T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
53.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2024/37
KARAR NO: 2024/306
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 4. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 28/04/2022
NUMARASI: 2021/747 Esas, 2022/342 Karar
DAVANIN KONUSU: Tahkim
KARAR TARİHİ: 13/03/2024
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, müvekkili şirket ... ile davalılar arasında Tahkim Mahkemesi nezdinde görülen tahkim yargılaması neticesinde, 09.04.2020 tarihli ... sayılı Tahkim Kararı tesis edildiğini, bu karara istinaden davalıların ... ya 405.262.317 DZD ve 5.062.281 EUR tutarında tazminat ödemeye mahkum edilmesine ve Mükemmel Tamamlama Garantisi'nin yerine getirilmemiş olması nedeniyle 21 Aralık 2018 itibarıyle toplam 487.500 Euroyu aşmamak üzere günlük 1.000 EUR para cezası ödemeye mahkum edilmesine şeklinde hüküm tesis edildiği, ayrıca Tahkim Kararının Masraflar İle İlgili Başvurular İle İlgili Olarak başlıklı 12. maddesi ile tahkim kararına istinaden davalıların, 203.675,00 USD tutarında ve savunmasında ortaya çıkan makul masraflar için 3.381.571,57 EUR ve 21.749.401,68 EUR DZD tutarında ödeme yapmaya mahkum edildiği, anılan yabancı hakem kararlarının Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası Hakkındaki New York Sözleşmesi uyarınca tenfiz edilmesi talebinde bulunduklarını, dava konusu kararlar bakımından tenfiz edilebilme şartlarının oluşmuş olduğunu, tenfizi talep edilen Tahkim Kararı'nın New York Sözleşmesi uyarınca taşıması gereken tüm tenfiz edilebilirlik şartlarını barındırdığını Mahkeme tarafından tahkim kararının talep edilen maddelerinin tenfiz edilmesi, müvekkili şirketin 5718 sayılı Kanun'un 48. maddesi uyarınca teminat gösterme yükümlülüğü bulunmadığı, müvekkili şirket lehine tesis edilmiş kesin nitelikte bir ilam mevcut olduğundan teminatsız olarak müvekkil şirketin tahkim kararında hükmedilen alacağın tahsilini temin etmek amacıyla, tahkim kararında lehine hükmedilen tutara kadar davalıların mal varlığı ile üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacakları üzerinde ihtiyati haciz kararı tesis edilmesini talep ederek, davanın kabulüne tahkim kararının hüküm bölümünde tesis edilen 1.,2.,3.,4.,5.,6.,7.,8., ve 12 maddeleri ile tesis edilen kararların tenfiz edilmesine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir.Davalılar vekili, davalılar vekili mahkememize verdiği cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın taleplerinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, davacı tarafın dava konusu kararlar bakımından tenfiz edilebilme şartlarının oluştuğuna ilişkin beyanlarının gerçeği yansıtmadığını, tenfizi talep edilen hakem kararının henüz kesinleşmediği gibi icra edilebilirlik şerhi de söz konusu olmadığını, yabancı hakem kararlarının Türkiye'de tanınması ve tenfizi ile ilgili temel mevzuat olan 5718 sayılı milletlerarası özel hukuk ve usul hukuku hakkındaki kanun olduğunu, tenfiz talebi için öncelikle MÖHUK 60 ve devamı maddelerinde yer alan düzenlemelerdeki şartların yerine getirilmesi gerektiğini, hakem kararının tenfizi için dava dilekçesine eklenmesi gereken belgeler tek tek sayılmış olup, kanun metninde yer alan tenfiz talebi ile birlikte sunulması gereken belgelerin davacı tarafından dosyaya sunulmadığını, davacı yanca kesinleştiği belirtilen tenfize konu hakem kararı müvekkili şirkete tebliğ edilmediğini, şayet yurt dışında yapılmış bir tebligat söz konusu ise müvekkili şirketin bu durumdan haberi olmadığını, davacı tarafından müvekkil şirketler hakkında ihtiyati haciz talep edilmesinin koşullarının oluşmadığını, müvekkil ... San Ve Tic A.Ş nin yıllardır yurt içinde ve yurt dışında birçok inşaat projelerini gerçekleştiren bir çok kişiye istihdam sağlayan malvarlığı olan ve borçlarını ödeyebilecek durumda olan büyük bir şirket olduğunu, ihtiyati haciz kararı verilmesinin gerekçelerinden biri olan borçlu şirketin alacaklılarından malvarlığını kaçırması yada üçüncü kişilere devretmesi borçların ödenmemesi gibi durum söz konusu olmadığını, beyan ederek yasal koşulları oluşmayan tenfizi koşulları oluşmayan hakem kararına istinaden talep edilen ve verilmesi halinde müvekkil şirketi iş yapamaz ticari faaliyette bulunamaz hale getirmekle sonuçlanacak olan ve hukuka aykırı ihtiyati haciz talebinin reddine, akabinde tenfiz taleplerini içeren davanın reddine tüm yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesini talep etmiştir.Mahkemece ilk olarak 2020/501 Esas - 2021/102 Karar saylı kararla, MÖHUK md. 61/1-b şartı gerçekleşmediğinden davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekilince yapılan istinaf başvurusu üzerine, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nin 2021/2516 E - 2021/2016 K sayılı kararıyla, davacı vekiline hakem kararının tebliğine ve kesinleşmesine ilişkin belgeleri sunmasına ilişkin olarak usulüne uygun bir ihtaratta bulunulmadığı gerekçesiyle, kararın kaldırılmasına karar verilmiştir.Kaldırma kararımız sonrasında; Davacı vekiline verilen ve uzatılan süre içerisinde, tenfizi istenen yabancı tahkim kararına ilişkin belgeler ve uzman görüşü dosyaya sunulmuş, yeniden yapılan yargılama neticesinde istinafa konu kararla; davaya konu tenfiz talebine uygulanması gereken 1958 tarihli Yabancı Hakem Kararlarının Tanınması ve İcrası İçin Sözleşme (Newyork Sözleşmesi) ve MÖHUK 60. Ve 62. Maddeleri gereğince yapılan değerlendirmeye göre, davacı vekilince davaya konu tahkim sözleşmesinin aslının tercümesinin, yabancı hakem kararının apostil şerhli ve tercümesi yapılmış belge örneklerinin ibraz edildiği, davalı tarafça davaya konu hakem kararı hakkında iptal davası ikame edildiğine dair bir beyanda bulunulmadığı, sunulan uzman görüşüne göre tahkim kararının Belçika Hukukuna göre kesinleşmiş olduğu, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2015/14312 Esas - 2016/549 Karar ve Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2003/181 Esas - 2003/1589 Karar sayılı kararlarına göre Belçika Medeni Usul Kanununa göre iptal davası açılmış olsa bile hakem kararının icrasının ertelenemeyeceği, taraflar arasındaki sözleşmede uyuşmazlık halinde hangi maddi hukukun uygulanacağı hususunda kesinlik bulunmamasının tenfize ve bağlayıcılığa engel olmadığı, bu nedenle uyuşmazlığa hangi hukukun uygulanacağı ve hangi yer mahkemesinin yetkili olduğuna ilişkin bir değerlendirme yapılmadığı, tahkim kararının bağlayıcı olmadığına ve kesinleşmiş olduğuna dair ispat yükü üzerinde bulunan davalının bunları ispat edemediği, taraflar arasında kararlaştırılmış bir tahkim şartının bulunduğu, davalının tahkim yoluna başvurduğu, tenfizi talep edilen yabancı hakem kararının kamu düzenine ve genel ahlaka aykırılığının ispatlanamadığı, münhasıran Türk Mahkemelerinin yetkisine giren bir konu olmadığı, kararın New York Sözleşmesine göre bağlayıcılığının bulunduğu ve tenfiz şartlarını taşıdığı gerekçesiyle, dava konusu Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Tahkim Divanının 09.04.2020 tarihli, ... sayılı nihai Tahkim Kararının hüküm bölümünde tesis edilen 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., ve 12., numaralı hükümlerinin MÖHUK md. 60 ve devamı maddeleri ile New York Sözleşmesi uyarınca tenfizine, karar verilmiştir.Davalılar vekili istinafında, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesi'nin 02.11.2021 tarih 2021/2516 E. ve 2021/2016 K. Sayılı kararında belirtildiği üzere, MÖHUK'un 61/b ve c. Madde ve bentlerine göre, tenfizi talep edilen hakem kararının usulen kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış veya taraflar için bağlayıcılık kazanmış aslı veya usulüne göre onanmış örneğinin, ayrıca bu belgenin tercüme edilmiş ve usulen onanmış örneklerinin dava dilekçesine eklenmesi gerektiğini, söz konusu kaldırma kararı sonrasında Yerel Mahkemece düzenlenen 22.11.2021 tarihli tensip ara kararı ile, davacı vekiline, tenfizi talep edilen hakem kararının usulen kesinleşmiş ve icra kabiliyeti kazanmış aslı veya usulüne göre onanmış örneklerini dosyaya sunması için 21.12.2021 gününe kadar süre verilmesine, 20.12.2021 tarihli ara kararı ile bu sürenin 15.03.2022 tarihine kadar uzatılmasına, bu kesin sürede sunulmamaları halinde bunları sunmaktan çekinmiş sayılacağına ve dosyanın buna göre karara bağlanacağının ihtarına rağmen, davacı tarafça, verilen bu süre içinde talep edilen kesinleşme şerhinin dosyaya sunulmadığını, yerel mahkemeye sunulmuş belgelerin, BAM 15. Hukuk Dairesi'nin 02.11.2021 tarihli bozma kararında da açıkça belirtilen, kanunda tenfiz kararının verilebilmesi için dava dilekçesi ekinde mahkemeye sunulması gereken, usulüne uygun olarak alınmış kesinleşme şerhi mahiyetinde belge niteliğinde olmadığını, kaldı ki davacı yanın önceki karara ilişkin 02.06.2021 istinaf başvuru dilekçesinin ekinde de aynı belgelerin yer almakta olduğunu, davacı yanın tekrar ve ısrarla aynı belgeleri Sayın Mahkemeye sunarak, BAM kararında belirtilen ve Sayın Mahkemece de sunulması talep edilen kesinleşme şerhini dosyaya sunmamış olduğu gerçeğini değiştiremeyeceğini, MÖHUK md. 61 gereği hakem kararının tenfizi için gerekli belgeleri dosyaya sunmayan davacının tenfiz talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, davacı yanın, dava konusu kararlar bakımından tenfiz edilebilme şartlarının oluştuğuna ilişkin beyanların gerçeği yansıtmadığını, davacı ... ile ... Setif Operasyonları -Cezayir-Genel Götürü Fiyat Sözleşemesi'nin 11. maddesi ve bu sözleşmenin atıf yapılan İdari Hükümler Şartnamesi'nin 2.3 tahkim maddesi uyarınca, Tahkim Mahkemesi nezdinde görülen tahkim yargılaması neticesinde Tahkim Kararı'nın tesis edildiği ve kararın kesinleştiği belirtilmekte ise de, öncelikle bir sözleşmede yer alan tahkim kurumunun tereddüte yer vermeyecek açıklıkta bulunması gerektiğini, örneğin Yargıtay'ın bir kararında "çıkacak ihtiafların İngiltere'deki Uluslararası Tahkim Mahkemesinde çözümleneceğine" ilişkin ibareyi Paris'de bulunan MTO tahkim mahkemesine başvuru için yeterli görmeyerek tahkim mahkemesi olarak kararlaştırılmayan bir hakemin verdiği kararın tenfiz edilemeyeceğini kabul ettiğini (Yargıtay 19.HD 10.10.2011, 13008/11516), davacı şirketçe tenfizi talep edilen bahse konu Hakem Kararının henüz kesinleşmediğini ve icra edilebilirlik şerhinin de söz konusu olmadığını, tenfiz kararı verilen tahkim kararının taraflar arasında bağlayıcılık kazandığının sabit olduğu iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, MÖHUK'un 62. maddesinin 1. Fıkrasının (h) bendi uyarınca, hakem kararı tabi olduğu veya verildiği ülke hukuku hükümlerine veyahut tabi olduğu usule göre kesinleşmemiş yahut icra kabiliyeti veya bağlayıcılık kazanmamış veya verildiği yerin yetkili mercii tarafından iptâl edilmiş ise tenfiz mahkemesinin bu kararın tenfizi talebini reddetmesi gerektiğini, New York Sözleşmesi’nin V/I (e) maddesi uyarınca “bağlayıcı” tahkim kararlarının tanıma ve tenfizi mümkün olup, “bağlayıcı”lıktan anlaşılması gerekenin, tahkim anlaşması ile uyulması taraflarca kararlaştırılmış olan, bu sebeple iradenin tezahüründe yaptırımını ve hükümlerini doğuran tahkim kararları olduğunu, böylece tahkim süreci sonucunda uyuşmazlığın nihai bir karar ile çözüme kavuşturulması ile, bu uyuşmazlığın esası hakkında başka bir merciin karar vermesine gerek duyulmadığı anda söz konusu tahkimin tarafları bağlayıcı sayılmakta olduğunu, dolayısıyla tahkim kararına karşı kanun yollarına başvurmak mümkün olduğu sürece, tahkim kararının, Sözleşme anlamında bağlayıcılık niteliği kazanmadığını, yerel mahkemece taraflar arasında bağlayıcılıkla ilgili bir düzenlemenin bulunup bulunmadığına bakılmadığını, bu sebeple tenfize konu kararın taraflar arasında bağlayıcı olduğu değerlendirmesi yapılmasının hatalı olduğunu, Yerel Mahkemenin kararında değindiği Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 9/6/1999, 1999/ 19-467 esas, 1999/489 Karar sayılı kararında, taraflar arasındaki 8/2/1992 tarihli sözleşmesinin 9. Maddesinde tahkim kurulunun verdiği kararın nihai olduğunun, her iki tarafı da bağladığının hükme bağlandığını, bu kararın işbu dava kapsamına emsal olarak gösterilemeyeceğini, tahkim yargılamasındaki kadar nihai karar olmayıp, müvekkili şirketlere gerekçeli kararın tebliğinden itibaren istinaf hakları bulunmakta iken bu hakkın tanınmamış olmasının adil yargılanma hakkının ihlalini oluşturmakta olduğunu, Yerel Mahkemece her ne kadar hakem kararının kesinleşmemiş olduğunun ve taraflara tebliğ edildiğinin ispat yükümlüsünün müvekkili şirketler olduğu ileri sürülmüş ve bu sebeple tenfiz şartlarının oluşmuş olduğu belirtilmişse de, hakem kararının taraflara tebliğ olmayıp kesinleşmemiş olmasının; tebliğ yokluğu, başka bir deyişle hukuki işlemin yokluğu olup, bunun ispatının herkes tarafından gerçekleştirilmesi, hatta Mahkemece re'sen dikkate alınması gerektiğini, davacı yanca kesinleştiği belirtilen, tenfize konu Hakem Kararının müvekkili şirketlere tebliğ edilmemiş olup, şayet yurt dışında yapılmış bir tebligat söz konusu ise de müvekkili şirketin bu durumdan haberi ve bilgisi bulunmadığını, uluslararası Hakem Kararının kesinleşip kesinleşmediği bilgileri dahilinde olmadığından, dosyaya davacı yanca bu konuda bir belge de sunulmamış iken, müvekkili şirketlere yasal prosedüre göre yapılmış bir tebligat da yok iken, tahkim kararının tenfizi talebinin reddi gerektiğini, ayrıca davacı tarafça Tahkim Kararı'na karşı iptal davası açılması durumunda, Belçika Kanunlarının uygulanacağı ve hükme karşı Belçika Mahkemeleri nezdinde dava açılabileceği belirtmekte ve buna dayanılarak, Brüksel İlk Derece Mahkemesi Hakiminden davalı şirketlerce temyiz başvurusuna ilişkin başvurunun yapılıp yapılmadığı hususunun sorulduğu belirterek mahkeme hakimi ile yapılan 12.04.2021 tarihli mail yazışması delil olarak sunulmuş ise de, tahkim kararına karşı itiraz kapsamında, açılacak davada hangi hukukun uygulanacağı ve tahkim kararına karşı hangi ülkede itiraz yoluna başvurulacağı, bu konuda yetkili mahkemeyi tespit etmek tenfiz talebini inceleyen mahkemenin görevi olmadığı gibi bu hususta kesin bir kural da bulunmadığını, New York Konvansiyonu'nda iptal davasinda hangi yer mahkemelerinin yetkili oldugu konusunda açık bir hükme rastlanmadığını, ancak, Konvansiyon'un V 1-e maddesinde; "Hakem kararının taraflar için henüz mecburî olmadığı veya, bunun, verildiği memleket kanunu yahut tabi olduğu kanun yönünden yetkili bir makam tarafından iptal veya hükmünün icrasının geri bırakılmış bulunduğu..." denilmekte olup, maddenin lafzından yapılacak çıkarımla, yetkili mahkeme konusunda iki seçeneğin söz konusu olduğunu, birincisinin tahkim yeri mahkemesi, ikincisinin ise hakem kararının tabi olduğu usul hukukunun ait oldugu ülke mahkemeleri olduğunu, hal böyle iken, sonradan sunduğu bilgi ve belgelere istinaden, davacı yanın "Belçika Mahkemesinde iptal için dava açılmamışsa, tahkim kararına itiraz olmamıştır, bu durumda karar kesinleşmiştir, o halde tenfiz koşulları oluşmuştur" şeklindeki yorumuna dayanılarak dava şartlarının gerçekleşmiş olduğunun kabul edilemeyeceğini, kaldı ki Tahkim Kararı'nın kesinleşmiş olduğu iddiasının dayanağı olarak sunulan belgenin de mahkeme hakimi ile yapılan yazışmadan ibaret olduğunu, MÖHUK 62. maddede sayılan tenfiz talebinin red sebepleri gibi, New York Sözleşmesi Madde 5'de de tenfiz talebinin reddini gerektiren hallerin sıralandığını, bu koşullardan birinin de aleyhine karar verilen tarafın usulüne uygun olarak tahkim bildirimini almaması veya davada hazır bulunmaması olduğunu belirterek, kararın kaldırılarak tenfiz isteminin reddine karar verilmesini talep etmiştir.Dava, Uluslararası Tahkim Mahkemesi tarafından tesis edilen 09.04.2020 tarihli ... sayılı Tahkim Kararının tenfizi istemine ilişkindir. Mahkemece, yukarıda özetlenen gerekçeyle davanın kabulü ile davaya konu tahkim kararının tenfizine dair verilen karara karşı davalılar vekilince istinaf başvurusunda bulunulup, kararın usul ve esas yönünden hukuka aykırı olduğu, davaya konu yabancı tahkim kararının tenfizine karar verilebilmesi için gerekli yasal şartların mevcut olmadığı belirtilerek, kararın kaldırılarak tenfiz isteminin reddine karar verilmesi talep edilmiştir. Davalı şirketler vekili istinaf incelemesi sırasında verdiği dilekçe ile, İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/31 Esas Sayılı dosyası üstünden 16.12.2022 tarihinde, davalı şirketlerden ... Anonim Şirketi ve ... A.Ş.'nin iflaslarına karar verildiğini ve bu karar ile bu davalı şirketler ile vekillik görevlerinin sona erdiğini belirterek, bu nedenle bundan sonra yapılacak tüm tebligatların ... Anonim Şirketi için İstanbul Anadolu .... İflas Müdürlüğünün .. iflas dosyasına ve ... A.Ş için İstanbul Anadolu .... İflas Müdürlüğünün ... iflas dosyasına yapılmasını ve UYAP kayıtlarının silinmesini talep etmiştir. Bu dilekçe ekinde sunulan İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/31 Esas Sayılı dosyasının 16/12/2022 tarihli duruşma zaptı örneği incelendiğinde; ''İstanbul Sicil Müdürlüğünün ... sicil nosuna kayıtlı ... Anonim Şirketi ve Istanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil nosuna kayıtlı ...'nin İİK'nun 308. maddesi uyarınca 16/12/2022 günü saat: 11:37 itibariyle İFLASINA, Müdürlüğünün ... sicil nosuna kayıtlı ... Anonim Şirketi hakkında iflas basit tasfiye şeklinde yapılmasına, Davacılardan Istanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünün ... sicil nosuna kayıtlı ... hakkında iflas tasfiyesinin adi tasfiye şeklinde yapılmasına,'' karar verildiği görülmüştür.Dairemizin geri çevirme kararı sonrasında, Mahkemece, davalılar vekilince istinaf aşamasında sunulan iflas kararına dair duruşma zaptı örneğine ve iflas dosyalarına ilişkin olarak gerekli araştırma yapılmış, davalılardan ...Anonim Şirketi ve ... Anonim Şirketlerinin 16/12/2022 Günü Saat: 11:37' den itibaren iflasına karar verildiğine dair İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/31 Esas - .... Karar sayılı kararı ve bu karar doğrultusunda açılan iflaslara dair Anadolu ... İflas Müdürlüğünün ... iflas ve İstanbul Anadolu ... İflas Müdürlüğünün ... iflas dosyalarına ilişkin cevaplar dosya arasına getirtilmiş olup, bu cevaplara göre iflas kararı henüz kesinleşmemiştir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 2023/1740 Esas - 2023/2966 Karar sayılı ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2022/6687 Esas - 2023/6280 Karar sayılı kararlarında belirtildiği üzere, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun (İİK) 191 inci maddesi gereğince, borçlunun iflas açıldıktan sonra masaya ait mallar üzerinde her türlü tasarrufu alacaklılara karşı hükümsüzdür. Müflisin masa malları üzerindeki tasarruf yetkisi iflâs ile kısıtlandığından, aynı Kanun’un 226 ncı maddesi uyarınca da masanın kanuni mümessilinin iflas idaresi olduğu hükmü kabul edilmiştir. Belirtilen hükümler gereğince; iflasın açılmasıyla taraf sıfatı ve dava takip yetkisi artık müflise değil, iflas idaresine ait olup adi tasfiyede İİK'nın 226, 229 uncu maddeleri gereği iflas masasını temsil yetkisi iflas idare memurlarına, şayet basit tasfiye (İİK'nın m. 218) usulü benimsenmişse, bu temsil yetkisi iflas dairesine aittir.Müflisin, iflâsın açılması ile hak ehliyetini kaybetmediği gibi dava ehliyetini de kaybettiği söylenemese de, müflisin masa malları üzerindeki tasarruf yetkisi kısıtlandığından, masa ile ilgili davalar hakkındaki taraf sıfatı ve dava takip yetkisi artık müflise değil, iflâs idaresine ait olacaktır. İflâs idaresinin bu dava takip yetkisini kullanıp kullanmayacağını tespit edebilmek için, ilk önce iflâs organlarının oluşması ve her dava hakkında esaslı bilgi sahibi olunması gerekir. Bu ise zaman isteyen bir husustur. İşte bu nedenle, İİK'nın 194 üncü maddesi gereğince müflisin davacı ve davalı bulunduğu hukuk davalarının, iflâsın açılması ile belli bir süre için durması öngörülmüştür.İİK'nın 194 üncü maddesine göre; "Acele haller müstesna olmak üzere iflasın açılması ile kural olarak müflisin davacı ve davalı olduğu hukuk davaları durur ancak alacaklıların ikinci toplantısından on gün sonra devam olunabilir."İflâsın açılması ile duracak olan davalar, iflâstan önce açılmış olup da hâlen derdest bulunan ve iflâs masasına giren mal, alacak ve haklara ilişkin hukuk davalarıdır. Bunlar, müflisin açmış olduğu davalar ile müflise karşı açılmış olan davalardır. Davaların durduğu bu süre içinde, iflâs idaresi, duran davalar hakkında araştırma yapar ve bu davaların geleceği hakkında karar verir. Burada, müflisin davacı veya davalı olmasına göre usul işlemleri farklılık arz eder.İİK'Nnın 218 inci maddesi, "İflas dairesince defteri tutulan mallar bedelinin tasfiye masraflarını koruyamıyacağı anlaşılırsa basit tasfiye usulü tatbik olunur. Bu takdirde iflas dairesi, alacaklıları yirmi günden az ve iki aydan çok olmamak üzere tayin edilecek müddet içinde alacaklarını ve iddialarını bildirmeğe ilanla davet eder. Bu müddet içinde alacaklılardan biri masrafları peşin vermek suretiyle tasfiyenin adi şekilde yapılmasını isteyebilir. Basit tasfiyede iflas dairesi alacaklıların menfaatlerine muvafık surette malları paraya çevirir ve başka merasime mahal kalmaksızın alacakları tahkik ve sıralarını tayin ederek bedellerini dağıtır. Tasfiyenin kapandığı ilan olunur" düzenlemelerini içermektedir.Bu açıklamalar doğrultusunda, davalı müflis şirketlerin defteri tutulan malları üzerindeki tasarruf yetkisi iflâs ile kısıtlandığından ve iflas masasını temsil yetkisi basit tasfiye usulünde iflas dairesine ait olduğundan, dava tarihinden önce davacı alacağının masaya kayıt ve kabulü halinde davacının iflasına karar verilen davalı şirketler bakımından bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmayacağından bu gerekçe ile red kararı verilmesi; yargılama sırasında kabulü halinde ise, karar verilmesine yer olmadığına şeklinde hüküm tesis edilerek, yargılama giderlerinin de dava tarihinde haklılık durumuna göre takdiri gerekeceğinden, dava konusu alacağın iflas dairesine bildirilip bildirilmediği, iflas dairesi tarafından kabul edilip edilmediğinin araştırılması, şayet kesin suretle kayıt ve kabul edilmiş ise konusu kalmayan davada hüküm tesisine yer olmadığına karar verilmesi, alacak kısmen veya tamamen reddedilmiş ise ve kayıt-kabul davası ayrıca açılmamışsa davaya kayıt kabul davası olarak devam edilerek varılacak sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekmekte olup,Yargıtay 19. Hukuk Dairesinin 2017/1553 Esas - 2019/924 Karar sayılı, Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2014/8990 Esas - 2015/4398 Karar sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, tenfiz davalarında da bu usulün uygulanması gerekmektedir.Açıklanan nedenlerle, davalılar vekilinin istinaf talebinin usulen kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak, yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Davalılar vekilinin istinaf başvurusunun usulen KABULÜNE, 2-istanbul 4. asliye ticaret mahkemesi'nin 28/04/2022 tarih, 2021/747 Esas, 2022/342 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,5-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 13/03/2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.