kanun'da, 6762 sayılı Kanunda değinilen hükmün yerine getirilen 55 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinin 4 üncü alt bendinde, "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" ibaresine yer verilmediği, anılan iki hüküm karşılaştırıldığında 6762 sayılı Kanunun 57 nci maddesinin beşinci fıkrası "...başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait bulunan tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalariyle iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak..." şeklinde olmasına rağmen, bu hükmün yerine getirilen 6102 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4 üncü alt bendi "...başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak..." şeklinde olduğu, görüldüğü üzere yeni hükümde "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" ibaresine yer verilmediği, bunun temel nedeninin; mülga 6762 sayılı Kanun'dan farklı olarak, tescilli işletme adı ve ticaret unvanının 6102 sayılı Kanun'un 50 nci ve 53 üncü maddeleri arasındaki hükümlerle, marka vs. tanıtma vasıtalarının da kendi özel mevzuatında düzenlenmesi ve dolayısıyla özel koruma getirilmesi olduğu, nitekim, 6102 sayılı Kanun'un 55 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin 4 üncü alt bendinin gerekçesinde; eski hükümden ayrılmanın nedeni; "...anılan ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarına ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi özel kanun hükmünde kararnamelerinde, yani MarkKHK'da, ...HK'da, ...HK'da ve tescilli işletme adı ve ticaret unvanı ise TTK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden gerekli görülemez..." şeklinde ifade edildiği,.... kanunkoyucunun haksız rekabete ilişkin eski ve yeni hüküm bağlamında anılan gerekçelerle eski hükümden ayrılması ile kümülatif koruma yönünden yukarıda belirtilen özel hükümlerin getirilmesi tescilli marka ve tasarım ile tescilsiz tasarımın tıpkı faydalı model ve patent hakkı gibi sadece 6769 sayılı Kanun kapsamında korunmasını yeterli bulduğunun anlaşıldığı, o nedenle artık, 6102 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten sonraki olaylara dayalı açılan davalarda, tescilli sınai haklar ile tescilsiz tasarımlar bakımından sadece özel kanun olan 6769 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanabileceği,6102 sayılı Kanun'un haksız rekabet hükümlerinin anılan özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanmasının söz konusu olamayacağı, diğer bir ifade ile bu kapsamda kümülatif korumanın uygulanmayacağı (bkz. Nomer Ertan/Helvacı/Kaya, s. 356 vd.; Sabih, Arkan, Ticari İşletme Hukuku, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 30. Bası, Ankara 2024, s.363). Bu açıklama sonrasında somut olaya dönüldüğünde, davacının marka hakkına tecavüzün, haksız rekabetin tespiti, önlenmesi taleplerinde bulunduğu, davalının ise davanın reddini istediği, davacının ihlal edildiğini iddia ettiği markanın Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde tescilli olup, 6769 sayılı Kanun ile getirilen özel hükümlerle haksız rekabet hukukunu da kapsayacak şekilde ve haksız rekabete göre daha üstün koruma getirerek düzenlendiği, davacının bu özel hükümlere de dayanmış olduğundan markanın koruma alanları ile haksız rekabetin koruma alanının kesişmiş olduğu dava konusu olayda, yalnızca özel hükümlerin uygulama alanı bulacağı, özel hükmün yanında haksız rekabetin uygulanmasını gerektirir herhangi bir kanun hükmü olmadığından özel kanunla birlikte eş zamanlı olarak genel hüküm olan haksız rekabet hükümlerinin de uygulanmasının hukuki dayanağının bulunmadığı, haksız rekabet hukuku hükümlerinin uygulanmasının, ancak markanın kapsamı dışında kalan durumlarda ve markanın haksız rekabetle kesiştiği alan dışında kalan boşluk yönünden söz konusu olacağı, somut olayda böyle bir boşluk bulunmadığı, hal böyle olunca, Dairenin daha öncede kabul ettiği üzere (bkz. Dairenin 14.03.2022 gün ve 2019/5189-1852 sayılı, yine 22.04.2021 gün ve 2021/89-3054 sayılı kararları) somut olay bakımından 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu ile haksız rekabet hükümlerinin birlikte uygulanmasını gerektiren kümülatif korumanın geçerli olmadığı gözetilerek haksız rekabetin tespit ve men'ine ilişkin taleplerin reddine karar verilmesi gerekirken, kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı" gerekçesiyle, Dairemizin kararının bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.Yargıtay bozma ilamı taraf vekillerine tebliğ edilmiş, davacı vekilinin önceki kararda direnilmesini, davalı vekilinin ise bozma ilamına uyulmasını talep ettiği anlaşılmıştır.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE;HMK'nın 355. Maddesi gereği, kamu düzenine aykırılık teşkil eden hususlar hariç tutularak, istinaf neden ve gerekçeleri ile sınırlı olmak üzere yapılan incelemede;Dava marka hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, önlenmesi ve durdurulması istemlerine ilişkindir.İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verildiği, davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Dairemizce davalı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, mahkeme kararının kaldırılarak, davanın kısmen kabulü yönünde yeniden hüküm kurulmasına karar verildiği ve verilen kararda davalının, "..." ibaresini işletme ismi olarak iş yeri camekanında, tabelasında ve iş yerindeki alış veriş poşetlerinde markasal olarak kullanmak suretiyle davacının marka haklarına tecavüz ettiğinin ve haksız rekabette bulunduğunun tespitine, markaya tecavüz ve haksız rekabet teşkil eden fiillerin men ve refine karar verilmiştir.Dairemiz kararına karşı davalı vekilince temyiz başvurusunda bulunulması üzerine, Yargıtay 11. Hukuk Dairesince, haksız rekabete yönelik davanın kabulü yönündeki Dairemiz kararına yönelik temyiz itirazının kabulüne, kararın bozulmasına, diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.Somut olayda çözülmesi gereken uyuşmazlık; davalının davacının tescilli markası olan "..." ibaresini işletme ismi olarak iş yeri camekanında, tabelasında ve iş yerindeki alış veriş poşetlerinde markasal olarak kullanmasının markaya tecavüz dışında, aynı zamanda haksız rekabet teşkil edip etmediği, somut olayda TTK 54 ve devamı maddelerinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerinin kümülatif olarak uygulanıp uygulanmayacağının tespitinden kaynaklanmaktadır.6102 Sayılı TTK'nın yürürlük tarihi olan 01/07/2012 tarihinden önce, markaya tecavüzden kaynaklanan davalarda, o tarihte yürürlükte olan mülga 556 Sayılı MarKHK hükümleri ile 6762 Sayılı TTK 57/6 maddesinin birlikte uygulanması yönünde ihtilaf bulunmadığı, ancak 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun "Dürüstlük kuralına aykırı davranışlar ve ticari uygulamalar" başlıklı 55. Maddesi 1-a-4 madde düzenlemesinde karıştırılmaya yol açabilecek unsurlar yönünden yapılan sayım ve madde gerekçesindeki açıklamalar üzerine, uygulamada tereddütler oluştuğu, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi tarafından da önceki uygulamanın terk edilerek kümülatif korumanın yeni yasal düzenleme karşısında mümkün olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır."Hüsnüniyet kaidelerine aykırı hareketler" başlıklı 6762 Sayılı TTK 57. Madde 5. bendinde; "5. Başkasının emtiası, iş mahsulleri, faaliyeti veya ticaret işletmesiyle iltibaslar meydana getirmeye çalışmak veya buna müsait tedbirlere başvurmak, hususiyle başkasının haklı olarak kullandığı ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtalarıyla iltibasa meydan verebilecek surette, ad unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları kullanmak veyahut iltibasa meydan veren malları, durumu bilerek veya bilmeyerek, satışa arz etmek veya şahsi ihtiyaçtan başka her ne sebeple olursa olsun elinde bulundurmak; " fiili haksız rekabet olarak düzenlenmişken, 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 Sayılı TTK'nın "Dürüstlük kuralına aykırı davranışlar, ticari uygulamalar" başlıklı 55. Madde 1-a-4 bendinde; "Başkasının malları, iş ürünleri, faaliyetleri veya işleri ile karıştırılmaya yol açan önlemler almak," fiili haksız rekabet olarak düzenlenmiştir.6102 Sayılı TTK 55/1-a-4 Maddesinde, 6762 Sayılı TTK'da yer verilen "iltibas" terimi yerine "karıştırılma" ifadesi kullanılmış, 4 numaralı alt bendin gerekçesinde;"Bu bent karıştırılmayı, yani 6762 Sayılı Kanun'un 57'nci maddesinin (5) numaralı bendinde kullanılan terimle iltibası düzenlemektedir. (4) numaralı alt bendin ilkeleri ve amacı, 6762 Sayılı Kanun'un 57. Maddesinin (5) numaralı bendi ile özdeş olmasına rağmen lafızda farklıdır. Ancak bu değişiklik 6762 Sayılı Kanundaki hükmün öğreti ve mahkeme kararlarındaki birikiminin feda edilmesi, uygulanamaz kabul edilmesi anlamını taşımamaktadır. Çünkü, karıştırılma (iltibas kavramı, pozitif hukuklar üstü anlamı ve işlevi ile varlığını sürdürmektedir....HK "iltibas" yerine "karıştırılmayı" kullandığı ve bu terim öğreti ve içtihatlarda yerleşmeye başladığı için, burada da aynı terim tercih edilmiştir. Bu sebeple bentte basit ancak kapsamı geniş bir ifadeye yer verilmiştir..." şeklinde gerekçeye yer verilmiştir. Bu gerekçeden 6102 Sayılı TTK 55/1-a Maddesi 4. Alt bendin 6762 Sayılı TTK 57. Madde 5. Alt bendi ile özdeş olduğu, sadece ifade ediliş şeklinin farklı olduğu, 6762 Sayılı Kanundaki hükmün doktrin ve mahkeme kararlarındaki yorum ve uygulamasının devam ettirilmek istenildiği anlaşılmaktadır. Madde gerekçesinin devamındaki; " 6762 sayılı Kanun hükmü, başkasının "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette, ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" cümle parçasına yer vermiştir. Oysa, anılan ayırt edici işaretlere ilişkin karıştırılma koşul, hüküm ve sonuçlarıyla birlikte kendi kanun hükmünde kararnamelerinde, yani ...HK'da,...HK'da, ...K'da ve unvanla ilgili olarak TK'da ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir. Burada tekrar edilmeleri hem gereksizdir, hem de yorum güçlüklerine sebep olmaktadır. Anılan cümle parçalarının burada yer almaları, haksız rekabete ilişkin hükümlerin fikri mülkiyete ilişkin düzenlemelerde kümülatif uygulanması yönünden de gerekli görülmez." şeklindeki ifade tarzı, haksız rekabete ilişkin hükümlerin sınai mülkiyet haklarında kümülatif koruma sağlamasının gerekli görülmediği şeklinde yorumlanmasına sebep olmuştur.Yargıtay bozma ilamındaki çoğunluk görüşüne göre; kanun koyucunun tescilli marka, tasarım, tescilsiz tasarım, patent ve faydalı modelden kaynaklanan hakların 6769 Sayılı SMK hükümleri ile korunmasını yeterli bulduğu, 6102 Sayılı haksız rekabet hükümlerinin özel hükümler yanında ve aynı anda uygulanmasının mümkün bulunmadığı yani kümülatif korumanın uygulanamayacağı yönünde ise de, bu görüşe Dairemizce iştirak edilmemiştir. Yargıtay bozma ilamındaki görüşün temelini, 6769 Sayılı Yasa hükümleri ve TTK haksız rekabet hükümleri arasında özel hüküm/genel hüküm ilişkisi bulunduğunun kabulü oluşturmaktadır. Bu hükümler arasında özel hüküm genel hüküm ilişkisinin bulunup bulunmadığı doktrinde tartışılmış, farklı görüşler ileri sürülmüştür. Dairemizin de benimsediği görüşe göre ise; Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleri ve TTK haksız rekabet hükümleri arasında özel hüküm/genel hüküm ilişkisi bulunmadığı gibi, bu hükümler farklı hukuki yararları korumaktadır. Kanunun amacını düzenleyen 6769 Sayılı SMK 1/1 Maddesinde ; "(1) Bu Kanunun amacı, marka, coğrafi işaret, tasarım,patent, faydalı model ile geleneksel ürün adlarına ilişkin hakların korunması ve bu suretle teknolojik, ekonomik ve sosyal ilerlemenin gerçekleştirilmesine katkı sağlamaktır." şeklindeki hükümden Sınai Mülkiyet Kanunu hükümlerinin öncelikle, hakların kendisini ve hak sahibini korumayı amaçladığı, oysa TTK 54/1. Madde de; " (1) Haksız rekabete ilişkin bu Kısım hükümlerinin amacı, bütün katılanların menfaatlerine, dürüst ve bozulmamış rekabetin sağlanmasıdır." hükmü ve devam eden (TTK 55/1-a-4, 55/1-c, 55/1-f hükümlerinden) haksız rekabet hükümlerinin dürüst ve serbest rekabet ortamının korunması yanında, işletmesel çabayı, birikimi ve yatırımı kapsayan emeği korumayı amaçladığı, aralarında özel hüküm genel hüküm ilişkisi bulunmadığı, birbirinden bağımsız ve kendi kurallarını takip eden bir koruma sağladığından ve iki hukuk davalının uygulanma şartları ve koruma yöntemleri birbirinden farklı olduğundan (bkz Doç. Dr. ..., Tasarımların Haksız Rekabet Hükümlerine Göre Korunması-Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları 2014 ve benzer yönde görüş, Dr. Öğr. Üyesi ..., Av. ...-Sınai Mülkiyet Hukuku ile Haksız Rekabet Hukuku Arasında Kümülatif Koruma İlişkisi) kümülatif olarak uygulanabileceği, yukarıda aktarılan TTK 54/1-a-4 madde gerekçesinin de kümülatif uygulamayı engelleyici bir açıklama içermediği gibi önceki düzenleme (6762 Sayılı TTK 57/5) ile ilke ve amaç yönünden özdeş olduğunun belirtildiği, uygulamayı devam ettirme amacı taşıdığı, ancak yorum güçlüğü nedeniyle maddede yer verilmediği, gerekçe son cümleden, kümülatif uygulama için başkasının "ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları ile iltibasa meydan verebilecek surette ad, unvan, marka, işaret gibi tanıtma vasıtaları" cümle parçasının madde de yer almasına gerek bulunmadığına işaret edildiği, fikri mülkiyet hakları (sınai mülkiyet haklarını da kapsar şekilde geniş şekilde kullanılmıştır) ile haksız rekabet hükümlerinin kümülatif olarak uygulanmasında yasal engel bulunmadığı sonucuna varılmıştır.Ayrıca Dairemiz ile aynı yönde görüş içeren, bozma ilamı karşı oy gerekçesinde de ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, kümülatif koruma AB müktesabına da uygun olup, somut olayda, TTK 55/1-a-4 maddesinde düzenlenen haksız rekabet hükümlerinin SMK'da düzenlenen markaya tecavüze ilişkin hükümlerle birlikte kümülatif olarak uygulanabileceği kanaatiyle, Dairemizin önceki kararında direnilmesine karar verilerek, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Dairemizin 26/10/2023 tarihli 2020/1805 Esas-2023/1222 Karar sayılı kararında DİRENİLMESİNE,2-Davanın KISMEN KABULÜNE,-Davalının davacıya ait "..." esas unsurlu tescilli markalarının esas unsurunu oluşturan "..." ibaresini işletme ismi olarak iş yeri camekanında, tabelasında ve iş yerindeki alış veriş poşetlerinde markasal olarak kullanmak suretiyle davacının MARKA HAKLARINA TECAVÜZ ETTİĞİNİN VE HAKSIZ REKABETTE BULUNDUĞUNUN TESPİTİNE,-Davalının marka tecavüzü ve haksız rekabet teşkil eden fiillerinin ÖNLENMESİNE,DURDURULMASINA ve SONUÇLARININ ORTADAN KALDIRILMASINA,-Davalının davacıya ait markaların esas unsuru olan "..." ibaresini, işyeri camekanında, tabelasında ve iş yeri alış veriş poşetlerinde tek başına yahut tali unsurlar ile birlikte kullanmasının ÖNLENMESİNE ve MEN EDİLMESİNE, -Davalıya ait bu markayı taşıyan alış veriş poşetlerine EL KONULMASINA,işyeri camekanındaki bu ibareyi taşıyan YAZININ SİLİNMESİNE ve alışveriş poşetlerinin hükmün kesinleşmesinden sonra İMHASINA,-Davalının iş yeri tabelasında "..." ibaresini kullanımına son verdiği anlaşılmakla tecavüzün refi talebi konusuz kaldığından KARAR VERİLMESİNE YER OLMADIĞINA,-Kararın masrafı davalıdan alınmak suretiyle Türkiye'de yayın yapan bir gazetede ilan edilerek kamuya duyurulmasına,-Davalının ticaret ünvanında "..." ibaresini kullanmadığı anlaşıldığından, ticaret sicilinden ticaret unvanının terkini talebinin ve fazlaya ilişkin taleplerinin REDDİNE, 3-İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin; 3/a-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar harcından peşin alınan 31,40-TL'nin mahsubu ile 584,00 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine,3/b-Davacı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan: 31,40 TL başvurma harcı, 31,40 peşin harç, 5,20 TL vekalet harcı, 2.200,00 TL bilirkişi ücreti, 205.80 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 2.473,80 TL'nin, davanın kısmen kabul edilmiş olması sebebiyle, 1.236,90 TL'nin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine, bakiye giderin davacı üzerinde bırakılmasına,3/c-Davalı tarafından ilk derece mahkemesinde yapılan, 46,50 posta giderinin, davanın kısmen kabul edilmiş olması sebebiyle, 23,25 TL'sinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,3/ç-Ticaret sicilinden ticaret unvanının terkini talebi yönünden Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 40.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 3/d-Marka Haklarına Tecavüz Ettiğinin ve Haksız Rekabette Bulunduğunun Tespiti davası yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 40.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiliyle davacıya verilmesine,4- İstinaf ve temyiz aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;4/a-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,4/b-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 148,60 TL istinaf yoluna başvurma harcı, 215,00 TL tebligat, müzekkere ve posta gideri olmak üzere toplam 363,60 TL'nin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 4/c-İstinaf aşamasında bir duruşma yapıldığından Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre, 16.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,Dair, verilen karar taraf vekillerinin yüzüne karşı, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta süre içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup usulen anlatıldı.10/04/2025