T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2021/1463
KARAR NO: 2025/513
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO: 2019/354
KARAR NO: 2021/808
DAVA TARİHİ: 10/06/2019
KARAR TARİHİ: 01/07/2021
DAVA: İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ: 07/05/2025
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili şirket ile davalı arasındaki ticari ilişki kapsamında müvekkili şirketten davalı taraf İSG Uzmanı, İSG Hekimi vb. Hizmet verildiği, müvekkili tarafından kesilen faturalar için davalı tarafından yapılan ödemeler düşüldükten sonra cari hesap ekstresi gereğince davalının müvekkiline 37.003,00 TL borcu kaldığı, davalı adına tahakkuk ettirilen faturalardaki bedelleri ödeme süreleri geçmiş olmasına rağmen ödenmediğinden davalı aleyhine İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığı, davalının itirazı üzerine takibin durduğu beyanla davalının itirazının iptali ile takibin devamına, alacağın %20'sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; kabul anlamına gelmemek kaydıyla alacağın zamanaşımına uğradığı, müvekkili firmanın davacı firma ile 2015 yılından itibaren kısmen çalıştığı, davacı firmanın haksız şekilde 2015 yılından beri firma şantiyelerine, 2016 yılından beri müvekkili merkez ofisine iş güvenliği faturası kestiği, firma ile mutabakat yapılmak istendiği, merkez ofisine kesilen iş güvenliği faturalarının mahsup edilmesi talebinde bulunulduğu, merkez büro personeli asla iş güvenliği hizmeti almadığı, risk analizi, acil eylem planı, çalışanların iş güvenliği eğitimi hizmetlerinin bir kere alınması ile 2019 veya 2020 yılına kadar muaf tutulabileceği bilgisinin alındığı, davacı firma bu konuda müvekkili firmayı bilgilendirmediği, buna istinaden davacı taraftan merkez ofis faturalarının müvekkili firma hesabından mahsup edilmesini istediği ancak davacının kabul etmediği, müvekkili şirket de almadığı hizmetin bedelini açıklandığı şekilde ödemek istemediği, davacı dava dilekçesinde İSG uzmanı İSGK Hekimi vb.hizmeti verdiğini iddia ettiği, vb hizmetler ile iddia ettiği hizmetlerin nerede ve kimlere verildiğini yasal mevzuatı uyarınca vesikalandırması ve ispatlaması gerektiği, açıklanan nedenlerle davanın reddini, müvekkili lehine %20'den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; ''...Tekmil dosya kapsamında davanın cari hesaba dayalı olarak yapılan takibe itiraz üzerine açılan itirazın iptali talepli dava olduğu, bilirkişi marifetiyle incelenen taraf defterlerinden davacının 2017-2018-2019 yılları ticari defterlerinde davacının davalı taraftan takip tarihi olan 08/04/2019 tarihi itibariyle 37.003,00 TL alacaklı olduğunun anlaşıldığı, davalının 2017-2018-2019 yılları ticari defterlerinde ise takip tarihi olan 08/04/2019 tarihi itibariyle davalının davacı tarafa 35.583,00 TL borçlu olduğunun okunduğu, dolayısıyla davacının ticari defterlerinde davacı tarafın davalı taraftan takip tarihi olan 08/04/2019 tarihi itibariyle 37.003,00 TL alacaklı olduğu, davalının ticari defterlerinde, davalının davacı tarafa takip tarihi olan 08/04/2019 tarihi itibariyle 35.583,00 TL borçlu olduğunun tesbit edildiği ancak taraflar arası cari hesap farkının ise 1.420,00 TL olmakla, bu farkın davalı tarafından davacıya düzenlenen 09/07/2018 tarihli 237989 numaralı 1.420,00 TL bedelli faturanın davalı ticari defterlerinde kayıtlı olmamasından kaynaklandığı, 1.420,00 TL'lik fatura fotokopisinin dosyamızda mübrez olduğu, fatura üzerinde yapılan incelemede, teslim alan kısmında imza olmayan faturanın davalı tarafa teslim edildiğinin ispata muhtaç olduğunun bilirkişice bildirildiği bu durumda davalı tarafta kayıtlı olmadığı da dikkate alındığında fatura bedelinin davacı tarafın takip konusu alacağından bilirkişilerce tenzil edildiği, yapılan tenzilatın mahkememizce de benimsendiği, zira tek başına fatura düzenlemenin davalıyı borçlandırmayacağı, ez cümle iki tarafın ticari defterlerinde de davacının davalı taraftan takip tarihi 08/04/2019 tarihi itibariyle 35.583,00 TL alacaklı olduğunun görüldüğü, bu alacağın davacı tarafından davalı tarafa düzenlenen faturalardan davalı tarafın kısmi ödemelerin mahsubu sonucu kalan bakiye olduğunun tespit edildiği görülmekle tarafların defterlerinin 35.583,00-TL üzerinden birbirini doğruladığı anlaşılmış, mahkememizce aldırılan 19/04/2021 tarihli bilirkişi raporunun gerekçeli, bilimsel ve denetime uygun olduğu anlaşılmakla rapor hükme esas alınmış; davalının herhangi bir ödemeden bahsetmediği ve dosya kapsamına da sunmadığı, defterlerinden de okunmadığı, bu durumda tam olarak örtüşen taraf defterlerinden davacının davalıdan 35.583,00-TL alacaklı olduğu mahkememizce anlaşılmış, ve fazlaya ilişkin talep reddedilerek takibin 35.583,00-TL üzerinden devamına dair karar verilmiştir."
İSTİNAF SEBEPLERİ Davalı vekili yasal süresi içinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Ticari defterler ve faturaların tek başına hizmetin verildiğine dair delil olarak değerlendirilemeyeceğini, ispat yükünün davacı üzerinde olduğunu, davacı tarafça 2015 yılından itibaren müvekkille ait şantiyelere, 2016 yılından itibaren ise müvekkile ait merkez büro ofisine iş güvenliği faturaları kesildiğini, şantiyelere ait hizmet alındığı için buna bir itirazlarının olmadığın ancak davacı şirketin merkez büro personeline asla iş güvenliği hizmeti vermediğini, bilirkişi raporunda hangi faturaların şantiyeler için olduğu hangi faturaların merkez büro için hususunda bir açıklama yapılmadığını, ek olarak müvekkili şirket ile yaptıkları görüşmede hiçbir vakit İş-Katip sistemine herhangi bir bildirimde bulunulmadığı iletildiğinden bildirimlerin ne şekilde kim tarafından yapıldığının açıklığa kavuşturulması gerektiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır. Dava, tacirler arası hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. Taraflar arasında iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi hizmeti verilmesi hususunda ticari ilişki bulunduğu sabittir. Davacının hizmetlere ilişkin fatura bedellerinin ödenmediği iddiasına karşılık, davalı ise şantiyelerde hizmet alınmasına rağmen merkez ofisinde herhangi bir hizmet alınmadığını savunmuştur. Ancak yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde, her iki tarafın ticari defterlerinin de usulüne uygun tutulduğu, davacı tarafça takibe konu edilen alacağa ilişkin faturalardan 09/07/2018 tarihli 237989 no.lu ve 1.420,00 TL bedelli fatura dışında diğer faturaların her iki taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, bu faturanın davalı tarafa tebliğ edildiğinin davacı tarafça ispatlanamadığı, anılan fatura dışlanarak, kalan faturalar ve ödemeler nazara alındığında takip tarihi itibariyle her iki tarafın uyumlu kayıtlarına göre davacının 35.583,00 TL alacaklı olduğu tespit edilmiştir. 6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir. Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur. Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.). Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir. Taraflara ait ticari defterler üzerinde yapılan incelemede, davacı tarafça takibe konu edilen faturaların (1.420,00 TL bedelli fatura dışında), davalı tarafından fatura tarihlerinde defterlerine işlendiği, 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz ve iade edilmediği tespit edildiğinden, yapılan açıklamalar ve emsal kararlar uyarınca, davacının davalıdan 35.583,00 TL alacaklı olduğu sabit hale gelmiştir. Şantiyelerde hizmet verilmesine rağmen merkez ofisinde herhangi bir hizmet verilmediği davalı tarafça ileri sürülmüş ise de, yukarıda yer verildiği üzere faturaların davalı tarafça ticari defterlerine kaydedilmesi ve süresi içerisinde iade edilmemesi karşısında ispat yükü davalı üzerindedir. Ancak davalı tarafça bu savunmanın ispatına yönelik bir delil sunulmadığından, mahkemece 35.583,00 TL üzerinden takibin devamına karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 14/09/2021 tarihli 2021/10 E. 2021/61 K. sayılı ilamında; 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 2. maddesinde ifade edilen (1) sayılı tarifenin 1/e bendinde belirtilen işin esasının hüküm altına aldığı kararlardan anlaşılması gerekenin, ilk derece mahkemesi yerine geçilerek verilen ve icra kabiliyeti söz konusu olan kararlar olduğu, ilk derece mahkeme kararlarına dair istinaf başvurusunun esastan reddi yönündeki kararların ise icra edilebilir karar niteliğinde olmadığı için maktu harca tabi olduğu ifade edilmiştir. Somut dosya yönünden Dairemizce yapılan inceleme neticesinde verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı icra edilebilir bir karar niteliğinde değildir ve ilk derece mahkemesi kararının geçerliliği devam etmektedir. İlk derece mahkemesi kararı kaldırılarak esas hakkında yeni bir karar verilmediği için emsal ilamda açıklanan hususlar Dairemizce de uygun bulunarak, davalı yönünden istinaf karar harcının maktu olarak belirlenmesi gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-Davalı tarafın istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1.b.1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, 2-Davalı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına, 3-Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, davalı tarafından yatırılan 607,67 TL'nin mahsubu ile bakiye 7,73 TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,4-İstinaf yargılama giderlerinin davalı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davalıya ilk derece mahkemesince iade edilmesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 07/05/2025