T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
46. HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/2722
KARAR NO: 2025/661
KARAR TARİHİ: 08/05/2025
T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 02/02/2022
NUMARASI: 2011/394 Esas - 2022/62 Karar
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen davanın yapılan yargılaması neticesinde verilen karara ilişkin davacı vekilince süresi içerisinde istinaf edilmesi üzerine, istinaf dilekçesinin esasa kaydı sonrası dosya içerisindeki bütün belge, bilgi ve kağıtlar okundu.
G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü: Dava; ödünç sözleşmesinden kaynaklanan itirazın iptali istemidir. Davalı vekili, davacı tarafın iddia ve dayanaklarının doğru olmadığını, davacının talebi doğrultusunda meskeninde davalı şirket tarafından tamirat ve dekorasyon işleri yapıldığını, anılan işlere karşılık davalı şirket tarafından 20.001,00 TL tutarlı fatura tanzim edildiğini, davacı tarafından yapılan ödemelerin ikamet ettiği meskende yapılan işlerin malzeme ve işçilik bedeli olduğunu, şirkete verilmiş herhangi bir borcun söz konusu olmadığını, davanın reddini savunmuştur. İlk derece mahkemesince; "..İddia, savunma, toplanan deliller ve tarafların ilişki dönemlerine ait davacı taraf ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Bilirkişi raporunda özetle; davalı şirketin ticari defter ve kayıtlarının usulüne uygun tutulmadığı, davacının davalıdan alacak bakiyesi olarak 4.760,00-TL olarak beklediği, davacının davaı şirketin hissedarı bulunması nedeniyle, güvene dayalı olarak sahibi bulunduğu konuta yaptıracağı tamirat ve dekorasyon ile ilgili olarak davalı şirkete 12/04/2011 ve 14/04/2011 tarihlerinde avans olarak havale gönderdiğinin tespit edildiği, davalı tarafın da verilen hizmetler karşılığında 20.000,01-TL fatura düzenlediği, 4.760,00-TL davacının alacaklı olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir. Davacı tarafından, davalı şirkete 24.760, 00 TL ödünç verdiğini iddia etmiş, davalı ise bu paranın alındığını, ancak ödünç para olmadığını, davacıya ait konutun tamirat ve dekorasyon işleri yapım bedeli olarak aldığını savunmuştur. Davalının savunması vasıflı ikrar yani gerekçeli inkar niteliğindedir. Vasıflı ikrar, ikrar eden aleyhine delil teşkil etmez. Aksine ispat yükü ödünç vakıasını iddia eden davacı tarafa aittir (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001, C.II, s. 2052 vd.). Bu durumda ispat yükü, davacı tarafa düşmekte, davalı şirkete ödünç para verdiğini ispatlaması gerekmektedir.(bknz. Yargıtay 11.HD. 2013/18422 E., 2014/7878 K. Benzer nitelikte kararı) Davacı tarafça ödünç verildiğine ilişkin yazılı bir delil sunulmadığı ve Mahkememizce, ödünç verildiği iddia olunan paranın HMK uyarınca miktar itibariyle tanıkla ispat sınırının üzerinde olduğu gözetilerek, davacı vekiline yemin deliline başvurup başvurmayacağı sorulmuş, davacı vekilince yemin delilline başvurulmuş ise de; yemin daveti gönderilen ...' nun, davacı tanığı olarak yer aldığı, HMK 232.maddesi uyarınca davalı şirket adına yemin edemeyeceği anlaşılmış, davacı vekili tarafında da başkaca yemin teklifinde bulunulmayacağı bildirilerek beyanı imzası alınarak tasdik edilmiştir. Dosya kapsamında, sunulan kayıtlar ve deliller incelendiğinden davacı tarafından davalıya ödünç para verildiği hususu usulünce ispatlamadığından davanın reddi..." gerekçesi ile, "Davanın REDDİNE," şeklinde hüküm tesis edilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı, davacı vekilince istinaf yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Davacının söz konusu dairede ki yapılacak işler için gerekli malzemeleri kendisi temin ettiğini, işçilerin ücretlerini kendinin ödediğini, davalı tarafından yapılmış bir işin bulunmadığını, iş yapıldığının ispat edilmediğini ve davacıya tebliğ edilmeyen tek taraflı faturaya dayanıldığını, noter huzurunda verilen tanık ifadelerinde bu durumun açıkça görüldüğünü, ticari defterlere bu havalelerin işlendiğini, araştırma yapılmadan ve deliller değerlendirilmeden hüküm kurulduğunu, tanıkların dinlenmediğini, yemin delilinin hukuka aykırı olarak reddedildiğini, yemin teklif edilen ...'nun hukuki ihtilafın doğduğu tarihte şirket yetkilisi ve ortağı olduğunu, yemin teklif edilen şahsın tek yanlı tanık olarak değerlendirilmesi mümkün olamayacağı gibi şirket kayıtları incelendiğinde dava konusu olay tarihinde şirkette yetkili olduğu görüleceğinden uyuşmazlıkla ilgili bilgi sahibi olmamasının imkansız olacağının anlaşılacağını, kararın kaldırılmasını talep etmiştir. İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi ve gerekçe; Davacı tarafından davalıya, banka havalesi yoluyla borç olarak gönderildiği iddia edilen paranın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin eldeki davada, yerel mahkeme tarafından yukarıda yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verildiği, verilen karara ilişkin olarak da davacı tarafından, yine az yukarıda yazılı sebeplere dayanarak İstinaf kanun yoluna başvurulmuş olduğu anlaşılmıştır. Hukuk Muhakeme Kanununun 341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada İstinaf incelemesi, Hukuk Muhakeme Kanunu'nun 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller dışında; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan ve istinaf dilekçesinde ortaya konulan istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılmıştır. Dosya mündericatında yer alan, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün (Kapatılan Şişli ... İcra Müdürlüğü'nün) ... Esas sayılı icra takip dosyasının incelenmesinde, davacı- alacaklı yanca davalı- borçlu hakkında 24.760,00-TL asıl alacak ve 253,79-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam; 25.013,79-TL alacağın tahsili amacıyla ilamsız icra takibi başlatıldığı ve davalı- borçlu yanca yasal süresi içerisinde borcun tamamına, faiz oranına ve faize itiraz edildiğinden takibin durdurulmasına karar verildiği, akabinde de davacı- alacaklı yanca İstinaf incelemesine konu eldeki iş bu itirazın iptali davasının açıldığı anlaşılmıştır.Dava; davacı tarafından davalıya, banka havalesi yoluyla borç olarak gönderildiği iddia edilen paranın tahsili amacıyla başlatılan ilamsız icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkindir.Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir. Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir (Bknz. Yargıtay 3. H.D.'nin, 06.04.2023 Tarih ve 2022/7772-2023/997 Karar sayılı kararı). Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise 6100 sayılı Kanun'un "İspat yükü” başlıklı 190 ıncı maddesinde; "(1)İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2)Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir." şeklinde hüküm altına alınmıştır. Ayrıca bu hüküm, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) "İspat yükü" başlıklı 6. maddesinde yer alan: "Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür." ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir.Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.04.2007 gün ve 2007/18-153 E-2007/183 sayılı kararında da benimsendiği gibi HMK 202 md. (HUMK 292) göre, senetle ispatı gereken bir konuda yazılı delil başlangıcının varlığı halinde tanık dinlenebilir.6100 sayılı HMK'nun, "Senette ispat zorunluluğu" başlıklı 200. maddesi; "(1) Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. (2) Bu madde uyarınca senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati halinde tanık dinlenebilir." hükmünü içermektedir.6100 sayılı HMK'nun 202 nci maddesinde delil başlangıcı kavramı; ''(1) Senetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilir. (2) Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.'' şeklinde düzenlenmiştir. "Senetle ispat zorunluluğunun istisnaları" başlıklı 6100 sayılı Kanun'un 203 ncü maddesinde ise; "Aşağıdaki hâllerde tanık dinlenebilir; a) Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler. b) İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler. c) Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler. ç) Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları. d) Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları. e) Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli." şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir. Ödünç sözleşmesi, 6098 sayılı TBK'nun 386 ncı maddesinde: "Tüketim ödüncü sözleşmesi, ödünç verenin, bir miktar parayı ya da tüketilebilen bir şeyi ödünç alana devretmeyi, ödünç alanın da aynı nitelik ve miktarda şeyi geri vermeyi üstlendiği sözleşmedir." şeklinde düzenlenmiştir. Öte yandan, Türk Borçlar Kanunu'nun 555. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan havale, hukuksal nitelikçe (tıpkı onun özel biçimlerinden biri niteliğindeki çek gibi), bir ödeme vasıtasıdır. Eş söyleyişle, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil), bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür. (Havale kavramı hakkında geniş bilgi için bknz: Prof. Dr. Arif B. Kocaman. Türk Borçlar Hukukunda Havale, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayını, Ankara 2001) (Yargıtay’ın bu konudaki uygulamasına örnek olarak da bknz. Yargıtay 11.H.D.’nin 28.9.1992 Tarih ve 1991/1956 Esas- 1992/9316 Karar, Yargıtay 3. H.D.’nin, 18/12/2019 Tarih ve 2018/7661 Esas-2019/10265 Karar sayılı kararları). Yine aynı Kanunu'nun 102. Maddesi ise; "Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel bir borç için yapılmış sayılır" hükmüne yer vermiş olup, dava konusu icra takibine dayanak banka dekontunda borç/ödünç olarak verildiğine ilişkin hiç bir açıklama ve şerh bulunmaması halinde banka havalesi ile gönderilen paranın 6098 sayılı TBK'nun 102 nci maddesi hükmü uyarınca bir borcun ödemesi olarak gönderildiği kanuni karine olarak kabul edilmiştir. Ayrıca, ispat yükünün açıklanması noktasında, somut olay açısından ikrar kavramından da söz edilmesi gerekmektedir. İkrar, davanın temelini oluşturan bir somut vakıa iddiasının doğru olduğunun, o vakıayı ispat yükünü taşımayan (karşı) tarafça kabul edilmesi olarak tanımlanmaktadır (Bknz. Yargıtay 3. H.D.’nin 30/05/2023 Tarih ve 2022/8166 Esas-2023/1683 Karar sayılı kararı). İkrar, vakıa iddiasının doğru olduğunun karşı tarafça tamamen kabul edilmesi şeklinde olursa basit ikrar; sadece maddi vakıanın kabul edilip bu vakıanın hukuki sebebinin farklı olduğuna ilişkin ise vasıflı ikrar (veya gerekçeli inkar); vakıa iddiasını tam olarak kabul edilmesine rağmen, bu vakıadan iddiada bulunan taraf lehine hukuki sonuç doğmasını engelleyecek nitelikte yeni bir vakıa iddiasında bulunulması (eklenmesi) şeklinde olursa bileşik ikrar olarak adlandırılır (Pekcanıtez, Özekes, Akkan, Korkmaz, Medeni Usul Hukuku, On İki Levha Yayıncılık: İstanbul, 2017, s. 1640 – 1641). Ağırlıklı olarak, bağlantısız bileşik ikrar dışındaki ikrar türlerinin bölünemeyeceği, dolayısıyla, böyle durumlarda, ikrar edenin ispat yükü altında olmadığı kabul edilmekte, iddiasını ispatlama yükümlülüğünün, karşı tarafa ait olduğu benimsenmektedir (Bknz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.09.2021 Tarih ve 2017/(13) 3 -3146 Esas-2021/1051 Karar sayılı ilamı). Vasıflı ikrarda, karşı tarafın ileri sürdüğü vakıanın doğru olduğu fakat, bunun hukuki niteliğinin (vasfının) iddia edildiğinden başka olduğu bildirilir. Hukukumuzda vasıflı ikrarın bölünemeyeceği, yani vasıflı ikrarın ikrar eden aleyhine delil teşkil etmeyeceği, bilakis o vakıayı ileri sürenin onu ispat etmesi gerektiği kabul edilmektedir. Vasıflı ikrarda ispat yükü (6100 sayılı HMK md.190-TMK md. 6) vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı olarak ikrar eden (gerekçeli olarak inkar eden) tarafta değildir. Bu aşamada, ticari defterlerin ibrazı ve delil vasfına ilişkin olarak bilgi vermekte fayda vardır. a-) Ticari defterlerin ibrazı: MK'nın 222/1 inci maddesi gereğince; mahkeme ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Yasa koyucu bu madde ile tacirlerin ticari işletmeleriyle ilgili işlemlerinden kaynaklanan davalarda tarafların delilleri arasında açıkça ticari defterlere dayanılmamış olsa dahi hakimin re'sen ticari defterleri inceleyebileceği ilkesini kabul etmiştir. Aynı ilke TTK'nın 85 inci maddesinde; "Malvarlığı Hukukuna ilişkin olan özellikle de mirasa, mal ortaklığına ve şirket tasfiyesine ilişkin uyuşmazlıklarda mahkeme ticari defterlerin teslimine ve bütün içeriklerinin incelenmesine karar verebilir." denilmek suretiyle, HMK 222 inci madde hükümlerine paralel olacak şekilde teyit edilmiştir.TTK'nın 83/2 inci maddesinde ticari defterlerin ibrazı hakkında HMK'ya atıf yapılmış ancak defterlerin ibrazından kaçınmanın yaptırımı düzenlenmemiştir. Yine HMK'nın 222/3 üncü maddesinde tarafların ticari defterlerini mahkemeye biraz usulü düzenlenmiş ancak ibraz edilmemesinin yaptırımı gösterilmemiştir. Bu nedenle doktrinde bu durumda belgelerin ibraz mecburiyetine ilişkin HMK 219 ve 220 inci maddelerinin uygulanacağı kabul edilmektedir. (Hakan Pekcanıtez Medeni Usul Hukuku 15. Bası 2. Cilt s. 1826) Diğer yandan HMK'nın 222/1 inci maddesi ve TTK'nın 85/2 inci maddesi gereğince ticari defterlerin mahkemece re'sen incelenebileceği yasa koyucu tarafından açıkça düzenlendiğine göre, yasa koyucunun defterleri ibraz etmeyen tarafla ilgili herhangi bir yaptırım öngörmediği düşünülemez zira ticari defterlerin resen ibrazına karar verilmesine rağmen tarafların defterlerin ibraz etmemeleri halinde mahkeme ara kararının yerine getirilmesi mümkün olamayacaktır. Bu nedenle kanun koyucunun abesle iştigal etmeyeceği ilkesi gözönünde bulundurulmalıdır. b-) Ticari defterlerin delil olması: Tacirler ticari bir uyuşmazlıkta gerek kendi defterlerine gerekse karşı tarafın ticari defterlerine delil olarak dayanabilirler. Ticari defterlerin ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için kanuna uygun olarak tutulmuş açılış ve kapanış tasdiklerinin yapılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. aa-) Ticari defterlerin sahibi lehine delil olması: Ticari defterlerin ticari davalara delil olabilmesi için defter sahibinin defterlerin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında yaptırmış olması ve defterleri usulüne uygun tutulmuş olması defter kayıtlarının birbirini doğrulaması, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutmuş bir başka deyişle usulüne uygun olarak tutulmuş defter kayıtlarına aykırı olmaması veya hiçbir kayıt içermemesi gerekir. Karşı taraf defterlerini usulüne uygun tutmuş olmasına rağmen ve her iki tarafın ticari defterleri birbirine aykırı kayıtlar içerdiği taktirde ispatla yükümlü olan taraf iddiasını başka delillerle ispat etmek zorunda kalacaktır. Taraflardan biri ticari defterlerini mahkemeye ibraz etmesine rağmen karşı taraf ticari defterleri ibrazdan kaçındığı taktirde mahkeme defter ibrazını TTK 85 ve HMK 222/1 inci maddeye göre resen emredebileceğinden, HMK'nın 220 inci maddesi gereğince ibrazdan kaçınan tarafa ticari defterlerini ibraz etmeme hakkındaki delil ve belgelerini sunması defterleri bulamadığı taktirde nerede olduğunu bilmediğine ilişkin yemin teklifinde bulunması defterleri ibrazına karar verilen tarafın kendisine verilen sürede defterleri ibraz etmez ve ibraz etmeme hakkında kabul edilebilir bir mazeret göstermez ya da belgenin elinde bulunduğunu inkar eder ve teklif edilen yemini kabul veya icra etmezse mahkemenin duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul etmek suretiyle karar verilebileceği kabul edilmiştir. bb-) Ticari defterlerin sahibi aleyhine delil olması: TTK'nın 222/4 üncü maddesi gereğince açılış ve kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları sahibi aleyhine delil olur. Ticari defterleri aleyhine delil olarak kullanan taraf defterlerindeki kayıtların aksini iddia ve ispat edebilir. Ancak karşı tarafın kendi aleyhine delil olan ticari defterlerindeki kayıtların aksini sadece kesin delillerle ispatı gerekmektedir. Yine bir tarafın ticari defterlerinin tamamı kanuna ve usulüne uygun tutulmakla birlikte içerdikleri kayıtlar yönünden karşı tarafın iddialarını doğrulaması halinde bu kayıtlarda sahibi aleyhine delil teşkil eder. Örneğin, satım sözleşmesinde satıma konu faturanın alıcı defterlerinde kayıtlı olması faturaya konu emtianın ve faturanın alıcıya teslim edildiği iddiası bakımından defter sahibi aleyhine teşkil eder. Bunun aksini defter sahibinin başkaca kesin delillerle ispatı gerekir. c-) Ticari defterlere münhasır delil olarak dayanılması: HMK'nın 222 inci maddesinin ilk dört fıkrası tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda ticari defterlerin ibrazı ve delil olması koşullarını düzenlemişken, 222 inci maddenin 5 inci fıkrası taraflardan biri tacir olmasa dahi tacir olan tarafın defterlerine münhasıran delil olarak dayanılması halinde defterlerin ibraz zorunluluğunu ve ibrazdan kaçınma halinde ibrazı talep eden tarafın iddiasını ispat etmiş sayılacağını düzenlemektedir. Bu maddenin uygulanabilmesi için delil bildirimi aşamasında tacir olan karşı tarafın defterlerine tacir olan veya tacir sıfatı bulunmayan tarafın diğer delillerden vazgeçmek suretiyle münhasıran dayanması gerekmektedir. Delil ikame eden taraf ticari defterler dışında başkaca delillere dayanmış ise HMK'nın 222/5 inci maddesinden yararlanamaz. Bu maddeden yararlanılabilmesi için tacir karşı tarafın ticari defterlerinde olan kaydın kabul edileceğinin açıkça bildirilmesi gerekir. Yargılama aşamasında HMK'nın 196 ıncı maddesi gereğince karşı tarafın açık rızası olmaksızın diğer delillerden vazgeçilerek münhasıran karşı tarafın ticari defterlerine delil olarak dayanılması mümkün değildir. Ancak karşı tarafın açık rızası halinde iddiasını ispat etmek isteyen taraf karşı tarafın ticari defterlerine münhasıran delil olarak dayanabilecektir. Ticari defterlerin ibrazından kaçınılması halinde iddiasını ispat etmek isteyen tarafın yalnızca HMK'nın 222/5 inci maddesi gereğince münhasıran karşı tarafın ticari defterlerine delil olarak dayanma zorunluluğu olduğunu savunmak ticari uyuşmazlıklarda ispat güçlüğü doğurması yanında, elinde karşı taraf lehine olan belgeyi ibraz zorunluluğuna ilişkin HMK'nın 219 uncu maddesi ve belgeyi ibraz etmemeye bağlanan sonuçları düzenleyen HMK'nın 220 inci maddesinin hükümlerini işlevsiz bırakacaktır. Yasa hükümlerinin uygulanmasını taraf iradesine bırakmış olacaktır. Kaldı ki, bu durum HMK 29 uncu maddesinde düzenlenen ve yargılamaya hakim olan ilkelerden olan "dürüst davranma ve doğruyu söyleme yükümlülüğünün" de ihlali niteliğindedir. Karşı taraf lehine kayıtları sunmaktan kaçınma imkanı verecektir. HMK'nın 220 inci maddesinde belgenin ibrazından kaçınmanın haklı nedenlere dayanıp dayanmadığı konusunda yemin teklif edilerek yeminin sonucuna göre belgenin içeriği hakkında diğer tarafın iddiasının kabul edileceğine ilişkin hakime taktir hakkı tanınmış ve diğer delillerle iddia ve savunmanın ispatlanabileceği düzenlenmiş iken, HMK 222/5 inci maddesine göre; iddiasını ispat etmek isteyen dilekçelerinin değişimi ve delil bildirme aşamasında diğer tarafın ticari defterlerine münhasıran (tek başına) delil olarak dayanmak suretiyle başkaca delillere dayanmamış olmalıdır. Başka delilleri olduğunu söyleyen, HMK'nın 222/5 inci maddesinden yararlanamaz. Tüm bu açıklamalar kapsamında davacı yanın İstinaf istemleri incelendiğinde; davanın, davacı tarafından davalıya, banka havalesi yoluyla borç olarak gönderildiği iddia edilen paranın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin olduğu; Somut uyuşmazlıkta; gönderilen paranın miktarı konusunda taraflar arasında herhangi bir ihtilaf bulunmadığı, ihtilaflı olan hususun, davacı yanca davalı yana, banka havalesi yoluyla gönderilen paranın borç olarak gönderilip gönderilmediği noktasında toplandığı, davaya konu havalenin davalıya borç olarak gönderildiğine dair davacı iddiasının, davalı tarafça kabul edilmediği ve davaya konu ödemenin davacıya ait konutun tamirat ve dekorasyon işleri yapım bedeli olarak gönderildiğinin savunulduğu, böylece davalının, davaya konu paraların kendisine gönderildiğini ikrar ettiği, ancak, bunların davacı tarafından ileri sürülen nedenle değil, davacıya ait konutun tamirat ve dekorasyon işleri yapım bedeli olarak gönderildiğini savunmak suretiyle, vasıflı ikrarda (gerekçeli inkar) bulunulduğu, bu durumda, ispat yükü kendisinde olan davacı yanca, banka havalesi yoluyla gönderilen paraların borç olarak gönderildiğini ispat etmesi gerektiği, ancak davacı yanca dava ve takip konusu alacağın dayanağı olan banka havale dekontlarında açıklama olarak sadece "para transferi" şeklinde bir açıklamaya yer vermiş olması nedeniyle, söz konusu dekontların, borç (ödünç) ilişkisini kanıtlamaya yeterli olmadığı, ayrıca dekontların bu haliyle yazılı delil başlangıcı olarak da kabul edilemeyeceği (Bknz. Yargıtay 13. H.D.'nin, 28/06/2016 Tarih ve 2015/21818 Esas-2016/15691 Karar ve aynı Dairenin, 21/11/2013 Tarih ve 2013/16047 Esas-2013/29003 Karar sayılı kararları) ve ayrıca taraflar arasında bulunan ilişkinin senetle ispat kuralının istisnaları kapsamında tanık dinlenebilecek (HMK 203) ve kanunda istisnai olarak sayılan hususlar kapsamında da bulunmadığı (Bknz. Yargıtay 13. H.D.'nin, 30.11.2015 Tarih ve 2014/42117 Esas-2015/34744 Karar sayılı kararı), bunun yanında dosyada, dava konusu paraların davacıya borç olarak gönderildiğine dair yazılı delil başlangıcı niteliğinde olabilecek bir belge ve beyanın da yer almadığı ve dolayısıyla da bu durumda davanın tanıkla ispatının da mümkün olmadığı ve bu haliyle de davacı yanın "...Davalının iddialarına karşı tanık deliline dayanmamıza ve yasal süre içerisinde tanık isimlerini dosyaya sunmamıza rağmen Sayın Mahkemece tanıklarımız dinlenmemiştir..." şeklindeki İstinaf isteminin yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Yine davalı yanca İstinaf başvuru dilekçesinde; "...Tarafımızca yemin teklifine dayanılmış ve ilk derce mahkemesi tarafından, yemin teklifinin yöneltiği kişinin davalı şirketin yetkilisi olmadığından ve dosyada davacı tanığı olarak yer aldığından bahisle yemin talebi reddedilmiştir. Yemin talebinin reddedilmiş olması hukuka aykırıdır..." şeklinde bir İstinaf sebebine dayanılmış olup, bu minvalde somut davaya bakıldığında; yerel mahkemece davacı yana yemin teklifinde bulunup bulunmayacağı yönünde süre verildiği ve yemin teklifini yönelteceği kişinin bildirilmesinin istendiği, davacı yanca da davalı şirketin eski ortağı olan ...'nun bildirildiği ve yerel mahkemece davacı yanın az yukarıda yazılı İstinaf sebebinde ileri sürdüğü gerekçe ile davacı yanın yemin talebinin reddedildiği ve aynı celsede davacı yana davalı şirket yetkilisi olan ...'a yemin teklif edilip edilmeyeceği hususunun sorulduğu, ancak davacı yanca yemin teklifinde bulunmayacaklarının beyan edildiği; Bu haliyle değerlendirildiğinde ise; bir vakıayı ispat yükü kendisine düşen tarafın o vakıayı başka delillerle ispat edememesi halinde diğer tarafa yemin teklif edebileceği, ancak ispat yükü kendisine düşen tarafın bütün delillerle iddiasını veya savunmasını ispatlamaya çalışıp bunu başaramadığı taktirde son çare olarak yemin deliline başvuracağı, 6100 sayılı HMK'nın 232/2 nci maddesi uyarınca tüzel kişiye teklif edilen yeminin, tüzel kişinin yetkili temsilcisi tarafından eda edileceği, bu temsilcinin de yemin konusu işlemin yapıldığı tarihteki değil, yemin teklif edildiği zamanki temsilci olduğu, ayrıca, birlikte temsil söz konusu olduğu taktirde yeminin bağlayıcı olabilmesi için birlikte temsile yetkili kişilerin tamamının da yemin etmesinin zorunlu olduğu (Bknz. Yargıtay 23. H.D.'nin, 11.12.2014 Tarih ve 2014/3002 Esas-2014/8085 Karar sayılı kararı) ve doyasıyla da açıklanan iş bu hususlar kapsamında yerel mahkemece yeminin reddine ilişkin kararının yerinde ve isabetli olduğu ve davacı yanın yemine ilişkin İstinaf isteminin de yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davacı tarafça İstinaf başvuru dilekçesinde ayrıca; "...Davalı taraf müvekkilin şirkete yaptığı havaleleri inkar etmemiş ayrıca ticari defterlerine de bu havaleler işlenmiştir, ayrıca bu kayıtlardan önce müvekkilin davalı şirkete herhangi bir borcu olmadığı da anlaşılmaktadır..." şeklinde İstinaf sebebine dayanılmış olup;Bu minvalde somut olaya bakıldığında; davanın, davacı tarafından davalıya, banka havalesi yoluyla borç olarak gönderildiği iddia edilen paranın tahsili amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali ile takibin devamı ve icra inkar tazminatı istemine ilişkin olduğu, takibin dayanağının ise; 12.04.2011 tarih, 4.750.00 bedelli ve 14.04.2011 tarih, 20.000.00-TL bedelli iki adet havale dekontu olduğu, yerel mahkemece alınan bilirkişi raporunda da açıkça tespiti yapıldığı üzere, davalı yana ait ticari defter ve kayıtlar üzerinde yapılan incelemede; davacı tarafından gönderilen havalelerin davalının nezdindeki davacının 331.02 nolu ortaklar hesabına (...un) alacak olarak kayıt edildiği, davalı tarafından yapılan hizmetler nedeni ile 09.05.2011 tarihi ... nolu 20.00.00-TL tutarında fatura tanzim edildiği ve bahse konu faturanın davalının nezdindeki 120.50 nolu hesabına borç olarak kayıt edildiği, 31.12.2011 dönem sonunda da 331.02 nolu hesaptan 120.50 nolu hesaplar arasında yapılan virman sonucu davacının alacak bakiyesinin 4.749.00-TL olarak beklediği, yani başka bir ifadeyle davalı yanın kendi ticari defter kayıtlarına göre davacının, 4.759,00-TL alacak bakiyesi bulunduğunun tespit edildiği, bu kapsamda her ne kadar davacı yan 20.001,00-TL alacak yönünden, davalı yanın vasıflı ikrara (veya gerekçeli inkara) ilişkin savunması kapsamında, az yukarıda yazılı ispata ilişkin temel ilke ve kurallar kapsamında alacağın varlığını ispat edememiş ise de; 4.749.00-TL alacak yönünden, davalı yanın ticari defter ve kayıtlarının, kendi defterinde kayıtlı borç bakımından aleyhine delil olduğunun kabulü gerektiği, söyle ki; 6762 sayılı TTK’nın 84 üncü maddesi uyarınca hiçbir tacir kendi defterine aleyhe kayıt düşemeyeceğinden, davalı defterinde kayıtlı olan iş bu borç bakiyesi bakımından artık davacı yanın alacağının varlığını ispat ettiği, bu durumda aksi yöndeki savunmalarının davalı tarafça, taraflar arasındaki hukuki ilişkinin miktarı itibariyle yazılı delile ispat etmesi gerektiği, ancak davalı yanca aksi yöndeki, eş söyleşiyle kendi defter ve kayıtlarında yer alan bakiye borcun söndürüldüğüne ilişkin savunmalarının usulüne uygun yazılı delillerle ispat edilemediği ve sonuç olarak da yerel mahkemece, davalı defterinde kayıtlı olan 4.759,00-TL'lik borç bakiyesi bakımından davanın kısmen kabulüne ve alacağın dayanağının, banka havale dekontuna dayanıyor olması ve bu haliyle de alacak miktarının, likit ve belirlenebilir olduğu ve ayrıca kabul edilen miktar itibariyle de (4.759,00-TL) davalı yanın takibe ilişkin itirazının haksız olduğu kabul edilerek (Bknz. Yargıtay 3.H.D.’nin 03/10/2023 Tarih ve 2023/828 Esas-2023/2465 Karar sayılı kararı), icra inkar tazminatının kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın tamamen reddine karar verilmiş olmasının yerinde ve isabetli olmadığı anlaşılmıştır.Bu itibarla da; açıklanan gerekçelerle ve sebeplerle sınırlı olmak üzere; davacı yanın İstinaf isteminin kısmen kabulüne, yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 inci maddesi gereği kaldırılmasına; kaldırma kararının mahiyeti gereği yeniden yargılama yapılması gerekmediğinden yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle; "1-Davanın KISMEN KABULÜ İle; -Davalı- borçlunun, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün (Kapatılan Şişli ... İcra Müdürlüğü'nün) ... Esas sayılı icra takip dosyasına vaki itirazının KISMEN İPTALİ ile; takibin 4.759,00-TL asıl alacak üzerinden ve takip talebindeki şartlarla AYNEN DEVAMINA, -Fazlaya ilişkin itirazın iptali isteminin REDDİNE, -Hükmolunan asıl alacağın (4.759,00-TL) %20'si oranında hesaplanan, 952,00-TL icra-inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, -Reddedilen alacak miktarı yönünden davalı yanın koşulları oluşmayan kötüniyet tazminatı isteminin REDDİNE" karar verilmesi gerektiği görüş ve kanaatine oy birliği ile varılarak aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir.
H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; A.Davacının İstinaf Başvurusu Yönünden; 1.Davacının istinaf başvurusunun KABULÜNE, HMK 353/1-b-2 maddesi gereği, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 02/02/2022 tarihli ve 2011/394 Esas - 2022/62 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 2.İşin duruşmasız olarak incelenmesi nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca ücreti vekalet taktirine yer olmadığına, 3.Davacı tarafından yatırılan 80,70 TL harcın iadesine, işlemlerin İlk derece mahkemesi tarafından ikmâline,
B.Davanın Esası Yönünden; 1Davanın KISMEN KABULÜ İle; -Davalı- borçlunun, İstanbul ... İcra Müdürlüğünün (Kapatılan Şişli ... İcra Müdürlüğü'nün) ... Esas sayılı icra takip dosyasına vaki itirazının KISMEN İPTALİ ile; takibin 4.759,00-TL asıl alacak üzerinden ve takip talebindeki şartlarla AYNEN DEVAMINA, -Fazlaya ilişkin itirazın iptali isteminin REDDİNE, -Hükmolunan asıl alacağın (4.759,00-TL) %20'si oranında hesaplanan, 952,00-TL icra-inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya VERİLMESİNE, -Reddedilen alacak miktarı yönünden davalı yanın koşulları oluşmayan kötüniyet tazminatı isteminin REDDİNE, 2.Alınması gereken 325,08 TL karar ve ilam harcından, davacı tarafından peşin yatırılan 305,80 TL harçtan mahsubu ile bakiye 20,00 TL harcın davalıdan alınarak Hazineye irat kaydına, 3.Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 2/3 ve 13/1. md uyarınca hesaplanan 4.759,00 TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, -Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 2/3 ve 13/1. md uyarınca hesaplanan 5.100,00 TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 4.Davacı tarafından yapılan 721,50 TL yargılama gideri, 305,80 TL peşin harç ve 18,40 TL başvurma harcı olmak üzere toplam 1.045,70 TL'nin kabul/ret oranına göre hesaplanan 171,56 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye 874,14 TL'nin davacı yan üzerinde bırakılmasına, 5.Davalının yaptığı 110,00 TL yargılama giderinden kabul/ret oranına göre hesaplanan 89,08 TL'sinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye 20,92 TL'nin davalı yan üzerinde bırakılmasına, 6.Taraflarca yatırılmış olan gider avansından artan kısmın HMK 333 md. kapsamında karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, 08/05/2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.