T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
45. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO:2021/1251
KARAR NO:2025/514
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
İ S T İ N A F K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ:BAKIRKÖY 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
ESAS NO:2019/740
KARAR NO:2021/466
DAVA TARİHİ:04/10/2019
KARAR TARİHİ:14/04/2021
DAVA:İtirazın İptali (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan)
KARAR TARİHİ:07/05/2025
6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. Maddesi uyarınca dosya incelendi,
GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
DAVA:Davacı vekili dava dilekçesinde özetle;müvekkili şirketin davalı şirkete yedek parça ve servis hizmeti verdiğini, verilen bu hizmetlere istinaden fatura düzenlendiğini, davalının fatura bedelini ödemediğini, alacağının tahsili amacıyla davalı tarafa karşı ... sayılı dosyasıyla icra takibi başlatıldığını, davalı-borçlunun dosya borcuna itirazı üzerine takibin durduğunu belirterek itirazın iptaline, takibin devamına davalının %20 icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.
CEVAP:Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili şirketin, davacı tarafa herhangi bir borcunun bulunmadığını, borcun ödenmesine ilişkin olarak davacı tarafça müvekkili şirkete herhangi bir ihtarnamenin gönderilmediğini ve bu nedenle davacının faiz talebininde haksız olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:Mahkemece; "...Taraflar tacir olup delil olarak ticari defterlere dayanıldığından TTK'nun 83 ilâ 85 ve HMK'nun 222. maddeleri uyarınca tarafların ticari defter ve belgeleri üzerinde konusunda uzman bilirkişi marifetiyle bilirkişi incelemesi yapılmıştır.Bilirkişi 09/06/2020 havale tarihli raporunda; davacı şirketin, davalı şirkete yapmış olduğu mal ve hizmet satışlarına ilişkin olarak düzenlemiş olduğu ve kayıtlarında yer alan ancak davalı firmanın kayıtlarında yer almayan 31.10.2018 tarih Seri ... sıra no’lu KDV dahil 500,58 TL, 09.11.2018 Tarih Seri ... sıra no’lu KDV dahil 584,10 TL, 12.11.2018 Tarih Seri ... sıra no’lu KDV dahil 12.088,03 TL, 06.12.2018 Tarih Seri ... sıra no’lu KDV dahil 1.628,40 TL ve 11,12.2018 Tarih Seri ... sıra no’Iu KDV dahil 177,00 TL olmak üzere KDV dahil toplam 14.978,11 TL tutarlı irsaliydi faturaların bir kısmında eksiksiz sevk eden kısmında sadece imza bulunduğu eksiksiz teslim alan kısmında ise herhangi bir isim ve imza bulunmadığı, davacı şirketin kayıtlarına göre davalı şirketten 19.342,08 TL alacağının göründüğünü, davalı şirketin davacı şirketten almış olduğu ... plakalı araç için ödediği ve alıcı olarak...'ün göründüğü 25.000,00 TL’nin Davacı Firmanın kayıtlar m da yer almadığı, ayrıca Davalı şirketin 2018 Takvim Yılına ilişkin yevmiye defterine 06.09.2018 tarihinde çek ile ödeme (çek no: ...) olarak kaydettiği ve aynı gün davacı firma tarafından iade edilen çek olarak tekrar defterine işlediği 5.000,00 TL'nin, davacı firmanın defterine iade edilen çek olarak kaydının yapıldığı, bu çekin davalı firmadan alınmasına ilişkin yevmiye kaydına ise defler kayıtlarında rastlanılmadığı, bu iki işlemin toplam tutarı (25000,00 TL+5000,00 TL) =30.000,00 TL olduğu, 25.000,00 TL davalının davacıya ödediği bir tutar olduğundan, 5.000,00 TL tutarındaki çek’in iade edilme kaydının davacının alacağını arttırıcı bir işlem olup kayıtlarına işlediği ancak bu çekin alınma kaydının yapılmadığı, yapılmış olması halinde davalıdan olan alacağını azaltıcı bir işlem olacağından bu iki işlemin toplamı olan 30.000,00 TL'nin davalı firmanın borcundan düşülmesi gerektiği, düşülmesi gereken bu tutarın da davalının borç tutarı olan 19.342,08 TL den fazla olması sebebiyle davalının davacı firmaya ödeyecek bir tutarının bulunmadığı sonucunu ortaya çıkardığını, bu durumda davalı şirketin, davacı şirketten almış olduğu (Davacı Firmanın Kayıtlarında da Davalı firmaya satılmış olarak görünmektedir) ... plakalı araç için ödediği ve alıcı olarak ...'ün göründüğü 25.000,00 TL’nin davacı firmanın kayıtlarında yer almamasının gerekçesinin önem arz ettiği, (Dekont üzerinde havale edilen tutarın alıcısı olarak davacı şirketin değil de ... ad ve soyadlı kişi görünmektedir) bildirmiştir.İncelenen tüm dosya kapsamı, tarafların iddia ve savunmaları, bilirkişi raporu içeriğine göre; davacı tarafça, cari hesaptan alacaklı olduğu iddiasıyla davalı aleyhine takip başlatılmış ise de, bilirkişi raporuna itiraz dilekçesinde takibe konu alacağın 11 adet faturadan kaynaklandığı belirtilmiştir. Ancak mahkeme tarafların dava dilekçesinde belirtmiş oldukları iddialarıyla bağlı olup, itirazın iptali davasına konu takip dosyasındaki ödeme emrinden alacağın cari hesap alacağına ilişkin olduğu belirtildiği gibi dava dilekçesinde de cari hesap nedeniyle alacaklı olunduğu tekrar edilmiştir. Bilirkişi tarafından defterler üzerinde yapılan incelemede davacının defterlerinde cari hesaba kaydedilen alacakların yapılan ödemeler nedeniyle araç satışının yapıldığı, daha doğrusu buna ilişkin faturanın defterlere kaydedildiği, 16/08/2018 tarihli 200.000,00 TL bedelli fatura alacağı sonrası düzenlenen faturalardan 17/09/2018 ve 04/10/2018 tarihli faturaların davalı defterlerinde de kayıtlı olduğu, davalı defterlerine kaydolmayan faturaların 31/10/2018, 09/11/2018, 12/11/2018, 06/12/2018, 11/12/2018 tarihlerindeki KDV dahil toplam 14.978,11 TL'lik faturalar olduğu (bilirkişi raporunun 14.sayfasında ayrıntılı olarak fatura bilgileri belirtilmiştir.) bunların da servis hizmetine ilişkin oldukları ve davacı tarafça 12/11/2018 ve 06/12/2018 tarihli faturaların BS ile bildirimlerinin yapılmasına rağmen davalı tarafça BA bildirimlerinin yapılmadığı, buna karşı davacının hizmet verildiğini iddia ettiği ve mahkememize ibraz ettiği servis formlarının incelenmesinde ilk olarak 23/10/2018 tarihli servis formunda imzası bulunan ... diye bir davalı çalışanı olmadığı SGK müzekkere cevabı ve davalı yetkilisinin isticvabından anlaşılmış olup, davalı açıkça hizmeti aldığını ikrar etmemiş ve hizmetin alınmış olması durumunda faturaların defterlere işleneceği beyan edilerek hizmetin verildiğini inkar etmiştir. Bu husustaki ispat yükü davacı üzerinde olup, faturaya ve servis formuna konu hizmeti verdiğini ispat edemediğinden ve servis formundaki tarihte düzenlenmiş, davacı defterlerine kayıtlı bir fatura bulunmamakla birlikte en yakın tarihli 31/10/2018 tarihli faturanın bu servis formuna istinaden düzenlendiği varsayılmış ise de, hizmetin verildiği ispatlanamadığından hesaba dahil edilmemiştir. Diğer ibraz edilen 07/11/2018 tarihli servis formunda yine müşteri vekili olarak ... adı yer almakta olup, SGK müzekkere cevabına ve davalı isticvab beyanına göre davalı çalışanı olmayan ve davalı tarafça hizmet verildiği kabul edilmeyen forma ilişkin faturanın 09/11/2018 tarihli faturaya ilişkin olabileceği kabul edilmiş ise de, davacı bu fataraya ilişkin hizmeti verdiğini de ispat edememiştir.09/11/2018 tarihli servis formunun 12/11/2018 tarihli faturaya ilişkin olduğu ve müşteri olarak davalı çalışanı olan ...''nın imzasının yer aldığı yine 06/12/2018 tarihli faturaya ilişkin olduğu kabul edilen 05/12/2018 tarihli servis formunun müşteri kısmında adı yazılı ...'ın her ne kadar servis formundaki tarihte olmasa da daha sonraki bir tarihte davalı çalışanı olduğuna ilişkin SGK müzekkere cevabı ve davalının isticvabında SGK cevabına mukabil ...'ın çok önceleri çalıştığına ilişkin beyanı bir arada değerlendirildiğinde, davalı çalışanı olarak kabul edilmiş ve yine ...'ın imzasının bulunduğu 11/12/2018 ve 21/11/2018 tarihli servis formlarında hizmetin verildiğine ilişkin delil olarak kabul edilerek cari hesap alacağına dahil edilmiş ise de, davanın cari hesap alacağına ilişkin olması ve tarafların defterlerinde tutmuş oldukları carilerinin karşılaştırılmasında bilirkişi tarafından belirtilen davalı tarafça davacı yetkili ...'e yapılan ve açıklamalar kapsımanda ... plakalı araç için ödeme olduğu belirtilen 25.000,00 TL'lik ödemenin davacı carisinde yer almaması nedeniyle davalının borçlu gözüktüğü, bu miktarın yukarıda yapılan hesaplamalarda düşülmesi halinde davacının bakiye bir alacağının bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine, davacının takibinde kötü niyetli olduğu davalı tarafça ispat edilemediğinden yasal şartları oluşmayan davalının kötü niyet tazminat talebinin reddine" karar verilmiştir.
İSTİNAF SEBEPLERİ:Davacı vekili yasal süre içerisinde sunmuş olduğu istinaf dilekçesinde özetle; Mahkemece şirket yetkilisine bir başka ilişki için yapılan ödemeyi, şirketin alacağına mahsup ederek hatalı karar verilmiş ise de müvekkilinin alacağının kaynağının bilirkişi raporunda da tespit edildiği üzere davalı borçlu şirkete 2017-2019 yılları arasında verilen servis-bakım, yedek parça temini hizmetine ilişkin faturaların bakiyesi olduğunu, davalı şirketin ayrıca müvekkili şirketten 225.000 TL bedelle ... plakalı beton pompalı mikser aracı satın aldığını, davalı tarafça bu aracın bedelinin 25.000 TL’sinin şirket yetkilisine ödendiğini, kalan 200.000 TL’nin ise şirket hesabına ödendiğini, ... plakalı aracın gerçek değerinin 225.000 TL olduğunu, ticari hayatta tarafların satılan malın faturasını gerçekte olan değerinden daha düşük düzenleyebildiklerini, müvekkili şirketten bu aracı satın almak isteyen davalı tarafın 25.000 TL peşin kalan 200.000 TL’yi ise çeklerle ödediğini, faturanın ise 200.000 TL olarak düzenlenmesi hususunda müvekkil şirketle anlaşma sağladığını, bilirkişi raporunda da ilk ödemenin, başka bir ifadeyle araç satışına konu anlaşmaya ilişkin kaporanın 06/08/2016 tarihinde ödendiğinin davalı kayıtlarından açıkça anlaşıldığını, müvekkili şirket ile anlaşma sağlayıp kaparo ödemesini yapan davalı şirketin16/08/2018 tarihinde ... plakalı aracı satın aldığını, bakiye 200.000 TL bedelin ödemelerini de ... no’lu 20.000 TL, ... no’lu 20.000 TL, ... no’lu 40.000 TL, ... no’lu 40.000 TL,...no’lu 40.000 TL ve ... no’lu 40.000 TL’lik çeklerle yaptığını, ortada ... plakalı araç için yapılmış fazla bir ödeme bulunmadığını, zira aksi takdirde davalı şirket tarafından müvekkili şirkete 200.000 TL ödeme yapılmayarak, aracı satın alma tarihinden önce ödenen 25.000 TL’nin mahsup edilerek kalan bakiye için ödeme planı gerçekleştirileceğini, davalı şirket yetkilisi ...'in 17/02/2021 tarihli duruşmada isticvabında bu aracı müvekkili şirketten satın aldığını açıkça belirttiğini, şirket yetkilisine ödenen 25.000 TL ile ilgili herhangi bir fazla ödeme itirazında ise bulunmadığını, şirket yetkilisine ödenen araç bedelinin mahkemece servis, bakım- yedek parça temini alacağına mahsup ederek hatalı karar verildiğini, alacaklı şirket yerine şirket ortağına yapılan ödemenin şirketin alacağına yönelik yapıldığı hususunda ispat yükünün davalıda üzerinde olduğunu,Mahkemece, müvekkilin verdiği servis, bakım, yedek-parça temini hizmetlerinin bir kısmı yok sayıldığını, verilen servis, bakım, yedek-parça temini hizmetlerinin tamamının davalı şirketin çalışanlarının imzası ile teyitli servis raporlarına dayandığını, davalının kayıtlarına işlemediği faturalara konu bir kısım servis formunu imzalayan kişilerin davalı şirket çalışanı olduğunun yerel mahkemece celp edilen SGK kayıtlarıyla ortaya çıktığını, 584,10 TL bir adet servis raporunda imzası bulunan kişinin davalının SGK’lı çalışanı olmadığı gerekçesiyle alacak dışı tutulmasının hatalı olduğunu, zira diğer hizmetlerle silsile içinde ve peryodik olarak aynı adreste yapılan bakıma ilişkin hizmetin yok sayılamayacağını, müvekkili şirkete davalı tarafından servis hizmeti için bırakılan araçların pompalarında "..." yazdığından, müvekkili şirket tarafından tanzim edilen servis formlarının da zaman zaman "..." adına, gerçekte ise "... Yapı" hesabına düzenlendiğini, yerel mahkemeye sunulan 28/09/2020 tarihli dilekçede de belirtildiği üzere "..."un bir "... Yapı" markası olduğunu ve davalı-borçlunun ticari hayatında aynı zamanda "..." adıyla bilindiği gibi Türk Patent ve Marka Kurumu nezdinde "..." markasının .... Şti. adına tescilli olduğunu, verilen hizmetler nedeniyle müvekkilinin davalı-borçludan 19.342,08 TL alacaklı olduğunu ayrıca BA ve BS formlarında da davalı şirkete satışı yapılan araç ve servis hizmetinin varlığının sabit hale geldiğini beyan ederek kararın kaldırılmasını ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İstinaf kanun yolu başvurusuna konu edilen karar hakkında inceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355.maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılmış, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilmiş ayrıca HMK'nın 357. maddesindeki "İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemez ve istinafta yeni delillere dayanılamaz" kuralı nazara alınmıştır.Dava, tacirler arası hizmet sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tahsili için başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. ... sayılı takip dosyasında; davacı tarafın, davalı aleyhine 19.342,11 TL asıl alacak, 784,55 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 20.126,66 TL üzerinden takip başlattığı, borçluya ödeme emrinin tebliği üzerine borçlunun süresi içerisinde borca itiraz ettiği, davanın İİK'nın 67.maddesi uyarınca yasal sürede açıldığı tespit edilmiştir.İtirazın iptali davasının konusu, icra takibine konu edilen alacaklar olup, davanın amacı itirazla duran takibin devamını sağlamaktır. Bu dava, yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabidir ve ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. İtirazın iptali davası, icra takibine sıkı sıkıya bağlı; itiraz üzerine duran icra takibinin devam edebilmesini sağlayan ve takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. Takibe sıkı sıkıya bağlı olan itirazın iptali davasında, mahkemece tarafların iddia, savunma ve delillerinin yalnızca takibe konu belgeler çerçevesinde değerlendirilip incelenerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekmektedir.Davacının alacağı takip talebinde cari hesap alacağı olarak belirtilmiş, takip talebinde herhangi bir fatura ibraz edilmemiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 17/09/2019 tarihli 2017/19-919 E. 2019/886 K. sayılı kararı ile "...6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 89. (6762 sayılı TTK’nın 87) maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddelerde cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK'nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır.Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK'daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz. ...Kısmi ifaya ilişkin kurallar da (icra takibinin yapıldığı tarihte yürürlükte bulunan) 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 84 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Kanun'un 85. maddesinin birinci fıkrasına göre birden fazla borcu bulunan borçlu, ödeme zamanında bu borçlardan hangisini tediye etmek istediğini alacaklıya beyan etme hakkını haizdir. 86. maddeye göre de yasal olarak geçerli bir beyan vaki olmadığı yahut makbuzda ödemenin hangi borca mahsup edileceği gösterilmediği takdirde, tediye muaccel olan borca mahsup edilir. Birden çok borç muaccel ise tediye, borçlu aleyhinde birinci olarak takip edilen borca mahsup edilir. İcra takibi yapılmamış ise tediye, vadesi daha önce gelmiş olan borca mahsup edilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 03/05/2006 tarihli ve 2006/19-260 E., 2006/251 K.; 09/06/2010 tarihli ve 2010/19-262 E. 2010/304 K; 27/01/2016 tarihli ve 2015/15-1830 E.,2016/98 K.; 25/04/2018 tarihli ve 2017/19-903 E., 2018/974 K. sayılı kararlarında da bu yönde açıklamalar yer almaktadır..." şeklinde cari hesap sözleşmesi / açık hesap ilişkisi arasındaki farklar, yapılan ödemelerin hangi borca mahsup edileceği hususları açıklanmıştır.Davacının talebi cari hesap sözleşmesinden değil, açık hesap alacağından kaynaklanmaktadır.6102 sayılı TTK'nın 21/2 maddesinde "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmü yer almaktadır.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11/11/2020 tarihli 2019/3926 E. 2020/2954 K. sayılı ilamında; "...Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 27.06.2003 tarih ve 2001/1 Esas, 2003/1 Karar sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır (Fatura ve dava tarihinde yürürlükte olan 6102 sayılı TTK'nın m. 21/2.). Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Faturanın adına tanzim edilen aleyhine ispat vasıtası olması, yani, faturayı alan kişinin fatura kendinden sadır olmamakla birlikte aleyhine delil teşkil etmesi TTK'nın 21. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen ve yukarıda ayrıntısı açıklanan bu karineden kaynaklanmaktadır. İşin bedeli sözleşme kurulurken kararlaştırılmış olup, fatura ise bu aşama ile ilgili değil, ifa safhası ile ilgili bir belgedir. Fatura öncesinde taraflar arasında borç doğurucu hukuki ilişkinin bulunması, faturanın da bu ilişki nedeniyle düzenlenmiş olması gerekir. Faturayı alan (faturayı defterlerine kaydetmemesi koşulu ile) akdi ilişkiyi inkâr ettiğinde, faturayı gönderenin önce akdi ilişkiyi kanıtlaması gerekir. Fatura, sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp ifasına ilişkin olduğundan öncelikle temel bir borç ilişkisinin bulunması gerekir. 6102 sayılı TTK'nın 21. maddesinin 2 ve 3. fıkrasındaki karine aksi ispat edilebilen adi bir karinedir. 2. fıkra gereği sekiz gün içinde faturaya itiraz edilmesi durumunda fatura içeriğinin doğru olduğunu faturayı düzenleyen tacirin ispat etmesi gerekir. Taraflar arasında bu tür bir sözleşme ilişkisi yoksa düzenlenen belge gerçek anlamda fatura olarak kabul edilemez. Bu belge belki icap olarak kabul edilebilir ki, buna itiraz edilmemesi, anılan 21/2. madde hükmü anlamında sonuç doğurmaz. Öte yandan, sadece faturanın tebliğ edilmiş olması akdi ilişkinin varlığını ispatlamaz. Karşı tarafın akdi ilişkiyi inkâr etmesi halinde tacir, öncelikle akdi ilişkiyi başkaca delillerle ispatlamalıdır. Akdi ilişkinin ispatlanamaması halinde faturanın anılan fonksiyonundan yararlanma imkânı yoktur. Faturanın ispat aracı olması, ancak niteliği gereği faturaya geçirilmesi gereken bilgiler (olağan içerik) hakkında geçerlidir.Sözleşmenin ifa safhasıyla ilgili olarak düzenlenen faturanın şekli ve kapsamının ne olması gerektiği konusunda, Türk Ticaret Kanunu'nda özel bir hüküm bulunmamakta, anılan Yasa'nın 21. maddesinde neyi ifade ettiği açıklanmaksızın faturanın içeriğinden söz edilmektedir. Faturanın zorunlu içeriği ve şekil şartlarına ilişkin ayrıntılı düzenleme Vergi Usul Kanunu'nda yer almaktadır. Faturanın olağan içeriği, akdin ifası ile ilgili hususlarla sınırlıdır (VUK'nın m. 230). Dolayısıyla, faturanın içeriği, faturanın bu temel niteliğine uygun olmadığı takdirde, sekiz günlük itiraz süresinin geçirilmesi bu hususları yazılı delil haline getirmez. Faturaya itiraz, faturanın teslim alındığı tarihten itibaren sekiz gün içinde yapılmalıdır. İtirazın sekiz gün içinde karşı tarafa varması şart değildir. Sekiz günlük süre, hak düşürücü süre veya zamanaşımı süresi değildir. Sadece ispat yükünün yer değiştirmesi açısından önem taşır. Sekiz günlük süre içinde itiraz edildiği taktirde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunu ispat külfeti faturayı veren tarafa ait iken, sekiz günlük sürenin geçmesinden sonra itiraz edilmesi halinde, fatura içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığını ispat külfeti faturayı alan tarafa ait olur.Faturayı alan her türlü delille bu külfeti yerine getirebilir (Prof. Dr. Sami Karahan, Ticari İşletme Hukuku, 23. Baskı, Eylül 2012, Sh 111 vd.).Faturanın tebliği şekle bağlı değildir, yazılı veya sözlü herhangi bir şekilde yapılabilir. Muhatap hazır ise kendisine elden verilmesi, değil ise herhangi bir şekilde gönderilmesi mümkündür. Ancak, uyuşmazlık halinde ispat kolaylığı açısından, fatura tebliğinin noter aracılığıyla ya da imza karşılığı elden tebliğ yolu ile ya da telgraf, teleks yolu ile veya PTT aracılığıyla ya da faks çekilmesi yahut güvenli elektronik imza ile elektronik posta gönderilmesi şeklinde yapılması uygundur. Faturaların borçluya tebliğ edilip edilmediği, itiraza uğrayıp uğramadığı belirlenmeli, faturaların tebliğ edilmiş ve 8 günlük itiraz süresi içerisinde itiraz edilmemiş olduğunun tespiti halinde faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olduğunun alacaklı tarafça kanıtlanmış olduğu ve sadece fatura içeriğinin kesinleştiği, bunun aksinin yani faturaların içeriğinin sözleşmeye uygun olmadığının ve kesinleşmediğinin kanıt yükünün bu kez borçluya geçtiği kabul edilmelidir. Faturaların tebliğ edildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanamaması ya da kanıtlanıp da süresinde iade edildiğinin borçlu tarafça kanıtlanması halinde, borçlu taraf alacaklının hizmet vermediğini savunmakta ise, faturaya konu hizmetin verildiğinin alacaklı tarafça kanıtlanması; borçlunun faturaları tebliğ alıp süresinden sonra iade etmesi halinde de faturanın alacaklı tarafça gönderilmesi şeklindeki icabı, borçlunun (faturayı defterine kaydetmemek ve hizmet almadığını savunmak suretiyle), kabul etmemesi ya da borçlunun faturayı kendi defterine kaydetmekle birlikte süresinde itiraz ve iade etmesi halinde hizmetin verildiğini yine alacaklının kanıtlaması gerekeceğinden, bu doğrultuda alacaklının delillerinin toplanıp değerlendirilmesi, şayet borçlunun faturaları kendi defterlerine kaydetmesi halinde alacaklının HMK'nın 222. (6762 sayılı TTK'nın 84. ve 85.) maddesi uyarınca alacağını ispatladığının kabul edilmesi gerektiği gözetilmelidir..." Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 10/02/2016 tarihli 2015/4576 E. 2016/621 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 08/02/2016 tarihli 2015/5485 E. 2016/550 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 09/12/2015 tarihli 2015/2467 E. 2015/7975 K. sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 11/01/2016 tarihli 2015/4473 E. 2016/19 K. sayılı ilamları da aynı mahiyettedir.Mahkemece alınan bilirkişi raporu ve dosya kapsamı incelendiğinde; her iki taraf defterlerinin usulüne uygun tutulduğu ve sahibi lehine delil vasfına sahip olduğu, davacının ticari defterlerine göre 19.342,11 TL davalıdan alacaklı olduğu, davalının ise kayıtlarına göre davacıdan 67.278,00 TL alacaklı göründüğü, davalı defterlerinde kayıtlı olan 25.000,00 TL ödemenin davacı kayıtlarında yer almadığı, söz konusu ödemeye ilişkin banka dekontuna göre davacı şirket yetkilisi olan ...'e ödeme yapıldığı ve açıklama kısmında ise "... Plakalı Araç İçin Ödeme" açıklamasının yer aldığı, davacı vekili her ne kadar bu ödemenin söz konusu araç için yapılan kapora ödemesi olduğunu, araç satış bedelinin 225.000,00 TL olduğunu ancak faturanın tarafların anlaşması ile 200.000,00 TL bedel üzerinden düzenlendiğini ileri sürmüş ise de bu iddialarını destekler mahiyette somut bir delil sunmadığı, bu nedenle söz konusu ödemenin taraflar arasındaki açık hesap ilişkisinde nazara alınmasında bir isabetsizlik bulunmadığı kanaatine varılmıştır. Davacı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı bir kısım faturaların davalı defterlerinde kayıtlı olmadığı, davalı tarafından bildirilen BA formlarında da bu faturaların yer almadığı ayrıca bu faturalar nazara alınsa dahi davacının ticari defterlerine göre davalıdan 19.342,11 TL alacaklı olmasına karşılık, davacı şirket yetkilisi ...'e "... Plakalı Araç İçin Ödeme" açıklamasıyla yapılan 25.000,00 TL ödemenin davacı kayıtlarına yer almaması sebebiyle bu ödeme de dikkate alındığı zaman davacının alacaklı olduğunu ispatlayamadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.Yukarıda yer verilen açıklamalar çerçevesinde; 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca kamu düzenine aykırılık olup olmadığı hususunda re'sen ve istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak inceleme yapılmış olup, kararda kamu düzenine aykırı herhangi bir husus tespit edilemediği gibi istinaf sebeplerinin yukarıda açıklanan gerekçelerle yerinde olmadığı, dosya kapsamına göre ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu kanaatine varıldığından, davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1 bendi gereğince esastan reddine karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M:Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1.b.l bendi uyarınca ESASTAN REDDİNE,2-Davacı tarafından yatırılan istinaf başvuru harcının Hazineye gelir kaydına,3-Karar tarihi itibariyle Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından, davacı tarafından yatırılan 59,30 TL'nin mahsubu ile bakiye 556,10 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 4-İstinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına, 5-Yatırılan gider avansından kalan kısmın davacıya ilk derece mahkemesince iade edilmesine,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,7-Kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğ edilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda,6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 362/1.a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.07/05/2025