T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/2323
KARAR NO: 2023/1720
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2018/344 Esas
KARAR NO: 2020/504
KARAR TARİHİ: 01/10/2020
DAVA: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 29/11/2023
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA:Davacı vekili dava dilekçesi ile; taraflar arasında bulunan sözleşme gereği, davalı şirketin maliki olduğu yapı bünyesinde personeller görevlendirildiğini, işbu sözleşme gereği masrafların yapıldığını ve üstlendiği tüm yükümlülüklerini tam ve gereği gibi ifa ettiğini, müvekkili şirketin işbu icra takibi sırasında ve sonrasında dahi ve işbu alışveriş merkezinde bulunan perakendecileri ve çalışanları mağdur etmemek amacıyla iyiniyetli olarak hizmetlerine devam ettiklerini, müvekkili şirket tarafından vermiş olduğu hizmete karşılık olan hizmet bedelleri için aylık fatura düzenlendiğini yapılan masrafların da ayrıca faturalandırıldığını, TTK 'nun 21/2. Maddesinde faturaya itiraz için gerekli sürenin bu faturanın alındığı tarihten itibaren 8 gün olduğunun açıkça belirtildiğini, davalı şirket tarafından takip konusu edilen alacağa ilişkin müvekkili şirket tarafından düzenlenen faturalara da işbu takip tarihine dek itiraz edilmediğini, müvekkili şirket tarafından taraflar arasındaki sözleşmelere dayanarak düzenlediği faturaların davacı şirket tarafından süresinde ödenmediğini ve müvekkili şirketin muhasebe kayıtlarında, cari hesaplarında davalı şirketin 3.004.606,90 TL müvekkili şirkete borçlu olduğunun anlaşılacağını belirterek davanın kabulüne, davalı şirketin İstanbul .... İcra Müdürlüğünün ... esas numaralı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile % 20 den az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatına mahkum edilmesine, tüm yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı şirkete yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesi ile; işbu davada mahkememizin yetkili olmadığını, müvekkilinin şirket adresinin İskenderun olduğunu, karşı taraf ile müvekkili şirket arasında konsept ve geliştirme kiralama hizmet sözleşmesi ile ekleri olarak ve sair ek sözleşmeler imzalandığını, sözleşmeler kapsamında müvekkili şirketin yatırım yaparak inşaa ettiği ... Avm de bulunan tüm kiralanabilir alanları kiralanmasını ve kendileri tarafından sevk idaresini üstlenmiş olduğunu, diğer bir değişle, sözleşmeden de görüleceği üzere, AVM'nin kiralarını tahsil dahil, AVM'nin işletilmesi için, eleman alımı, tüm satın almalar, bakım ve onarımlar tedarikler gevrekli hizmet alım işleri dahil her türlü yetki ile donatıldığını, ancak davacı taraf, üstlenmiş olduğu edimleri bir çoğunu yerine getirmediğini, bir çoğunu eksik ve kusurlu yerine getirdiğini, tanıtım ve pazarlama işlerini iyi yapmadığını, basiretli tacir gibi davranmadığını ve bunun sonucu olarak da; AVM'nin kiralama işleri çok yavaş gittiğini, yapılan keşif sırasında da görüleceği üzere, AVM'nin kiralanabilir alanının yarısını bile kiralayamadığını, AVM'nin tanıtım ve etkinlikleri yapmayarak, AVM'ye yeterli ziyaretçi gelmesini temin edemediğini, sadece bir tarafa yürüyen merdiven konulması ve AVM'nin diğer kısmına ziyaretçi sayısının az olması gibi bir kısım yönetim işleri kendisininden beklenen ve üstlendiği performansın çok altında gösterdiğini, bunun sonucunda, AVM'nin gelirleri, giderlerini karşılayamadığını ve sürekli zarar eder hale geldiğini, sonuç olarak davacının üstlenmiş olduğu edimlerin bir kısmını yapmayarak, bir kısmını kötü ifa ederek edimlerini basiretli olarak yerine getirmeyerek ücrete hak kazanmadığından ve tek taraflı olarak düzenlemiş olduğu faturalar, bedelsiz olduğu gibi davacının edimlerini yerine getirmemesi nedeniyle zarara uğratarak icra takiplerine neden olduğundan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, "...Taraflar arasında düzenlenen 12/02/2013 tarihli yönetim hizmet sözleşmesi imzalandığı, bu sözleşmeye göre davalı tarafa ait olan ... AVM 'nin sevk ve idaresi işletilmesini davacının üstlendiği, bu sözleşmeye göre davacının edimlerini yerine getirdiği ancak 2017-2018 yıllarında düzenlemiş olduğu gayrimenkul yönetim hizmet bedeli, AVM de davacı şirketin bordrosunda çalışan personelin maaş ve diğer sosyal hakları için düzenlenen ve bu sözleşmeye göre yapılan masraflara ilişkin tüm faturaların davalı tarafça ödenmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle tarafların ticari defterleri incelenmiş bilirkişinin raporunda da açıkladığı gibi tarafların ticari defterlerinin lehlerine delil olarak kullanabilecek nitelikte olduğu tespiti yapılmıştır. Bu tespite göre her iki tarafın defterlerinde icra takibine konu olan 3.004.606,90 TL davacı alacağının bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı taraf her ne kadar AVM'nin işletilmesinde davacının kusurları bulunduğu gereği gibi hizmet vermediğini ileri sürmüş ise de davacıdan kaynaklanan eksik hizmet, ayıplı hizmet hususlarını davalı taraf ispatlayamamıştır. Söz konusu AVM'nin sahibi olan davalı tarafın zarar etmesi davacının sorumluluğunda görülmemektedir. Diğer taraftan davacının talep ettiği faturalar davalı tarafın defterlerine de usulüne uygun olarak işlemiş, itiraz edilmemiştir. 2017 yılından öncesine ait faturalara düzenli olarak ödenmiş, bu faturaları davalı taraf ödemekten kaçınmıştır. Bu nedenler ile davalının faturalardan dolayı davacıya borçlu olduğu bilirkişi raporu, sözleşme, faturalar ile sabit olduğu " gerekçesiyle davanın kabulü ile İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı icra takip dosyasına davalı tarafın yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin aynen devamına, %20 icra inkar tazminatı olan 600.921,20 TL davalıdan alınarak davacıya verilmesine, icra takibine vaki itirazın bu şekilde iptali ile icranın devamına karar verilmiştir
İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; Mahkeme yetki itirazımızı, 12.02.2013 tarihli sözleşmenin 5.14. Maddesinde "uyuşmazlık halinde uyuşmazlığın çözümünde İstanbul Merkez Mahkemeleri ve İcra dairelerinin yetkili olduğu"undan bahisle reddine karar verdiğini, ancak ekte sunmuş olduğumuz 26.11.2011 tarihli imza sirkülerinden görüleceği üzere müvekkil şirketi yönetim kurulu üyelerinin her hangi ikisinin müşterek imzaları ile şirketi her hususda temsil ve ilzam edeceği kararlaştırıldığı ancak, sözleşmeyi, yönetim Kurulu üyelerinden sadece bir kişi (...) imzalamış olup, iki yönetim kurulu üyesinin imzası olmadığından bu nedenle sözleşmedeki yetki şartı geçersiz olduğunu, bu nedenle yetkili icra dairesinin müvekkil şirketinin yerleşim merkezinin bulunduğu İskendurun İcra Daireleri olduğundan, mahkeme kararının kaldırılarak yetkisizlik kararı verilmesini, Esasa ilişkin olarak; alınan bilirkişi raporunda faturaya konu mal ve hizmetlerin tam ve gereği gibi ifa edilmediği, davacının kötü yönetimi nedeniyle AVM'daki mağazaların kiralanamadığı ve zararın oluştuğu, davacının yetersiz yönetimi nedeniyle öz kaynaklarda müvekkil şirketin eksiye düştüğü hususları tespit edilmiş olup bilirkişi raporu kapsamında davanın reddine karar verilmesi gerektiğini,Mahkemece, hiç bir gerekçe göstermeden, sadece hüküm kısmında müvekkil şirket aleyhine % 20 inkar tazminatına hükmedilmiş ise de inkar tazminatının gerekçesi olmadığı gibi şartları da oluşmadığını belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, Yönetim Hizmeti sözleşmesinden kaynaklanan faturalara dayalı başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul .... İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacının muhtelif sayıda faturaya istinaden toplam 3.004.606,90 TL asıl alacağın tahsili için takip başlattığı, davalının yasal süresinde borca ve icra dairesinin yetkisine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Yetki itirazı yönünden; davalı vekili, söz konusu sözleşmenin tek şirket yetkilisi tarafından imzalandığından sözleşmedeki " İstanbul Merkez mahkemeleri ve icra dairelerinin yetkili olduğuna dair" yetki sözleşmesini geçersiz olduğunu, bu nedenle davalı şirketinin yerleşim merkezinin bulunduğu İskendurun İcra Daireleri olduğunu ileri sürmüş ise de söz konusu sözleşmeye istinaden davalının, sözleşmenin başından itibaren davacıdan hizmet aldığı, hizmet bedellerinin uzun süre ödenmesine rağmen, ödenmeyen hizmet alacaklarına ilişkin itirazın iptali davasında, sözleşmenin yetkisiz temsilci tarafından imzalandığına ilişkin savunma, dürüstlük kuralına aykırılık oluşturup hakkın kötüye kullanımı sonucunu doğurmaktadır. Öte yandan, TBK'nun 46. maddesinde; "Bir kimse yetkisi olmadığı hâlde temsilci olarak bir hukuki işlem yaparsa, bu işlem ancak onadığı takdirde temsil olunanı bağlar. Yetkisiz temsilcinin kendisiyle işlem yaptığı diğer taraf, temsil olunandan, uygun bir süre içinde bu hukuki işlemi onayıp onamayacağını bildirmesini isteyebilir. Bu süre içinde işlemin onanmaması durumunda, diğer taraf bu işlemle bağlı olmaktan kurtulur." şeklinde ifade edilmiştir. Aynı yasanın 47. Maddesinde de temsil olunanın açık veya örtülü olarak hukuki işlemi onamaması halinde, bu işlemin geçersiz olmasından doğan zararın giderilmesi, yetkisiz temsilciden isteyebileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla sözleşmenin yetkisiz temsil ile yapıldığı kabul edilse dahi davalı şirketin, yapılan sözleşmeye zımnen icazet verdiği, bu durumda yetkisiz temsilci ile yapılan sözleşme başlangıçtan itibaren geçerli bir sözleşmenin bütün hüküm ve sonuçlarını doğuracağı anlaşılmaktadır.Kaldı ki, davalının, yetki sözleşmesinin geçersiz olduğu iddiası kabul edilse dahi bir davada, birden fazla genel ve özel yetkili mahkeme varsa, davacı bu mahkemelerden birinde dava açmak ve takip başlatmak hususunda bir seçimlik hakka sahiptir. 2004 sayılı İİK'nun 50. maddesinde yetki düzenlenmiştir. Düzenlemede, para ve teminat borcu için takip hususunda usul kanununun yetkiye dair hükümlerinin kıyas yolu ile tatbik olunacağı belirtilmiştir. Takip ve dava tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 6. maddesinde genel yetkili mahkeme düzenlenmiş ve genel yetkili mahkemenin, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesi olduğu ifade edilmiştir. Aynı Kanunun 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğu belirtilmiştir ki bu da özel yetkiye ilişkin bir düzenlemedir. Ayrıca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 89. maddesi uyarınca para alacağına ilişkin davalarda aksi kararlaştırılmadıkça para borcu, alacaklının yerleşim yerinde ödenmesi gerektiğinden alacaklının bulunduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Davaya konu alacak da taraflar arasındaki hizmet sözleşmesinden doğmaktadır. HMK 10. maddesinde sözleşmeden doğan davalar için, sözleşmenin ifa edileceği yer mahkemesinin de yetkili olduğu kabul edilmiştir. Öte yandan davanın temelini oluşturan icra takibinin dayanağı, taraflarca inkar edilmeyen akdi ilişkiden kaynaklanan verilen hizmetin parasal karşılığı olup dava bu niteliği itibariyle bir miktar para alacağına ilişkindir. Diğer bir ifade ile davacının sözleşme kapsamında vermiş olduğu hizmet karşılığında davacının borcu para borcudur. TBK 89/1 maddesi uyarınca borcun ifa yeri, tarafların açık veya örtülü iradelerine göre belirlenir. Aksine bir anlaşma yoksa para borçları, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. Buna göre; taraflar arasında hizmet sözleşmesinden kaynaklanan bir akdi ilişki kurulduğu sabit olmakla TBK 89. Maddesi uyarınca yetkili icra dairesi ve mahkemelerinin, yetki sözleşmesinin de kararlaştırıldığı gibi davacı alacaklının yerleşim yerinin bulunduğu İstanbul Merkez Mahkemeleri ve icra daireleri olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin yetki itirazının reddine karar verilmiştir.Mahkemece bilirkişi incelemesi yaptırılmış olu mali müşavir bilirkişisinden alınan raporda özetle " İcra takibine dayanak yapılan faturaların her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, her iki tarafın yasal kayıtlarına göre davacının, davalıdan 3.004.606,90 TL alacaklı göründüğü, ancak, davacını dava konusu hizmet bedeli faturaları nedeniyle davalıdan alacaklı olduğunun kabul edilebilmesi için faturaların taraflar arasındaki sözleşmeye uygun düzenlenmiş olduğunun ve faturalara konu mal veya hizmetlerin tam ve gereği gibi ifa edildiğinin davacı tarafından geçerli delillerle kanıtlanması gerektiği, bu konuda sadece faturanın düzenlenerek karşı tarafa gönderilmiş ve gönderilen faturalara süresi içinde itiraz edilmemiş olması dahi faturalara konu mal ve hizmetin sözleşmeye uygun olarak ifa edildiğinin kabul edilmesi için yeterli olmadığı, davacı şirket, davalı şirketin kuruluş tarihi olan 2013 yılından 2016 yılına kadar kestiği faturalarını ... Turizm A.Ş.'den tahsil ettiğini, uzlaşmazlık 2017 ve 2018 yıllarına isabet eden hizmet faturalarından kaynaklandığı, bunun nedeninin çarşıdaki mağazaların tamamı kiralanamaması ve kötü yönetimden kaynaklı oluşan zarardan kaynaklı olduğu, davalı şirket kuruluşundaki öz kaynakları 1.702.704 62 TL iken yetersiz yönetim nedeniyle 2018 yıllında öz kaynakları eksi -4.857.287,78 TL düştüğü ve TTK ya göre sermayesinin 3/2 kaybederek münfesih duruma düştüğü " tespit ve kanaatine varıldığı bildirilmiştir.Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 01/06/2015 tarih 2014/7976 Esas 2015/4126 Karar sayılı ilamında belirtildiği üzere " YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK md. 23/2). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 23. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. Buna göre; fatura düzenleyen tacirin anılan karineden yararlanabilmesi için fatura tanzim edenle, adına fatura tanzim edilen arasında akdi ilişki bulunması, faturanın akdin ifasıyla ilgili olarak düzenlenmesi gerekir. Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. TTK'nın 23. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. İkinci fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura münderecatının doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa, düzenlenen belge fatura değildir. Bu belge, belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 23/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkanı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan yasanın 23. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın münderecatından söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK.m.230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı taktirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.) Faturanın karşı tarafa usulüne uygun tebliğ edildiğini kanıtlama yükümlülüğü faturayı gönderen tarafta olup, faturayı gönderenin bu hususu kanıtlaması halinde, bu kez, TTK'nın 23/2. maddesinde yazılı 8 günlük yasal süre içerisinde faturaya itiraz ve iade ettiğini kanıtlama yükümlülüğü ise, karşı tarafa aittir. TTK'nın 23/2. maddesi uyarınca tebliğe rağmen faturayı süresinde itiraz ve iade etmeyerek, ticari defterlerine borç kaydeden tacir, fatura münderecatını aynen kabul etmiş ve faturayı gönderen taraf, faturaya dayalı bu alacağının varlığını HMK'nın 222. maddesi (TTK'nın 84. ve 85. maddeleri) uyarınca ispatlamış olur."Somut olayda; davalıya ait AVM'ne yönetim hizmeti ile AVM'nin kiralanabilir alanlarına ilişkin ilgili stratejik danışmanlık raporunun ve kiralama hizmetinin verilmesi konusunda taraflar arasında 12/02/2013 tarihli sözleşmeler imzalandığı, takibe dayanak yapılan faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu görülmüştür. Davalı vekili her ne kadar, davacının üstlenmiş olduğu edimlerini tam ve gereği gibi yerine getirmediğini, AVM'nin pazarlama ve tanıtım etkinliklerini yapmayarak AVM'nin kiralanabilir yerleri kiraya verilememesi ve yeterli ziyaretçi sağlanamaması nedeniyle davalı şirketin zarar ettiğini ileri sürmüş ise de söz konusu faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olması hizmetin gereği gibi verildiğine karine oluşturmakta olup aksi davalı tarafça ispatlanması gerekmektedir. (Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27/06/2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamı ve Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. Sayılı benzer mahiyette ilamları) Her ne kadar bilirkişi raporunda, AVM'deki mağazaların tamamının kiralanamamasının nedeninin, davacının kötü yönetiminden kaynaklandığı kanaatine varılmış ise de davacının hizmeti tam ve gereği gibi sunmadığına ilişkin dosyaya sunulmuş herhangi bir delil ve belge bulunmamaktadır. Bu nedenle davacıdan kaynaklı eksik hizmet ve ayıplı hizmet verildiği hususları davalı tarafça ispatlanamadığından davanın kabulü ile itirazın iptaline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.İİK 67/2.maddesinde "...borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir." hükmü yer almaktadır. Takip tutarı sözleşme ile kararlaştırılan fatura bedeli olup alacak likit/belirlenebilir olduğundan icra inkar tazminatına hükmedilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesinin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, HMK 353/1.b.1 bendi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvusunun esastan reddine karar verilmiştir.Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nin 353/1-b1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,2-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan başvuru harcının hazineye GELİR KAYDINA,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 269,85 TL istinaf maktu karar harcının, davalı tarafından yatırılan 51.311,16 TL harçtan mahsubu ile bakiye 51.041,31 TL' nin istemi halinde davalı tarafa iadesine,4-Davalının yapmış olduğu istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerine bırakılmasına,5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 361/1. fıkrası gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.29/11/2023