T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1569
KARAR NO:2025/618
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:İSTANBUL 16. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ:20/04/2021
NUMARASI:2020/428 Esas - 2021/259 Karar
DAVANIN KONUSU:İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:28/05/2025
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesi ile; taraflar arasında akdedilen "..." sözleşmesinden kaynaklı cari hesap ve fatura alacağının tahsili için başlatılan takibe davalının itiraz etmesi nedeniyle takibin durduğunu, bu nedenle davalının haksız itirazını iptali ile takibin devamına ve davalının %20 den az olmamak üzere icra inkar tazminatına sorumlu tutulmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesi ile; Davacının taleplerine ilişkin zamanaşımı itirazı olduğunu, davacının faiz talebi haksız olup davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı tarafından talep edilen faiz oranı ve faiz başlangıç tarihleri hatalı olduğunu, müvekkil şirket işbu maddeye dayanarak, davacıya sözleşmeyi feshettiğini yazılı olarak bildirmişse de, davacı işbu haksız ve mesnetsiz davayı ikame ettiğini, bu nedenle davacının müvekkil şirketten herhangi bir alacağı bulunmadığını, kabul anlamına gelmemek kaydıyla, sözleşmede belirlenen fesih süresi TMK 2. maddesine ve hakkaniyete aykırı olduğunu, yine kabul anlamına gelmemek kaydıyla, piyasa koşullarının göz önünde bulundurulması gerektiğini, davaya konu sözleşme 2003 yılında imzalandığını, dolayısıyla, piyasa koşullarının sözleşmenin imzalandığı tarihte öngörülmesi mümkün olmadığını,ekte tarafınıza sunulan iade faturalarından da görüleceği üzere, faturalar USD cinsinden TL'ye çevrilerek düzenlendiğini, bu nedenle de müvekkil şirket için aşırı ifa güçlüğü de söz konusu olduğundan sözleşmeyi feshetmek zorunda kaldığını beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece, "...Davacı yanın taraflar arasındaki "..." adlı sözleşmeye dayalı olarak düzenlediği e-fatura alacaklarının tahsili amacıyla davaya konu takibi başlattığı, davalı yanın anılı faturaları kabul etmeyerek davacı yana sistem üzerinden iade ettiği ayrıca davacı tarafın sözleşme ile üstlendiği edimleri yerine getirmediğinden bahisle sözleşmeyi feshettikleri gerekçesiyle alacak talebine karşı çıktığı, böylece taraflar arasındaki uyuşmazlığın sözleşmenin fesih ile sona erip ermediği, davacı yanın sözleşme yükümlülüklerini ihlal edip etmediği, davacı yanın alacak talebinde bulunup bulunamayacağı noktalarında toplandığı görülmüştür.Davalı yan takipte yetkiye itiraz ettiğini beyan etmiş ise de, itiraz dilekçesinde yetkili icra müdürlüğü gösterilmeyip itiraz usulüne uygun olarak yapılmadığından, mahkememizce itirazın reddine karar verilmiştir.Yine, davalı tarafça cevap dilekçesinde zamanaşımı definde de bulunulmakla, davacı yanın alacak talebi bakımından yasada öngörülen özel bir zamanaşımı süresinin bulunmadığı, TBK'nun 146. maddesi uyarınca alacağın 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve takibin bu süre geçmeden başlatıldığı anlaşılmakla, söz konusu defi mahkememizce yerinde görülmemiş ve esasın incelenmesine geçilmiştir. Tüm dosya kapsamı ve toplanılan delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda; TTK'nun 18/3. maddesinde tacirler arasında sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarların noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılacağının hüküm altına alındığı, davalı yanın feshe ilişkin bildiriminin ... adlı mail adresinden ... adlı mail adresine gönderilmek suretiyle yapıldığının dosya kapsamında tespit edildiği ve nitekim mail içeriğinin hizmete ihtiyaç duyulmaması nedeniyle sözleşmenin 2019 yılı Mart ayı sonu itibarıyla sonlandırıldığı şeklinde olduğu, davalı tarafça yapılan feshin TTK'nun 18/3. maddesinin açık hükmüne uygun olmaması nedeniyle geçerli olmadığı gibi feshin taraflar arasındaki sözleşmenin başlangıç ve süre başlıklı 2. maddesi veya iptal başlıklı 4. maddesine uygun şekilde de yapılmadığı, şöyle ki fesih bildiriminde sözleşme maddelerine uygun şekilde davacıya önel verilmediği, davalı yanca tarafına fesih hakkı tanıyan sözleşmenin davacı tarafça ihlal edildiğine dair somut delillerin de ortaya konulamadığı, sözleşmenin fesih süresine ilişkin hükümlerin hakkaniyete aykırı olduğu savunulmuş ise de, davalı yanca TBK'nun 20. ve devamı maddelerinde hüküm altına alınmış genel işlem koşulu iddiasına dayalı olarak veyahut aynı yasanın 30. ve devamı maddelerinde düzenlenen irade bozukluğu hallerine dayanılarak süresinde açılmış bir dava bulunmadığından anılı savunmaya itibar edilemeyeceği, davacı yanca dosya kapsamına sunulan sistem ekran görüntüsüne göre fesih bildiriminde bulunan davalı çalışanının sisteme giriş yapmakla davacı yanca hizmetin verildiğinin tespit edildiği, zira davalı yanca hizmetin verilmediğinin de savunulmadığı, tüm bu nedenlerle davacı yanın sözleşmeden doğan fatura alacaklarını talep hakkının mevcut olduğu, davalı tarafın asıl alacak yönünden yaptığı itirazının yerinde olmadığı, faiz talepleri yönünden ise; sözleşmenin 3.3. maddesindeki "...siz faturada belirtilen süre içinde ücretlerin tamamını ödeyeceksiniz..." şeklindeki düzenlemenin taraflar arasında fatura son ödeme tarihlerinin belirli vade olarak kabul edildiğine işaret ettiği, böylece davacı yanın fatura son ödeme tarihlerinden itibaren işlemiş faiz talebinde bulunulabileceği ancak davacı yanın takip talebindeki talebi nazara alındığında taleple bağlılık ilkesi uyarınca %13,75 oranına göre kök bilirkişi raporunda yapılan işlemiş faiz hesaplamasının mahkememizce tercih edildiği, fakat işleyecek faize ilişkin olarak faiz oranlarından doğan talep hakkı takip talebinde saklı tutulduğundan %13,75 avans faizi oranı ile sınırlandırılmaksızın değişen oranlarda avans faizi uygulanması suretiyle hüküm kurulması cihetine gidilerek "Davanın Kısmen Kabulü ile ... sayılı takip dosyasında, takip tarihi itibari ile davacının davalıdan 78.429,95 TL asıl alacak 3.144,70 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 81.574,65 TL alacaklı olduğunun tespiti ile bu miktara vaki itirazın iptali ile asıl alacak 78.429,95 TL’ye takip tarihinden itibaren değişen oranlarda avans faizi uygulanmak sureti ile takibin diğer kayıt ve şartlarla aynen devamına, fazlaya ilişkin talebin reddine, alacağın % 20'si oranındaki 16.314,93 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davalı vekili tarafından cevap dilekçesindeki nedenler tekrarlanarak istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE:HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde;Dava, hizmet alım sözleşmesinden kaynaklanan faturaya dayalı başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir. ... sayılı dosyası incelendiğinde; davacının dört adet faturaya istinaden 78.429,42 TL asıl alacak, 3.551,47 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 81.982,42 TL alacağın tahsili için takip başlattığı, davalının yasal süresinde hem borca hem icra dairesinin yetkisine itiraz ettiği, davanın yasal 1 yıllık süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır.Somut olayda; davacı tarafından sağlanan enformasyonun ve/veya malzemenin ve desteğin verilmesini kapsayan servis hizmeti verilmesi konusunda taraflar arasında 27/01/2003 tarihli ..." sözleşmesi imzalanmış olup takibe dayanak yapılan faturaların ;- 01.04.2019- 30.06.2019 dönemine ilişkin 20.207,49 TL tutarlı ( aylık birim bedeli 1044 USD'nin TL karşılığının KDV dahil üç aylık tutarı) 25.10.2019 son ödeme tarihli 26.09.2019 Tarihli e-fatura, - 01.07.2019- 30.09.2019 dönemine ilişkin 21.698,75 TL tutarlı ( aylık birim bedeli 1044 USD'nin TL karşılığının KDV dahil üç aylık tutarı) 25.10.2019 son ödeme tarihli, 26.09.2019 Tarihli e-fatura, - 01.10.2019- 31.12.2019 dönemine ilişkin 20.939,24 TL tutarlı ( aylık birim bedeli 1044 USD'nin TL karşılığının KDV dahil üç aylık tutarı) 30.10.2019 son ödeme tarihli 01.10.2019 Tarihli e-fatura,- 01.01.2010- 29.02.2020 dönemine ilişkin 15.584,47 TL tutarlı ( aylık birim bedeli 1148 USD'nin TL karşılığının KDV dahil üç aylık tutarı) 06.03.2020 son ödeme tarihli, 06.02.2020 Tarihli e-faturalar olduğu, davalı tarafça en son dava dışı 10.10.2018 tarihli faturanın işleme alındığı ondan sonra düzenlenen davaya konu faturaların sistem üzerinden davalı tarafından reddedildiği görülmüştür.İcra Dairesinin yetkisine itiraz edilmiş ve zamanaşımı def'inde bulunulmuş ise de ödeme emrine itiraz dilekçesinde yetkili icra dairesi gösterilmediğinden usulüne uygun yapılmış bir yetki itirazı bulunmamaktadır.Diğer yandan taraflar arasındaki ticari ilişki hizmet sözleşmesinden kaynaklanmakta olup yasada öngörülen özel bir zamanaşımı süresinin bulunmadığından, TBK'nun 146. maddesi uyarınca alacağın 10 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, faturaların düzenlendiği tarih dikkate alındığında takibin 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde başlatıldığı anlaşılmakla davalının zamanaşımı itirazı yerinde görülmemiştir.Davalı vekili; sözleşmenin davalı tarafça feshedilmesi nedeniyle davacının herhangi bir alacak talebinde bulunamayacağını ileri sürmüştür. Somut olayda; davalı tarafça gönderilen 22/02/2019 tarihli e-mail ile ; " 27 Ocak 2003 tarihli hizmet sözleşmesinin kurumsal ihtiyaçların farklılaşması ve söz konusu hizmete ihtiyaç duyulmadığından dolayı 2019 yılı Mart ayı sonu itibariyle sonlandırıldığı" bildirilmiştir. Sözleşmenin 2. Maddesinde, taraflardan herhangi birinin, herhangi bir servisi yada bu servise erişimi diğer tarafa önceden yazılı olarak, aşağıdaki sürelerden az olmamak şekilde bildirmek kaydıyla iptal edebileceği, bu sürelerin "..." ürünleri için 3 ay, "..." ve sipariş formunda belirtildiği servisler için 6 ay, diğer tüm servisler için 12 ay olarak belirlendiği, yine sözleşmenin 4. Maddesinde eğer taraflardan biri; anlaşmada belirtilen esas yükümlülüklerini ihlal etmiş ve böyle bir ihlalin düzeltilmesi yoluna gitmemişse, 30 gün evvelden yazılı olarak ihbar etmek kaydıyla anlaşmanın tamamını ya da bir kısmını iptal edebileceği kararlaştırılmıştır. Öte yandan TTK 18/3 maddesinde ; "tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe, sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbarlar veya ihtarlar noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yapılacağı" düzenlenmiştir. Bu itibarla mahkemenin gerekçesinde ifade edildiği üzere davalı tarafça yapılan feshin TTK'nun 18/3. maddesinin açık hükmüne uygun olmaması nedeniyle geçerli olmadığı gibi feshin taraflar arasındaki sözleşmenin başlangıç ve süre başlıklı 2. maddesi veya iptal başlıklı 4. maddesine uygun şekilde de yapılmadığı, fesih bildiriminde sözleşme maddelerine uygun şekilde davacıya önel verilmediği, davalı yanca tarafına fesih hakkı tanıyan sözleşmenin davacı tarafça ihlal edildiğine dair somut delillerin de ortaya konulamadığından geçerli bir fesihten söz edilemeyecektir.Davalı vekili aynı zamanda sözleşmenin feshe ilişkin hükümleri iyi niyet kurallarına genel işlem koşullarına aykırı olduğunu ileri sürmüştür. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 26. maddesinde sözleşme özgürlüğü başlığı altında bir sözleşmenin içeriğinin, sözleşmenin taraflarınca kanunda öngörülen sınırlar içerisinde özgürce belirlenebileceği düzenlemesi yer almakla birlikte, bu kuralın istisnası TBK 27/1 fıkrasında ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan sözleşmelerin kesin olarak hükümsüz olduğu belirtilerek açıklanmıştır. Kanuni bir yetki söz konusu olmaksızın sözleşmenin içeriğini belirleme özgürlüğünün tek taraflı olarak kullanıldığı, bu doğrultuda taraflardan birinin sözleşme hükümlerini önceden kısmen veya tamamen belirlediği ve diğer tarafın da yalnızca bu sözleşmeyi yapıp yapmama yönünde karar verdiği sözleşmeler, iltihaki veya katılma sözleşmesi olarak adlandırılmaktadır (Oğuzman, M.K/Öz, M.T.; Borçlar Hukuku Genel Hükümler, c.1, 13. bası, İstanbul 2015, s.26; Reisoğlu, S.; Türk Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 23. bası, İstanbul 2012, s.70). Bu tür sözleşmelerde sözleşmeyi düzenleyen tarafın, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmelerde kullanmak amacıyla önceden tek başına hazırlayarak, karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri ise genel işlem koşuludur. Genel işlem koşulları TBK'nın 20 ila 25.maddelerinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı TBK'nun 20. maddesinde genel işlem koşulları, bir sözleşme yapılırken düzenleyenin, ileride çok sayıdaki benzer sözleşmede kullanmak amacıyla, önceden tek başına hazırlayarak karşı tarafa sunduğu sözleşme hükümleri şeklinde tanımlanmıştır.TBK'nun 21. maddesinde ise, karşı tarafın menfaatine aykırı genel işlem koşullarının sözleşmenin kapsamına girmesi, sözleşmenin yapılması sırasında düzenleyenin karşı tarafa, bu koşulların varlığı hakkında açıkça bilgi verip, bunların içeriğini öğrenme imkanı sağlamasına ve karşı tarafın da bu koşulları kabul etmesine bağlı olduğu, aksi takdirde genel işlem koşullarının yazılmamış sayılacağı, sözleşmenin niteliğine ve işin özelliğine yabancı olan genel işlem koşullarının da yazılmamış sayılacağı, 25. Maddesinde genel işlem koşullarına, dürüstlük kuralına aykırı olarak karşı tarafın aleyhine veya onun durumunu ağırlaştıracak nitelikte hükümler konulamayacağı düzenlenmiştir. Her ne kadar 6098 sayılı TBK'nun 20 ila 25. maddeleri arasında düzenlenmiş olan genel işlem koşullarına ilişkin hükümler tacirler yönünden de uygulanabilirse de, TTK 18/2. maddesi hükmü karşısında tacirler bakımından genel işlem koşullarının uygulanıp değerlendirilmesinde her somut olayın özelliğine göre daha dikkatli davranılması gerekmektedir. Somut olayda; davaya konu sözleşmenin hazırlanışı açısından TBK'nun 20.maddesindeki unsurları taşıdığı kabul edilmekle birlikte TTK 18/2 maddesi uyarınca her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli iş adamı gibi hareket etmesi gereken davalının sözleşmede yer alan hükümlerin içeriğinden haberdar olarak ve kabul ederek sözleşmeyi imzaladığı, 15 yılı aşkın süredir bu konuda herhangi bir itirazı olmadığı anlaşılmakla bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Bu itibarla davacı tarafın servis hizmetini vermeye devam ettiği, verilen hizmete ve hizmet bedeline yönelik davalı tarafın itirazının da bulunmadığı dikkate alındığında takibi dayanak yapılan faturalardan dolayı davacının alacaklı olduğu kabul edilmiştir.Davalı vekilinin diğer bir istinaf nedeni olarak faturaların USD cinsinden TL'ye çevrilerek düzenlendiğini, Türk Lirasının USD karşısında değer kaybetmesi nedeniyle davalı şirket için aşırı ifa güçlüğü söz konusu olduğundan sözleşmenin feshedilmek zorunda kalındığı ileri sürülmüştür.Hukukumuzda sözleşmeye bağlılık (...-...) ve sözleşme serbestliği ilkeleri kabul edilmiştir. Bu ilkelere göre, sözleşme yapıldığı andaki gibi aynen uygulanmalıdır. Bir başka söyleyişle, sözleşme koşulları borçlu için sonradan ağırlaşmış, edimler dengesi sonradan çıkan olaylar nedeni ile değişmiş olsa bile, borçlu sözleşmedeki edimini aynen ifa etmelidir. Gerçekten de sözleşmeye bağlılık ilkesi, hukuki güvenlik, doğruluk, dürüstlük kuralının bir gereği olarak sözleşme hukukunun temel ilkesini oluşturmaktadır. Ancak bu ilke, özel hukukun diğer bir takım istisnai ilkeleriyle sınırlandırılmıştır. TBK’nın 138. maddesi ile getirilen "Aşırı ifa güçlüğü" başlıklı yeni düzenleme, öğreti ve uygulamada sözleşmeye bağlılık (...) ilkesinin istisnalarından biri olarak kabul edilen “işlem temelinin çökmesi”ne ilişkindir. Ancak "sözleşmeye bağlılık" ilkesi esas olup sözleşmeye müdahale müessesesi istisnai nitelikte bir kurum olmakla yasa koyucu tarafından da bu kurumun uygulanması ancak anılan maddede belirtilen dört koşulun birlikte gerçekleşmesine bağlanmıştır. Bunlar (1) sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü durum ortaya çıkması, (2) bu durumun borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkması yine (3)bu durumun sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirmesi ve (4) borçlunun, borcunu henüz ifa etmemiş olması veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olması halidir. Bu dört koşulun birlikte gerçekleşmesi halinde ise borçlunun, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkı bulunmaktadır. (Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 27/06/2019 tarih 2019/2379 E. 2019/7997 K. Sayılı ilamı).Türk Lirasının USD karşısında değer kaybetmesinin, TBK 138. Maddesi kapsamında aşırı ifa güçlüğü açısından zorunlu olan öngörülmezlik unsuru oluşturup oluşturmayacağı bakımından Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12/11/2014 tarih 2014/13-1614 E. 2014/900 K. Sayılı ilamında; "...Türkiye’de yıllardan beri ekonomik paketler açılmakta, ancak istikrarlı bir ekonomiye kavuşamamaktadır. Devalüasyonların ülkemiz açısından önceden tahmin edilemeyecek bir keyfiyet olmadığı, kur politikalarının her an değişebileceği bir gerçektir. Devalüasyon ve ekonomik krizlerin aniden oluşmadığı, piyasadaki belli ekonomik darboğazlardan sonra meydana geldiği bilinmektedir.Ülkemizde 1958 yılından beri devalüasyonlar ilan edilmekte sık sık para ayarlamaları yapılmakta,Türk parasının değeri dolar ve diğer yabancı paralar karşısında düşürülmektedir.Ülkemizdeki istikrarsız ekonomik durum davacı tarafından tahmin olunabilecek bir keyfiyettir. Somut olayda uyarlamanın koşullarından olan öngörülmezlik unsuru oluşmamıştır. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulu’nun 15.10.2003 gün ve 2003/13-599 E.-2003/599 K.; 07.05.2003 gün ve 2003/13-332 E.-2003/340 K.sayılı kararlarında da benimsenmiştir." şeklinde ifade edilmiştir. Emsal Yargıtay kararlarında da belirtildiği gibi basiretli davranma yükümlülüğü altında bulunan davalının,Türk Lirası'nın değerin düşmesinin öngörülmezlik unsurunun oluştuğuna dair iddiada bulunamayacağı, bu nedenle TBK’nın 138. Maddesindeki şartların oluşmadığından davalı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. Temerrüt tarihinin başlangıcı, faiz oranı ve faiz hesabı yönünden yapılan değerlendirmede;6098 sayılı TBK'nın 117. ve devamındaki maddelerde borçlunun temerrüdü ve temerrüdün sonuçları düzenlenmiştir. TBK'nin 117. maddesi uyarınca muaccel bir borcun borçlusu, alacaklının ihtarıyla temerrüde düşeceği ancak borcun ifa edileceği gün, birlikte belirlenmiş ise vadenin gerçekleştiği tarihte borçlu temerrüde düşmüş olacağı düzenlenmiştir. Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 3. Maddesi, her servis için servis ücretleri kullanıma açıldığı tarihten itibaren ödenebilir hale geleceği, ücretler karşılığı fatura kesileceği, faturada belirtilen süre içinde ücretlerinin tamamı ödeneceği, sipariş formunda aksi belirtilmedikçe ücretler üç ayda bir ve peşin olarak ödeneceği kararlaştırılmış olmakla temerrüt tarihi olarak faturaların son ödeme tarihleri esas alınmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Öte yandan tarafların tacir olduğu, davaya konu alacağın ise tacirler arası sözleşmeden kaynaklandığı, davalı tacirin borcunun faizin doğduğu tarihte yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK'nın 19/1 madde hükmü uyarınca ticari nitelik gösterdiği, tacirler arası sözleşmenin aynı Kanun'un 3. maddesi uyarınca ticari iş niteliğinde olduğu, tacirin ticari işlerde temerrüt faizi oranını düzenleyen 3095 sayılı Kanun'un 2/2. madde hükmü uyarınca avans oranında faiz isteme hakkını haiz olduğu, davacı tarafça talep edilen 13,75 faiz oranın, Merkez Bankası'nın belirlediği dönemlerdeki faiz oranını geçmediği, taleple bağlılık ilkesi uyarınca faturaların son ödeme tarihinden itibaren %13,75 oranına göre yapılan temerrüt faizi hesabında bir isabetsizlik görülmemiştir. İİK 67/2.maddesinde "...borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, red veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir." hükmü yer almaktadır. Takip tutarı sözleşmede kararlaştırılan fatura bedeli olup alacak likit/belirlenebilir olduğundan icra inkar tazminatına hükmedilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir. Açıklanan nedenlerle ilk derece mahkemesinin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından, HMK 353/1.b.1 bendi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1.Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-Harçlar Kanunu gereğince davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının hazineye gelir kaydına, yatırılan 1.394,00 TL harçtan, alınması gerekli 615,40 TL istinaf harcının mahsubu ile bakiye kalan 778,60 TL harcın ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,6-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.28/05/2025