T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO:2023/131
KARAR NO:2025/777
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi
TARİHİ:03/03/2022
NUMARASI:2020/180 E. - 2022/54 K.
DAVANIN KONUSU:Marka (Tecavüzün Tespiti İstemli)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:15/05/2025
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA DİLEKÇESİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 1979 yılında kurulduğunu ve gıda, temizlik, sağlık, ilaç, kozmetik, parfümeri sanayinde kullanılan esanslar ve uçan yağlar, boya ve matbaa sanayinde kullanılan maddelerin imali, imal ettirilmesi, ithalatı, ihracatı ve ticareti konusunda faaliyet gösterdiğini, meslek grubunun 69 kod numaralı “kimyevi madde” olduğunu, " ..." ibaresinin müvekkilinin faaliyet gösterdiği esans, aroma ve pigment sektöründe ayırt ediciliği yüksek, müvekkili şirketin kurucu ortaklarının soyadlarının ilk hecelerinin birleştirilmesinden oluşturulmuş orijinal bir ibare olduğunu, söz konusu ibarenin uzun yıllardır müvekkili tarafından marka ve ticaret unvanı olarak kullanılıp tanıtıldığını, müvekkilinin 1989 yılından itibaren "..." ibareli marka tescillerinin bulunduğunu, müvekkilinin aynı zamanda 06.11.2002 tarihinden bu yana ... alan adının da sahibi olduğunu, davalı şirketin ise 2015 yılında kurulduğunu, davalının da müvekkili ile aynı sektörde faaliyet gösterdiğini ve meslek grubunun müvekkili ile aynı olduğunu, müvekkilinin müşterilerinin karıştırması üzerine davalı şirketten ve haksız kullanımlarından haberdar olunduğunu,davalıya ihtarname gönderdiğini, davalının cevaben iltibas olmadığını bildirdiğini, davalıya ait ... internet sitesinde de bu şekilde markasal kullanımların olduğunu, davalının müvekkilinin tanınmış "..." markasını bilmesine veya bilmesi gerekmesine rağmen ayırt edilemeyecek derecede benzer ... ibaresini haksız surette kullanarak müvekkilinin tescilli ticaret unvanı, alan adı ve marka haklarını ihlal ettiğini iddia ederek, davalının müvekkilinin tescilli "..." ibareli markasına yönelik tecavüz ve haksız rekabetinin tespitini, durdurulmasını, kaldırılmasını, tecavüz teşkil eden davalının "..." ibaresi taşıyan tüm tanıtım evraklarına el konularak imhasını, davalı şirket unvanından "..." ibaresinin terkinini, davalı adına olan ... alan adının iptalini, iptali mümkün değil ise erişimin engellenmesini ve verilecek hüküm özetinin ilanını talep ve dava etmiştir.
CEVAP DİLEKÇESİ:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının gıda boyası ve kimyasalları ürettiğini,müvekkilinin boya kimyasalları sattığını, tarafların Nice kodlarının farklı olduğunu, aynı sektörde faaliyet gösteriyor olmalarının sadece kağıt üzerinde olduğunu, gerçekte rakip olmadıklarını, sektörlerinin birbirinden farklı olduğunu, müvekkilinin üretici firma olmadığını, davacının kendisi tarafından üretilen bazı kimyasalları müvekkili şirketin de sattığı iddiasının soyut olduğunu, davacının herhangi bir müşterisi nezdinde karıştırmanın mümkün olmadığını, taraflar arasında SMK kapsamında bir marka ihtilafının da olmadığını, çünkü davacının tescilli markasının turuncu "... "yazısı üzerinde portakal meyvesi ve ... yazılarından oluşan bir logo olmasına karşın, müvekkilinin kullandığı bir tescilli markası olmadığını, müvekkilinin ticari unvanı olan "..."’nin, iş yerindeki tabeladan ibaret olup, sattığı boya kimyasallarının herhangi bir marka vurulmadan mavi plastik varil içinde müşterilere teslim edildiğini, müvekkilinin tabelasında, faturasında yahut broşüründe, davacının tescilli markası yahut bu marka ile karıştırılma ihtimali bulunan en ufak bir ibare/işaret olmadığını, ortada ne kötü niyet ve davacı markası ile karıştırılmak sureti ile haksız rekabetten kar elde etme kastı, ne de marka tecavüzü/ihtilafı, taklit ürün, iltibas yahut benzerlik seviyesinde bir durum bulunmadığını, "..." isminin müvekkili şirket kurucusunun kızının ve eşinin adlarının ilk iki harflerinin birleşimi şeklinde olduğunu ve "..." ve "..." ibarelerininibarelerinin fonetik olarak benzerliğinin olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesin kararıyla; "Tüm dosya kapsamı deliller bilirkişi raporu ve ek raporu birlikte değerlendirildiğinde; Davacı vekili tarafından dosyaya sunulan, davalıya ait olduğu belirtilen ve davalı tarafın buna itiraz etmediği ... alan adlı internet sitesinden alınan ekran görüntüleri incelendiğinde Davalının,“...” ibaresini, unvan kullanımı haricinde internet sitesi içeriğinde ve işyerinde asılı tabelada marka olarak da kullandığı görülmüştür.Ticaret sicil kayıtlarına göre de davacı şirketin , davalı şirketten daha önce ticaret siciline tescil edilmiş olduğu, Davacının sicile 27.07.1979 tarihinde, davalının ise 07.05.2015 tarihinde tescil edildiği anlaşılmıştır.Davacının ticaret unvanındaki ihtiyari ek “...”, davalının ticaret unvanındaki ihtiyari ek ise “...” ibaresidir. Bu ibareler, tarafların ticaret unvanlarındaki vurgulayıcı ibarelerdir. Taraf unvanlarındaki ihtiyari ek ve aynı zamanda vurgulayıcı unsurlar arasında karıştırılmaya mahal verebilecek benzerlik söz konusudur. Son harflerinin farklı olması iltibası ortadan kaldırmaya yetmemektedir. Tarafların ticaret unvanlarında yer alan çekirdek unsurlardaki ilk kelime “...”dır. Her iki tarafın da meslek grubu 69-Kimyevi Madde’dir. Her iki taraf da kimya sektöründe faaliyet göstermektedir. Davalının ayırt edici unsuru ... ibaresi olan marka kullanımının ilişkili olduğu emtialar ile davacı (...) markalarının önceki tarihli tescilleri arasında aynı/benzer emtiaların bulunması karşısında, davalı markasal kullanımının karıştırılma ve bağlantı kurulma ihtimaline yol açabilecektir. Davalı ana sözleşmesinin tescilli olduğu iştigal alanları ile davacı markalarının tescilli olduğu emtialar ve davacı ana sözleşmesinin konu maddesi arasında örtüşen emtiaların-faaliyet alanlarının bulunduğu da anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davalı ticaret unvanının da iltibasa yol açabileceği kabul edilmiştir. Davalı, "..." isminin şirket kurucusunun kızının ve eşinin adlarının ilk 2 harflerinin birleşiminden oluştuğunu beyan etmiş ise de, iltibasa sebep olan tanıtıcı işareti kullananın niyetine bakılmamakta, kusurlu olması aranmamaktadır.İltibasın varlığı kusurdan bağımsız olarak ele alınmaktadır.Bu itibarla davalının fiili kullanımıyla davacının tescilli markası arasında görsel,işitsel ve anlamsal olarak benzerlik bulunduğu gibi emtia sınıfları arasında da ayniyet bulunduğu anlaşılmakla davalının SMK 29 maddesi anlamında davacının markadan doğan haklarını tecavüzünün varlığı kabul edilmiştir. Yine taraf unvanları arasında da yukarıda denildiği şekilde de iltibas bulunduğundan ve taraf iştigal alanları da aynı olduğundan davacının ticaret unvanından doğan haklarında da tecavüz söz konusudur.Ayrıca davalı eylemi aynı zamanda TTK 54 ve devamı maddeleri anlamında haksız rekabet teşkil etmektedir. Yine yukarıda değinilen unvanlar arasındaki benzerlik nedeniyle TTK.50 maddesi anlamında unvan terkini koşullarının da oluştuğunun kabulü gerekmiştir.Davalı vekili sessiz kalma yoluyla hak kaybı olduğunu iddia etmiş ise de davalı ticaret unvanı ticaret siciline 07.05.2015’te tescil edilmiş, keyfiyet 13.05.2015 tarihli ...’de ilanedilmiştir. Davalıya ait olduğu belirtilen ... internet sitesinde ...’da görülen ekran görüntülerine göre 18.06.2015 tarihi ilk olmak üzere ... ibareli marka kullanımlarının olduğu anlaşılmıştır. Dava tarihi 24.07.2020’dir.Yani, davalının ticaret unvanının sicile tescilinden ve internet sitesinde görülen ilk marka kullanımından dava tarihine kadar beş yılı aşkın sürelerin geçtiği görülmektedir. Ancak davacının davalıya gönderdiği ihtarname 30.03.2020 tarihlidir (Davalı 10.04.2020 tarihinde cevabi ihtarname göndermiştir.).Unvan tescili ve internet sitesindeki fiili kullanım ile ihtarname arasında 5 yıl geçmemiştir. Bu itibarla sessiz kalma yoluyla hak kaybı söz konusu değildir. Davalının bu yöndeki savunmasına itibar edilmeyerek davacının davasının tüm talepler yönünden kabulüne dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur." şeklindeki gerekçeleri ile,-Davacının davasının KABULÜNE, davalının davacı adına tescilli "..."esas unsurlu markası ve aynı ibareli ticaret unvanından doğan haklarına tecavüz ve haksız rekabetinin tespitine, durdurulmasına ve kaldırılmasına, tecavüz teşkil eden davalının "..." ibaresini taşıyan tüm tanıtım evraklarına el konularak imhasına, -Davalı şirket unvanından "..." ibaresinin terkinine, -Davalı adına olan ... alan adının iptaline, iptali mümkün değilse Türkiye'den erişimin engellenmesine,-Karar kesinleştiğinde masrafı davalıya ait olmak üzere hüküm özetinin Türkiye çapında yayınlanan trajı en yüksek bir gazete ile ilanına, , şeklinde hüküm kurulmuştur.
İSTİNAF:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; öncelikle davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını, bu hususun bilirkişi kök ve ek raporunda da belirtildiğini, davalı şirketin "..." markasının fiilen internet sitesinde kullanılmaya başlama tarihinin bilirkişi raporlarında da tespit edildiği üzere 18.06.2015 olduğunu, dava tarihinin ise 24.07.2020 olduğunu, davacının fiili kullanıma başlama olan internet sitesini bildiği yahut bilmesi gerektiği tarihten itibaren 5 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğunu, davacının kötü niyet iddiasının soyut iddiadan ibaret olduğunu, davacı markasının şirket kurucusunun gerçek kişinin eşi ve kızının isimlerinin ilk harflerinin bileşiminden ibaretse de SMK 25/6 maddedeki kötü niyetli kullanım konusunda, dava dilekçesinde böyle bir iddia ve ispat bulunmadığı gibi, "..." isminin de aynen davacı şirkette olduğu gibi müvekkili şirket kurucusunun kızı "..." ve eşi "..."ın adlarının ilk 2 harflerinin birleşimi "..." şeklinde oluşturulduğunu, bu sebeple müvekkili şirketin kötü niyetli kullanımından ve hak düşürücü sürenin işlemeyeceğinden bahsedilemeyeceğini, davacının 2020 yılındaki Covid 19 sebebiyle sürelerin durmasından yana savunma yapmış ise de sürelerin durmasının son gününün 15.06.2020, hak düşürücü sürenin son gününün ise 18.06.2020 olduğunu, davacının sürelerin durmasından faydalanamayacağını, Yargıtay ve BAM kararlarına göre kanundaki 5 yıllık dava açma süresinin "hak düşürücü" süre olduğundan şüphe olmadığını, mahkemenin de 5 yılın dolduğunu tespit ettiğini ancak sessiz kalma kavramını yanlış yorumladığını, mahkeme gerekçesine göre 5 yıl dolmadan ihtarname çekilmesi suretiyle sessiz kalınmamış olduğundan hak düşürücü süreyi keseceğini, hukukumuzda hak düşürücü sürenin kesilmesi gibi bir müessese olmadığını, bu yorum benimsenecek olursa "sessiz kalmama"nın kanuni bir şekli olmadığı için ihtarname çekmeye dahi gerek olmayacağını, hak düşürücü sürenin dava açılması için gereken süre olduğunu hiçbir şekilde kesilemeyeceğini, müvekkilinin 01 ve 02 emtia sınıfından tescilli marka sahibi olduğunu, davacı markasının ise 02, 03, 29, 30 ve 32 emtia sınıflarında tescilli olduğunu, davalının "kod 69" kimyevi madde iş kolunda faaliyet gösteriyor olsalar dahi sektörel olarak aynı sektörde faaliyet göstermediklerini, bu sebeple iki şirketin uluslararası nace kodlarının farklı olduğunu, davacının müvekkilinin marka tescil başvurusuna itiraz ettiğini ve itirazı neticesi zaten farklı sınıftan marka tescili verildiğini, sadece 02 sınıfından tescilin ortak olduğunu lakin SMK 19/2 uyarınca bu sınıftan da davacının geriye dönük en az 5 yıldır marka kullanımı olmadığı için müvekkiliyle 02 sınıftan marka tescili verdiğini, aşağıda ileri sürecekleri istinaf sebeplerine dayalı hakları saklı kalmak koşuluyla dava konusu taleplerden sadece tecavüz davasında, ancak ve ancak "03, 29, 30 ve 32" emtia sınıfları ile sınırlı bir kabulün belki düşünülebileceğini, yani ancak kısmen kabul olsaydı hukuka uygunluğunun tartışılabileceğini, ancak mahkemenin davacının tescil almadığı ve geriye dönük 5 yıl boyunca yoğun olarak kullanmadığı yahut kullandığını ispat edemediği ancak müvekkilinin tescil aldığı sınıflardan doğan mülkiyet hakkını ihlal eder nitelikte hüküm kurduğunu, davacının tescil aldığı sınıflarda müvekkilinin faaliyeti olmadığını, dosyada iki adet dava olduğunu, mahkemenin de yargılama gideri tayin ederken buna göre ayrı ayrı avukatlık ücreti takdir ettiğini, ancak SMK 155 maddesine göre sadece "tecavüz" davasında tescilli markaya dayanılarak savunma yapılamayacağını, diğer talepler yönünden tescilli markanın müvekkiline sağladığı mülkiyet hakkının kesin olarak ihlal edildiğini, esasa dair savunmaları mahkemece kabul edilmeyecek ise bile, yani dava kabul edilecekse bile hükmün SMK 155 maddesine göre kurulması gerektiğini, SMK 155'in anayasaya aykırı olduğunu, yargılamanın durdurularak anılan maddenin iptali için anayasa mahkemesine gönderilmesini talep ettiklerini, davacının anayasaya aykırı SMK 155'e güvenerek kurum ve müvekkili aleyhine dava açmadığını, hükümsüzlük davası açmadığını, kanundaki tüm maddeleri by pass ederek doğrudan eldeki davayı açtığını, bu maddenin mensubu olduğu SMK'nin diğer maddeleri ile de çelişkili olduğunu, marka tescilinin sahibine sağladığı mülkiyet hakkı güvencesinin ortadan kalktığını, bu maddenin vaz edilmesinde kamu yararı da olmadığını, davacı markasının güçlü, tanınmış bir marka olmadığını, bilirkişi raporlarında bunun tespit edildiğini, kanunen korunmaya değer markanın tek başına tescilli olmasının kafi olmayıp tescilli markanın tanınmış marka da olması gerektiğini, zayıf marka tescilinin sadece müseccel olması sebebiyle kanunen korunmaya değer olmadığının izahtan vareste olduğunu, herkesçe tanınan markaların korunmaya değer olduğunu, ortada kötüniyetli ve davacı markası ile karıştırılmak sureti ile haksız rekabetten kar elde etme kastı, marka tecavüzü/ihtiafı, taklit ürün, iltibas yahut benzerlik seviyesinde bir durum dahi mevcut olmadığını, davacının herhangi bir müşterisi tarafından karıştırılmasının mümkün olmadığını, "... Holding Aş" ile "... Şti" arasında görülen dava neticesi "Yargıtay 11. HD. 2016/1186 E ve 2017/ 3875 K" sayılı ilamın davadaki ihtilafı çözer nitelikte olduğunu, burada da işitme ve yazma noktasında sadece tek bir harf farklı olduğu halde Yargıtay'ca karıştırılma ihtimali görülmediğini, marka işareti bakımından marka görsellerinin birbiriyle alakası olmadığını, müvekkilinin ticaret unvanı olan "..."nin iş yerindeki tabeladan ibaret olup sattığı boya kimyasallarının herhangi bir marka vurulmadan mavi plastik varil içerisinde müşterilere teslim edildiğini, müvekkili şirketin tabelasında, faturasında yahut broşüründe davacının tescilli markası yahut bu marka ile karıştırılma ihtimali bulunan en ufak ibare olmadığını, aksini ispatın davacı yükü olduğunu, davadaki markanın kullanılmasının men'i ile ilgili talebin havada kaldığını, olmayan bir şeyin kullanılmaması, yokun ispatı mahiyetine dönüştüğünü, sadece "..." yazısının kullanılmasının davacı markasına tecavüz sayılmadığını, ortada kesinlikle ne kötü niyet ve davacı markası ile karıştırılmak sureti ile haksız rekabetten kar elde etme kastı, ne marka tecavüzü/ihtilafı, ne taklit ürün, ne de iltibas yahut benzerlik seviyesinde bir durum dahi mevcut olmadığını, tüm bu nedenlerle istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP:Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalının hak düşürücü süre ve sessiz kalma yoluyla hak kaybına ilişkin iddialarının mesnetsiz olduğunu, davalının hak düşürücü süre ile sessiz kalma yoluyla hak kaybı kavramlarını birbirine karıştırdığını, 5 yıllık hak düşürücü sürenin marka hükümsüzlük davaları için geçerli olduğunu, sessiz kalma yoluyla hak kaybının hakkaniyet ilkesine dayandırılmakta olduğunu, davalı kullanımları ve faaliyet alanının müvekkilini faaliyet alanı ile aynı ve müvekkilinin tescilli markası kapsamında olduğunu, davalının SMK 155. Maddesinin anayasaya aykırı olduğu iddiası ile yargılamanın durdurularak anılan maddenin iptali için AYM'ye gönderilmesi yönündeki talebinin yargılamayı uzatma amaçlı olduğunu, davalının esasa dair istinaf sebepleri başlığı altında yer alan beyanlarının marka hukukunun en temel kuralları ile bağdaşmadığını, tüm bu nedenlerle istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davanın konusu; davalının davacı adına tescilli "..." ibareli markaya yönelik tecavüz ve haksız rekabetin tespiti, durdurulması, kaldırılması, tecavüz teşkil eden ürünlerin imhası, davalı şirket unvanından "..." ibaresinin terkini, davalı adına olan ... alan adının iptali, iptali mümkün değilse erişimin engellenmesi ve verilecek hüküm özetinin ilanı talebidir. TPMK kaydına göre; ... tescil numaralı "..." ibareli markanın 3 ve 30 emtia sınıflarında 21/03/2011 tarihinden, ... tescil numaralı "... ..." ibareli marka 2. emtia sınıfında 15/03/2012 tarihinden, ... tescil numaralı "..." ibareli marka 3,29,30 ve 32 emtia sınıflarında 15/03/2012 tarihinden itibaren 10 yıl müddetle davacı adına tescilli olduğu anlaşılmıştır.Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.25/10/2021 tarihli marka vekili tarafından düzenlenen bilirkişi raporunda özetle;" davalının "..." ayırt edici ibareli markasal kullanımının, davacının önceki tarihli markaları ile karıştırılma ve bağlantı kurulma ihtimaline sebep olabileceği, davalı şirketin tescilli iştigal alanları ile davacı markalarının tescilli olduğu emtialar ve davacı şirket ana sözleşmesinin konu maddesi arasında örtüşen emtiaların-faaliyet alanlarının bulunduğu, bu itibarla davalı şirke vet ticaret unvanının da iltibasa yol açabileceği, davacının uzun süre sessiz kalmak suretiyle dava hakkını kaybedip kaybetmediği konusundaki takdirinin Mahkemeye ait olduğu" belirtilmiştir.11/01/2022 tarihli bilirkişi ek raporunda özetle; "sonuç olarak, tarafların itirazlarının değerlendirilmesi neticesinde, kök raporda belirtilen kanaat ve sonuçtan dönülmesini gerektiren bir durumun tespit edilemediği" belirtilmiştir. 6769 sayılı Kanunun 29. maddesinde marka hakkına tecavüz sayılan fiiller sayılmıştır.Bunlar Marka sahibinin izni olmaksızın, markayı 7. maddede belirtilen biçimlerde kullanmak, marka sahibinin izni olmaksızın, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markayı taklit etmek, markayı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerini kullanmak suretiyle markanın taklit edildiğini bildiği veya bilmesi gerektiği hâlde tecavüz yoluyla kullanılan markayı taşıyan ürünleri satmak, dağıtmak, başka bir şekilde ticaret alanına çıkarmak, ithal işlemine tabi tutmak, ihraç etmek, ticari amaçla elde bulundurmak veya bu ürüne dair sözleşme yapmak için öneride bulunmak, marka sahibi tarafından lisans yoluyla verilmiş hakları izinsiz genişletmek veya bu hakları üçüncü kişilere devretmek halleridir.Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, davalıya ait olduğu belirtilen ve davalı tarafın itiraz edilmeyen ... alan adlı internet sitesinden alınan ekran görüntüleri incelendiğinde, davalının, “...” ibaresini, unvan kullanımı haricinde internet sitesi içeriğinde ve işyerinde asılı tabelada markasal olarak da kullandığı, davacı şirketin sicile 27.07.1979 tarihinde, davalı şirketin ise daha sonra 07.05.2015 tarihinde tescil edildiği davacının ticaret unvanındaki ihtiyari ek “...”, davalının ticaret unvanındaki ihtiyari ek ise “...” ibaresi olup bu ibareler tarafların ticaret unvanlarındaki vurgulayıcı ibareler olduğu, karıştırılmaya mahal verebilecek benzerlik söz konusu olduğu, tarafların ticaret unvanlarında yer alan çekirdek unsurlardaki ilk kelimenin “Kimya” tarafların meslek grubunun 69-Kimyevi madde olduğu tarafların kimya sektöründe faaliyet gösterdiği, davalının ticaret unvanının çekirdek unsurunu markasal kullanımının karıştırılma ve bağlantı kurulma ihtimaline yol açabileceği, davalı şirket ana sözleşmesinin tescilli olduğu faaliyet alanları ile davacı markalarının tescilli olduğu emtialar ve davacı ana sözleşmesinin konu maddesi arasında örtüşen emtiaların-faaliyet alanlarının bulunduğu anlaşılmakla, davalı markasal kullanımının tüketici kitlesi yönünden iltibasa yol açabileceği anlaşılmıştır.Davalı istinafında, "..." isminin, müvekkili şirketin kurucusunun kızı "..." ve eşi "..."ın adlarının ilk 2 harflerinin birleşimi "..." şeklinde oluşturulduğunu ve kötü niyetli kullanımdan bahsedilemeyeceğini ve böylece hak düşürücü sürenin işlemeyeceğinden de bahsedilemeyeceğini ileri sürmüş ise de; mahkemece davalının kötü niyetli olduğuna dair bir değerlendirme yapılmadığı gibi, TTK 52. Madde gereğince basiretli tacir tarafından unvan seçerken ticari dürüstlüğe uygun olarak unvan seçimi yapılması gerektiği ayrıca ileri sürülen sebep, 6769 Sayılı SMK 7/3-e maddesi gereğince davalı ticaret unvanının çekirdek unsurunun davacı tarafın ticaret unvanı ve tescilli markası ile iltibas yaratacak şekilde kullanımını haklı göstermeyeceği anlaşılmakla bu istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı istinafında,davacının sessiz kalma yoluyla hak kaybına uğradığını ileri sürmüş ise de, davalı ticaret unvanı ticaret siciline 07.05.2015’te tescil edildiği, 13.05.2015 Tarihinde ticaret sicil gazetesinde ilan edildiği, davalıya ait olduğu belirtilen ... internet sitesinde...’da görülen ekran görüntülerine göre 18.06.2015 tarihi ilk olmak üzere ... ibareli marka kullanımlarının olduğu, dava tarihi 24/07/2020 tarihine kadar 5 yıllık sürenin geçtiği anlaşılıyorsa da, dava tarihinden önce 5 yıllık süre dolmadan davacı tarafça davalıya 30/03/2020 tarihli ihtarnamenin gönderildiği, ihtarname tarihi itibarıyla sessiz kalma süresinin dolmadığı anlaşılmakla, bu istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı vekilinin davacının markasını 5 yıldır 02. Sınıfta kullanmadığını ileri sürmüşse de, cevap dilekçesinde süresinde ileri sürülmeyen kullanmama defi HMK 357. Madde gereğince istinaf aşamasında ileri sürülemeyeceğinden değerlendirilmemiştir.Davalı vekilinin istinaf dilekçesinde; müvekkilinin 01 ve 02. Sınıflarda markası olduğunu, aynı sektörde faaliyet göstermediklerini, davacının gıda boyası ve uçucu yenilebilir yağlar ürettiğini, davalı müvekkilinin ise ağır kimyevi sanayi boya kimyasalları sattığını ileri sürdüğü anlaşılıyorsa da; davacının 02. Sınıfta boyalar ve inceltici maddeler emtialarında tescilli markası bulunduğu, ileri sürülen istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davalı vekilinin istinaf dilekçesinde, müvekkilinin markasının tescil sınıflarında markasal kullanımının bulunduğunu, mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü anlaşılıyorsa da; SMK 155. Madde gereğince davalının sonraki tarihli 01/02. Sınıflarda ...9 sayılı şekil+... markasının savunma gerekçesi yapılamayacağı anlaşılmakla ileri sürülen istinaf sebebi yerinde görülmemiştir.Davalı vekilinin davacı markasının tanınmış marka olduğunun da ispatı gerektiği, zayıf marka olduğu ve karıştırma ihtimali bulunmadığına yönelik istinaf sebepleri de dosya kapsamına göre yerinde görülmemiştir. Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davalının istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun Bakırköy 1. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 03/03/2022 tarih ve 2020/180 E., 2022/54 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 15/05/2025