T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/1155
KARAR NO: 2024/1320
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 03/06/2021
NUMARASI: 2016/898 Esas - 2021/426 Karar
DAVA: TAPU TESCİL, TAZMİNAT
KARAR TARİHİ: 16/10/2024
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA: Davacı vekili dava dilekçesi ile; davalı kooperatiften konut satın almak için kendileri ile anlaştığını, kooperatif tarafından Sultangazi ilçesi, ... mahallesi, ... Sk.'ta yapılan inşaatın 3.katında bulunan 120 m²'lik daireyi anahtar teslim olarak kendisine teslim edeceklerini kararlaştırdıklarını, kendisinin gerekli ödemeleri yaptığını, buna ilişkin ödeme makbuzlarının elinde olduğunu, ancak kendisine verileceği kararlaştırılan dairenin verilmediğini, sonrasında kooperatif yetkilisi olan diğer davalıların kendisinin mağduriyetinin giderileceğine ilişkin söz verdiklerini, kendisine başka bir daire teklif ettiklerini, bu daireye de masraf yaptığını, ancak bu dairenin de başka bir şahısa satıldığını bu şekilde mağdur olduğunu, tüm bu nedenlerle öncelikle kooperatif ile yapmış oldukları sözleşme gereğince kendisine verilmesi kararlaştırılan 120 m² alanlı konutun adına tesciline karar verilmesini, bu mümkün olmadığı taktirde aynı bölgedeki 120 m² alanlı bir dairenin rayic değerinin belirlenerek bu bedelin tarafına ödenmesini ve kendisine verileceği belirtilen daireye yapmış olduğu masrafların kendisine ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, davacı vekili 07/11/2019 tarihli talep artırım dilekçesi ile, terditli taleplerinden belirsiz alacak niteliğindeki tazminat talebini 168.000,00-TL'ye yükseltmiştir.
CEVAP: Davalı Tasfiye Halinde S.S. ... cevap dilekçesiyle; davacının kooperatif üyesi olmadığını, üye kayıt defterinde isminin bulunmadığını, ödemeleri kooperatife değil, diğer davalılara yapmış olduğunu, kooperatif ile yapılan herhangi bir satış vaadi sözleşmesinin söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir. Davalı ... cevap dilekçesiyle; dava ile ilgili taraf sıfatının olmadığını, Türk Ticaret Kanunu'na göre kooperatiflerin tüzel kişiliğe haiz olup davanın tarafının ilgili kooperatif olduğunu, 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, davada konu edilen kooperatifin 1994 yılına kadar yönetim kurulu üyesi olarak görev yaptığını, yapılan olağan genel kurul ile yönetimin faaliyetlerinden dolayı ibra edildiğini, bu tarihten sonra ilgili kooperatifte görev almadığını, kooperatif ile alakasının 1995 yılında tamamen bittiğini savunarak davanın reddini istemiştir. Davalı ... cevap dilekçesiyle; kooperatif adına yapıldığı belirtilen senette kendi imzasının olmadığını, sorumluluğun kooperatife ait olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEME KARARI: Mahkemece, davacının davalı kooperatifin üyesi olmadığı, bu nedenle davalı kooperatiften herhangi bir hak talep edemeyeceği gerekçesiyle, davalı kooperatif yönünden davanın reddine, davalı ...' nın, şahsi veya kooperatif yöneticisi olarak davacıyla yapmış olduğu bir işlemin bulunmadığı, satış vaadi sözleşmesinde ...'nın taraf olarak yer almadığı, bu nedenle davacının, bu davalıdan herhangi bir talepte bulunma hakkı olmadığı gerekçesiyle davalı ... yönünden de davanın reddine, satış vaadi sözleşmesinin davacı ile davalı ... arasında düzenlendiği, ancak davalı ...’nun yargılama sırasında vefat ettiği, mirasçılarının mirası reddettikleri, ayrıca davacının duruşmadaki beyanında, ... terekesine karşı davaya devam etmek istemediğini belirttiği gerekçesiyle, davalı ... mirasçıları yönünden de davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.
İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde; bilirkişi raporu ile müvekkilim tarafından yapılan ödemelere ilişkin senetlerde kooperatifin kaşesinin bulunduğu tespit edilmiş olup, imzanın kime ait olduğu ise tespit edilemediğini, müvekkilim tarafından ödemeler ...’ya yapılmış olup, ödeme belgelerinde de kooperatif kaşesinin bulunduğu bilirkişi raporu ile sabit olduğuna göre, bu ödemelerin kooperatif kayıtlarına işlenmemiş olmasının müvekkilime bir kusur olarak yüklenmesi mümkün olmadığı gibi, kooperatif adına yapılmış ve kooperatifin yetkili kişisi tarafından imza karşılığı teslim alınmış bir ödemenin, salt bu ödemenin kooperatif kayıtlarına işlenmemiş olması nedeniyle kooperatifi sorumluluktan kurtarması da hukuken mümkün bulunmadığını, Ayrıca kooperatif üye kayıt defterine üyelik kaydı bulunmadan ama yine de konut sahibi olmuş fiili üyeler olabileceğini, bu şartlar altında, ödeme makbuzlarına rağmen salt kayıt defterinde adı geçmediği için müvekkilemin kooperatife üye olmadığı sonucunun çıkarılması da doğru olmadığını, kaldı ki, senetler altındaki imzanın kime ait olduğunun tespiti için, 26.12.2017 tarihli dilekçemiz ile imza incelemesi talep edilmiş olmasına rağmen yerel mahkemece imza incelemesi yapılmadığını, gelinen noktada müvekkilemin davalı kooperatif adına davalı ...'ya ödeme yapmış olduğu sabit olup şayet müvekkilim kooperatif üyesi değil ise ve yaptığı sabit olan ödemeler de kooperatif kayıtlarına geçmemiş ise ve bu nedenle de kooperatif tazminat yükümlüsü kabul edilmeyecek ise, bu durumda davalı ...'nın tazminat yükümlüsü olacağı her tür açıklamadan vareste olduğunu, bu şartlar altında şayet müvekkilem ile davalı kooperatif arasında bir hukuki ilişki kurulamamış ise, bu durumda hukuki ilişkinin şahsen davalı ... ile kurulmuş olacağı ortada olup hal böyle iken, bilirkişi raporundaki açık tespitlere rağmen, her iki davalı yönünden de davanın reddine karar verilmesi hukuka aykırı olduğunu belirterek öncelikle bu nedenle yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
DAİRE KARARI: Dairemizin 06/04/2022 tarih 2020/736 E. 2022/423 K. Sayılı ilamı ile; "Mahkeme kararında ifade edildiği, davacının davalı kooperatife üyelik başvurusu bulunmadığı gibi, kooperatifte herhangi bir kaydı da bulunmadığı, davacıya taşınmaz satışı ve tahsisi yapılmadığı, dosyaya sunulan noterlikçe resen düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözleşmesinde satış vaadininde bulunanın davalı ... olduğu, söz konusu taşınmazın kooperatif ile bir ilgisi bulunmadığı, davacı tarafından davalı kooperatife ödeme yapıldığına ilişkin olarak sunulan makbuz ve dekontların davalı kooperatif kayıtlarında yer almadığı, tahsilat makbuzlarında hiç bir kayıt bulunmadığı, davacı tarafça yatırılmış aidat olmadığı, kooperatif genel kurul hazirun cetvellerinde davacının ismi geçmediği, incelenen kooperatif kayıtları ile yapılan bilirkişi incelemesinden anlaşılmıştır. Bu nedenle davacının, açık yada örtülü davalı kooperatifin üyesi olduğunu ispat edemediği gerekçesiyle kooperatif üyeliğinden kaynaklı tapu iptal tescil olmadığı takdirde taşınmazın rayiç bedelinin tazmini talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik yoktur. Ancak, davacı vekili, müvekkilinin, dönemin kooperatif yetkilisi ...'ya bir takım ödemeler yaptığını, şirket kaşesi altında davalı tarafça senet ve makbuzlar düzenlendiğini, imza incelemesi yapılmasını talep etmiştir. Dosyaya sunulan tahsilat makbuzları ile kooperatife ait 1993-1994 yıllarına ait tahsilat makbuzları bilirkişi heyetince tek tek incelenmiş olup bu tarihlerde davacı adına hiçbir ödeme makbuzuna rastlanmadığı, davacının dosyaya sunduğu ödeme makbuzları ile kooperatif makbuzları karşılaştırıldığında; Makbuzların matbaa yazı karakterleri tutmadığı, davacının 3.000.000 TL ödemeli 04.10.1994 Tarihli Makbuz No:...'nin Kooperatif Makbuzlarındaki karşılığı 8.000.000 TL ödemeli (... adına) 25.08.1994 Tarihli Makbuz No:..., davacının 3.000.000 TL ödemeli 07.11.1994 Tarihli Makbuz No:...'nin Kooperatif Makbuzlarındaki karşılığı 10.000.000 TL ödemeli (... adına) 23.09.1994 Tarihli Makbuz No:..., davacının 4.000,000 TL ödemeli 14.12.1994 Tarihli Makbuz No:...'nin Kooperatif Makbuzlarındakı karşılığı 3.000.000 TL ödemeli (... adına) 26.10.1994 Tarihli Makbuz No:... olduğu, kooperatif makbuzlarında tahsilâtların ... tarafından Kooperatif kaşesi altında yapıldığı belirgin olduğu, fakat davacının elindeki makbuzlardati Kooperatif kaşesi altında tahsilâtın kimin tarafından yapıldığı ve kooperatif kaşesi üzerindeki imzanın kime ait olduğu belli olmadığı, yine davacı tarafından “... Konut Yapı Koop” kaşe ve imzalı adi bir belge sureti sunulduğu, okunaksız bir şekilde kaşe olup, Boğaziçi kaşeli ve imzalı olduğu değerlendirilen dosyada suret görüldüğü, 100.000.000 TL tutarın ... tarafından ödendiği yazılı olduğu, aslının incelenmesinde takdir mahkemeye ait olduğu tespiti yapılmıştır. Her ne kadar davacı tarafından ödeme yapıldığına ilişkin olarak sunulan makbuzların davalı kooperatif kayıtlarında yer almadığı gibi makbuz numaraların, kooperatif makbuz numaralarından ve içeriğinden farklı olsa da davacı vekili, tahsilâtları o dönemin kooperatif yetkilisi ...'nın yaptığını ve kaşe üzerindeki imzalarında ona ait olduğunu iddia etmiştir. 1163 sayılı Kooperatifler Kanunun 59/3. maddesinde; “ Yönetime veya temsile yetkili şahısların kooperatife ait görevlerini yürütmeleri esnasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlardan kooperatif sorumludur “, 62/3. fıkrada ise, “ Yönetim kurulu üyeleri ve kooperatif memurları , kendi kusurlarından ileri gelen zararlardan sorumludurlar “ hükmüne yer verilmiştir. Aynı yasanın 98. maddesi yollaması ile dava tarihi itibarı ile yürürlükte bulunan, 6762 sayılı TTK ‘nın 336. madddesi uyarınca, genel olarak yönetim kurulu üyeleri kooperatif adına yapmış oldukları sözleşme ve işlerden dolayı şahsen sorumlu değildir. Aynı maddede 5 bent halinde sayılan durumlar, bu genel ilkenin istisnaları olarak gösterilmiştir.Anılan istisnalardan olan 5. bent “ İdare meclisi azaları şirket namına gerek kanunun gerek esas mukavelerinin kendilerine yüklediği sair vazifelerin kasden ve ihmal neticesi olarak yapılmamasından gerek şirkete gerek pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı müteselsilen mesuldürler “ hükmünü içermektedir. Türk Borçlar Kanunun 49, 60 ve 61. Madde hükümleri ile yukarıda anılan maddeler birlikte değerlendirildiğinde, yöneticilerin ve temsile yetkili şahısların zarar doğuran eyleminden dolayı yöneticiler ve kooperatif müteselsilen sorumludurlar. Bu nedenle, ortaklığın yöneticilere karşı sorumluluk davası açmasının yanı sıra ortakların kooperatife ve / veya yöneticilere karşı tazminat davası açma hakkı bulunmaktadır. Davacı, tazminat talebini kendisine taahhüt edilen taşınmazın rayiç değeri olarak yansıtmış ise de " çoğun içinde azda vardır" esası uyarınca davacının tazminat talebinin, yönetime veya temsile yetkili şahısların kooperatife ait görevlerini yürütmeleri esnasında meydana getirdikleri haksız fiillerden doğan zararlar kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir. Her ne kadar 100.000.000 TL( eski para) ödemeye ilişkin belge aslı sunulmamış ve diğer ödeme makbuzlardaki imzaların davalı ...'ya ait olup olmadığı araştırılmamış ise de, davalı ...'nın yasal süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'ini ileri sürdüğünden öncelikle talebin zamanaşımı yönünden değerlendirilmesi gerekir. Kooperatif ile ortağı arasında parasal yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıklarda 6098 sayılı TBK'nın 147 maddesi hükmü gereğince zamanaşımı süresi 5 yıl kararlaştırılmış ise de somut olayda kooperatif üyeliğinden kaynaklı parasal yükümlülük bulunmadığından TBK 156. Maddesinin tatbiki gerekecektir. TBK 156. Maddesinde, borç bir senetle ikrar edilmiş veya mahkeme ya da hakem kararına bağlanmış ise, yeni süre her zaman on yıl olduğu düzenlenmiştir. Buna göre dosyaya ibraz edilen belgelerin 1994 yılında düzenlendiği, ödemelerin o yıl içerisinde yapıldığı, davanın açıldığı tarih itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan, haksız fiil hükümleri uyarınca ödemeden kaynaklı tazminat talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin kararı her ne kadar sonuç itibariyle doğru ise de tazminat talebi yönünden gerekçenin açıklanan nedenlerle yerinde olmadığından gerekçe yönünden hükmün düzeltilmesine karar verilmiştir.
YARGITAY BOZMA İLAMI ve BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ: Verilen kararın davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2023/1450 E. 2024/1804 K., 29/05/2024 tarihli ilamı ile; " Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. Somut uyuşmazlıktaki önemi nedeniyle yargılamaya hakim olan ilkelerden şu üçüne özellikle değinmek gerekir. Tasarruf ilkesine göre; hâkim, iki taraftan birinin talebi olmaksızın, kendiliğinden bir davayı inceleyemez ve karara bağlayamaz.(HMK 24/1) Kanunda açıkça belirtilmedikçe, hiç kimse kendi lehine olan davayı açmaya veya hakkını talep etmeye zorlanamaz. (HMK 24/2) Taraflarca getirilme ilkesinde ise; Kanunda öngörülen istisnalar dışında, hâkim, iki taraftan birinin söylemediği şeyi veya vakıaları kendiliğinden dikkate alamaz ve onları hatırlatabilecek davranışlarda dahi bulunamaz. (HMK 25/1) Kanunla belirtilen durumlar dışında, hâkim, kendiliğinden delil toplayamaz. (HMK 25/2) Taleple bağlılık ilkesi bu iki ilkeyle bağlantılı olmakla birlikte daha somutlaştırılmış bir şekilde; hâkimin, tarafların talep sonuçlarıyla bağlı olduğu ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyeceği ancak duruma göre, talep sonucundan daha azına karar verebileceği (HMK 26/1) hükmünü içermektedir. Bu hükümlerden de anlaşılacağı üzere dava vakıalar üzerinden yürür. Vakıaları bildirmek taraflara aittir. Getirilen vakıalara göre uyuşmazlığı belirlemek ve bu uyuşmazlığa uyan hukuki sebebi belirleyip uygulamak ise hakimin görevidir. Vakıalarla bağlılık taraflarca getirilme ve tasarruf ilkesinin de bir gereğidir. Davacının davaya konu etmediği, mahkeme önüne bir uyuşmazlık olarak getirmediği bir hususu mahkeme inceleyip bu konuda karar veremez. Hakim uyuşmazlığın sınırlarını vakıalarla çizecek olup bu vakıalar dışına çıkarak ve yeni vakıaları kendiliğinden inceleyerek bir sonuca varıp karar veremez. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, Bölge Adliye Mahkemesince davalı ... yönünden çoğun içinde azda vardır ilkesi gereği talep olmamasına rağmen kooperatif yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilmesi ve taleple bağlı kalma kuralı ihlal edilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle bozulması gerektiği " gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir. Somut olayda davacı, davalı kooperatiften bir konut almak için anlaştığını, inşaatı yapılan beş katlı binanın üçüncü katında bulunan 120 m2 daireyi anahtar teslim olarak kendisine teslim edileceğini, alacağı konut için 30 milyon TL(eski para) nakit ödediğini, kalan 70 milyon TL için senet imzalandığını, senetlerinde borcu tamamlandığını ancak kendisine taahhüt edilecek dairenin teslim edilmediğini, başkasına satıldığını, bunun üzerine 1997 yılında noterden düzenlenen taşınmaz satış vaadi sözlemesi ile başka bir dairenin teklif edildiğini, emsal taşınmaz içinde ayrıca masraf yaptığını ancak bu taşınmazında başkasına satıldığını belirterek kendisine taahhüt edilen taşınmazın adına tescilini olmadığı takdirde rayiç bedelin tazminini talep etmiştir. Dairemizce verilen karar, davacı vekilinin diğer temyiz nedenlerinin reddi ile davalı ... yönünden çoğun içinde azda vardır ilkesi gereği talep olmamasına rağmen kooperatif yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna gidilmesi ve taleple bağlı kalma kuralı ihlal edilerek yazılı şekilde karar verildiği gerekçesiyle bozma karar verilmiş, Yargıtay bozma kararı sonrası dairemizce duruşma açılarak usul ve yasaya uygun bulunan bozma ilamına uyulmuştur. Dava dilekçesinin içeriğine göre; davacı vekili, müvekkilinin, dönemin kooperatif yetkilisi ...'ya bir takım ödemeler yaptığını, bu ödemeler karşılığında kooperatifin yaptırmış olduğu 120 m2lik dairenin teslim edileceğini, söz konusu dairenin teslim edilmemesi üzerine başka bir dairenin teklif edildiğini, bu daireye de bir takım masraflar yaptığını iddia ederek 120 m² alanlı konutun müvekkili adına tesciline, bu mümkün olmadığı taktirde dairenin rayiç değerinde bedelin tahsiline ve verileceği belirtilen daireye yapmış olduğu masrafların tahsiline karar verilmesini talep etmiş, terditli taleplerinden belirsiz alacak niteliğindeki 2 nolu bendinde yeralan dairenin rayiç bedeline ilişkin tazminat talebini 168.000,00-TL'ye yükseltmiş, sonradan teklif edilen daireye yapmış olduğu masraflara ilişkin tazminat talebinin 100,00 TL ile sınırlı kaldığı görülmüştür. Dairemizin önceki kararında ifade edildiği şekilde davacının, açık yada örtülü davalı kooperatifin üyesi olduğunu ispat edememiştir. Bu durumda davalı ... ile arasındaki hukuki ilişki harici taşınmaz satış sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Tapulu taşınmazların satışına ilişkin sözleşme, resmi şekilde düzenlenmelidir. Adı yazılı olarak yapılan sözleşmeler, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 706, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 237, 2644 sayılı Tapu Kanunu'nun 26 ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu'nun 60 ıncı maddeleri uyarınca hukuken geçersizdir. Geçersiz sözleşmeler, taraflarına geçerli sözleşmelerde olduğu gibi hak ve borç doğurmaz. Taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilir. Geçersiz sözleşmelerde herkes aldığını iade etmekle yükümlüdür. Geçersiz sözleşme nedeniyle verilenlerin geri istenmesi hâli 6098 sayılı Kanun'un sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkilerini düzenleyen 77 ve devamı maddeleri çerçevesinde çözümlenir. Kanun’un 77 nci maddesine göre haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğar. Anılan madde hükmünden de anlaşılacağı üzere, sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ile fakirleşme arasında uygun nedensellik (illiyet) bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekmektedir. Sebepsiz zenginleşme hâlinde zenginleşen ve fakirleşen arasında kanun gereği bir borç ilişkisi doğar ve bu borcun konusu malvarlığında meydana gelen fazlalığın geri verilmesidir. ( Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 01.11.2023 tarih 2023/1049 E. 2023/3034 K. Sayılı ilamı) Her ne kadar 100.000.000 TL( eski para) ödemeye ilişkin belge aslı sunulmamış ve diğer ödeme makbuzlardaki imzaların davalı ...'ya ait olup olmadığı araştırılmamış ise de, davalı ...'nın yasal süresi içerisinde sunduğu cevap dilekçesi ile zamanaşımı def'ini ileri sürdüğünden öncelikle talebin zamanaşımı yönünden değerlendirilmesi gerekir. Satışa konu taşınmazın zilyetliği alıcıya devredilmiş ise zilyetlik devam ettiği süre zamanaşımı işlemez. Zamanaşımı süresinin başlangıç tarihi; satış bedeline ilişkin paranın verildiği tarih değil, sözleşme geçersiz olsada satıcının rıza ve ihtiyari ile taahhüdünü her zaman yerine getirebileceği gözönüne alınarak bunun ifasını beklemek durumunda bulunan alıcı için ancak davaya konu taşınmazın tapuda ferağ ümidinin ortadan kalktığı veya ifanın imkansız hale geldiği tarihtir. Taraflar arasında harici de olsa bir sözleşme bulunduğundan dava 10 yıllık zamanaşımı süresine tabidir. (07.06.1939 tarih 1936/31 E ve 1939/47 Karar sayılı Yargıtay İçt.Bir. Kararı) Somut olayda, harici satış sözleşmesine konu taşınmazların zilyetliğinin davacı alıcıya devredilmediğinden davacının söz konusu taşınmazlarda zilyetliği bulunmadığı gözetilerek dosyaya ibraz edilen belgelerin 1994 yılında düzenlendiği, ödemelerin o yıl içerisinde yapıldığı, sonradan teklif edilen daireye ilişkin masrafların 2000 yılı öncesine ait olduğu, davanın açıldığı tarih itibariyle 10 yıllık zamanaşımı süresi dolduğundan, sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca ödemeden ve sonradan teklif edilen taşınmaza yapılan masraflardan kaynaklı tazminat talebinin zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmiştir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04/03/2021 tarih 2021/2-96 Esas 2021/205 Karar sayılı ilamında ifade edildiği gibi 5235 sayılı Kanun uyarınca bölge adliye mahkemelerinin denetim ve hüküm mahkemesi sıfatlarına haiz adli yargı ikinci derece mahkemeleri olduğu, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı tarafların itirazları doğrultusunda istinaf kanun yolu incelemesi görevini yerine getirirken istinaf başvurusunun esastan reddi veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurmak dâhil denetim ve hüküm mahkemesi olarak gerekli tüm kararları verebileceği, ancak ilk derece mahkemesi kararına dairemizce müdahale edilmesi ve Yargıtay’ın bozma kararı vermesi nedeniyle dosyanın karar verilmek üzere dairemize gönderildiği, bu noktada dairemizin alt derece hüküm mahkemesi olarak ilk derece mahkemesiyle aynı sıfatla yargılama yaptığı, denetim görevini kullanmadığı, temyiz incelemesi sonucunda verilen Yargıtay bozma ilamına yönelik karar vermek üzere alt derece hüküm mahkemesi olarak hukuki dinlenilme hakkı kapsamında aynen ilk derece mahkemesi gibi duruşma açmak zorunda olduğu, açılan bu duruşmada istinaf kanun yolu incelemesi yapmadığı, alt derece hüküm mahkemesi sıfatına uygun şekilde karar verildiğinden istinaf yargılama aşamasından davacı yararına vekalet ücretine hükmedilmemiş, aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
HÜKÜM : Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere 1-Davalı Tasfiye Halinde ... Yapı Kooperatifi hakkında kooperatif üyeliği iddiasıyla açılan tapu iptal tescil ve tazminat talebinin REDDİNE, 2- Davalı ... yönünden açılan tapu iptal tescil talebinin esastan REDDİNE, tazminat talebinin 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolması nedeniyle REDDİNE, 3-Davalı ... yönünden açılan davanın, davaya dahil edilen yasal mirasçıların murisin mirasını kayıtsız ve şartsız olarak reddetmiş olmaları ve davacı tarafça, davalı ... terekesine karşı davanın takip edilmemesi nedeniyle yasal mirasçı sıfatı kalmayan dahili davalılar ..., ... ve ... yönünden davanın pasif husumet ehliyeti bulunmaması nedeniyle davanın REDDİNE, a-Karar tarihinde yürürlükte olan Harçlar Kanunu uyarınca alınması gereken 427,60-TL karar ve ilam harcından başlangıçta peşin olarak alınan 25,20-TL ile tamamlama harcı olarak yatırılan 2.869,10-TL olmak üzere toplam 2.894,30-TL'den mahsubu ile bakiye 2.466,70-TL harcın karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa iadesine, b-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına, c-Davalılar Tasfiye Halinde S. S. ... ve ... kendilerini vekille temsil ettirdiklerinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca 30.000,00 TL vekâlet ücretinin davacıdan alınarak davalılar Tasfiye Halinde S. S. ... ile ...'ya verilmesine, ç-Taraflarca yatırılan gider ve delil avanslarının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, 4-İstinaf Giderleri Yönünden; a-Davacı tarafından yatırılan 162,10 TL istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, b-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 368,30 TL'nin davacıdan tahsiline, c-Davacı tarafça sarf edilen edilen istinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,Dair, taraf vekillerinin yüzüne karşı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 361/1. fıkrası gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.16/10/2024