T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2020/2377
KARAR NO: 2024/12
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 06/10/2020
ESAS NO: 2020/119
KARAR NO: 2020/509
DAVA: İtirazın İptali
DAVA TARİHİ: 18/02/2020
KARAR TARİHİ: 03/01/2024
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVA Davacı vekilinin dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı arasında devam eden ticari ilişkide davalı şirketin cari hesap bakiye borcunu ödememesi sebebiyle İst. ... İcra Müdr. ... Esas sayılı dosyası ile takip başlatıldığını, davalı şirket takibe hiçbir borcu bulunmadığı iddiası ile 14/06/2019 tarihinde itiraz ettiğini, itiraz üzerine de icra Müdr. Tarafından takibin durdurulmasına karar verildiği, arabuluculuk aşamasından sonra davalı şirket davacı şirket vekili ile temasa geçerek borcu taksitle ödemek istedikleri beyan ettiklerini, 3 ayrı icra takip dosyası için toplam tutar 10 ay taksitle ödenmek üzere plan yapıldığını, ancak davalı şirketin hiç bir taksiti ödemediğini, bu nedenle işbu davanın açılma zorunluluğunun hasıl olduğunu, fazlaya dair tüm haklarının saklı kalması ile, davalarının kabulüne, davalı borçlu şirketin itirazının iptalini ve İst. .... İcra Müdr. ... E. Sayılı dosyası ile başlatılmış oldukları takibin devamını, davalı şirketin likit ve belirli alacak miktarına haksız, mesnetsiz ve kötüniyetli itirazın sebebiyle davalı şirket aleyhine %20'den aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ile dava ettiği görülmüştür.
CEVAP Davalı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirket ile davalı arasında ticari alım satım akdi bulunduğunu, davalıya mal sattığını ve teslim ettiği iddiasına itiraz ettiklerini, davacının taraflar arasında sözleşme bulunduğu iddiasının HMK 200 ve devamı maddeleri uyarınca yazılı delil ile ispat etme zorunluluğu olduğunu, davacının iddiasını ispat edecek yazılı bir sözleşmede sunmadığının görüldüğünü, davacının TTK 23, VUK 230/5, HMK 200 ve devamı hükümleri gereği sadece tek taraflı olarak düzenlendiği fatura ile kendisini alacaklandırmasının mümkün olmadığını, davacı tarafın fatura muhtevası malı davalıya teslim ettiği irsaliye ile ispatı zorunlu olduğunu, davalıya teslim edilen herhangi bir malın olmadığını, davacı tarafça irsaliye sunulup davalıya tebliğ edilmesi halinde detaylı olarak beyanda bulunacaklarını, ayrıca davacı taraf müvekkili temerrüde düşürmediğini, müvekkilinden takip öncesi faiz talep etmesinin hukuki dayanağının olmadığını, yukarıda açıklanan nedenlerle, davanın reddini, davacı hakkında %20'den aşağı olmamak üzere tazminata hükmedilmesini talep ile cevap verdiği görülmüştür.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece "İhtilaf, davacı alacaklının davalıdan,ticari ilişkiden kaynaklanan alacağına dayalı takip sebebi itibariyle alacaklı olup olmadığı, alacaklı ise miktarının tespiti konularından kaynaklanmakta olup ispat yükü davacıda bulunmaktadır. Mahkememizce toplanan tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde; İcra dosyası, davacı şirket tarafından düzenlenen faturalar,tarafların ticari defterler ve belgeler, cari hesap raporu, tüm dosya kapsamına göre alınan bilirkişi raporu hüküm kurmaya yeterli ve denetime elverişli olduğundan, mahkememizde de, taraflar arasında ticari ilişki bulunduğu, davacının, davalıya ticari ilişkiden kaynaklı olarak faturalar düzenlendiği ve davalıya gönderilen irsaliye ve faturaların davalı tarafından teslim alındığı ve bu faturaların davalının ticari defterlerinde kayıtlı olduğu ve davalı yanca faturaların karşılığının da ödendiğinin ispat edilemediği, davacının davalıdan takip tarihi itibariyle alacaklı olduğu, davalı tarafın icra takibine yaptığı itirazın yerinde olmadığı kanaati oluştuğundan, davacının davasının kabulü ile, davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. Sayılı dosyasından 20.481,10-TL. üzerinden yaptığı itirazın iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren %19,5 avans faiz uygulanmak suretiyle takibin devamına, alacağın likit ve belirlenebilir olması nedeniyle, İİK 67/2. maddesi kapsamında % 20 icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine" karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; ''Tacirler arasında cari hesap ilişkisinden bahsedilebilmesi için, yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunması gerekir. Oysa davacı tarafın dosyaya sunduğu yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmamaktadır. Davalı tarafın yeni delil ikamesine muvafakatimiz bulunmamaktadır. Bilirkişi raporunda her ne kadar bir kısım faturalardan bahsedilerek, davacı taraf lehine rapor tanzim edilmişse de, dayanak icra takibi incelendiğinde, davacı taraf alacak iddiasını ne faturaya ne de cari hesap ilişkisine dayandırmadığı görülmektedir. Bu yönüyle bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olmadığı ortada olduğu halde iş bu husus gözetilmeksizin karar verilmesi hukuka aykırıdır. Sırf fatura tanzimi alacaklı addedilmek için yeterli değildir. Faturaya konu malın teslim edildiğinin veya hizmetin sunulduğunun da kesin olarak ispat edilmesi gerekir. Oysa davacı taraf ne bir mal teslim ettiğini, ne de bir hizmet sunduğunu ispat edememektedir. İş bu hususların gözetilmediği bilirkişi raporuna itirazımız değerlendirilmeden karar verilmesi hukuka aykırıdır. Geçerli bir icra takibinin varlığı itirazın iptali davalarında dava şartıdır. Dayanak icra takibinde 2.909,99TL asıl alacak denmiş, takip çıkışı da 2.909,99TL olarak belirtilmiş, alacağın dayanağı hiç belirtilmemiştir. Ödeme emrinin ekinde tebliğ edilen cari hesap ekstresinde davacı tarafın hiç ünvanı bulunmamaktadır. Dayanak belgede kimin, kimden hangi sebeple ve ne kadar alacaklı olduğu belli değildir. Bu yönüyle ortada geçerli ve hukuka uygun bir icra takibi bulunmadığı ortadadır. Bu sebeple huzurda görülen davanın, dava şartı yokluğundan reddini talep ettiğimiz halde bu talebimiz dikkate alınmaksızın karar verilmesi hukuka aykırıdır. davacı tarafın alacak iddiası likit olsaydı sayın mahkeme yargılama yapmaz, dosyayı bilirkişiye intikal ettirmezdi.'' şeklinde beyanda bulunarak kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE Dava, itirazın iptali davasıdır.İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile davacı tarafından davalı aleyhine 20.481,10 TL asıl alacak üzerinden ve asıl alacak tutarına takip tarihinden itibaren işleyecek %19,5 avans faizininn tahsili istemiyle başlatılan ilamsız icra takibine ilişkin davalı vekili tarafından takibe süresinde itiraz edilmesi üzerine davacı tarafından İİK 67. maddesi gereğince yasal süre içerisinde dava açılmıştır.Takibin dayanağı, cari hesap ektresidir. Cari hesap ekstesinde; 2019 yılına ait ... açılış fişi, ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., .., ... numaralı faturalar olmak üzere on iki kalem alacak ve 265,39 TL tahsilat yer almaktadır. Davacı vekili, faturaları ve sevk irsaliyelerini sunmuştur.Mahkemece her iki tarafın defterlerinin incelenmesi için mali müşavir bilirkişisinden alınan raporda; ''Davacı şirketin 2018-2019 yılı hesap dönemine ilişkin tutulması zorunlu ticari defterlerinin, kanuna uygun, eksiksiz olarak tutulduğu, açılış ve kapanış onaylarının yetkili makamlarca zamanında yapıldığı tespit edilmiştir. Davalı şirketin 2018-2019 yılı hesap dönemine ilişkin tutulması zorunlu ticari defterlerinin, kanuna uygun, eksiksiz olarak tutulduğu, açılış onaylarının yetkili makamlarca zamanında yapıldığı tespit edilmiştir. Davalı tarafın 2018-2019 yılı Ticari Defterlerinin Kapanışlarının yapılmadığı bu hususta Davalı tarafın delili niteliğine haiz olamayacağı kanaati Sayın Mahkemeye Aittir. Detaylıca verilen davacı taraf 2018 2019 yılı yasal defter ticari münasebet kayıtlarına göre davacı taraf davalı tarafa yukarıda seri numaraları ve tarihleri belirtilen faturalarla toplam17.468,91 TL tutarın hizmeti verdiğini, davalı tarafından ödeme yapmadığı görülmüştür. Davacının davalıdan kaydi olarak 17.468,91 TL tutarında alacaklı olduğu görülmüştür. Davacı tarafın davalı tarafa kesilen faturaları irsaliye ve fatura olarak gönderdiği ve 2018-2019 yılına ait irsaliyeyi teslim alanlar kısmında imzanın bulunduğu görülmüştür.Detaylıca verilen davalı taraf 2018 20919 yılı yasal defter ticari münasebet kayıtlarına göre davacı taraf davalı tarafa yukarıda seri numaraları ve tarihleri belirtilen faturalarla toplam 20.480,.81TL tutarın hizmeti aldığını, davalı tarafından ödeme yapılmadığı görülmüştür. Davacının davalıdan kaydi olarak 20.480,81TL tutarında alacaklı olduğu görülmüştür.'' şeklinde mütalaa olunmuştur.Mahkemece, davanın kabulü ile, davalının İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. Sayılı dosyasından 20.481,10-TL. üzerinden yaptığı itirazın iptaline, asıl alacağa takip tarihinden itibaren %19,5 avans faiz uygulanmak suretiyle takibin devamına, Kabul edilen alacağın %20’si olan 4.096,22-TL. icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, karar davalı tarafça istinaf edilmiştir. 6102 sayılı TTK'nun 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmüne yer verilmiştir.Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 08/02/2016 tarihli 2015/4521 E. 2016/549 K. sayılı ilamı; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27/062003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; Bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. (Faturalar ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.) Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır.... Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir. (Geniş bilgi için Bkz: Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Konya; Sh 111 vd.)...Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi (faturaları deftere kayıt öncesinde ya da sonrasında süresi geçtikten sonra itiraz ve iade etmiş olması) halinde alacaklının (hizmet vermiş olsun ya da olmasın) HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir.." şeklindedir. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.Vergi Usul Kanunu'nun 229. maddesine göre; fatura emtia veya yapılan iş karşılığında müşterinin borçlandığı meblağı göstermek üzere emtiayı satan veya işi yapan tüccar tarafından müşteriye verilen ticari vesikadır. Vergi Usul Kanunu'nun 231/5. maddesine göre; fatura malın teslimi veya hizmetin yapıldığı tarihten itibaren azami "yedi gün" içinde düzenlenir. Bu süre içerisinde düzenlenmeyen faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır. 6102 sayılı TTK 21. maddesi uyarınca ise; ticari işletmesi bağlamında bir mal satmış, üretmiş, bir iş görmüş veya bir menfaat sağlamış olan tacirden, diğer taraf, kendisine bir fatura verilmesini ve bedeli ödenmiş ise bunun da faturada gösterilmesini isteyebilir, bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır. Somut dosyada, davacının takip dayanağı cari hesabına konu faturalar, davalı tarafından defterlerine işlenmiştir. İrsaliyeli faturalar ve sevk irsaliyeleri de davalı tarafça kaşelenip imzalamıştır. Davalı tarafından faturaların tebliğ alınarak defterlerine işlendiği ve süresi içerisinde itiraz edilmediği sabittir. Bu hali ile dava konusu faturaların içeriği hizmetin davacı tarafça yerine getirildiği ve borcun davalı tarafça benimsendiğinin kabulü gerekmektedir. Mahkemece davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygun olmuştur. İİK 67/2 maddesinde "...borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir." düzenlemesi yer almaktadır.İtirazın iptali davalarında İİK'nın 67/2. maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için borçlunun takip sırasında ödeme emrine itiraz etmesi ve alacaklının alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması yasal koşullardandır. Bunlardan başka takibe konu alacağın likit ve belli olması zorunludur. Her uyuşmazlığın kendine özgü somut özelliklerine göre değişmekle birlikte, bir uyuşmazlıkta alacağın likit olup olmadığı belirlenirken, alacak ve onun borçlusu birlikte değerlendirilmelidir. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi gerekmektedir. Böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesinin mümkün bulunması; başka bir ifadeyle, borçlunun yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması gerekir. Gerek borç ve gerekse borçlu bakımından bu koşullar mevcut ise, ortada likid bir alacak bulunduğu kabul edilmelidir. (HGK'nın 07/06/2006 tarihli, 2006/19-295 E. 2006/341 K. sayılı ilamı)Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 29/03/2023 tarihli 2022/6-1019 E. 2023/267 K. sayılı ilamında bu husus; "...Likid alacak bakımından aranan “borçlunun, talep edilen alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmesi veya bilmek (kolayca hesap edebilmek) durumunda olması; bu bağlamda alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına (anlaşmasına) veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç bulunmaması, diğer bir anlatımla borçlunun, yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda olması” ölçütü birçok tartışmayı sona erdirmekle beraber, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesinin, alacağın likid olup olmadığı ile ilgili başlı başına bir kıstas olarak kabul edilmesi de doğru değildir. Çünkü mahkeme uygulamasında “hesap işi”, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren hâllerden olduğundan borçlunun, kendi başına hesaplayabilecek durumda olduğu asıl alacak ve temerrüt faizine itiraz etmesi hâlinde, mahkemenin, alacaklının alacağının miktarını, bizzat tespit etmeyip bilirkişi vasıtasıyla belirleyeceğinden, likid olan bir alacağın sırf bilirkişi incelemesi yapıldığı gerekçesi ile likid sayılmaması doğru olmayacaktır (Hukuk Genel Kurulunun 17.10.2012 tarihli ve 2012/9-838 Esas, 2012/715 Karar sayılı kararı)." şeklinde açıklanmıştır.Takibe konu alacak, verilen hizmete ilişkin faturalara dayalı likit bir alacak olup davalı vekilinin bilirkişi incelemesi yapılmış olması nedeniyle alacağın likit olmadığı yönündeki itirazları da yerinde görülmemiştir. HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1 gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmadığı, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davalı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1.b.1 gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından yatırılan 148,60 TL istinaf başvuru harcının Hazineye irat kaydına,3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 350,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 77,60 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.03/01/2024