T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO:2022/1647
KARAR NO:2025/460
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL ANADOLU 2. FİKRİ VE SINAİ HAKLAR HUKUK MAHKEMESİ
TARİHİ:01/04/2021
NUMARASI:2019/74 E. - 2021/59 K.
DAVANIN KONUSU:Marka (Marka Hükümsüzlüğünden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:13/03/2025
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA DİLEKÇESİ:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;Davacı şirketin uzun yıllardan beri bebekler için gaz gidericiler başta olmak üzere takviye edici gıda ve ilaç sektöründe faaliyet gösterdiğini, pek çok marka tescilini haiz olmakla özellikle ... tescil numaralı ...’s, ... tescil numaralı ...’S + ŞEKİL, ... tescil numaralı ...+ ŞEKİL, .... ..., ... tescil numaralı ... + ŞEKİL markalarının tescilli olduğunu,, davacı tarafın toplamda 8 adet tescilli markasının bulunduğunu, ... ve ... markalarının davalı adına ... ve ... tescil numaraları ile tescil edilmiş olduğunu, Davacı ve davalı markkalarının aynı hizmet sınıfında tescilli olduğunu, markası ile ... markalarının ayırt edilemeyecek derecede benzer oldukları, davacının ...’S markası üzerinde öncelik hakkı sahibi olduğu ve davalı adına tescilli ... ve ... markalarının hükümsüz kılınması gerektiği, Davacı markalarında esaslı unsur olan ... ibaresinin birebir davalı markalarında da yer aldığı, ... ibaresinin daha fazla dikkat çektiği, markaya eklenen diğer ibarelerin ... kelimesinin ayırt edicilik gücünü ortadan kaldırmadığı, davacı markası görsellerinde ... görseli mevcut olduğu, davalının ise markasında ... ibaresini kullandığı, davalı markalarında ... ibaresinin çok az yer tuttuğu, markanın özellikle davacı markasına benzetildiği, Yargıtay kararlarında bu tarz tescillere müsamaha gösterilmeyeceğinin içtihat edildiği, davalı markalarının hükümsüz kılınması gerektiği, davalının marka kullanımlarının da davacı markaları ile karışıklığa yol açtığı, markaların aynı mal ve hizmet sınıfını kapsadığı, davalı ürünlerinin eşdeğer ürün olarak piyasaya sunulduğu, davacının tanınmış markasına bu kadar benzerliğin tesadüf olamayacağı, özellikle bebek gaz gidericileri içinde davacı markasının en güçlü en fazla Pazar payına sahip 3 markadan biri olduğu, davalı markalarının davacının seri markası olarak algılanabileceği, dava konusu markaların kullandıkları ürünlerin takviye edici gıda olması nedeniyle kamu sağlığının da dikkate alınması gerektiği, markanın kullanıldığı ürünlerin ilaç olmamakla birlikte eczanelerde satıldığı ve hedef kitlenin anneler yani uzman sınıfında olmayan ortalama tüketici oldukları, uzman konumundaki doktor ve eczacıların bile davalı ürünlerini eşdeğer ürün gibi algılayabileceği, davalı ile davacı arasında Fason üretim Anlaşması bulunduğu, 0.05.2011 tarihli sözleşmenin ... ürününe ilişkin olduğu, bu sözleşme ile davalının davacının tüm ürünleri ve kapasitesi hakkında bilgi sahibi olduğu, davalının ticari anlaşma sona erdikten sonra marka başvurularını yaptığı, bu nedenle davalını kötü niyetli olduğu, davacı markasının tanınmış marka olduğu, ... markasının pek çok lakede tescilli olarak korunduğu, Türkiye’de ilk tescilin 2006 yılında yapıldığı, ifade edilerek öncelikle ihtiyati tedbir kararı verilerek ... numaralı ..., ... tescil numaralı ... ve ... tescil numaralı ... markalı ürünlere el konulması ve toplatılması, davanın esası bakımından da bu markaların hükümsüzlüğüne karar verilmesi talep edilmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesin kararıyla; "Dava, davalı adına tescilli ... numaralı "..." ve ... numaralı "..." markalarının SMK.'nun 5/1-ç, 6/1,6/4-5 ve 6/9. Maddeleri uyarınca hükümsüzlüğüne ilişkin olup mahkememizce taraflarca sunulan bilgi ve belgeler ile tarafların ticari sicilleri TPMK kayıtları ve tüm deliller toplandıktan sonra dosya içerisinde sektör bilirkişisinin de olduğu bilirkişi heyetine tevdi edilmiş, bilirkişi raporu ile davalı markalarının SMK 6/1 ve 6/4 anlamında hükümsüz kılınabileceğini sonuç olarak bildirildiği. Buna göre de davacı şirketin 5. Sınıfta tescilli ... ... numaralı ...+Şekil, ... numaralı ..., ... numaralı ... ve ... numaralı ... markalarının tescilli sahibi olduğu. Davalının ise davaya konu markaların tescilli sahibi olduğu, taraf markaları arasında 6769 sayılı yasanın 5/1-ç maddesi uyarınca yapılan değerlendirmede markaların ortak kelimesinin ... ibaresi olduğu, bu kelime dışında taraf markalarının gerek yazılış gerekse başka ibarelerle birlikte kullanılması nedeni ile taraf markaları arasında ayniyet derecesinde benzerlikten söz edilemeyeceği bu nedenle 5/1-ç maddesi uyarınca hükümsüzlük talebinin reddi gerektiği, SMK 6/1 maddesi kapsamında yapılan incelemede ise, taraf markalarının tamamının 05. Sınıfta tescilli olduğu bu nedenle sınıfsal olarak aynı mal ve hizmetleri içermesi nedeni ile benzerlik olduğu markalar arasında ... kelimesinin ortak ibare olması taraf markalarının hitap ettikleri müşteri kitlesinin aynı olması ve aynı ticari alanda faaliyet göstermesi nedeni ile ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali olabileceği bu nedenle davacı markalarının önceki tarihli tescilleri nedeni ile ... ibaresi üzerinde üstün hak sahibi olması nedeni ile 6/1 maddesi uyarınca hükümsüzlük talebininde haklı olduğu bu yönü ile bu madde bakımından hükümsüzlük talebinin kabulüne karar vermek gerektiği, tanınmışlık yönünden yapılan incelemede ise, bir markanın tanınmış olup olmadığının teknik ve uzmanlık gerektiren bir husus olması nedeni ile bu konuda hükme esas alınan bilirkişi raporuna göre davacı markalarının sektörde bilinirliği nedeni ile maruf bir marka olduğu ve davalı markaları ile karıştırılabileceği belirtildiğinden SMK.6/5 maddesi uyarınca da davalı markalarının hükümsüz kılınması gerektiği, kötü niyetli tescil yönünden ise asl olan iyi niyet olup kötü niyeti iddia edenin bunu ispat etmesi gerekmektedir. Davacı tarafça dosyaya sunulan, taraflar arasında imzalanmış olan 04/05/2011 tarihli sözleşme ile davalı şirketin davacı şirket ürünleri olan ... markalı ürünlerin fason üretim işini üstlendiği, taraflar arasında bu bakımdan ticari ve hukuki bir ilişki olduğu, davalının bu ilişkiden sonra fason üretimini yaptığı markaların benzerini tescil ettirerek basiretli bir tacirden beklenmeyecek şekilde davranışlarda bulunduğu bu nedenle davalının bu tescillerinin kötü niyetli olduğu kanaatine ulaşılmış ve SMK 6/9 maddesi uyarınca da davalı markalarının hükümsüzlüğüne karar vermek gerekmiş, taraf markaları arasında ortak olarak kullanılan ... kelimesinin İngilizce kelime olup Hemşire anlamına geldiği, fakat bilirkişi heyeti tarafından bu kelimenin tarafların ticari faaliyet alanı olan ilaç ve medikal sektöründe tanımlayıcı bir ifade olmadığı yönünde görüş bildirilmesi nedeni ile davalı tarafın bu yöndeki itirazlarına itibar edilmediği, neticeten davaya konu davalı adına tescilli ... numaralı ... ve ... numaralı ... markalarının davalıya ait ..., ..., ..., ... ve ... numaralı markalara benzer olması davacı markalarının sektörel anlamda tanınmış marka olması ve davalı tescillerinin kötü niyetli olması nedeni ile hükümsüzlüğüne karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." şeklindeki gerekçeleri ile, Davanın KABULÜ ile, davalı adına tescilli ... numara ile tescilli "..." ve ... numara ile tescilli "..." ibareli markaların HÜKÜMSÜZLÜĞÜNE ve SİCİLDEN TERKİNİNE, şeklinde hüküm kurulmuştur.
İSTİNAF: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin yaklaşık 250 adet tescilli markası bulunduğunu, bu hususun müvekkili şirketin ilaç sektöründe marka ve ürün çeşitliliğini ve marufiyetini ortaya koyduğunu, dava konusu ... markasını tescile ettirerek korumaya aldığını, ayrıca T.C. Sağlık Bakanlığı'nın 16.08.2018 tarih ve 2018/448 sayılı ruhsatname ile ... isimli beşeri ürün ruhsatının da alındığını, davacının dava dilekçesinde belirtmiş olduğu markaları ile müvekkili şirket markaları arasında görsel, işitsel ve sair hiçbir şekilde benzerlik olmadığı gibi karıştırılma ihtimalinin de bulunmadığını, mezkur markalar arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimali bulunmadığını ve hükümsüzlük koşullarının gerçekleşmediğini, "..." kelimesininin "..." anlamına geldiğini ve esas unsur olacak nitelikte bir kelime olmadığını, ilaç sektörü için hedef kitlenin doktor ve eczacılardan oluşması gerektiğini, doktor ve eczacılar nezdinde dava konusu markaların karıştırılması ihtimali olmadığını, ilk derece mahkemesi kararına dayanak yaptığı bilirkişi raporunun bilimsel olmaktan uzak ve hükme esas alınacak nitelikte olmadığını, bilirkişi raporunda müvekkili şirket ürünlerinin reçetesiz satılan ilaç niteliğinde olduğu ve sadece eczanelerde satılabileceği ve davacı şirket ürünlerinin ise takviye edici gıda ve tıbbi cihaz sınıfında olduğu ve satış kanallarından birinin de "gıda işletmecisiyle sözleşme yapılan doğrudan satıcı da" olduğu belirtilerek devamında eczane olabileceğinin değerlendirildiği görüşü bildirildiğini, bu tespitin kabulü halinde satış kanallarının farklı olmasından dolayı karıştırılma ihtimali olamayacağını, her iki markanın satış kanalinin eczane olacağı varsayımı halinde ise hedef kitle doktor ve eczacılar dolayısıyla bilinçli tüketiciler olacağından karıştırılma ihtimali olamayacağı, bu yönden mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, bilirkişi tespiti ile satış kanallarının farklı olduğunun sabit olduğunu, satış kanalları eczane olması halinde de hedef kitlenin bilinçli tüketici kitlesi olduğunu, bilirkişilerin hükümsüzlüğün istenebileceği görüşünün dayanaktan yoksun olduğunu, ... kelimesinin kullanıldığı çok sayıda tescilli marka bulunduğunu, bilirkişilerin davacı markalarının tanınmışlığı ile ilgili değerlendirme yaparken tanınmış marka sayılabilmesi için daha fazla veri bulunması gerektiğini belirttiğini ancak bu görüşleriyle çelişecek şekilde ve dayanaksız olarak markaların bilinirliği ve sektördeki konumu nedeniyle maruf sayılabileceğini belirttiğini, bilirkişilerin taraflar arasındaki 2011 yılındaki ticari ilişkiden dolayı hükümsüzlük koşullarının oluştuğu yönünde görüş bildirmek için kendilerini zorladığını oysa yapılması gerekenin markalar arasında benzerlik ve karıştırılma ihtimalinin olup olmadığının yasal kriterler çerçevesinde incelenmesi olduğunu, davacı şirketin müvekkili şirketin tanınır bir ilaç şirketi olduğunu ve müvekkili şirketin davacı şirketin ve ürünlerinin bilinirliğine ihtiyacı bulunmadığını, müvekkili ile davacı arasında 2011 yılında akdedilen ve 1 yıl süreli sözleşme gerekçe gösterilerek markalar arasında bağlantı kurulmasının ve kötü niyete ilişkin değerlendirme yapmanın hukuki dayanağı olmadığını, davacı şirketin müvekkili şirketin kötü niyetli olduğuna dair bir delil sunmadığını, mezkur sözleşmenin üzerinden 8 yıl geçtikten sonra dav açıldığını, davacı şirketin sözleşmenin üzerinden 8 yıl ve müvekkili şirketin marka tescillerinin üzerinden 3.5 yıl geçtikten sonra bu davayı açmasının davacı şirketin kötü niyetini gösterdiğini, ... ibaresinin marka olmadığını, ayırt ediciliği olmadığını, müvekkili şirketin asıl ... ibaresi ile markasına ayırt edicilik sağladığını, markalar arasında karıştırılma ihtimalinin olmadığını ve hükümsüzlük koşullarının gerçekleşmediğini, tüm bu nedenlerle istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP: Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davalının taleplerinin reddi gerektiğini, müvekkili şirketin "..." markaları ürünlerinin reçetesiz olarak satılan ürünler olduğunu, müvekkili ile davalı şirketin dava konusu markayı kullandığı ürünlerin tüketici kitlesinin birebir aynı olduğunu, dava konusu ürünler ilaç olmadığından ürünü kullananların doktor ve eczacılar değil alelade tüketici vatandaşlar olduğunu, reçetesiz satılan ürünlerin tüketici kitlesinin ortalama dikkat düzeyine sahip kişiler kabul edileceğini, markalar arasında ... kelimesinin ortak ibare olması ve aynı ticari alanda faaliyet göstermesi nedeniyle ortalama tüketici nezdinde karıştırılma ihtimali olabileceği hususunun da bilirkişi raporuyla sabit hale geldiğini, müvekkili şirketin markalarının önceki tarihli tescilleri sebebiyle müvekkili şirketin huzurdaki davadaki taleplerinin SMK 6/1 maddesi uyarınca haklı olduğunu, müvekkili şirket markalarının sektörde bilinirliği nedeniyle maruf bir marka olduğunun ve davalı markaları ile karıştırılabileceğinin tespit edildiğini, taraflar arasında imzalanmış olan 04/05/2011 tarihli sözleşme ile davalının müvekkili şirketin markasını haiz ... ürünlerinin fason üretim işini üstlendiğini, davalının böylelikle taraflar arasında kurulan ticari ilişkiden kötü niyetli olarak menfaat sağlamaya çalışarak fason üretimini yaptığı markaların benzerini tescil ettirerek basiretli bir tacirden beklenmeyecek davranışlarda bulunduğunu, davalının istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE: İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davanın konusu davalı adına tescilli ... numaralı "..." ve ... numaralı "..." markalarının SMK.'nun 5/1-ç, 6/1,6/4-5 ve 6/9. Maddeleri uyarınca hükümsüzlüğü davasıdır. TPMK kaydına göre, ... numaralı "..." 16/05/2016 ve ... numaralı "..." markasının 21/04/2016 davalı adına, 05 sınıfta,(İnsan ve hayvan sağlığı için ilaçlar, tıbbi ve veterinerlik amaçlı ki myasal ürünler, tıbb i ve veterinerlik amaçlı kimyasal reaktif maddeler. Tıbbi ve veterinerlik amaçlı kullanıma uygun diyetektik maddeler; diyet takviyeler , gıda (besin) takviyeler ; zayıflama amaçlı tıbbi müstahzarlar; bebek mamaları; tıbbi amaçlı bitkiler ve tıbb i amaçlı bitkisel içecekler. Di ş hekimliği için ürünler (aletler/ cihazlar hariç) : diş dolgu maddeler , diş kalıbı alma maddeler , protez ve yapay di ş yapıştırma ve tamir maddeleri . Hijyen sağlayıcı ürünler: pedler, tamponlar, tıbbi amaçlı yakılar, pansuman malzemeler , kağıt ve tekstilden mamul çocuk bezleri, İnsan ve hayvanlar için olanlar hariç deodorantlar, havayı tazeleyici kokular. )olduğu görülmüştür.Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmıştır.Bilirkişi heyetine ait raporda özetle;" Taraf ürünlerinin tâbi olduğu mevzuat birlikte değerlendirildiğinde;Davalı taraf ürününün reçetesiz ilaç grubunda olduğu ve satış kanalının eczane olduğu, davacı taraf ürünlerinin gıda takviyesi ve tıbbi cihaz sınıfında olduğu satış kanallarının eczane olabileceği , davacı taraf ürünlerinin eczanelere satış yapan İstanbul Ecza Kooperatifi satış ekranında bulunduğu,“...” kelimesinin anlamının İngilizce dilinde “hemşire” anlamında olduğu,ilaç ve eczacılık alanında özel başkaca bir anlamının bulunmadığı, bu gerekçelerle taraf ürünlerinde kullanımının eczacılık sektörü açısından teknik bir zorunluluk olmadığı, Davacı şirketin ... tescil numaralı ...’s, ... tescil numaralı ...’..., ... tescil numaralı ...’...,...’ ...,... tescil numaralı ...’S ... markalarının 05.Sınıfta tescil sahibi olduğu,... ..., ...markalarının davalı adına ... ve ... tescil numaraları ile 05. Sınıfta tescil edilmiş olduğu, Davalı tarafa ait ... ve... markalarının SMK 5/ç anlamında red ve hükümsüzlük gerekçelerinin oluşmadığı, ancak davalı markalarının SMK 6/1 ve 6/4 anlamında hükümsüzlüğünün istenebileceği,TPMK veritabanında ... ibareli markaların 05. Sınıfta tescilli olduğu ancak ... ibaresinin SMK 5/b anlamında ayırt edicilikten yoksun olduğunun söylenemeyeceği,Taraflar arasındaki 05.05.2011 tarihli Kartal ... Noterliği ... Yevmiye Numaralı... Üretim Sözleşmesi ve taraflar arasındaki ticari ilişkiler dikkate alındığında, davalı tarafın marka tescilinde ... ibaresini kullanmasının SMK 6/9 anlamında hükümsüzlük gerekçesi olacağı" belirtilmiştir.6769 sayılı SMK Marka tescilinde nispi ret nedenleri başlıklı,Madde 6-" (1) Tescil başvurusu yapılan bir markanın, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile aynılığı ya da benzerliği ve kapsadığı mal veya hizmetlerin aynılığı ya da benzerliği nedeniyle, tescil edilmiş veya önceki tarihte başvurusu yapılmış marka ile halk tarafından ilişkilendirilme ihtimali de dâhil karıştırılma ihtimali varsa itiraz üzerine başvuru reddedilir. (2) Ticari vekil veya temsilcinin, marka sahibinin izni olmaksızın ve haklı bir sebebe dayanmaksızın markanın aynı veya ayırt edilemeyecek kadar benzerinin kendi adına tescili için yaptığı başvuru, marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(3) Başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine, marka başvurusu reddedilir.(4) Paris Sözleşmesinin 1 inci mükerrer 6 ncı maddesi bağlamındaki tanınmış markalar ile aynı veya benzer nitelikteki marka başvuruları, aynı veya benzer mal veya hizmetler bakımından itiraz üzerine reddedilir.(5) Tescil edilmiş veya tescil başvurusu daha önceki tarihte yapılmış bir markanın, Türkiye’de ulaştığı tanınmışlık düzeyi nedeniyle haksız bir yararın sağlanabileceği, markanın itibarının zarar görebileceği veya ayırt edici karakterinin zedelenebileceği hâllerde, aynı ya da benzer markanın tescil başvurusu, haklı bir sebebe dayanma hâli saklı kalmak kaydıyla, başvurunun aynı, benzer veya farklı mal veya hizmetlerde yapılmış olmasına bakılmaksızın önceki tarihli marka sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(6) Tescil başvurusu yapılan markanın başkasına ait kişi ismini, ticaret unvanını, fotoğrafını, telif hakkını veya herhangi bir fikri mülkiyet hakkını içermesi hâlinde hak sahibinin itirazı üzerine başvuru reddedilir.(7) Ortak markanın veya garanti markasının yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren üç yıl içinde yapılan, ortak marka veya garanti markasıyla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki hak sahibinin itirazı üzerine reddedilir.(8) Tescilli markanın yenilenmeme sebebiyle koruma süresinin sona ermesinden itibaren iki yıl içinde yapılan, bu markayla aynı veya benzer olan ve aynı veya benzer mal veya hizmetleri içeren marka başvurusu, önceki marka sahibinin itirazı üzerine bu iki yıllık süre içinde markanın kullanılmış olması şartıyla reddedilir.(9) Kötüniyetle yapılan marka başvuruları itiraz üzerine reddedilir."Düzenlemesi yer almaktadır.6769 sayılı SMK nun, 5/ç maddesi kapsamında markalar ayırt edilemeyecek derecede benzerlik bakımından karşılaştırılırken, markalar arasında üst düzeyde görsel benzerlik olmadığı sürece, işitsel aynılığın veya benzerliğin ayırt edilemeyecek derecede benzerliğe yol açmadığı kabul edilir. Ortak kelimeleri ihtiva eden markaların ayırt edilemeyecek derecede benzer olup olmadığının markaların bütün olarak ortalama tüketici üzerinde bıraktığı etki ve izlenim dikkate alınır.SMK 6/1 değerlendirmesi ise daha geniş kapsamlı olacaktır.6/1 maddesi yalnızca karıştırılma ihtimalini değil, aynı zamanda mal ve hizmetlerin geldiği kaynaklar arasında tüketicilerce bağlantı kurulması olasılığı olarak adlandırılabilecek “İlişkilendirme İhtimalini” de kapsamaktadır.Karıştırılma ihtimali kavramı “Bir mal veya hizmetin alıcısının, yani genel anlamda halkın almayı tasarladığı, bildiği veya duyduğu bir mal veya hizmeti aldığı zannı ile başka bir işletmenin aynı veya benzer malını veya hizmetini alma ihtimali (tehlikesi) ile karşı karşıya olması.” şeklinde tanımlanabilir.Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, tarafların bir müddet yakın ilişki içinde oldukları, her iki tarafın da... ibareli markaları tescil ettirmiş oldukları ve markaların 05. Sınıfta aynı emtia grubunda tescil ettirilmiş olduğu, davacı markasının tanınmış olduğu ispatlanamamışsa da, sektörde belirli bir bilinirliğe sahip olduğunun anlaşıldığı, markaların aynı ürünler için aynı satış ortamında satışa sunulması halinde SMK 6/1 anlamında markaların karıştırılabileceği anlaşılmıştır. Her iki taraf ürününün aynı kullanım alanına sahip olduğu, aynı sınıfta tescilli olduğu , taraflar arasındaki 05.05.2011 tarihli Kartal ... Noterliği ... Yevmiye Numaralı... Üretim Sözleşmesi ve taraflar arasındaki ticari ilişkiler dikkate alındığında, davalının kötü niyetli olduğu, davalı markalarının SMK 6/1, 6/4 ve 6/9 maddesi gereğince hükümsüzlük koşullarının oluştuğu anlaşılmakla mahkemece davanın kabulüne dair verilen karar dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmıştır.Saptanan ve hukuksal durum bu olunca; tarafların dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dosyadaki tespitlere ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına göre, 6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf sebepleriyle sınırlı olarak yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararında usul ve esas yönünden hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla yapılan inceleme neticesinde davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu 2. Fikri Ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 01/04/2021 tarih ve 2019/74 E., 2021/59 K. sayılı kararına karşı davalı vekili tarafından yapılan istinaf talebinin 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL harcın davalıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-Davalı tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle taraflar yararına vekalet ücreti tayinine yer olmadığına, 5-Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın karar kesinleştiğinde iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi.13/03/2025