T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/593
KARAR NO: 2024/555
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2018/1053
KARAR NO: 2020/434
DAVA TARİHİ: 13/09/2018
KARAR TARİHİ: 06/10/2020
KARAR TARİHİ: 24/04/2024
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 24/03/2015 tarihinde güvenlik hizmet sözleşmesinin akdedildiğini, davalının sözleşmede yer alan fesih hükümlerine riayet etmeksizin 24/06/2015 tarihinde göndermiş olduğu yazı ile hiçbir sebep belirtmeden sözleşmenin 30/06/2015 tarihinde sona erdirileceğini bildirildiğini, müvekkili tarafından bu bildirimin sözleşmenin fesih şartlarına uygun olmadığını bildiren 29/06/2015 tarihli yazısının gönderildiği, davalının ise sözleşmeye aykırı olarak hizmetin 30/06/2015 tarihinde sonlandırılmasını istediğini ve müvekkilinin davalının isteği üzerine 01/07/2015 saat 08:00'de güvenlik hizmetini ...Güvenlik şirketine devrederek sonlandırdığını, taraflar arasındaki güvenlik hizmet sözleşmesinin 10.a maddesinde sözleşmenin ihlali halinde fesih hükmünün düzenlendiğini, 4.b maddesinde sözleşmenin süresinin düzenlendiğini, davalının sözleşmeye aykırı hareket edildiğine ilişkin hiçbir yazılı ihtarda bulunmadığını, davacının hem sözleşme hükümleri çerçevesinde hem de 5188 sayılı kanun çerçevesinde üzerine düşen yükümlülüklerini yerine getirdiğini, müvekkilinin 01/07/2015-31/12/2015 tarihleri arasındaki süre için sözleşme ekinde belirtilen kişi başı ücret üzerinden mahrum kaldığı kazancı talep etmek zorumluluğu doğduğunu beyanla, davanın kabulü ile haksız fesih nedeniyle davacı şirketin uğramış olduğu zararlar ve mahrum kaldığı kazanca karşılık şimdilik 5.000,00 TL'nin 01/07/2015 tarihinden itibaren işlemiş ve işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında akdedilen sözleşmenin müvekkilinin gördüğü lüzum üzerine 01/07/2015 tarihinde feshedildiğini, davacının dava dilekçesinde ileri sürdüğü taleplerinin kabulünün mümkün olmadığını, taleplerinin hukuken karşılığının bulunmadığını, müvekkilinin davacıya karşı herhangi bir borcu olmadığı gibi davacının taraflar arasındaki sözleşmenin feshinden dolayı hiçbir zarara uğramadığını, davacının kazanç kaybının söz konusu olmadığını, davacının bir şirket olarak personelin aylık kazancını "mahrum kaldığı kar'' kapsamında saymasının hukuken kabul edilemeyeceğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla bir borcun varlığı kabul edilecek olsa dahi borcun zamanaşımına uğradığını beyanla, haksız ve mesnetsiz davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece ''davanın taraflar arasında 01.04.2015-31.12.2015 tarihleri arasında güvenlik sözleşmesi imzalandığı ve sözleşmenin davalı tarafından 30.06.2015 tarihinde fesh edildiği hususunun ihtilafsız olduğu,sözleşmenin süresinden önce fesh edildiği tespitinden sonra davacının süresinden önce fesih haksız bir şekilde fesih edilmiş ise talep edebileceği tazminatın davanın konusunu oluşturduğu, taraflar arasındaki sözleşmenin 10/a maddesinde sözleşmenin fesih koşullarının düzenlendiği, davalı tarafından gönderilen ihtarda " görülen luzum üzerine sözleşmenin fesih edildiği,ve davalı tarafından hizmetin 01.07.2015 tarihinden itibaren dava dışı ... firmasından alındığı, tarafların sözleşmenin ayakta kaldığı süre içinde birbirlerinden alacak hakkının yapılan defter incelemesine göre bulunmadığı, davalı tarafından gönderilen fesih ibarı öncesi ve sonrasında sözleşme hükümlerinin ihlal edildiğine ilişkin bir delil bulunmadığı, davacının davalı yan ile sözleşme ile kararlaştırılan .süre için sözleşmenin devam edeceğine güvenerek kendi bünyesinde işçi istihdamı dahil teçhizat ve düzenleme yaptığı, ve davacının sözleşmenin sağlayacağı menfaatlerden uzak kaldığı, TBK 112 maddesi gereğince davalının soyut olarak " görülen luzun üzerine " açıklaması ile sözleşmeyi fesih etmesinin haksız fesih niteliğinde olduğu, ancak TBK 114 yollaması ile 52 maddesine göre davacının davalıdan sözleşme sonuna kadar temin edeceği meblağı isteyemeyeceği, davacının giderleri düşüldükten sonra aylık kazanç kaybının 4.116,20 TL olduğu, sözleşmenin 10. Maddesine göre davacının fesih önel süresi olan 60 gün için kazanç kaybı talep edebileceği buna göre yapılan hesaplamada 8.232,40 TL nin dava tarihinden itibaren taraflar tacir olmakla 3095 S.Y nın 2/2 maddesi gereğince avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; müvekkilinin sözleşmenin kalan süresi itibariyle kar kaybına uğradığını, bu nedenle 5 aylık hesap edilen kazanç kaybının 01/07/2015 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesi gerektiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; cevap dilekçesindeki açıklamalarını tekrar ederek kararın kaldırılmasını ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır.Dava, sözleşmenin haksız feshi nedeniyle kazanç kaybının tazminatı istemine ilişkindir.Dava 5.000,00 TL üzerinden açılmış olup, Mahkemece 26/03/2019 tarihli celsede "Davacı vekiline sözleşme fesih tarihi 01/07/2015 - 31/12/2015 tarihleri arasında çalıştırılacak personel sayısı belirli olup, dava belirsiz alacak davası olarak açılamayacağından, alacağının belirleyip harcının tamamlaması için iki haftalık kesin süre verilmesine, aksi takdirde davanın usulden red edileceğinin ihtarına" karar verildiği, davacı vekilinin 09/04/2019 tarihli dilekçesi ile "...26/03/2019 tarihli ara kararı gereğince, dava değeri 10.800 TL artırılarak dava değeri 15.800 TL'ye artırılmış, eksik yatan dava harcı tamamlanmıştır..." şeklinde beyan sunduğu ve harcı ikmal ettiği anlaşılmıştır. Sözleşme; Taraflar arasında 24/03/2015 tarihinde imzalanan Özel Güvenlik Hizmet Sözleşmesinde davacı "...", davalı "Müşteri" olarak anılmaktadır. Sözleşmenin Konusu başlıklı 2.madde; "Sözleşme konusu aşağıda tanımı yapılan hizmetlerin ... tarafından işbu sözleşme bünyesinde belirtilecek nitelik ve sayıda personel ile yürütülme işidir." İşin Tanımı başlıklı 3.madde; "Sözleşme konusu iş; ...Bölgesi ... Cadde No: ...Köyü-Dilovası/Kocaeli adresinde bulunan ...San. Tic. A.Ş.'nin fabrikasının “Özel Güvenlik Personeli” ile 5188 sayılı “Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun” ve “Kanunun Uygulamasına İlişkin Yönetmelik” esaslarına ve diğer Yasal Mevzuat Hükümlerine uygun olarak gözetim ve güvenliğinin sağlanmasıdır." Hizmet Dönemi başlıklı 4.madde; "a. Bu sözleşme 01/04/2015 tarihinde yürürlüğe girecektir. Sözleşmenin bitiş tarihi 31/12/2015'dir. b. Sözleşme yanlarınca sözleşmenin bitim tarihinden en az 60 (altmış) takvim günü öncesinden yazılı olarak fesih ihbarda bulunulmadığı takdirde sözleşme kendiliğinden 1 yıl süreli olarak yenilenmiş sayılır." Sözleşmenin Feshi başlıklı 10.madde; "a. Taraflar işbu sözleşmenin hükümlerinin ihlal edilmiş olması halinde, karşı tarafa durumu yazı ile bildirecek ve aykırılığın giderilmesi için 30 (otuz) gün mehil verecektir. Söz konusu ihtara rağmen aykırılığın ve/veya ihlalin giderilmemesi halinde, karşı tarafa yazılı olarak bildirmek ve tebliğ tarihinden itibaren 30 (otuz) gün sonra hüküm ifade etmek üzere sözleşmeyi fesih hakkı doğar. b. Sözleşmenin herhangi bir neden ile feshi halinde, Taraflar fesih tarihine kadar doğmuş borç ve yükümlülükleri yerine getireceklerini kabul ve beyan etmektedirler. c. Müşteri'nin hizmet mahallini terk etmesi söz konusu olursa, Müşteri işbu durumu en az 60 (altmış) gün öncesinden ...'a bildirerek, fiili terk tarihinden itibaren geçerli olmak üzere, işbu sözleşmeyi tek taraflı fesih hakkına da haizdir." şeklinde düzenlenmiştir. Davalı tarafından, davacıya gönderilen 24/06/2015 tarihli yazıda; "Şirketinizle şirketimiz arasında imzalanan 24/03/2015 tarih ve 109/1 sayılı Özel Güvenlik Hizmet Sözleşmesini görülen lüzum üzerine 30 Haziran 2015 tarihinden itibaren fesh ediyoruz" denildiği,Davacı tarafından, davalıya gönderilen 29/06/2015 tarihli cevabi yazıda; "...sözleşmenin feshi ile ilgili bildiriminiz sözleşmeye aykırı olması sebebiyle, yapılan fesih bildirimi tarafımızca kabul edilmeyerek, sözleşme hükümleri dâhilinde güvenlik hizmetimizin devam ettiğini, aksi bir durum oluşması halinde sözleşmenin haksız fesih sebebiyle uğramış ve uğrayacak olduğumuz zararlar ile güvenlik hizmet sözleşmesinin 8-e maddesi gereğince personelin şirketinizde çalıştığı süreye tekabül eden kıdem ve ihbar tazminatının da tarafınızdan tahsili için yasal yollara başvurulacağı..." hususlarının ihtar edildiği, Davacı şirket çalışanı güvenlik şefi Bülent Kötek ve güvenlik görevlisi ..., dava dışı ... Güvenlik şirketi çalışanı ... ile davalı şirket fabrika yetkilisi ... arasında tutulan 01/07/2015 tarihli tutanak; "... Güvenlik olarak 01/07/2015 tarihinde ... Dilovası fabrikasındaki görevimiz sırasında, daha önce bize tebliğ edildiği üzere sözleşmemizin feshedilmesi üzerine ... Güvenlik isimli firma personelleri ile birlikte saat 07:45'de fabrikaya gelmişlerdir. Bu durum karşısında fabrika yetkilisi ... beye bilgi verildi. Tüm görev noktaları 08:00 saati itibariyle ... Şirketine tam ve eksiksiz teslim edilmiştir." şeklinde düzenlenmiştir. Bilirkişi raporları; 1-Mali müşavir ... ve hukukçu Dr. ...'ten oluşan bilirkişi heyetinden alınan 23/09/2019 tarihli raporda özetle; dosya içerisinde, davalı tarafından davacıya gönderilen "sözleşme hükümlerinin ihlal edildiği ve aykırılığın giderilmesinin talep edildiği" bir yazıya rastlanılmadığı, mahkemece sözleşmenin feshi haksız olarak değerlendirilirse davacının bu nedenle tazminat talep edebileceği, davacının davalıya 3 aylık dönemde kestiği faturalar toplamının, davacı kayıtlarına göre 129.4171,85 TL olup aylık 43.057.28 TL'ye tekabül ettiği, sözleşmenin haksız feshedildiği kanaatine varılırsa TBK'nın 112.maddesi dikkate alındığında davalının davacı zararını gidermekle yükümlü olduğu, davacının da tedbir alarak ortaya çıkan zararı azaltma ve davalının yerine ona mümasil bir başka müşteri araştırıp temin etme görevi ve yükümü olduğu (TBK md. 114'ün yollaması ile TBK md. 52) bu meyanda davacının davalıdan sözleşme sonuna kadar temin edeceği meblağı isteyemeyeceği ancak süreç içinde davacının davalıya kestiği faturalar tutarı ve davadaki talep miktarı gözetilerek, Mahkemenin de resen yapacağı inceleme sonucu istem maddi ve usuli açıdan yerinde görülecek olursa, davanın kabulüne karar verilebileceği mütalaa edilmiştir. 2-Mali müşavir ...tarafından düzenlenen 21/09/2020 tarihli raporda özetle; Davacının 1 aylık ortalama gelirinin 39.641,18 TL olduğu, şirketin hizmet üretimine yansıyan personel giderlerinin aylık ortalama 33.030,89 TL, şirketin bu personeller için katlandığı SGK ve vergi ortalamasının 2.494,09 TL olması sebebiyle masraf toplamının 35.524,98 TL olduğu, bu durumda 1 aylık net mahrum kalınan karın ise 4.116,20 TL olduğu hesap edildiği, Sözleşmenin 30/06/2015 fesih tarihinden sonra bitiş tarihi olan 31/12/2015 tarihine kadar kalan süresinin 5 ay olduğu, sözleşmenin feshinden sonra kalan 5 aylık süre için mahrum kalınan kazanç kaybının 20.580,98 TL olarak hesap edildiği, sözleşmenin davalı tarafından 24/06/2015 tarıhli yazı ile herhangi bir sebep gösterilmeden feshedildiği, sözleşme feshinin haksız fesih olarak değerlendirilmesinde hukuki tavsifin mahkemeye ait olduğu, davacı ile olan sözleşmenin ileriye dönük olarak feshedildiği yine mahkemece değerlendirildiğinde, bu defa davacının bu kapsamda talep edebileceği tazminat hususunda ileriye dönük kazanç kaybının sözleşme süresinin kalan süresi için değerlendirilmesi ve bu hususa ilişkin hesap yapılması beklendiği durumda 5 ay için kazanç kaybının 20.580,98 TL olduğu, bununla birlikte sözleşmenin feshine ilişkin 10.madde düzenleme içeriğinde davalı tarafa fesih için davacıya verilecek 30 günlük süre ve sonrasında giderilmemesi halinde 30 gün sonrası fesih hakkı tanınmış olmakla 60 gün önceden fesih yapabileceği düzenlemesi değerlendirildiğinde fesih önel süresi kadar davacıya kazanç kaybının ödenmesinin uygun olacağı, bu durumda davacının talep edebileceği 2 ay için kazanç kaybının 8.232,40 TL olduğu mütalaa edilmiştir. İnceleme ve değerlendirme Taraflar arasındaki sözleşme 01/04/2015-31/12/2015 tarihleri arasında yürürlükte olacak şeklide imzalanmış ancak davalı şirket tarafından 24/06/2015 tarihli yazı ile sözleşmenin feshediliği bildirilmiş ve davacı şirket 01/07/2015 tarihinde sözleşme konusu alanı dava dışı 3.kişiye teslim ederek hizmete son vermiştir. Somut olayda uyuşmazlık, sözleşmenin sebep göstermeksizin davalı tarafça feshinin mümkün olup olmadığı, davacının sözleşmeden kaynaklanan zararlarını talep edip edemeyeceği, zararın miktarı noktalarında toplanmaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 18/2 maddesinde "Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir." hükmü yer almaktadır. Tarafların imzaladıkları sözleşmenin 10.a maddesi gereği, tarafların sözleşmenin ihlali halinde aykırılığın giderilmesi için 30 gün süre vereceği, ihlalin giderilmemesi halinde karşı tarafa bildirilecek yazı ile 30 gün sonra hüküm ifade etmek kaydıyla sözleşmeyi feshedebilecekleri düzenlenmiştir. Yine 10.c maddesinde ise Müşterinin yani davalının hizmet mahallini terk etmesi söz konusu olduğu takdirde en az 60 gün önceden davacıya bildirerek, fiili terk tarihinden itibaren geçerli olacak şekilde sözleşmeyi tek taraflı fesih hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.Ancak somut olayda sözleşme, her iki fesih koşulu da oluşmadan, tek taraflı bildirimle ve hiçbir gerekçe gösterilmeden davalı tarafça feshedilmiştir. 4721 sayılı TMK'nın 2.maddesinde "Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz." hükmü ile hak ve borçların kullanımı ve ifasında da dürüstlük kurallarına uyulması gerektiğine işaret edilmiştir. Söz konusu fesih, sözleşme koşullarına uygun olmadığı gibi TMK'nın 2.maddesine de aykırıdır. Zira tek taraflı feshi hakkının olduğu hallerde dahi haklı bir sebebin bulunması gerektiği aşağıda yer verileceği üzere Yargıtay'ın yerleşik içtihatları ile kabul edilmişken, davalının sözleşmeye aykırı olarak tek taraflı ve haklı bir sebep bildirmeden fesih hakkının olduğunu kabul etmek mümkün değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27/04/2016 tarihli 2015/15206 E. 2016/4748 K. ilamı "...kural olarak kişinin sözleşmenin feshi yoluna gitme konusunda irade özerkliği sonucu takdir hakkı bulunmakla birlikte, feshin haksız olması halinde, karşı tarafın bundan doğan zararlarından sorumluluğunun da bulunacağı tabiidir. Dairemizin 22/10/2014 tarih, 2014/7542 E - 2014/16209 K. ilamında da belirtildiği üzere sözleşmede herhangi bir sebep gösterilmeksizin fesih hakkının bulunduğuna dair bir hüküm olması halinde dahi, sözleşmenin feshi için haklı bir sebebin bulunması gerekmektedir..." Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04/02/2015 tarihli 2014/16555 E. 2015/1207 K. sayılı ilamı "...imzalanmış sözleşmenin yürütümü sırasında da hukukun genel ilkelerinden olan Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesi gereğince de, hak ve borçların kullanımı ve ifasında da iyiniyet kurallarına uyulması gerekmektedir. Bir hakkın sırf başkasını zarara sokacak şekilde kötüye kullanılmasını kanun himaye etmez. Uyuşmazlık konusu sözleşme hükmü bu açıdan değerlendirildiğinde bu sözleşme maddesinin davalıya keyfi olarak nitelendirilebilecek mutlak bir hak bahşetmediğinin kabulü gerekir. O halde, mahkemece, davalının sözleşmeyi fesihte haklı olup olmadığı yönünde değerlendirilme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, bozmayı gerektirmiştir..." şeklindedir. Sözleşme hükümleri, yukarıda yer verilen içtihatlar, TMK'nın 2.maddesi ve davalı tarafından sözleşmenin feshine gerekçe olarak hiçbir haklı neden bildirilmediği gibi aksine davalı vekilinin cevap dilekçesindeki "müvekkilinin gördüğü lüzum üzerine" sözleşmenin feshedildiği yönündeki beyanı da dikkate alındığında, sözleşmenin haksız feshedildiği kanaatine varılmıştır. Taraflar arasındaki sözleşme 31/12/2015 tarihine kadar yürürlükte kalacak şekilde imzalandığından, sözleşmenin erken feshi nedeniyle davacının zarara uğrayacağı açıktır. Müspet zarar (olumlu zarar) sözleşme tam olarak ifa edilmiş olsa idi alacaklının mal varlığının oluşacağı durum ile sözleşmeden ifa edilmemiş olması nedeniyle mevcut durum arasındaki farktır. Menfi zarar ise yerine getirileceğine inanılan bir sözleşmenin hüküm ifade etmemesi ve yerine getirilmemesi yüzünden güvenin boşa çıkması dolayısıyla uğranılan zararlardır. Yani müspet zararın konusunu sözleşme gereği gibi ifa edilmiş olsaydı doğmayacak zararlar oluşturmaktayken, menfi zararın konusunu ise sözleşme hiç yapılmamış olsaydı doğmayacak olan zararlar oluşturmaktadır. Menfi zarar kurulamayan veya geçerli olmayan bir sözleşmeden kaynaklanıyorken, müspet zarar borcun ifa edilmemesinden kaynaklanmaktadır. Fili zarar mal varlığında meydana gelen azalmayı, yoksun kalınan kar ise mal varlığının artma imkanının kaybını ifade etmektedir. Yoksun kalınan kar da müspet zararın bir parçasını oluşturur. Borca aykırı davranış olmasaydı, alacaklının malvarlığının göstereceği artışa yoksun kalınan kar denir. Burada sözleşmenin ihlali malvarlığında meydana gelecek muhtemel bir artışı engellemiş, önlemiştir... Yoksun kalınan kar ya malvarlığının aktif kısmının artmamasından yada pasif kısmının azalmamasından meydana gelir (Prof. Dr. Fikret Eren, Dr. Ünsal Dönmez, Eren Borçlar Hukuku Şerhi, Cilt III, s. 2261, 2261). 6098 sayılı TBK'nın 112.maddesinde; "Borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bundan doğan zararını gidermekle yükümlüdür." TBK'nın 114.maddesinde; "Borçlu, genel olarak her türlü kusurdan sorumludur. Borçlunun sorumluluğunun kapsamı, işin özel niteliğine göre belirlenir. İş özellikle borçlu için bir yarar sağlamıyorsa, sorumluluk daha hafif olarak değerlendirilir. Haksız fiil sorumluluğuna ilişkin hükümler, kıyas yoluyla sözleşmeye aykırılık hâllerine de uygulanır."TBK'nın 52.maddesinde; "Zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Zarara hafif kusuruyla sebep olan tazminat yükümlüsü, tazminatı ödediğinde yoksulluğa düşecek olur ve hakkaniyet de gerektirirse hâkim, tazminatı indirebilir." TBK'nın 117.maddesinde; "Muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşer. Borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş veya sözleşmede saklı tutulan bir hakka dayanarak taraflardan biri usulüne uygun bir bildirimde bulunmak suretiyle belirlemişse, bu günün geçmesiyle; haksız fiilde fiilin işlendiği, sebepsiz zenginleşmede ise zenginleşmenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olur. Ancak sebepsiz zenginleşenin iyiniyetli olduğu hâllerde temerrüt için bildirim şarttır." TBK 408.maddesinde; "İşveren, işgörme ediminin yerine getirilmesini kusuruyla engellerse veya edimi kabulde temerrüde düşerse, işçiye ücretini ödemekle yükümlü olup, işçiden bu edimini daha sonra yerine getirmesini isteyemez. Ancak, işçinin bu engelleme sebebiyle yapmaktan kurtulduğu giderler ile başka bir iş yaparak kazandığı veya kazanmaktan bilerek kaçındığı yararlar ücretinden indirilir." hükümleri yer almaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12/05/2010 tarihli 2010/14-244 E. 2010/260 K. sayılı ilamı; "...İki taraflı sözleşmelerin karşı tarafça haksız feshedildiği hallerde Borçlar Kanununun 106. ve 108. maddeleri hükümleri gereğince kâr kaybı zararına uğrayan tarafın isteyebileceği zararın saptanmasında kıyasen Borçlar Kanununun 325. maddesi hükmünde gösterilen kesinti yönteminin uygulanması gerekir. Bu yönteme göre hesaplanan kâr kaybı; sözleşme ifa ile bitseydi zarar görenin elde etmesi muhtemel bütün gelirlerden, yapması gereken tüm zorunlu harcamalar ile sözleşme süresinden önce feshedildiğinden, sözleşmenin süresinden önce feshi nedeniyle sağladığı yani tasarruf ettiği haklar ve yine bu süre içerisinde başka işten sağlayacağı veya kasten sağlamaktan kaçındığı kazanç miktarlarının toplamı indirilerek bulunur. Bu şekilde elde edilecek fark miktara ise net kar denilir..." Bilirkişi ... tarafından düzenlenen 2.raporda davacının 1 aylık geliri 39.641,18 TL, masrafları (hizmet maliyeti + vergi + SGK) 35.524,98 TL olup bu durumda 1 aylık net mahrum kalınan karı 4.116,20 TL hesap edilmiştir. Bir aylık net mahrum kalınan kar hesabı yukarıda yer verilen açıklamalara uygundur. Davacının sözleşme gereği 31/12/2015 tarihine kadar hizmet vermesi ve kazanç elde etmesi mümkün iken, sözleşmenin erken feshi nedeniyle 01/07/2015 tarihinden itibaren hizmet vermediği ve kazanç kaybına uğradığı sabittir. Ancak dosya kapsamında alınan raporlar incelendiğinde her iki raporda da, sözleşmenin feshi karşısında davacının aynı nitelikte başka bir iş bulma olasılığının ve süresinin ne kadar olduğu hususunda bir değerlendirme yapılmadığı görülmektedir. Bilirkişi raporunda ve mahkeme kararındaki "sözleşmenin 10.maddesine göre davacının fesih önel süresi olan 60 gün için kazanç kaybı talep edebileceği" tespitinin ise yukarıda açıklanan gerekçelerle hatalı olduğu anlaşılmaktadır. Davacının sözleşme gereği 31/12/2015 tarihine kadar hizmet vermesi ve kazanç elde etmesi mümkün iken, sözleşmenin erken feshi nedeniyle 01/07/2015 tarihinden itibaren hizmet vermediği, bu durumda 01/07/2015-31/12/2015 arası 6 aylık kazanç kaybına uğradığı ancak sözleşmenin feshi karşısında davacının aynı nitelikte başka bir iş bulma olasılığının ve süresinin hakkaniyete göre tespit edilmesinin gerektiği, davacı tarafça 15.800,00 TL talep edildiği, talep edilen bu bedelin 1 aylık net mahrum kalınan kar tutarı dikkate alındığından 15.800,00 / 4.116,20 = 3,83 aya denk geldiği yani 4 aydan daha kısa bir süreye tekabül ettiği hesaplanmakla, makul bir süre olduğu kanaatine varılmıştır. Bu durumda mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hatalıdır. Açıklanan gerekçelerle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulüne, davalı vekilinin istinaf talebinin ise reddine karar verilmesi gerekmiştir. Davacı vekili faiz başlangıç tarihi yönünden de istinaf talebinde bulunmuş ise de; dava tarihinden önce TBK'nın 117/1 maddesine uygun olarak temerrüt oluşmadığından, davacı vekilinin bu yöndeki istinaf talebi ise yerinde görülmemiştir. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiştir. Davacı vekilinin istinaf talebinin ise açıklanan gerekçelerle -faiz başlangıç tarihi dışında- yerinde olduğu kanaatine varılarak, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmiş ve HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde yeniden hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusu KABULÜ ile HMK'nın 353/1.b.2 maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/1053 E. 2020/434 K. sayılı ve 06/10/2020 tarihli kararının KALDIRILMASINA ve YENİDEN HÜKÜM TESİS EDİLMESİNE, a-Davanın KABULÜ ile 15.800,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlarda avans faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine, 3-İlk derece mahkemesi yönünden;a-Karar tarihi itibariyle alınması gereken 1.079,29 TL nispi karar ve ilam harcından 85,39 TL peşin harç ve 185,00 TL tamamlama harcının mahsubu ile kalan 808,90 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına, b-Davacı tarafça yapılmış 35,90 TL başvurma harcı, 85,39 TL peşin harç ve 185,00 TL tamamlama harcı olmak üzere 306,29 TL harç gideri ile tebligat, müzekkere ve bilirkişi ücreti olmak üzere 2.625,00 TL masraf toplamı 2.931,29 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, c-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, ç-Yatırılan gider avansından artan kısmın taraflara iadesine,d-Davacı taraf vekille temsil olunduğundan karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 15.800,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, 4 -İstinaf aşaması yönünden;a-Taraflarca yatırılan istinaf başvuru harcının ayrı ayrı Hazineye gelir kaydına,b-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından yatırılan 129,25 TL hacın mahsubu ile eksik kalan 298,35 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,c-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 141,00 TL hacın mahsubu ile eksik kalan 286,60 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,ç-Davacı tarafça sarf edilen 291,35 TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine,d-Davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderinin kendi üzerinde bırakılmasına, e-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,f-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacılara ilk derece mahkemesince iadesine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere, istinaf karar harcı yönünden oy çokluğu, esasa yönelik ve sair incelemeler yönünden oybirliği ile karar verildi.24/04/2024
MUHALEFET ŞERHİ 492 sayılı Harçlar Yasası'nın 2. maddesinde "Yargı işlemlerinden bu kanuna bağlı (1) sayılı tarifede yazılı olanların yargı harçlarına tabi olduğu" belirtilmiştir. Harçlar Kanunu Genel Tebliği, (1) Sayılı Tarife Yargı Harçlarının III- karar ve ilam harcı başlıklı 1/a maddesinde "Konusu belli bir değerle ilgili bulunan davalarda esas hakkında karar verilmesi halinde hüküm altına alınan anlaşmazlık konusu değer üzerinden binde 68.31 oranında nisbi harç alınacağı", 1/e maddesinde "(değişik:5235/m. 52) yukarıdaki nisbetlerin Bölge Adliye Mahkemeleri, Bölge İdare Mahkemeleri, Danıştay ve Yargıtay'ın tasdik veya işin esasını hüküm altına aldığı kararları içinde aynen uygulanacağı" belirtilmektedir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 27.12.2021 tarih ve 2021/9035 E. 2021/7367 K. sayılı ilamında da ''... Bölge Adliye Mahkemesi'nce verilen karara yönelik olarak yapılan temyiz başvurusu üzerine HMK'nın 344 maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekiline usulüne uygun şekilde tebliğ edilen muhtıra kapsamında 1 haftalık kesin süre içerisinde gerekli harç ve giderlerin yatırılmadığı gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi'nce HMK'nin 366/1 maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 344/1 maddesi uyarınca davacının temyiz başvurusunun yapılmamış sayılmasına ilişkin olarak verilen 05/11/2021 tarihli ek kararda hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nin 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi 05/11/2021 tarihli ek kararının onanmasına" dair karar verildiği nazara alındığında; nisbi değere tabi bulunan davalarda, davanın kabulüne/kısmen kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesi kararı aleyhine davalı tarafça istinaf yasa yoluna başvurulması halinde Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddi ile nisbi karar ve ilam harcına hükmedilmesi gerektiği düşüncesiyle, sayın çoğunluğun bu konuya ilişkin görüşüne katılmamaktayım.