T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1558
KARAR NO: 2025/579
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 21. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2019/38
KARAR NO: 2021/6
DAVA TARİHİ: 03/09/2019
KARAR TARİHİ: 05/01/2021
DAVA: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 21/05/2025
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353 ncü maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya reklamcılık hizmeti verildiğini, “...” isimli derginin Haziran, Aralık 2018 ile Ocak 2019 sayılarında davalının yayımlanmasını talep etmiş olduğu “...” okullarının ilanının yayımlandığını, davalıya verilen bu hizmet doğrultusunda 03.07.2018 tarih, ... numaralı 3.540,00 TL bedelli, 05.12.2018 tarih, ... numaralı 7.080,00 TL bedelli, 03.01.2019 tarih, ... numaralı 3.540,00 TL bedelli faturaların keşide edilderek davalıya tebliğ edildiğini, davalı tarafından faturalara karşı herhangi bir itirazda bulunulmadığını, ancak 03.07.2018 tarihli faturanın 763,47 TL’lik kısmı ile diğer faturaların ise tamamının ödenmediğini, bu kapsamda başlatılan İstanbul ... İcra Müdürlüğü ... E. sayılı icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini beyanla, itirazın iptali ile icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.
CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının takibe konu tutarda alacağı bulunmadığını, ödeme emri tebliği sonrası müvekkili şirket kayıtlarının kontrol edildiğini ve davacının alacağı bulunmadığının tespit edildiğini, müvekkili şirket kayıtları incelendiğinde bu durumun açıkça tespit edileceğini savunarak davanın reddini ve kötü niyet tazminatına hükmedilmesini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, takip talebine itirazın iptaline ilişkin davada, bilirkişi raporu dosya içeriğine toplanan delillere uygun ve karar vermeye elverişli bulunduğundan, mahkememizce verilen kararda dikkate alınmış ve itirazın iptali ile takibin devamı yönünde karar verildiği, ayrıca davacı tarafça davalının itirazının iptali ile takibin devamı yanı sıra davalı borçlunun haksız ve kötü niyetli olarak icra takibine itiraz ettiğinden bahisle takip konusu alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına mahkum edilmesi gerektiği gerekçesiyle Davanın KABULÜ ile; Davalının İstanbul ...İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına, Asıl alacağın %20 si olan 2.276,69 TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili istinaf dilekçesinde; davacı tarafın alacağı bulunmadığı halde davanın kabulü yönünde verilen kararın hatalı olduğunu, bilirkişi tarafından hatalı tespitlerde bulunulduğunu ve yerel mahkeme tarafından da hatalı bilirkişi raporu esas alınarak hatalı karar tesis edildiğini, müvekkili tarafından faturalara itiraz edilmediği gerekçesi ile verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, yerel mahkeme tarafından faturaya konu hizmetin alınıp alınmadığı, eksiksiz tamamlanıp tamamlanmadığı hususu göz önünde bulundurulmadan verilen kararın hukuka aykırı olduğunu, davacının somut deliller ile iddiasını ispat edemediğini belirterek, kararın kaldırılmasını ve davanın reddini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı Kanunun 341 nci maddesi uyarınca istinaf kanun yolu açık olan davadaki yasal şartları taşıyan istinaf incelemesi, 6100 sayılı Kanunun 355 nci maddesi uyarınca resen gözetilen kamu düzenine aykırılık halleri dışında, taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmıştır. Dava, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Davaya konu İstanbul ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası incelendiğinde; takip alacaklısının ... A.Ş., borçlunun ise ... A.Ş. olduğu, 11.383,47 TL asıl alacak ve 30,83 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 11.414,30 TL üzerinden 24.07.2019 tarihinde başlatılan icra takibinde, ödeme emrinin takip borçlusuna 26.07.2019 tarihinde tebliğ edildiği, 31.07.2019 tarihinde borca itiraz edildiği, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 67 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 1 yıllık hak düşürücü süre içinde itirazın iptali davasının açıldığı tespit edilmiştir.6102 sayılı TTK'nın 21/2. maddesinde:"Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.). Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir. İlk Derece Mahkemesince mali müşavir bilirkişiden aldırılan 31.01.2020 tarihli raporda:"Davacı ... A.Ş. tarafından incelemeye sunulan 2018 ve 2019 yılları Yevmiye Defteri, Defteri Kebir ve Envanter defterlerinin 6102 sayılı yeni TTK, İlgili hükümleri yönünden uşulüne Uygun tutulmuş olduğu, Davalı şirkete ait ticari defterler ibraz edilmediğinden inceleme yapılamadığı, Davacı yanın incelenen muavin defterlerinde davalı yan ile arasında 2017 yılından 2019 yılına kadar süregelen bir ticari ilişkinin olduğu, bu ticari ilişkinin 120.01.397 no.lu Alıcılar hesap kodunda takip edilmekte olduğu, davacı yan tarafından düzenlenen Satış Faturalarının bu hesabın borcuna, alınan ödemelerin ve iade faturalarının ise bu hesabın alacağına kaydedildiği, Davacının e-fatura mükellefi olduğu, faturaların davalı yana ... numarası ile iletildiği, davalı yan tarafından ilgili faturalara kısmi ödeme yapılmış olması ve 8 gün içerisinde itiraz edilmemiş olmasından dolayı iş bu faturaların usulüne uygun olarak düzenlendiği, Davalı yanın 24.07.2019 takip tarihi itibariyle davacı yana 11.383,47 TL cari hesap bakiyesi borçlu olduğu, 3095 sayılı yasaya istinaden faturalar üzerinde yer alan temerrüt tarihlerine göre yapılan hesaplamalar neticesinde; Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin 3095 sayılı Kanun hükümlerine istinaden Yıllık % 19,50 oranında avanş faiz tutarı: 1.062,88 TL olarak hesaplandığı, Davacı yanın davalı yandan Toplam: 11.383,47 TL + 1.062,88.TL =12.446,35 TL tutar asıl alacak ve faizi ile birlikte talep edebileceği," şeklinde aynı bilirkişiden alınan 12.11.2020 tarihli ek raporda da benzer kanaatler bildirilmiştir. Somut olayda, takibe konu edilen üç adet fatura 03.07.2018 tarih, ... numaralı 3.540,00 TL bedelli, 05.12.2018 tarih, ... numaralı 7.080,00 TL bedelli ve 03.01.2019 tarih, ... numaralı 3.540,00 TL bedellidir. Davacı tarafa ait ticari defterler üzerinde yapılan incelemede, davacı tarafça takibe konu edilen 3 adet faturanın usulüne uygun davacı tarafın fatura tarihlerinde defterlerine işlendiği, davalı tarafa tebliğine rağmen 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği, davalı vekilinin yerinde inceleme yetkisi de verilmesine rağmen ticari defterlerini bilirkişi incelemesine sunmadığı tespit edilmiştir. Davalı vekili tarafından bilirkişi kök raporuna karşı sunulan 19.02.2020 tarihli itiraz dilekçesinde ise, "Sayın Bilirkişi tarafından yapılan inceleme eksik ve hatalıdır. Zira ekte sunulan cari hesap kayıtlarına göre davacı tarafın müvekkil şirketten alacağı, 10.266-TL'dir" şeklinde beyanda bulunarak ekine cari hesap ekstresi başlıklı 2019 yılı kayıtlarını içeren 03.01.2019 tarih, ... numaralı 3.540,00 TL bedelli fatura kaydının da yer aldığı belgeyi eklediği anlaşılmıştır. HMK'nın 222/3 maddesi uyarınca davalı tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi, davalı vekilinin yargılama esnasında kısmi borçlu olduğuna dair ikrarını içeren 19.02.2020 tarihli dilekçesi, faturaların davalı tarafa tebliğ ediliğine dair kayıtlar ile süresi içerisinde itiraz veya iade edilmemesi dikkate alındığında davalı vekilinin istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü faturaya konu hizmetin alınıp alınmadığı araştırılması gerektiğine dair istinaf sebebi yönünden ispat yükünün davalı taraf üzerinde olduğu, bu savunmanın ispatına yönelik bir delil sunulmadığı ve fatura bedellerinin ödendiğine dair belgede bulunmadığı, mali müşavir bilirkişi raporunun denetime açık ve itibar edilebilir nitelikte olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin istinaf sebeplerine itibar edilmemiştir. Açıklanan sebeplerle; incelenen mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) numaralı alt bendi uyarınca esastan reddine karar vermek gerekmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Kanunun 353/1.b.1 alt bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davalı tarafından yatırılan 162,10 TL istinaf başvurma harcının Hazineye irat kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcının davalı tarafından yatırılan 194,95 TL 'nin mahsubu ile bakiye 420,45 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye irat kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iadesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Kanunun 362/1.a bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 21/05/2025