T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
44. HUKUK DAİRESİ
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F M A H K E M E S İ K A R A R I
DOSYA NO:2022/1139 Esas
KARAR NO:2025/399
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:04/04/2022
NUMARASI:2020/879 E. - 2022/346 K.
DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
İSTİNAF KARAR TARİHİ:27/02/2025
Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı, istinaf yasa yoluna başvurulması üzerine yapılan inceleme sonucunda;
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü:
DAVA DİLEKÇESİ:Davacı vekili dava dilekçesi özetle; müvekkilinin Afganistan uyruklu olup Türkiye Cumhuriyeti'nde istisnai vatandaşlıktan faydalanmak maksadıyla taşınmaz alarak TC vatandaşı olduğunu, davalı adına tapuda kayıtlı İstanbul İli, Beylikdüzü İlçesi, ... (Eski ...) Mahallesi, ... Ada, ... Parsel, ... City, ... Blok, ... nolu bağımsız bölümün 1.550.000,00 TL bedelle satışı konusunda davalı ile anlaştıklarını, taraflarca satışa dair Tapu evrakları dışında herhangi harici bir anlaşma bulunmadığını, müvekkilinin tapuyu aldığını, satış bedelinin tamamını da banka üzerinden davalı şirket hesabına gönderdiğini, davalı taraf ilk anlaşmaları esnasında, satış konusunda anlaşmaya ilişkin olduğunu söyleyerek bir takım belgeler imzalattığını, müvekkilin Afganistan uyruklu olup Türkçe okuma yazma bilmediği gibi Türkçe konuşmayı dahi bilmediğini, gerek tapu işlemleri ve gerekse çıkartılan vekaletnamede dahi tercüman vasıtasıyla işlemlerini yaptığını, taraflar arasında taşınmaz satış işlemi 31/05/2019 tarihinde yapıldığını, satış için 29/05/2019 tarihinde anlaşıldığını, bir takım belgeler Türkçe bilmeyen müvekkiline imzalatıldığını, satış bedeli olan 1.550.000 TL de yine müvekkili tarafından 29/05/2019 tarihinde 650.000-TL ve 900.000-TL olmak üzere toplamda 1.550.000-TL'lik iki ayrı EFT işlemi ile davalı hesabına yatırıldığını, müvekkili tarafından senetlere imza atıldığı bilinmemekte olup kendisine iki ayrı icra takibi yapılmasıyla davalı tarafından kendisine boş senet imzalattırıldığının anlaşıldığını, senetlerden birine 700.000 TL, iş bu davaya konu senede ise 75.000 TL bedel yazıldığını, davalı tarafın elinde başkaca senet olup olmadığı ise müvekkili tarafından bilinmediğini, 700.000 TL bedelli senetle ilgili olarak davalı tarafça ... sayılı dosyası ile İcra takibi başlatıldığını, bu takibe ilişkin olarak taraflarınca menfi tespit davası açıldığını, iş bu dava Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020/656 E. sayılı dosyasında yargılama devam ettiğini, iş bu dosya ile ilgili taraflarınca hem %15 teminat (114.706,02 TL) yatırıldığını, hem de 946.000 TL ... sayılı dosyasında icra veznesine depo edildiğini,... dosyasında müvekkilinin taşınmazlarına ve banka hesaplarına da haciz işlemi yapıldığını, müvekkilinin mağdur edildiğini, müvekkili ile davalı arasında ticari ilişki bulunmadığını beyanla davalı tarafından müvekkiline gayrimenkul alımı yapılması esnasında imzalattırılmış 1 adet ve toplam 75.000 TL Bedelli bono ile davalı tarafından müvekkili aleyhine başlatılmış olan .... sayılı dosya borcunun menfi tespiti ile takibin iptaline icra dosya borcunun müvekkil tarafından ödenmek zorunda kalınması halinde istirdadına, ... sayılı dosyası ile ilgili İİK 72/3 maddesine göre takdir edilecek teminat karşılığında icra veznesine yatan veya yatacak paranın alacaklıya verilmemesine ilişkin ihtiyati tedbir kararı verilmesine, İİK madde 72 hükümleri gereğince %20' den az olmayan tazminatın kötüniyetli davalıdan alınarak müvekkiline verilmesine, karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP DİLEKÇESİ:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya konu bono üzerinde bulunan "nakden" şeklindeki bedel kaydı itibariyle işbu hususun aksinin ve ayrıca bononun boş olarak imzalandığı ve fakat anlaşmaya aykırı olarak doldurulduğu yönündeki iddialar yönünden ispat külfetinin davacı tarafta olduğunu, buna göre, davacı tarafça, davacı taraf ve müvekkili arasında yapılan bir satış sözleşmesi bulunmadığından bahsedilmişse de bu hususun gerçeğe aykırı olduğunu, müvekkili ile davacı asil arasında 29.05.2019 tarihli satış sözleşmesi akdedilmiş olup, davacının imzasını içerir işbu sözleşme tüm temel hukuki ilişkiyi ve verilen senetleri açıklar nitelikte olduğunu, davacı tarafla müvekkili şirketin ilk ilişkisi, davacı tarafın müvekkili şirketten daire niteliğindeki taşınmazı satın alması üzerine ortaya çıktığını, davacı taraf müvekkili şirketten aralarında kurulan 28.07.2018 tarihli satış sözleşmesi kapsamında "... Beylikdüzü/İSTANBUL" adresinde kain konut niteliğindeki taşınmazı 1.050.000,00 TL (Bir Milyon Elli Bin Türk Lirası) bedel karşılığında satın aldığını, bu tutarın 900.000,00 TL'lik kısmı davacı tarafça müvekkili şirkete 15.08.2018 tarihli 900.000,00 TL tutarlı çek ile ödendiğini, 25.000 TL nakit olarak verildiğini, müvekkili şirketçe keşide edilen daire faturası ile de belirlenen toplam 1.050.000,00 TL miktarındaki tutardan bakiye 125.000,00 TL ise müvekkili şirkete ödenmediğini, bahse konu 125.000,00 TL ödenmediği için bu tutara ilişkin olarak müvekkili şirket tarafından davacı aleyhine ... sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, aradan bir süre geçtikten sonra Türk vatandaşlığı için başvuru yapmak isteyen davacı taraf, müvekkil şirket ile bir başka taşınmaza ilişkin yeni bir sözleşme yapmak ve bu kapsamda müvekkil şirketten yeni bir taşınmaz satın almak istediğini, zira, Türk vatandaşlığı başvurusuna dayanak olarak da ilgili mevzuat hükümleri uyarınca 250.000,00 Amerikan Doları (o dönem TL karşılığı 1.550.000,00 TL -birmilyon beşyüzelli bin Türk Lirası) değerinde bir taşınmaz aldığını/yatırım yaptığını ilgili makamlar nezdinde ortaya koymak durumunda olan davacı taraf, bu yöndeki ihtiyacı kapsamında müvekkili şirkete aynı konut sitesi içerisinde bu bedeli karşılayacak yeni bir taşınmaz satın almak isteğini ilettiğini, ilk aldığı taşınmaza ilişkin ödemediği bakiye tutarı da kapsayacak şekilde yeni bir anlaşma yoluna gitmek istediğini, davacının bu teklifi üzerine müvekkili şirket kendisine ait yeni bir taşınmazın davacıya satılması hususunda mutabık kalmış ve taraflar bu çerçevede aralarında 29.05.2019 tarihli satış sözleşmesini imzaladığını, işbu satış sözleşmesine göre davacı daha büyük ve iyi konumda olan ve ayrıca gayrimenkul iktisabı ile vatandaşlık alabilme imkanından faydalanabilmesi için gerekli şartları haiz "... Beylikdüzü/İSTANBUL" adresinde bulunan dubleks daireyi toplamda "2.650.000,00 TL" (ikimilyon altıyüz elli bin Türk lirası) bedelle müvekkili şirketten satın aldığını, davacı tarafın talebi üzerine, aralarındaki hukuki ilişkiyi 29.05.2019 tarihli sözleşme ile güvence altına alan müvekkili şirket, tüm bu hususlara aynı sözleşme kapsamında yer vermekle ve ayrıca söz konusu sözleşmede de belirtildiği üzere davacıdan toplamda 775.000,00 TL tutarında iki bono da alıp davacı tarafın bu yöndeki talebini kendisine yardımcı olmak amacıyla kabul ettiğini, bunun üzerine müvekkili şirket, bahsi geçen 36 no'lu taşınmazın satışı kapsamında davacı tarafça kendisine 29.05.2019 tarihinde ödenen 900.000,00 TL'nin 650.000,00 TL'sini yine geri almak üzere 29.05.2019 tarihinde davacının hesabına gönderdiğini, davacı taraf da bu 650.000,00 TL'yi müvekkili şirkete tekrar 29.05.2019 tarihinde göndererek iade ettiğini, tüm bu işlemlerin aynı gün gerçekleştirildiğini, böylece davacı tarafın elinde bir adet 900.000,00 TL tutarında ödeme belgesi, bir adet de bu 900.000,00 TL'nin içerisinden iade alınmak üzere kendisine geri gönderilen 650.000,00 TL'yi müvekkili şirkete iade etmesi kapsamında bu tutarda ikinci bir ödeme belgesi ile toplamda Türk vatandaşlığı başvurusu için ihtiyacı olan 1.550.000,00 TL tutarında ödeme belgesinin mevcut olduğunu beyanla öncelikle davacı tarafın müvekkili şirketin haklı alacağını tahsil etmek imkanını ortadan kaldırmak yahut geciktirmek amacıyla ikame ettiği anlaşılan işbu dava kapsamında ihtiyati tedbir müessesesi için yasal hükümler ile belirlendiği üzere yaklaşık ispat kuralını yerine getiremediği dikkate alınarak ihtiyati tedbir kararına karşı itirazlarını kabul edilerek; bahse konu ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına, bunun kabul edilmemesi halinde HMK md. 395/1 ve ve md. 395/2 atfıyla md. 87 hükmü uyarınca ihtiyati tedbir kararının mahkemece belirlenecek uygun bir teminat karşılığında (nakit, teminat mektubu, taşınır yahut taşınmaz mal vb) kaldırılmasına yahut değiştirilmesine, davacı tarafın dava dilekçesinde yer verdiği iddiaların tamamının gerçek dışı ve mesnetsiz olduğu ile davacının müvekkili şirkete olan borcuna dair bazı hususları kötü niyetli olarak mahkemeye farklı şekilde yansıtmaya gayret ettiği dikkate alınarak haksız ve ispat olunamayan davanın reddine, kötü niyetli olarak huzurdaki davayı ikame eden davacıdan alınarak haklı alacağını derhal tahsil etmek kabiliyeti ortadan kalkan müvekkili şirkete ödenmek üzere alacağın %20' sinden az olmayacak bir tutara hükmedilmesine, karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:İlk Derece Mahkemesince "Davacı vekili her ne kadar müvekkilinin davalıdan bir adet taşınmaz satın aldığını ve bunun karşılığında boş bono verdiğini,davalıya taşınmaz bedelinin banka havalesi ile ödenmesine rağmen davalının aldığı bonoyu icra takibine konu ettiğini,bononun bedelsiz kalması nedeniyle davalı tarafından girişilen icra takibine konu bonodan dolayı borçlu olmadığının tespiti istemi ile huzurdaki davayı açmış ise de,davacı tarafından da inkar edilmeyen 29/05/2019 tarihli sözleşmeye göre,davacının davalıdan iki adet taşınmaz satın aldığı,ilk taşınmaz satışından kaynaklı olarak 125.000,00.- TL borcunun kaldığı,davacının Türk vatandaşlığını almak için 250.000,00 USD karşılığı 1.550.000,00-TL tutarında taşınmaz satın alması gerekmesi nedeniyle tarafların anlaşarak davacı tarafından davalıya gönderilen 900.000,00.-TL tutarlı paranın 650.000,00.-TL'sinin davalı tarafından aynı gün davacıya iade edildiği ve davalı tarafından aynı gün bu paranın tekrar davacıya geri gönderildiği,davacının kalan toplam borcu için 75.000,00.-TL ve 700.000,00.-TL tutarlı iki adet bononun düzenlendiği ve davacıya verildiği,buna göre davacının,davalıdan satın aldığı iki adet taşınmazın bedelini tam olarak ödemediği,dava konusu bononun bedelsiz kalmadığı,davacı tarafından yapılan sözleşmenin davacının Türkçe bilmediği için kabul edilmediği ancak sözleşmenin tercüman huzurunda okunarak imzalandığı,bu nedenle sözleşmenin davacı tarafından bağlayıcı olduğu,bononun mal karşılığı verildiğinin her iki tarafçada kabul edilmesi nedeniyle nakden kaydının geçersiz olduğu, davacının, bononun bedelsiz kaldığını usuli deliller ile ispat edemediği anlaşıldığından davanın reddine" şeklindeki gerekçeleri ile;DAVANIN REDDİNE, şeklinde hüküm kurulmuştur.
İSTİNAF:Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı müvekkilin Afganistan uyruklu olduğu vatandaşlıktan faydalanmak maksadıyla taşınmaz alarak TC vatandaşı olduğunu, davalı yan ile de taşınmaz alım satım aşamasında tanıştığını, davalı yan adına tapuda kayıtlı İstanbul İli, Beylikdüzü İlçesi, ... (Eski ...) Mahallesi, ... Ada, ... Parsel, ..., ... Blok, ... nolu bağımsız bölümün 1.550.000,00 TL bedel farkıyla satışı konusunda davalı yanla anlaşıldığını, davacı müvekkili tapuyu almış ve ödemesi gereken 1.550.000,00 TL bedel farkının tamamını da Banka üzerinden davalı şirket hesabına gönderdiğini, davalı taraf ilk anlaşmaları esnasında müvekkiline satış konusunda anlaşmaya ilişkin olduğunu söyleyerek bir takım belgeler imzalattığını, davacı müvekkili Afganistan uyruklu olup Türkçe okuyup yazmayı bilmediği ve Türkçe konuşmayı dahi bilmediğini, gerek tapu işlemleri ve gerekse tarafa çıkartılan vekaletnamede dahi tercüman vasıtasıyla işlemlerini yaptığını, taraflar arasında taşınmaz satış işlemi 31/05/2019 tarihinde yapıldığını, satış için 29/05/2019 tarihinde anlaşıldığı ve bir takım belgeler Türkçe bilmeyen müvekkiline imzalatıldığını, satış bedeli olan 1.550.000 TL de yine davacı müvekkili tarafından 29/05/2019 tarihinde 650.000-TL ve 900.000-TL olmak üzere toplamda 1.550.000-TL' lik iki ayrı EFT işlemi ile davalı hesabına yatırıldığını, davacı müvekkili tarafından senetlere imza atıldığı bilinmemekte olup kendisine iki ayrı icra takibi yapılmasıyla davalı tarafından kendisine boş senet imzalattırıldığı anlaşıldığını, davalı tarafça kötüniyetli olarak Türkçe bilmeyen müvekkiline iki adet boş senet imzalattırıldığını, senetlerden birine 700.000 TL bedel yazılmış iş bu davaya konu senede ise 75.000 TL bedel yazıldığını, davalı tarafın elinde başkaca senet olup olmadığı ise müvekkili tarafından bilinmediğini, davacı müvekkili ile davalı şirket arasında ticari ilişki de bulunmayıp davalı şirket tarafından davacı müvekkiline yapılan herhangi bir nakdi ödeme de bulunmadığını, davacı müvekkilinin davalı şirkete bir borcu bulunmadığını, kötüniyetli olan davalıya senede bağlı olarak ödeme yapılması halinde, davalı şirket sebepsiz zenginleşecek, haksız kazanç elde edeceğini, davalı yanca davacı müvekkilinin yabancı olması,Türkçe konuşmayı ve yine Türkçe okuma yazmayı bilmemesi fırsat bilinmiş müvekkili satış için gerekli evraklarmış gibi boş senetler imzalattırıldığını, yine müvekkilinin yargılama esnasında gördüğü sözleşmeler imzalatıldığını, boş senet imzalatılarak yapılmış olan takip haksız ve kötü niyetli olduğun, ilk derece mahkemesi vermiş olduğu kararda bilirkişi tarafından hazırlana raporu esas aldığını, ilk derece mahkemesinin kararda esas almış olduğu bilirkişi raporu hatalı ve kendi içinde çelişkili olduğunu, bilirkişi raporunda 31.05.2019 tarihli na tamam daire kısımlı açıklamada alacak ve bakiye kısmının da "0" olduğu belirtildiğini, bilirkişi raporu bu yönüyle çelişkili olduğu, aynı zamanda denetime elverişli olmadığını, bilirkişi tarafından taraflar arasındaki sözleşmeye konu davalı yanın iddia ettiği gibi 2. 650.000 TL 'lik bir faturanın olup olmadığı ve yine 1.550.000 tl'lik bir faturanın kesilip kesilmediği de belirtilmediğini, bilirkişi raporunda davalı şirket defterlerinde kayıtlı olan faturaları bilgilerinin rapora yazılmadığı, bu durumun belirtilmesi gerektiğini, bu yönüyle de bilirkişi raporu eksik düzenlenmiş olup yine denetime uygun olmadığını, davalı yanın iddia ettiği gibi 2.650.000 TL 'lik bir faturanın olup olmadığı belirtilmediğini, yine 1.550.000 TL'lik bir faturanın kesilip kesilmediği de belirtilmediğini, bilirkişi raporunda davalı şirket defterlerinde kayıtlı olan faturaları bilgilerinin rapora yazılmış olması fatura yoksa da bu durumun belirtilmesi gerektiğini, davacı müvekkilin davalı şirkete herhangi bir borcu bulunmadığını, bu durum tarafça dosyaya sunulan davalı imzasını ihtiva eden belgeden de anlaşıldığını bu belgede 04/09/2019 tarihi itibariyle taraflar arasında herhangi bir alacak verecek kalmadığı belirtildiğini, bu tarih bono vadelerinden sonraki bir tarih olup bonolardan dolayı da herhangi bir alacak borç meselesinin kalmadığı ortada olduğunu, davalı yanca dosyaya sunulan sözleşmelerde imzası bulunan, davacı müvekkili ile davalı şirket arasında yargılamaya konu senetlerin müvekkile imzalatıldığı taşınmaz alım satımında müvekkilin yanında bulunan, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin detaylarına tanık olması nedeniyle tarafça ... isimli kişi tanık olarak dinletilmek istenmiş ancak ilk derece mahkemesince tanık dinletme talebini kabul edilmediğini, sözleşmelerde imzası bulunan tanık dinlenmeyerek taraflar arasındaki hukuki ilişki açıklığa kavuşturulmadığı ve eksik inceleme ile hüküm kurulduğunu, davalı yanca davacı müvekkilinin yabancı olması, Türkçe konuşma, okuma yazma bilmemesi davacı müvekkili aleyhine kullanıldığını, davalı müvekkili davacı yana herhangi bir borcu bulunmadığını davalı müvekkilinin icra takibi bu yönüyle kötüniyetli olduğunu, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/04/2022 tarih ve 2020/879 Esas ve 2022/346 karar sayılı, davanın reddine ve davalıya kötüniyet tazminatı verilmesine ilişkin kararın kaldırılması ve haklı olan davanın kabulüne karar verilmesini, talep etmiştir.
İSTİNAF:Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava kapsamında gerek gerçek borcunun tahsilini engelleme iradesi taşıdığı görülmesi gerekse kendisine yardımcı olunmak adına yapılan işlemleri gerçek dışı ifadeler ile farklı şekilde aksettirmesi hasebiyle kötü niyetli olduğu anlaşılan davacı taraf, işbu dava kapsamında belirlenen ihtiyati tedbir kararı ile icra dosyasına ödenen paranın nihai karar ihdas edilene dek alacaklı müvekkiline ödenmesine mani olduğunu ve bu nedenle müvekkilinin haklı alacağını derhal tahsil etmek imkanını ortadan kaldırdığını, davacı tarafın işbu dava kapsamında talebi üzerine mahkemece belirlenen ihtiyati tedbir kararı ile müvekkilinin haklı alacağını tahsil imkanını ortadan kaldırdığının anlaşıldığı ve müvekkilinin bu yöndeki zararının karşılanması amacıyla İİK md. 72/4 uyarınca alacağın %20' sinden aşağı olmayacak oranda bir tazminat tutarının davacıdan alınarak müvekkiline ödenmesi gerekmekteyken işbu talep yönünden karar verilmediğini, davacı ile müvekkili şirket arasındaki ilişki ilk olarak "... Beylikdüzü/İSTANBUL" adresinde kain konut niteliğindeki 27 numaralı bağımsız bölümün davacı tarafa satışı ile başladığını, ancak davacı taraf söz konusu 27 numaralı bağımsız bölüme ilişkin satın alma tutarı olarak belirlenen 1.050.000,00 TL miktarındaki tutarın 900.000,00 TL'lik kısmını müvekkili şirketin 15.08.2018 tarihli 900.000,00 TL tutarlı çek ile ödediği ve 25.000 TL nakit olarak verdiğini, fakat bakiye 125.000,00 TL ise müvekkili şirkete ödenmediğini, bahse konu 125.000,00 TL ödenmediği için bu tutara ilişkin olarak müvekkili şirket tarafından davacı aleyhine ... sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını,... numaralı bu bağımsız bölümü müvekkili şirketten satın alan ve fakat bu satın alma işlemi için belirlenen tutarın 125.000,00 TL miktarındaki kısmını ödememiş olan davacı taraf, Türk vatandaşlığı kazanmak amacıyla o dönem yasal düzenlemeler kapsamında belirlendiği üzere en az 1.550.000,00 TL tutarında yeni bir taşınmaz aldığını belgelemek zorunda kaldığını, işbu husus davacı tarafça da kabul edildiğini, bunun üzerine müvekkili şirkete yeniden başvuran davacı taraf, bu bedeli karşılayacak yeni bir taşınmaz satın almak isteğini iletmiş ve ilk aldığı taşınmaza ilişkin ödemediği bakiye tutarı da kapsayacak şekilde yeni bir anlaşma yoluna gitmek istediğini, davacının bu teklifi üzerine müvekkili şirket kendisine ait yeni bir taşınmazın davacıya satılması hususunda mutabık kalmış ve taraflar bu çerçevede aralarında 29.05.2019 tarihli "Kaparo Ve Alım Satım Sözleşmesi" başlıklı satış sözleşmesini imzaladığını, işbu sözleşmeye göre davacı daha büyük ve iyi konumda olan ve ayrıca gayrimenkul iktisabı ile vatandaşlık alabilme imkanından faydalanabilmesi için gerekli şartları haiz "... Beylikdüzü/İSTANBUL" adresinde bulunan dubleks daireyi toplamda "2.650.000,00 TL" (ikimilyon altıyüz elli bin Türk lirası) bedelle müvekkili şirketten satın aldığını, yapılan 29.05.2019 tarihli yeni anlaşma kapsamında satın alınan 36 numaralı bağımsız bölüm için belirlenen 2.650.000,00 TL tutarındaki bedelin ise şu şekilde ödenmesi kararlaştırıldığını, bahse konu 28.12.2021 tarihli istinaf başvuru dilekçesinde Türkçe konuşmayı-okuma yazmayı bilmediğini ve bu nedenle davaya konu 29.05.2019 tarihli sözleşme ve bu kapsamda kurulan ilişkiye dayalı herhangi bir sorumluluğunun olmayacağını bu yöndeki iddialarının dikkate alınabilmesinin mümkün olmadığını, davacı tarafın bu yöndeki iddiası adeta kendisine bir koruma alanı yaratmak amacıyla ileri sürülen ve davacı tarafın ticari yaşantısında istediği sözleşme ilişkisini devam ettirebilmek ve istemediğini sona erdirmek yahut geçersiz kılmak adına yarattığı kötü niyetli bir gerekçe olduğunu, davacı taraf iletişim kurabilecek ve anlatılanları anlayacak ve bu anlatılanlar üzerinden ticari ilişki kurabilecek, bu kapsamda olumlu yahut olumsuz iradesini izah ve ifade edebilecek ölçüde Türkçe bildiğini, davacı taraf müvekkile ilk satış işlemi karşılığında Türkçe düzenlenen 15.08.2018 tarihli 900.000,00 TL bedelli çek verdiğini, davacı tarafın önceki taşınmaz satımından müvekkili şirkete olan bakiye 125.000,00 TL'lik borcuna ilişkin müvekkili şirket tarafından davacı aleyhine... sayılı dosyası ile icra takibi başlatılmış olup davacı taraf bu takibe de itiraz ettiğini Salt bu durum dahi davacı tarafın imza attığı belgelere ilişkin bilgi sahibi olmadığı iddiasının muteber olmadığını gösterdiğini, müvekkili şirket tarafından aralarında vaki taşınmaz alım satım ilişkisine istinaden davacı adına düzenlenen 16.08.2018 tarihli "1.050.000,00 TL" tutarlı fatura ile yine 31.05.2019 tarihli "1.550.000,00 TL" tutarlı faturanın her ikisi de bilirkişi raporunda "4.2.2. Davalının Ticari Defterlerinde Yapılan Tespitler" başlığı altında açık bir şekilde belirtildiğini, müvekkili şirket tarafından davacı adına 36 numaralı bağımsız bölümün satışına ilişkin düzenlenen 2. Fatura bizzat davacının talebi üzerine çıkacak KDV ve sair vergi tahakkukları ile muhatap kalınmamak adına ve davacının da istisnai Türk vatandaşlığı hakkından faydalanabilmesi için yeterli olan toplamda 1.550.000,00 TL tutarında düzenlenmiş olduğu ve davacı tarafın dosya kapsamına ilişkin karışıklık yaratmak amacıyla ileri sürdüğü aksi yöndeki mesnetsiz iddiaların dikkate alınmamasını talep ettiklerini, söz konusu belge tetkik edildiğinde görüleceği üzere söz konusu belgede müvekkili şirketin ve şirket yetkilisinin herhangi bir beyanı yahut imzası olmadığı da görüldüğünü, bu kapsamda bahse konu 04.09.2019 tarihli belgenin müvekkili şirket yönünden herhangi bir bağlayıcılığı olmadığını, bu kapsamda kendisince de yakını yardımcısı tercümanı gibi sıfatlarla sürekli yanında bulunduğu ikrar edilen ... isimli kişinin davaya konu 29.05.2019 tarihli sözleşmede de davacıya eşlik ettiğinin anlaşılması ile yukarıda da izah edildiği üzere davacının gerek 29.05.2019 tarihli sözleşme ve gerekse davaya konu bonodan salt Türkçe bilmediği yönündeki gerçek dışı iddiaya dayalı olarak sorumlu olmadığı yönündeki savunmalarına itibar edilmemesi gerektiğini, davacı tarafın bu talebi üzerine, aralarındaki hukuki ilişkiyi 29.05.2019 tarihli sözleşme ile güvence altına alan müvekkili şirket, tüm bu hususlara aynı sözleşme kapsamında yer vermekle ve ayrıca söz konusu sözleşmede de belirtildiği üzere davacıdan toplamda 775.000,00 TL tutarında iki bono da alıp davacı tarafın bu yöndeki talebini kendisine yardımcı olmak amacıyla kabul ettiğini, davacı tarafça kendisine 29.05.2019 tarihinde ödenen 900.000,00 TL'nin 650.000,00 TL'sini yine geri almak üzere kendisine ait ... Bankası A.Ş. - ...Şubesi bünyesindeki ... hesap numaralı hesap üzerinden davacının ilk ödemeyi yaptığı... Bankası hesabına yine aynı tarih olan 29.05.2019 tarihinde "İade" açıklaması ile göndermiş, davacı taraf da bu 650.000,00 TL'yi müvekkil şirketin ... -... hesabına 29.05.2019 tarihinde tekrar göndererek iade ettiğini, tüm bu işlemler aynı gün gerçekleştirildiğini, böylece davacı tarafın elinde bir adet 900.000,00 TL tutarında ödeme belgesi, bir adet de bu 900.000,00 TL'nin içerisinden iade alınmak üzere kendisine geri gönderilen 650.000,00 TL'yi müvekkili şirkete iade etmesi kapsamında bu tutarda ikinci bir ödeme belgesi ile toplamda Türk vatandaşlığı başvurusu için ihtiyacı olan 1.550.000,00 TL tutarında ödeme belgesi mevcut olduğunu, ancak izah edildiği üzere davacı taraf müvekkili şirkete gerçekte yalnızca toplam 900.000,00 TL ödeme yaptığını, bu yönde davacı tarafa yine müvekkili şirkete iade etmesi yönünden gönderilen 650.000,00 TL miktarındaki tutarın müvekkili şirket ile davacı taraf banka hesaplarında yer değiştirdiğini gösteren banka hesap dökümü görüntüsünü dosyada mübrez olup ayrıca bu husus tüm dosya kapsamı ile de sabit olduğunu, davacı taraf, o dönem vatandaşlık başvurusu için gerekli 250.000,00 Amerikan Dolarının TL karşılığı olan 1.550.000,00 TL değerindeki dekont ve faturaya ihtiyacı olduğundan müvekkil şirket hesaplarından 650.000,00 TL davacıya tekrar gönderilip yine gerisin geri şirket hesaplarına girmesi sağlandığını, bu sayede 1.550.000,00 TL miktarında para transferine ilişkin dekont ve faturayı ilgili kuruma ibraz edebilen davacı, Türk vatandaşlığı hakkını kazanabildiğini, davacı tarafın müvekkili şirkete 28.07.2018 tarihli ilk taşınmaz satışından kalan bakiye 125.000,00 TL ile yine 29.05.2019 tarihli sözleşmeye konu 36 numaralı taşınmazın satışından kalan bakiye 650.000,00 TL borcu yuvarlanarak toplamda 775.000,00 TL olarak belirlenmiş ve bu tutara ilişkin olarak davacı taraf müvekkili şirkete iki adet bonoyu düzenleyerek teslim ettiğini, Türkçe bilmemek yönündeki iddianın da söz konusu belge/senet altındaki imza inkar edilmemesi halinde dikkate alınmayacağının ve dahası Türkçe bilmemek bir yana okur yazar olmama durumunda dahi bonoda yer alan imzanın geçersizliğinin kabul edilemeyeceğinin açıkça ortaya konduğu hususları dikkate alınarak davacının Türkçe bilmediği, Türkçe bilmemesi nedeniyle dava konusu sözleşme ve dava konusu bonodan kaynaklı bir borcunun olmayacağı yönündeki kötü niyetle ileri sürülmüş iddialarının dikkate alınmayacağı hususları göz önünde bulundurularak davacı tarafın haksız istinaf başvurusunu reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İSTİNAFA CEVAP:Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; İlk derece mahkemesi kararında müvekkili aleyhine tazminata hükmedilmemiş olması hukuken yerinde ve doğru bir karar olduğundan bu yönde yapılan istinaf incelemesi talebinin esastan reddi gerekeceğini, davacı müvekkili ile davalı şirket arasında ticari bir ilişki bulunmadığından davacı müvekkilin gayrimenkul şirketine bono vermiş olduğunun kabulü hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dava konusu bonolar, davacı tarafından müvekkiline bilinçsizce imzalatılarak boş senet halinde alındığını,Gayrimenkul şirketlerinin taşınmaz satışına yönelik yapmış oldukları uygulamada teminat sağlamak amacıyla yapılan sözleşmenin devamı şeklinde lanse edilerek boş bono da imzalattıklarını, boş senet imzalatlarak yapılmış olan takip haksız ve kötü niyetli olduğunu, bu haliyle açılmış olunan menfi tespit davasının reddinin hukuka aykırı olduğunu, davacı şirket müvekkilinin basiretsizliğinden ve yeteri kadar Türkçe bilememesinden faydalandığını, davacı müvekkili tapuyu almış ve ödemesi gereken 1.550.000,00 TL bedel farkının tamamını da Banka üzerinden davalı şirket hesabına gönderdiğini, davalı taraf ilk anlaşmaları esnasında müvekkile satış konusunda anlaşmaya ilişkin olduğunu söyleyerek bir takım belgeler imzalattığını, davacı müvekkili Afganistan uyruklu olup Türkçe okuyup yazmayı bilmediği gibi Türkçe konuşmayı dahi bilmediğini, gerek tapu işlemleri ve gerekse tarafa çıkartılan vekaletnamede dahi tercüman vasıtasıyla işlemlerini yaptığını, davacı yan istinaf dilekçesinde müvekkilinin Türkçe bildiğini ve Türkçe yazışmalar yaptığını ileri sürdüğünü, ancak açıklamak gerekir ki, müvekkili WhatsApp gibi uygulamalarda dahi yazışma yaparken Translate programı kullandığını, davacı müvekkil taşınmaz bedelini davalı şirket hesabına Eft yolu ile ödediğini, akabinde müvekkilin davalı şirkete hiçbir borcu kalmadığını, dolayısıyla davacı şirket tarafından, kötü niyetli bir şekilde iş bu davaya konu bono ile müvekkilden taşınmaz bedeli dışında tahsilat yapmak amaçlandığını, İlk derece mahkemesi kararının onanması ve Kötü niyetli davalıya senede bağlı olarak ödeme yapılması halinde, davalı şirket sebepsiz zenginleşecek, haksız kazanç elde edeceğini, davalı yanın istinaf talebinin esastan reddine, Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/11/2021 tarih ve 2020/656 Esas ve 2021/1009 karar sayılı kararının istinaf incelemesinde kaldırılarak, davalı aleyhine kötüniyet tazminatı verilmesine ve haklı olan davanın kabulüne, karar verilmesini talep etmiştir.
GEREKÇE:İnceleme, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Davanın konusu İİK 72 maddeye göre açılan menfi tespit davasıdır. ... sayılı dosyası ile alacaklı tarafından borçlu aleyhine bonoya istinaden kambiyo senedine dayılı icra takibi başlatılmıştır.Davacı tarafından dava dilekçesi ile Davalı yan adına tapuda kayıtlı İstanbul İli, Beylikdüzü İlçesi, ... (Eski ...) Mahallesi, ... Ada, ... Parsel, ..., ... Blok, ... nolu bağımsız bölümün 1.550.000,00 TL bedelle satışı konusunda davalı yanla anlaştıklarını 29/05/2019 tarihinde 650.000,00 TL ve 900.000,00 TL bedelin banka yolu ile gönderildiğini tapudan 31/05/2019 tarihinde satış işlemi yapıldığını ve sözleşme esnasında türkçe bilmemesi sebebi ile senetlerin imzalattırıldığını bilmediğini 700.000,00 TL bedelli senedin ... sayılı dosyası ile takibe geçildiğini bu dosyaya ilişkin olarak Bakırköy 3.ATM'nin 2020/656 esas sayılı dosyası ile menfi tespit davası açıldığını, dava konusu senedin 75.000,00 TL bedelli olduğunu belirterek menfi tespit davasının kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ise; "... Beylikdüzü/İSTANBUL" adresinde bulunan dubleks daireyi toplamda "2.650.000,00 TL" (ikimilyon altıyüz elli bin Türk lirası) bedelle satın aldığını ileri sürmektedir. Mahkemece Bakırköy 3.ATM'nin 2020/656 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporuna istinaden değerlendirme yapılmıştır.Bakırköy 3. ATM'nin 2020/656 Esas nolu dosyada alınan 08/06/2021 tarihli bilirkişi raporunda özetle;" Dava konusunun, icra takibine konu 29/05/2019 tanzim, 15/08/2019 vade tarihli 700.000,00 TL bedelli bono kapsamında davacının borçlu olmadığının tespiti talebinden ibaret olduğu, davalının 2018, 2019 ve 2020 yılları ticari defterlerinin lehine delil niteliğinin bulunduğu, davalının ticari defterlerine göre; ticari ilişkinin Mayıs/2019 tarihinde sonlandırıldığı, 31.05.2019 tarihi itibariyle davalının davacıdan alacağının bulunmadığı, takip konusu 29/05/2019 düzenleme tarihli 15/08/2019 vadeli 700.000,00 TL bedelli bononun davalı şirket ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, davacının davalıdan 1 adet toplamda 1.550.000,00 TL tutarında daire satın almış olduğunu, mezkur daireye karşılık davalıya 29.05.2019 tarihinde 900.000,00 TL ve 650.000,00 TL olmak üzere toplamda 1.550.,000,00 TL ödeme yapmış olduğu ve davalıya herhangi bir borcunun kalmadığını ve dava konusu 700.000,00 TL tutarlı senedi boş olarak verdiğini beyan ettiği, davalının cevap dilekçesinde ise taraflar arasındaki akdi ilişkiyi kabul ettiğini, dairenin satışının yapıldığını, ancak davacının davalıya göndermiş olduğu 650.000,00 TL'lik ödemenin davalı tarafından davacının parasının bulunmadığından ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak için bu satışın yapılmasının gerekeceğinden 900.000,00 TL'lik ödeme tahsilatının yapıldıktan sonra 649.750,00 TL'nin davacıya iade edilmiş olduğu ve iade edilen 650.000,00 TL tekrar davalı hesaplarına havale edilmiş olduğu bu itibarla sadece 900.000,00 TL ödeme alınmış olduğunun beyan edildiği ve dosyaya celp edilen davalının ...hesap ekstresinde 900.,000,00 TL'nin gönderildiği ve 647.500,00 TL'nin iade edildiği ve daha sonra 650.000,00 TL'nin tekrar davalıya gönderildiği, davacının davalıdan (1.050.000 TL - 1.550.000 TL) 2.600.000 TL bedelli 2 daire satın almış olduğu, buna karşılık davacının davalıya 1.825.000 TL ödeme yapmış olduğu, davacının 2 daireden (2.600.000 TL - 1.825.000 TL) bakiye borcunun (ilk daireden 125.000 TL ve ikinci daireden 650.000 TL olmak üzere) 775.000 TL olduğu, dosyaya mübrez bilgi, belge ve ticari defterler çerçevesinde davacının borcunun dava konusu 700.000 TL bedelli senet ile dava dışı 75.000 TL bedelli senetlerden müteşekkil olduğu, bu itibarla takip ve dava konusu 700,000 TL senet bedelinden dolayı davacının davalıya borçlu olduğu" belirtilmiştir. 29/05/2019 tarihli Kapora Ve Alım Satım Sözleşmesinin taraflar arasında düzenlendiği, Dairenin bedelinin na tamam olarak 2.950.000,00 TL bedelli olduğu karşılığında 900.000,00 TL nin 29/05/2019 tarihinde EFT yapıldığının belirtildiği, 1.100.000,00 TL değerindeki taşınmazın (daha önce davacıya satışı yapılan 27 nolu dairenin )davalı adına devrinin kararlaştırıldığı kalan bakiye 650.000,00 TL'nin daha sonra satıcıya ödeneceğinin kararlaştırıldığı görülmüştür.Bakırköy 3. ATM'nin 2020/656 Esas 2021/1009 karar sayılı dosyasında tarafların aynı olduğu, 700.000,00 TL bedelli bonoya istinaden görülen menfi tespit davasında mahkemece davanın reddine karar verildiği, işbu kararın istinaf edilmesi neticesinde İstanbul BAM 57. Hukuk Dairesinin 30.12.2024 gün, 2023/1167 Esas 2024 /2351 karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun HMK 353 1-b-1 maddesi gereğince esastan reddine kesin olmak üzere karar verildiği, ilk derece mahkemesince 31.01.2025 tarihinde mahkeme kararının 30.12.2024 tarihinde kesinleştiğinin tasdik edildiği görülmüştür. Somut olayda toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde taraflar arasında 29/05/2024 tarihli sözleşmeye istinaden 36 nolu taşınmazın 2.950.000,00 TL bedelle davacıya satışının kararlaştırıldığı ödemenin 1.100.000,00 TL bedelli kısmının daha önce davacıya satışı yapılan 27 nolu dairenin iadesi ile ödeneceğinin, 900.000,00 TL bedelin eft yapıldığının kalan bakiye 650.000,00 TL nin daha sonra ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davalı tarafından cevap dilekçesi ile ilk daire 27 nolu taşınmazın satışından davacının 125.000,00 TL borcu kalması sebebi ile bu miktarında eklenmek sureti ile toplam 775.000,00 TL bedel için 700.000,00 TL bedelli ve 75.000.00 TL bedelli bono düzenlendiğini beyan ettiği, taraflar arasındaki temel ilişkiye dayalı taşınmaz satımına ilişkin olarak neticede toplam 775.000,00 TL bedel için 700.000,00 TL bedelli ve 75.000 TL bedelli iki adet bono düzenlendiği, dava konumuzun 75.000,00 TL bonoya ilişkin olarak açıldığı, 700.000,00 TL bonoya istinaden açılan davada Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2020 656 Esas 2021 1009 Karar sayılı dosyasında görüldüğü ve bu kararın istinaf incelemesinden geçerek 30/ 12 /2024 tarihinde kesinleştiği anlaşılmakla taraflar arasındaki temel ilişki yönünden kesin delil vasfı taşıdığı, sözleşmenin tercüman vasıtasıyla yapıldığı ve 04/09/2019 tarihli belgede davalı şirketin isminin yer almadığı, ibra niteliğinde olmadığı anlaşılmakla mahkemece davanın reddine dair verilen karar dosya kapsamına uygun olduğundan davacının istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.Davalının istinaf başvurusu yönünden yapılan inceleme neticesinde; mahkemece 07.12.2020 tarihli tensip ara kararı ile ihtiyati tedbir kararı verildiği, 08.12.2020 tarihinde teminatın yatırıldığı, tedbirin infaz edildiği anlaşılmakla İİK 72/ 4. Maddeye göre davalı lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerekirken hükmedilmemesi yerinde görülmemiştir.Tüm bu nedenlerle davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK 353 1-b-1 maddesi gereğine esastan reddine, davalı vekilinin kötü niyet tazminatı yönünden yapmış olduğu istinaf başvurusunun HMK 353 1-b-2 maddesi gereğince kabulüne,mahkeme kararının kaldırılmasına, davanın reddi ile davalı lehine %20 kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi gerekmektedir.
HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1- Davacı vekilinin istinaf isteminin ESASTAN REDDİNE,-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜNE, 2- Bakırköy 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 04/04/2022 tarih, 2020/879 E., 2022/346 K. Sayılı kararının 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince KALDIRILMASINA, ancak belirtilen hususlar yeniden yargılamayı gerektirmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına,3- Davanın REDDİNE,Davalı lehine %20 kötü niyet tazminatına (15.000 TL) hükmedilmesine,4- İlk derece mahkemesinde yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;4/a-Harçlar Kanunu gereğince hesaplanan ve tahsili gereken 615,40 TL karar ve ilam harcının peşin alınan 1.468,12 TL nispi harçtan mahsubu ile Hazine'ye irat kaydına, bakiye 852,72 TL harcın karar kesinleştiğinde ve istek halinde davacıya iadesine, 4/b-Davacı tarafından sarf olunan yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, 4/c-Davalı tarafça sarf olunmuş yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar tesisine yer olmadığına, 4/ç- Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine, 5- İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderleri ve harca ilişkin;5/a- 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar ve ilam harcından peşin yatırılan 80,70 TL harcın mahsubu ile bakiye 534,70 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 5/b-İstinaf talebi kabul edildiğinden davalı tarafça yatırılan istinaf harcının karar kesinleştiğinde ve talep halinde iadesine,5/c-İstinaf yargılaması için davalı tarafından yapılan 220,70 TL istinaf yoluna başvurma harcının davacıdan tahsiliyle davalıya verilmesine,5/ç-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti tayinine yer olmadığına,6- 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise bakiye gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine,6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 27/02/2025