T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/715
KARAR NO: 2024/867
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2014/934
KARAR NO: 2020/750
DAVA TARİHİ: 02/05/2014
KARAR TARİHİ: 17/11/2020
DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 12/06/2024
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; taraflar arasında 05/01/2011 imza tarihli Yıllık Servis Sözleşmeleri ("Sözleşme") başlıklı sözleşme akdedildiğini, anılan sözleşmeye istinaden davalı yana hizmet sunulduğunu, aynı Sözleşmede "bütün aboneliklerin, Lectra sistem ya da yazılımının teslim edildiği tarihten itibaren 1 yıllık süre için yapıldığı ve başka bir tarih olmaması durumunda taraflardan her birinin, aboneliğin yıl dönümünden en az 90 gün önce diğer tarafa yazılı olarak aksini bildirmediği sürece, aboneliklerin; kendiliğindeni yıl daha uzatılacağı" hususunun açıkça belirtildiğini, taraflar arasındaki ticari iş doğrultusunda şirkete 16/01/2014 düzenleme tarihli, ... sıra numaralı KDV dahil 7.029, 98 TL tutarlı fatura tanzim edildiğini, söz konusu faturanın bedeli ödenmeyerek hizmet alınmadığı gerekçesiyle iade edildiğini, fatura aslının noter vasıtasıyla tekrar davalı şirkete gönderildiğini, davalı tarafın faturayı bir kez daha iade ettiğini, sözleşme uyarınca müvekkilinin fatura alacağı kesin olmasına karşın davalı tarafın faturayı ödemekten imtina ettiğini, müvekkilinin davalı aleyhinde İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını, davalı taraf takibe itiraz ettiğini, davalı yanın haksız ve hukuka aykırı itirazının iptali ile takibin devamını, takip konusu meblağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın henüz vermemiş olduğu bir hizmete ait faturayı tanzim edilerek müvekkiline tebliğ ettiğini, alınmayan hizmet nedeniyle fatura kesilerek borçlandırılmaya çalışılan müvekkili şirketin faturayı iade ettiğini, davacı şirkete gönderilen ihtarname ile hizmet alınmadığının ve alınmayacağının ihtar edildiğini, davacının başlattığı haksız icra takibine yine aynı sebeple itiraz edildiğini beyan ederek, davacının davasının reddini, kötü niyetli davacı aleyhine tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; "...davanın niteliğinin tek bir fatura alacağına ilişkin itirazın iptali davası olduğu, davanın niteliği gereği takiple sıkı sıkıya bağlı bir dava olduğu, taraflar arasında 05.01.2011 tarihli sözleşmenin imzalanıp, davacı tarafından davalı adına takip konusu faturanın düzenlendiği ve davalı tarafça faturanın ödenmeyeceği, hizmetin alınmadığı ve alınmayacağı beyan edilerek iade edildiği, davacı tarafça takibe konulduğu ve faturanın konusu hizmetin davalı tarafa verilmediği ihtilaf konusu olmayıp, davacının iddiası faturanın sözleşme gereği yenilenen sözleşme dönemi içinde düzenlendiği ve ödemenin peşin yapılacağı ödemeden sonra hizmetin temin edileceği, davalı tarafından süresinde sözleşme fesih edilmediğinden sözleşmenin uzadığı ve fatura bedelini ödemekten imtina edemeyeceğini yönelik olduğu görülmüştür. Gerçekten aradaki sözleşme hükümleri irdelendiğinde, sözleşmenin 1 yıllık süresinin dolmasından 90 gün önce feshi ihbarda bulunmadığı takdirde, sözleşmenin 1 yıllık bir süre için yenileceğinin düzenlendiği ve 2014 yılı için 1 yıl daha uzadığı, davalı tarafından yahut davacı tarafından süresinde fesih beyanının bulunmadığı kaldı ki taraflarca da bu hususun iddia edilmediği görülmektedir. Dolasıyla sözleşme 05.01.2014 tarihinden itibaren uzamış olmakla, dava konusu faturanın 16.01.2014 tarihinde ve yenilenen sözleşme dönemi içinde davalı adına düzenlendiği, yani sözleşme ayakta iken yürürlük dönemi içinde faturanın düzenlendiği anlaşılmaktadır. Ne var ki davalı tarafından 27.01.2014 tarih ... yevmiye numaralı ihtarname ile 2014 yılı versiyon yenileme hizmeti alınmadığı ve alınmayacağı açıkça beyan edilmiş olmakla artık taraflar arasındaki sözleşme ilişkisinin davalının hizmet alınmayacağına yönelik açık beyanı karşısında sonlandırıldığı açıktır. Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili maddelerinde belirtildiği üzere sözleşme tarafların karşılıklı ve birbirlerine uygun beyanları ile kurulmakta olup aynı şekilde de devam etmekte, taraflar sözleşme yapma da serbest olduğu gibi sözleşmeyi sonlandırmada da aynı şekilde serbesttir. (mutlak bir serbestlik olmamakla birlikte) Dolayısı ile her ne kadar davalı tarafça süresinde fesih ihbarı bulunmasa ve davacı tarafta sözleşme hükümleri göz önüne alındığında dava ve takip konusu faturayı düzenlemede haklı da olsa ne aradaki sözleşme ne de kanun hükümleri davalıyı sözleşmenin devamına mecbur kılmaya dayanak oluşturmamaktadır. Diğer bir deyişle davalının sözleşmeyi sonlandırmaya yönelik beyanı karşısında artık faturanın sırf sözleşmenin ayakta olduğu dönemde düzenlenmiş olması hizmeti verilmeyen bu fatura bedeline ödemeye davalı mecbur kılamayacağı gibi bir an için aksi düşünüldüğünde bile davanın itirazın iptali davası olduğu göz önünde bulundurulduğunda kabul yönünde hüküm kurulması halinde davalıyı almak istemediği bir hizmetin bedelini ödemeye mahkum edilmesi yönünde bir sonuç ortaya çıkacağı gibi bu hizmetin verilip verilmeyeceği yönünde de mahkememizce denetim imkanı olamayacaktır. Diğer yandan taraf iradelerinin sözleşme kurulması devamı ve sonlandırılması yönündeki etkileri taraflara sınırsız bir özgürlük de bahşetmez. Güvene dayalı kurulan sözleşme gereği sözleşme hükümlerine aykırılık halinde bir takım yaptırımların olacağı kuşkusuzdur. Somut olayda davacı her ne kadar itirazın iptaline konu hizmet verilmeyen fatura alacağını tahsil edemeyecek ise de davalı tarafından süresinde ve usulüne uygun bir fesih beyanının olmayışı davacı tarafça sözleşmenin sürdürülmemesi ve sona ermesinden kaynaklı zararın tahsilini talep edebileceği kuşkusuz olup ne var ki bu husus mahkememiz dava konusunu teşkil etmemektedir. Her ne kadar davacı tarafça faturanın uzamış döneme ilişkin kesildiği fatura bedelini talep etmekte haklı olduğu beyan edilmiş ve dayanak olarak Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 20/11/2008 tarihi ve 2007/7013 Esas, 2008/6925 Karar sayılı ilamı dilekçesinde belirtilmiş ise de anılan kararın incelenmesinde '' ....Davalı şirket birleşmesi sonucu ... Holding tarafından kullanılan SAP lisans ile ilgili faturaların kendilerine gönderilmesini 07.07.2003 tarihli yazı ile talep etmiş, sonrasında sözleşmenin yenilenmeyeceğine dair bir bildirimde bulunmamıştır. Sözleşme ücret talep edilen fatura dönemi için yenilenmiş olduğundan davacı ücrete hak kazanmıştır. Mahkemenin yazılı gerekçe ile davanın reddine karar vermesi doğru olmamıştır.'' denilmekle, açıkça görüldüğü gibi o olayda davalı tarafından faturaların tebliği talep edilip ödenmemekte ancak sözleşmenin yenilenmeyeceğine dair de herhangi bir bildirimin bulunmadığı karar metninden anlaşılmaktadır. Dolayısı ile o dosya için salt faturanın yenileme dönemi içinde düzenlenmesi değil aynı zamanda davalı tarafça açık ya da örtülü bir sözleşme sonlandırma iradesinin de mevcut olmayışı fatura bedeline hak kazanılacağı yönünde karar verildiği kanaatini mahkememizde oluşturmaktadır. Oysa ki mevcut uyuşmazlıkta yukarıda detaylı açıklandığı üzere davalının artık hizmetin alınması ve sözlemenin devamı yönünde bir iradesinin olmadığı açıktır. Mahkememizce de bu hususta özellikle incelenmiş, son alınan bilirkişi raporunda dava ve takip tarihi sonrası davacı tarafından davalı adına düzenlenen iki adet faturanın davalı tarafça ödendiği görülmekle, davalının hizmetin devamı yönünde bir iradesinin olup olmadığının anlaşılması bakımından bilhassa taraf vekillerinden sorulmuş, taraf vekilleri ortak beyanla mal alım satım ilişkisi kapsamında faturaların satış faturası olduğunu bildirmekle, dava konusu faturanın dayanağı hizmet ilişkisine yönelik bir iradenin mevcut olmadığı anlaşılmıştır. Açıklanan tüm hukuki gerekçeler ile davacının takip konusu fatura bedeline ilişkin davalıdan alacağının bulunmadığı, davalının itirazının yerinde olduğu anlaşılmakla, davacının davasının reddine, davalının yasal koşulları oluşmayan kötü niyet tazminatı talebinin reddine..." karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; takibe konu faturanın uzayan sözleşme süresi içerisinde tanzim edildiğini, müvekkilinin sözleşmenin devamı yönünde haklı beklentisi olduğunu, üç yıl boyunca sözleşme yükümlülüklerini yerine getiren ve sözleşme ile yükümlü olduğu edimleri layıkıyla bilen davalı tarafın 2014 yılında süresinde fesih ihbarı yapmaması ve müvekkil şirkette sözleşmenin 1 yıl daha uzayacağı kanaatini uyandırmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu, taraflar arasında imzalanmış olan sözleşme yalnız yazılım güncellemesine endeksli olmayıp, davalı lehine olarak ilgili teknolojik gelişmeleri yakından takip etme, davalıyı bu gelişmelerden haberdar etme, eğitim ve sağlanan programların gerektiğinde anında müdahale ile güncelliğini sağlama ve yazılımların bakım ve onarımı amacı ile peşin ödeme koşuluyla davalının aboneliğini sağlamaya yönelik olarak akdedildiğini, müvekkili şirket tarafından davalı şirkete verilen hizmet sözleşmesinin kapsamı dikkate alındığında sözleşme hükümleri doğrultusunda tanzim edilen fatura tutarının ödenmesi gerektiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır. Dava; hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; davacı tarafından 7.026,98 TL asıl alacak, 72,77 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 7.099,75 TL alacağın tahsili istemiyle 27/02/2014 tarihinde icra takibi başlatılmıştır. Takip talebine dayanak belgeler olarak; 16/01/2014 tarihli ... no.lu 2.351,19 Euro karşılığı 7.026,98 TL (KDV dahil) bedelli "Evolog-12 ay yazılım ser. bak. hizm. kont (vers.yenileme) 12ay" fatura, 05/01/2011 tarihli yıllık servis sözleşmesi, Kadıköy .... Noterliğinin 04/02/2014 tarih ve ... no.lu ihtarname eklenmiştir. Ödeme emri 10/03/2014 tarihinde tebliğ edilmiş, davalı tarafça 14/03/2014 tarihinde borca itiraz dilekçesi sunulmuştur. Eldeki dava İİK'nın 67.maddesi uyarınca yasal sürede açılmıştır. Taraflar arasında 05/01/2011 tarihinde Yıllık Servis Sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmede; "... hizmetlerine bütün abonelikler, kapsam dahilindeki ... yada Yazılımının teslim edildiği tarihten itibaren geçerlidir. Bütün abonelikler, kapsam dahilindeki ... yada Yazılımının teslim edildiği tarihten itibaren bir (1) yıllık bir süre için yapılır ve Müşteri yada ..., aboneliğin yıl dönümünden en az 90 gün önce veya belirlenmiş başka bir tarih varsa o tarihe kadar diğer tarafa yazılı olarak aksini bildirmezse abonelikler otomatik olarak bir yıl daha uzayacaktır." hükmüne yer verilmiştir. Taraflar arasında sözleşme ilişkisi 2014 yılına kadar devam etmiş, davacı tarafça sözleşme süresinin uzadığından bahisle takibe konu 16/01/2014 tarihli ... no.lu fatura düzenlenmiştir. Söz konusu fatura 1 yıllık hizmet bedeline ilişkindir. Faturanın davalı tarafa tebliğinin ardından, davalı tarafça 27/01/2014 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarname ile fatura davacı tarafa iade edilmiştir. İhtarnamede; "...Şirketimiz faturaya konu 2014 yılı versiyon yenileme hizmetini almamıştır. Ayrıca 2014 yılı versiyon yenileme hizmeti almayacaktır..." beyanı ile ihtarname ekinde fatura iade edilmiştir. Davacı tarafından Kadıköy ... Noterliğinden keşide edilen 04/02/2014 tarih ve ... yevmiye no.lu cevabi ihtarnamede; sözleşme süresinin 1 yıl süre ile uzadığı, bu nedenle davalı tarafın fatura bedelinden sorumlu olduğu açıklanarak, fatura yeniden davalı tarafa tebliğ edilmiştir. Davalı ise Beykoz ... Noterliğinden keşide ettiği 17/02/2014 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarname ile faturayı yeniden davacı tarafa iade etmiştir. Taraflara ait ticari defterlerin üzerinde yapılan inceleme neticesinde düzenlenen bilirkişi raporunda; taraflara ait ticari defterlerin usulüne uygun tutulduğu, faturanın davacı defterlerinde kayıtlı olduğu ancak davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı tespit edilmiştir. İtirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir ve ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. İtirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Takibe sıkı sıkıya bağlı olan itirazın iptali davasında, mahkemece tarafların iddia, savunma ve delilleri yalnızca takibe konu belgeler çerçevesinde değerlendirilip incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekmektedir. İcra takibine konu alacak 16/01/2014 tarihli ... no.lu 2.351,19 Euro karşılığı 7.026,98 TL (KDV dahil) bedelli "Evolog-12 ay yazılım ser. bak. hizm. kont (vers.yenileme) 12ay" açıklamalı faturadan kaynaklanmaktadır. Davacı taraf sözleşme süresinin uzadığı iddiası ile hizmet bedeli olarak dava konusu faturayı tanzim etmiştir. Taraflarca getirilme ilkesinin sonucu olarak davacı, iddiasının dayanağı olan bütün vakıaları dava dilekçesinde bildirmelidir. Bu hususa, HMK'nın 194 üncü maddesinde (vakıaları) somutlaştırma yükü denilmektedir. Bir davada ispat faaliyetinin tam olarak yürütülebilmesi, mahkemenin uyuşmazlığı doğru tespit ederek yargılama yapabilmesi, karşı tarafın ileri sürülen vakıalara karşı kendini savunabilmesi için iddia edilen vakıaların açık ve somut olarak ortaya konulması gerekir. Bu şekilde somutlaştırma yükü yerine getirileceği gibi davalı da bu vakıalara göre savunmasını yapacaktır. Dayanılan bu vakıalara uygulanacak hukuki sebepler de HMK'nın 119/1-g bendinde dava dilekçesinde bulunması gereken unsurlar arasında sayılmıştır. Ancak hukuki sebepler dava dilekçesinin zorunlu olmayan unsurları arasındadır. Çünkü, Türk hukukunu resen uygulamakla görevli olan hakim (HMK m. 33) için dava dilekçesinde gösterilen hukuki sebepler bağlayıcı değildir. Buna karşılık, hakim, davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıalarla bağlı olup, davacının bildirmediği vakıaları kendiliğinden inceleyemez ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz (HMK m. 25). Davacının dava dilekçesinde bildirdiği vakıalar davanın temelidir. Bu vakıalar davanın sınırını çizmekte ve hakim ancak bu vakıalar hakkında inceleme yapabilmektedir. Davanın hukuki niteliği de bu vakıalara göre belirlenmektedir (Hukuk Genel Kurulunun 11/02/2021 tarihli ve 2017/1-1216 E. 2021/60 K. sayılı kararı). İspat; dava konusu yapılan hakkın gerçekten var olup olmadığının anlaşılması, maddi hukukun o hakkın doğumunu veya sona ermesini kendisine bağladığı vakıaların doğru olup olmadığının tespit edilmesi sonucunda mümkün olur ve dava konusu hak ile buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların var olup olmadıkları yönünde mahkemeye kanaat verilmesi işlemidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununda 187/1.maddesinde "İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir." şeklinde düzenlenmiştir. Vakıa (olgu) ise, kendisine hukuki sonuç bağlanmış olaylardır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir. Hakim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise HMK'nın "İspat Yükü" başlıklı 190. maddesinde yer almakta olup; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." şeklinde düzenlenmiştir. Yani ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı iddia ve savunmada bulunana düşer. Kendisine ispat yükü düşen taraf için bu bir yükümlülük (mükellefiyet) değil, sadece bir yüktür (külfettir). Zira taraf kendisi tarafından ispatı gereken bir vakıayı ispat edemezse, karşı taraf (ve mahkeme) onu mutlaka ispat etmesini isteyemez (yükümlülük). Kendisine ispat yükü düşen taraf, o vakıayı ispat edememiş sayılır; mesela, kendisine ispat yükü düşen ve fakat bunu yerine getiremeyen taraf davacı ise, davasını ispat edememiş sayılır ve dava bu nedenle reddedilir (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, 6. b., 2.c., s.1972).Taraflar arasında sözleşme ilk olarak 05/01/2011 tarihinde 1 yıl süreli imzalanmış, 1'er yıl süre ile yenilenmiş olması sebebiyle en son 05/01/2014 tarihine kadar devam etmiştir. Ancak 05/01/2014 tarihinden 90 gün önce taraflarca yazılı olarak aksi bildirilmediği için 05/01/2014 tarihinden itibaren sözleşme 1 yıl süre ile uzamıştır. Davalı taraf, faturanın tebliği üzerine 27/01/2014 tarih ve ... yevmiye no.lu ihtarname ile sözleşme konusu hizmetin alınmayacağını beyan ederek faturayı iade ettiğinden, söz konusu ihtar fesih iradesi taşımaktadır. Bu durumda davacı tarafça ancak fesih tarihine kadar bir hizmet verilmesi halinde alacak talep edilmesi mümkündür. Hizmet verilmediği takdirde ise salt sözleşme süresinin uzadığından bahisle hizmet bedeli talep edemeyecektir. Davacı tarafça anılan süre içerisinde hizmet verildiği ispatlanamamıştır. Davacının işbu dosyaya konu talebi hizmet bedeline ilişkin olup zarar talebi mevcut olmadığından mahkemece dava konusu ile sınırlı inceleme yapılarak davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır.Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından yatırılan 122,00 TL'nin mahsubu ile bakiye 305,60 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iadesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 12/06/2024