T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
46. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/2559
KARAR NO: 2024/2099
KARAR TARİHİ: 26/12/2024
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 28/05/2024
NUMARASI: 2024/88 Esas - 2024/338 Karar
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan)
KARAR YAZIM TARİHİ: 31/12/2024
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davalı vekilince süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu.
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Dava; menfi tespit istemine ilişkindir. Davalı vekili, davacının tacir veya tüketici konumunda bulunup bulunmadığı açık olmadığını, davaya konu icra dosyalarının kapatılmış olması sebebiyle işbu dava konusuz kaldığını, işbu davanın ikame edilmesinden sonraki bir tarihte İstanbul Anadolu ... İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasından rehin alacaklısına ödemenin gönderilmesi ile işbu davaya konu icra dosyalarının kapatılması için müvekkili tarafından gerekli taleplerin sunulduğunu, tahsil harçları ödenen ve kapama talepleri sunulan icra dosyalarına istinaden konusuz kalan işbu davanın reddedilmesi gerektiğini, davacının tamamen farklı tüzel kişiliklere haiz olan müvekkili şirket ile ... Bankası A.Ş ile karıştırdığını, ... Bankası A.Ş ile müvekkil şirketin aynı tüzel kişiliğe sahip şirketlermiş gibi iddia ve değerlendirmelerde bulunulduğunu, davacının işbu iddialarının haksız ve mesnetsiz olduğunu, müvekkili şirket ile ... Bankası A.Ş'nin tamamen farklı tüzel kişiliğe sahip şirketler olduğunu beyanla davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; "...6502 s.TKHK.nunun 4.m.5.fıkrasında tüketici tarafından yapılan tüketici işlemleri nedeniyle senet düzenlenmesi halinde bu senetlerin; "(5) Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir." hükmüne uygun bir şekilde nama yazılı olarak düzenlenmesi zorunludur. 28.11.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'un (TKHK) Amaç Başlıklı 1. maddesinde; "Bu Kanunun amacı kamu yararına uygun olarak tüketicinin sağlık ve güvenliği ile ekonomik çıkarlarını koruyucu, zararlarını tazmin edici, çevresel tehlikelerden korunmasını sağlayıcı, tüketiciyi aydınlatıcı ve bilinçlendirici önlemleri almak, tüketicilerin kendilerini koruyucu girişimlerini özendirmek ve bu konudaki politikaların oluşturulmasında gönüllü örgütlenmelerini teşvik etmeye ilişkin hususları düzenlemektir." Tanımlar başlıklı 3. maddesinde "(1) Sağlayıcı; kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına yada hesabına hareket eden gerçek ve tüzel kişiyi, (k) Tüketici; ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi (1) Tüketici İşlemi; mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına yada hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzer sözleşmeler de dahil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi," düzenlemeleri bulunmaktadır. Sözleşme tarihinde yürürlükte bulunan 4077 sayılı Yasanın 6-a-3 ve yürürlükte olan 6502 sayılı TKHK'nun 4/5 maddesinde; "Tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilir. Bu fıkra hükümlerine aykırı olarak düzenlenen senetler tüketici yönünden geçersizdir." hükmü düzenlenmiştir. Buna göre tüketicinin taraf olduğu sözleşmelerde düzenlenen kambiyo senedinin nama yazılı olarak düzenlenmesi kanunun amir hükmüdür. Takip konusu senetler nama yazılı olarak düzenlenmiştir. 6502 sayılı TKHK’nın 73. maddesi uyarınca, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Bu nedenle, davacının davalı ile akdetmiş olduğu araç satış sözleşmesi uyarınca düzenlenen kambiyo senetlerine istinaden davalı tarafından yapılan kambiyo senetlerine mahsusu icra takibi hakkında tüketici sıfatı olan davacı tarafından açılan istirdat davasına bakmakla görevli mahkeme tüketici mahkemesi olup (HGK 12/10/2021 tarih 2017/(19)11-166 Esas, 2021/1199 Karar, İstanbul BAM 46.HD. 06/10/2023 Tarih, 2023/1983 Esas ve 2023/2131 Karar, İstanbul BAM 37.HD. 19/12/2023 Tarih, 2023/1093 Esas ve 2023/3454 Karar, İstanbul BAM 18.HD. 22/11/2023 Tarih, 2021/740 Esas ve 2023/2085 Karar, İstanbul BAM 57.HD. 24/01/2024 Tarih, 2023/157 Esas ve 2024/141 Karar sayılı kararları) dosyanın görevli İstanbul Tüketici Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir..." gerekçesi ile; "Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE, dosyanın talep halinde ve karar kesinleştiğinde, yetkili ve görevli İstanbul Tüketici Mahkemesi'ne GÖNDERİLMESİNE..." şeklinde hüküm tesis edilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı, davalı yanca istinaf yoluna başvurulmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; İşbu dosya kapsamında görevli mahkemelerin asliye ticaret mahkemeleri olup olmadığına yönelik araştırma yapılmadığını, salt taraflarca akdedilen araç satış sözleşmesi uyarınca düzenlenen kambiyo senetlerine istinaden davacının tüketici sıfatına haiz olduğundan bahisle görevsizlik kararı verilmesinin yerinde olmadığını beyanla; ilk derece mahkemesi kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılmasını talep etmiştir. İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe; Menfi tespit istemine ilişkin eldeki davada, ilk Derece Mahkemesi tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle görevsizlik kararı verildiği, verilen karara ilişkin olarak da davalı yanca, yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanununun 341. maddesi gereğince İstinaf Kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada, İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Dava; menfi tespit istemine ilişkindir. Somut davada, davanın ilk olarak Asliye Hukuk Mahkemesinde açıldığı, mahkemece verilen görevsizlik kararı sonrası dosyanın Asliye Ticaret Mahkemesine gönderildiği ve iş bu mahkeme tarafından da görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğundan bahisle görevsizlik kararı verildiği ve verilen iş bu karara ilişkin olarak da davalı yanca İstinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Görev hususu kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında resen göz önüne alınmalıdır. Ticari davalar; mutlak ticarî davalar, nispi ticarî davalar ve yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Bir davanın ticarî dava sayılmasına bağlanan en önemli sonuç, o davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi ve buna bağlı olarak özel birtakım usul kurallarına tabi olmasıdır. Hangi iş ve uyuşmazlıkların ticarî dava sayıldığı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) ve bazı özel kanunlarda sınırlı olarak belirtilmiştir (Bknz. Börü, Levent/ Koçyiğit, İlker; Ticari Dava, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 27). Mutlak ticarî davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticarî işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticarî sayılan davalardır. Mutlak ticarî davalar, TTK’nın 4/1. maddesinde bentler hâlinde sayılmıştır. Bunlar yanında Kooperatifler Kanunu (m. 99), İcra ve İflas Kanunu (m. 154), Finansal Kiralama Kanunu (m. 31), Ticarî İşletme Rehni Kanunu (m. 22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticarî davalar da bulunmaktadır. Bu gruptaki davaların ticarî dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticarî işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK’nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticarî dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticarî dava sayılan davalardır. Nispi ticarî davalar, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticarî nitelikte sayılan davalardır. TTK’nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî iş sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. Ticarî iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş sayılan bir işin diğeri için de ticarî iş sayılması, davanın niteliğini ticarî hâle getirmez. TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı ticarî iş esasına göre değil, ticarî işletme esasına göre belirlemiştir. Üçüncü grup ticarî davalar ise; yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticarî dava sayılması için kural olarak ya mutlak ticarî davalar arasında yer alması ya da her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da yeterli görülmüştür (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun, 2020/(13)3-254 Esas-2022/29 Karar sayılı kararı). 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 2 nci maddesi ile değişik TTK’nın 5 nci maddesinin 1 nci Fıkrasında; "Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesi tüm ticarî davalar ile ticarî nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir" hükmüne yer verilmiştir. 28.11.2013 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan ve 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı "Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun"un (TKHK) 2. maddesinde Kanunun kapsamı; "Bu Kanun, her türlü tüketici işlemi ile tüketiciye yönelik uygulamaları kapsar" şeklinde açıklanmıştır. Aynı kanunun "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının (l) bendinde ise, tüketici işlemi; "Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukukî işlemi ifade eder" şeklinde tanımlanmıştır. 6502 Sayılı Yasanın 73. maddesi, bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa Tüketici Mahkemelerinde bakılacağını öngörmüştür. Bir hukuki işlemin sadece 6502 Sayılı Yasada düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığın Tüketici Mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Bir hukuki işlemin 6502 Sayılı Yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici olması gerekir. Tüm bu açıklamalar kapsamında somut dava incelendiğinde; davanın, menfi tespit istemine istemine ilişkin olduğu, ... plakalı, ... marka, kullanım şekli hususi olan otomobile ait dosyaya ibrazı sağlanan belgeler ile yerel mahkemece yargılama sırasında yapılan araştırmalara sonucu davacının tacir sıfatının bulunmadığının anlaşıldığı, taraflar arasında resmi şekilde araç alım satımına ilişkin sözleşme yapıldığı ve bundan dolayı da senet düzenlendiği, ayrıca davacının gerçek kişi olduğu, davalının ise galericilik işi ile uğraştığı, dolayısıyla da tarafların 6502 Sayılı yasa kapsamında ticari ve mesleki anlamda profesyonel mal ya da hizmet satan kişi tanımına uyduğu anlaşıldığından, görevli mahkemenin Tüketici Mahkemesi olduğu anlaşılmış ve sonuç olarak da; Yerel mahkemece; "...6502 sayılı TKHK’nın 73. maddesi uyarınca, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğacak uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemesi görevli kılınmıştır. Bu nedenle, davacının davalı ile akdetmiş olduğu araç satış sözleşmesi uyarınca düzenlenen kambiyo senetlerine istinaden davalı tarafından yapılan kambiyo senetlerine mahsusu icra takibi hakkında tüketici sıfatı olan davacı tarafından açılan istirdat davasına bakmakla görevli mahkeme tüketici mahkemesi olup (HGK 12/10/2021 tarih 2017/(19)11-166 Esas, 2021/1199 Karar, İstanbul BAM 46.HD. 06/10/2023 Tarih, 2023/1983 Esas ve 2023/2131 Karar, İstanbul BAM 37.HD. 19/12/2023 Tarih, 2023/1093 Esas ve 2023/3454 Karar, İstanbul BAM 18.HD. 22/11/2023 Tarih, 2021/740 Esas ve 2023/2085 Karar, İstanbul BAM 57.HD. 24/01/2024 Tarih, 2023/157 Esas ve 2024/141 Karar sayılı kararları) dosyanın görevli İstanbul Tüketici Mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir..." şeklindeki gerekçe ile verilen "görevsizlik" kararının yerinde ve isabetli olduğu görülmüştür. Bu itibarla da; tarafların iddia ve savunmaları ile dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine ve İlk Derece Mahkemesi'nin objektif, mantıksal ve bilimsel veriler ile dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine, davanın vasıf- mahiyetine, ispat hukuku hükümleri çerçevesinde delillerin takdirinde ve hukuki mevzuatın olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ayrıca istinaf talebine konu kararın hukuki güvenlik ve istikrarın temini açısından uygulama hukukuna yönelik istikrar kazanmış yüksek mahkeme kararlarına ile yargısal içtihatlara uygun olarak Dairemiz'ce de benimsenen usule ve maddi hukuka ilişkin yasal ve hukuksal gerekçelere dayandırılarak verilmiş olduğu, ileri sürülen istinaf sebeplerinin karar yerinde tartışıldığı, bu doğrultuda ortaya konulan gerekçenin isabetli olduğu değerlendirilerek; davalı yanın istinaf talepleri yerinde görülmemiş, açıklanan nedenlerle de, davalı yanın istinaf başvurusunun HMK. 353/1-b.1. maddesi gereğince, esastan reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmakla, oy birliği ile aşağıdaki hükmün kurulması cihetine gidilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1.HMK m.353/1-b-1 gereğince davalının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE, 2.İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına, 3.Davalı tarafından yatırılan 2.330,00 TL harçtan, alınması gereken 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.902,40 TL'nin davalıya ilk derece mahkemesince iadesine, 4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına, 5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 26/12/2024 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.