T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
53.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2025/488
KARAR NO: 2025/652
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 17/10/2024
NUMARASI: 2014/1205 Esas, 2024/587 Karar
MAHKEMEMİZ DOSYASIYLA BİRLEŞEN İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET
MAHKEMESİNİN 2014/811 ESAS 2015/170 KARAR SAYILI DOSYASINDA
DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali
KARAR TARİHİ: 08/07/2025
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Asıl davada davacı vekili, müvekkilinin davalı şirket ile girdiği ticari ilişki kapsamında davalıya ait İstanbul İli, Çekmeköy İlçesindeki ... projesinde malzemeli işçilik hizmeti sunduğunu, bu hizmet karşılığında toplam 2.168.864,13 TL bedelli 13 adet irsaliyeli fatura düzenleyip teslim ettiğini, faturaların içeriğine 8 gün içinde itiraz edilmediğini, buna rağmen yalnızca 1.256.360,09 TL’lik ödeme yapıldığını ve bakiye 912.504,04 TL’nin ödenmemesi üzerine İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, ancak davalının haksız şekilde borca itiraz etmesi nedeniyle takibin durduğunu belirterek, davalının itirazının iptali ile takibin devamına, %20 oranında icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Asıl davada davalı vekili, davacı tarafından 25.12.2013 tarihli faturaya dayanılarak 937.876,72 TL tutarında ilamsız icra takibi başlatıldığını, ancak müvekkili şirketin davacıya karşı herhangi bir borcunun bulunmadığını, aksine cari hesap ilişkisi kapsamında fazlaya ve hesap hatalarına ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin davacıdan 591.233,10 TL alacaklı olduğunu, ayrıca davacının, davalı şirketin inşaatlarında çalıştırdığı işçilerin Sosyal Güvenlik Kurumu’na en az 250.000 TL borçlu olduğunu ve bu borçların da kapanmadığını, bu sebeple müvekkilinin toplamda 841.233,10 TL tutarında alacaklı bulunduğunu ileri sürerek, müvekkilinin borcu bulunmadığından haksız olarak açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Birleşen davada davacı vekili; müvekkilinin davalı şirketle giriştiği ticari ilişki kapsamında Antalya İli, Konyaaltı İlçesindeki ... projesinde malzeme temini ve işçilik hizmeti sunduğunu, bu kapsamda toplam 1.017.244,91 TL tutarında 6 adet irsaliyeli fatura düzenleyip davalıya teslim ettiğini, ayrıca proje müdürü ... ile birlikte 07.11.2013 tarihli 1.106.231,95 TL ve 25.06.2013 tarihli 131.192,00 TL tutarındaki iki hakediş raporunu düzenlemelerine rağmen, davalı şirketin bu hakedişleri kontrol etmeyerek oyalama yoluna gittiğinden henüz faturalandırma yapılmadığını, müvekkilinin toplam 2.254.668,86 TL tutarındaki alacağından, 1.584.409,94 TL’sini kum, çimento ve benzeri faturalı malzemeler ile fatura stopajları, banka havalesi, elden ödeme, 8 adet çek ve 260.000,00 TL bedelli bir adet daire teslimi yoluyla tahsil ettiğini, bakiye 740.256,92 TL alacağın tahsili amacıyla 07.04.2014 tarihinde İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlattığını, ancak davalının 09.04.2014 tarihinde borca ve ferilerine itiraz ederek takibi durdurduğunu ileri sürerek, davalının haksız ve dayanaktan yoksun itirazının iptaliyle takibin devamına, ayrıca davalının %20 oranında icra inkar tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Birleşen davada davalı vekili, müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığı gibi aksine davacıdan asgari 841.233,10 TL tutarında alacaklı olduğunu, davacı tarafından İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı dosyası üzerinden 937.876,72 TL tutarında ilamsız icra takibi başlatıldığını, bu takibe itiraz edilmesi üzerine İstanbul 37. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/177 Esas sayılı dosyasında itirazın iptali davası açıldığını, ancak davacının takip talebinde alacağını Antalya’daki ... projesine ilişkin hakedişlere dayandırmasına rağmen, dava dilekçesinde bu alacağı 6 adet farklı tarihli faturaya dayandırarak hukuken takibin dayanağını değiştirdiğini ve bu değişikliğe muvafakatlarının bulunmadığını, davacının tahsil ettiğini beyan ettiği bedellerin eksik ve hatalı şekilde yansıtıldığını, barter yoluyla verilen daire sayısının 2 adet olup toplam değerinin 520.000,00 TL olduğunu, davacının davasını yalnızca ... Projesi kapsamında yaptığı işlere dayandırdığı hâlde, İstanbul’daki ... projesinde de müvekkilinin taşeronu olarak faaliyet gösterdiğini ve ayrıca taraflar arasında bir Mermer Sözleşmesi’nin de mevcut olduğunu, bu sözleşme ve işlerden kaynaklanan yükümlülükler göz önünde bulundurulmaksızın davacının haksız ve dayanaktan yoksun icra takibi başlattığını, ayrıca davacının işi süresi içinde teslim etmeksizin bağımsız bölüm alacaklarını üçüncü kişilere temlik ettiğini, bu doğrultuda söz konusu bağımsız bölümlerin üçüncü şahıslara tapuda devredildiğini ve satış bedelinin davacıya yapılan ödemelerden mahsup edildiğini, taraflar arasında akdedilen sözleşmelerin davacı tarafından sürekli ihlal edildiğini, davacının yaptığı imalatlarla ilgili birçok sorun yaşandığını, bu kapsamda davacıya 27.03.2014 tarihli ... sayılı 35.615,18 TL ve ... sayılı 18.329,53 TL tutarlı iki yansıtma faturasının tebliğ edildiğini, ayrıca davacının ayıplı işlerinden olan havuz ve otoparka ilişkin olarak Antalya 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/51 D.İş sayılı dosyası üzerinden delil tespiti yaptırıldığını, davanın haksız ve dayanaksız olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece iddia,savunma ve tüm dosya kapsamına göre, asıl dava ile birleşen davada, taraflar arasında iki ayrı projeye (... ve ...) ilişkin olarak akdedilen eser sözleşmelerinden kaynaklanan hakediş alacaklarının tahsili amacıyla başlatılan icra takiplerine yönelik davalı itirazlarının iptali istemlerine ilişkin olup, mahkemece alınan son bilirkişi raporlarında, önceki raporlardaki çelişkilerin giderildiği, her iki proje yönünden yapılan işler, düzenlenen hakedişler ve ödemelerin denetime elverişli şekilde ayrıştırılarak tespit edildiği, bu doğrultuda asıl dava konusu ... Projesi yönünden toplam 2.168.864,13 TL tutarındaki fatura bedelinden yapılan ödemeler, SGK ödemesi, stopaj ve barter yoluyla edinilen taşınmaz mahsup edilmek suretiyle davacının 912.504,04 TL’lik bakiye alacak talebinde haklı olduğu; birleşen dava konusu ... Projesi yönünden ise düzenlenen hakedişler kapsamında toplam alacağın 1.671.601,36 TL olduğu, buna karşılık çeşitli yollarla tahsil edilen bedeller ve stopaj mahsup edildiğinde bakiye alacağın 326.452,26 TL olduğu tespit edilerek bu miktar yönünden davacının talebinin kabulü gerektiği, davalının ayıplı imalat iddialarının ise taraflar arasında yapılan iş bölümüne ve teknik uzmanlık ayrımına göre değerlendirildiğinde, davacının sorumluluğunda olmadığı, ancak her iki davada da ödeme için kesin bir vade belirlenmediğinden davalı tarafın temerrüde düşürüldüğü ispatlanamadığı gibi, dava konusu alacakların hesap ve nitelik bakımından yargılamayı gerektiren, likit olmayan alacaklardan olması sebebiyle icra inkâr tazminatına hükmedilmesinin yasal koşulları oluşmadığı, yine davalı taraf lehine kötü niyet tazminatına hükmedilebilmesi için gerekli olan davacının kötü niyetli takibine ilişkin delil bulunmadığı, bu nedenle davalının da bu yöndeki talebinin yerinde olmadığı gerekçesi ile asıl davada 912.504,04 TL, birleşen davada ise 326.452,26 TL asıl alacak yönünden itirazların iptaline, işlemiş faiz ile icra inkâr ve kötü niyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiştir.Asıl ve birleşen davada davacı vekili istinafında, asıl dava ve birleşen dava bakımından mahkemece davalı tarafça teslim alınan ve ticari defterlerine işlenen 13 adet irsaliyeli faturaya ilişkin 912.504,04 TL tutarındaki alacağın kabul edilmesinde isabetsizlik bulunmadığını, ancak taraflar arasında akdedilen ve ödeme süresini belirli hale getiren 19.06.2011 ve 11.12.2011 tarihli sözleşmelerin açık hükümleri ile 01.10.2012 tarihli noter ihtarnamesine rağmen temerrüde düşen davalı aleyhine işlemiş faiz talebinin reddinin ve ticari temerrüt faizinin dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu, ayrıca bilirkişi raporlarına göre takibe konu edilen 937.876,72 TL’ye karşılık alacağın 1.025.053,99 TL olduğu anlaşıldığından davalının haksız ve kötüniyetli itirazı nedeniyle %20 icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiği, birleşen davaya konu ... projesine ilişkin olarak 1.671.601,36 TL toplam alacaktan yapılan mahsuplar sonrası 326.452,26 TL bakiye alacak ve bu miktar üzerinden 7.146,17 TL ticari temerrüt faizi olduğu bilirkişi raporuyla belirlendiği halde mahkemece faiz talebinin ve icra inkar tazminatının reddinin hukuka aykırı olduğunu, ayrıca barter olarak alınması kararlaştırılan bir adet bağımsız bölümün davacıya teslim edilmemesine rağmen bunun bedelinin mahsup edilmesi suretiyle eksik tahsile neden olunduğu, bu yönüyle de kararın hatalı olduğunu belirterek tüm bu nedenlerle mahkeme kararının kısmen kabul yönündeki hükmünün kaldırılarak davaların tamamen kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Asıl ve birleşen davada davalı vekili istinafında, İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasına dayalı olarak açılan birleşen davada, takip talebinde alacağın ... Projesi'ne ilişkin hakediş bedellerinden kaynaklandığı belirtilmiş olmasına rağmen, dava dilekçesinde dayanak olarak muhtelif tarihli 6 adet irsaliyeli faturaya dayanılmış ve takipte ileri sürülen alacak sebebi değiştirilmiş olmasına karşın, davalı tarafın usulüne uygun olarak açıkça ve süresinde bu değişikliğe muvafakat etmediği ve bu hususun gerek birleşen dava dosyasına sunulan cevap dilekçesinde açıkça beyan edildiği hem de yerel mahkeme kararının gerekçesinde bu hususa yer verildiği hâlde, itirazın iptali davalarının niteliğine ve takip talebi ile bağlılık ilkesine aykırı biçimde, alacak davasıymış gibi takibin dayanağı değiştirilen belgeye dayanılarak karar tesis edilmesinin açık bir usul hatası oluşturduğunu, ayrıca 07.11.2023 tarihli bilirkişi raporuna dayanılarak hüküm kurulmuş olsa da, bu tarihteki hakedişin davaya konu olamayacağını, zira icra takibinin ve davanın 2014 yılında başlatıldığı, dolayısıyla mevcut olmayan bir hakedişe dayalı değerlendirme yapılmasının esasa etkili bir hata olduğunu, buna karşın dava dosyasındaki önceki bilirkişi raporlarında proje ayrıştırması yapılmadığı gerekçesiyle alınan yeni raporda, esaslı eksikliklerin ve somut çelişkilerin giderilmediğini, davalı yanın itirazlarına rağmen bu hususların mahkemece göz ardı edilerek karar tesis edilmesinin hem usule hem de maddi hukuka açıkça aykırılık teşkil ettiğini, ayrıca icra takibinde ve takip talebinde gösterilen alacağın kapsamı ve içeriği davacı tarafından yargılama aşamasında değiştirilmiş olmasına rağmen bu değişiklik esas alınarak hüküm kurulmasının, davanın dayanağını değiştiren bir uygulama olup kabul edilemeyeceğini belirterek mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir.Asıl ve birleşen davada davacı taraflar arasındaki 2 ayrı projeye dayalı olarak bakiye iş bedeli talebiyle yapmış olduğu icra takiplerine vaki itirazın iptalinin talep etmiş, davalı ise davanın reddini savunmuştur. Mahkemece asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.İtirazın iptali davası, ilamsız takibe itiraz eden borçluya karşı alacaklının, takibe konu alacağın varlığını ispat ederek takibin devamını sağlamak amacıyla açtığı bir eda davasıdır. Bu dava niteliği itibarıyla takip hukukuna sıkı sıkıya bağlı bir davadır. Bu bağlılık, hem alacak miktarı hem de alacağın sebebi yönünden kendisini gösterir.Bu çerçevede, alacaklı, itirazın iptali davasında, takibin dayanağı olarak icra takibinde gösterdiği alacak ve borç sebebiyle sınırlı olarak iddiasını ileri sürebilir. Yani, itirazın iptali davası, takip talebinde gösterilen alacak ve onun dayanağı ile sıkı sıkıya bağlıdır. Bu bağlamda, takip talebinde borcun sebebi olarak hangi hukuki ilişki ya da belgeye dayanılmışsa, mahkeme de bu çerçevede inceleme yapabilir; takipte dayanak gösterilmeyen farklı bir belge ya da hukuki olguya dayanılması mümkün değildir. Sonuç olarak, itirazın iptali davasında takip ile sıkı sıkıya bağlılık ilkesi, alacaklının takipte belirttiği borç sebebi dışına çıkarak yeni bir borç sebebi ya da yeni bir belge ileri süremez. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03.05.2006 tarihli ve 2006/19-260 E., 2006/251 K. sayılı kararı ile 2011/19-617E. 2011/749K. sayılı ilamları da bu yöndedir.) İtirazın iptali davası, takip talebinde ileri sürülen alacak ve onun dayanağı ile sıkı sıkıya bağlı bir eda davası niteliğinde olup, bu kapsamda mahkeme, icra takibinde gösterilen borç sebebi ve miktarı ile bağlı olarak hüküm kurmakla yükümlüdür. Nitekim, somut olayda her iki davaya konu icra takibinin, taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkiye dayanan bakiye iş bedeli alacağına ilişkin olduğu anlaşıldığından, söz konusu alacak içinde yer aldığı iddia edilen barter konusu taşınmazın bu takiplere dahil edilip edilmediği hususunun, takibe sıkı sıkıya bağlılık ilkesi uyarınca değerlendirilmesi zorunludur. Şayet barter bedeline ilişkin alacak, takip talebinde dayanak yapılmamış yahut takipte gösterilen hak ediş ya da faturalarda açıkça yer almamış ise, bu bedelin bu davada ayrıca talep edilmesi mümkün olmayacaktır. Zira itirazın iptali davası, icra takibinde belirtilmeyen taleplerin ileri sürülebileceği geniş kapsamlı bir eda davası değil, takip ile konu ve sebep yönünden sınırlı bir davadır.Buna karşılık, barter konusu taşınmaz bedelinin, takipte dayanak olarak gösterilen faturalara, hak ediş raporlarına vs belgelere açıkça yansıtıldığı tespit edilirse, artık bu talep taşınmaz devrine değil, bedeline ilişkin bir uyuşmazlık halini alacağından, mahkemece taşınmazın rayiç değerine göre değil, takipte dayanak alınan fatura içeriğindeki hak edişlerde(belgelerde) belirtilen bedele göre ve bu miktarla sınırlı olarak hüküm kurulması gerekmektedir. Aksi bir değerlendirme, takip talebinin kapsamını aşarak hukuka aykırılık teşkil edecektir.Her ne kadar asıl davada takibe dayanak fatura konusu belgede “kesin hakediş” ibaresi yer almakta ise de, asıl davaya konu projeye ilişkin olarak taraflar arasında üç ayrı sözleşme yapıldığı anlaşılmakta olup, bu sözleşmelerin her biri yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapılması gerekmektedir. Özellikle 14.11.2011 ve 11.12.2011 tarihli sözleşmelerin konu ve kapsam bakımından büyük ölçüde örtüştüğü görülmekle, taraflardan açıklama alınarak bu sözleşmelerin birbirleriyle olan bağlantısı, etki alanı ve uygulamadaki yeri tespit edilmeli; sonradan yapılan sözleşmenin müstakil bir sözleşme mi yoksa önceki sözleşmenin hükümlerini değiştiren veya tamamlayan bir tadil sözleşmesi mi olduğu mahkemece değerlendirilmelidir.Ayrıca barter olarak kararlaştırılan daireye ilişkin olarak güncel daire bedelinin talep edildiği anlaşılmakta ise de, bu talebin hangi sözleşme kapsamında, hangi daireye ve hangi bedel üzerinden ileri sürüldüğü açıkça ortaya konulmamıştır. Bu nedenle, öncelikle davacı taraftan bu hususa ilişkin açıklama istenmeli; gerekirse davacı taraf isticvap olunduktan sonra beyanları doğrultusunda inceleme yapılarak, talebin dayanağı olan sözleşme ile daireye ilişkin bilgiler netleştirilmelidir. Talebin götürü bedelli sözleşmeye dayandığı tespit edilirse, sözleşmede açıkça belirtilen bedelin esas alınması; sözleşmenin götürü bedelli nitelikte olmaması hâlinde ise sözleşmenin yapıldığı tarihteki piyasa koşullarına göre daire bedelinin belirlenmesi suretiyle değerlendirme yapılması gerekmektedir. Öte yandan, daire bedeli belirlendikten sonra, sözleşmenin götürü bedel veya birim fiyat esaslı olup olmadığına bakılmaksızın, barter olarak kararlaştırılan daireye ilişkin ödemenin sözleşmede belirlenen bedeli üzerinden değerlendirilmesi gerektiği de göz ardı edilmemelidir.Bu açıklamalar sonrasında asıl davaya ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesinde; Asıl davaya konu İstanbul ... İcra Müdürlüğünün ... sayılı takibin dayanağı olarak 25/12/2013 tarihli fatura gösterilmiştir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2016/3890 Esas ve 2018/368 Karar sayılı ilamında; "Fatura sözleşmenin kurulması safhasıyla ilgili olmayıp sözleşmenin ifası safhasıyla ilgili olduğundan, faturanın sözleşmeyi değiştirir nitelikte olmaması ve sözleşmeye uygun biçimde düzenlenmesi gerekir. Bu nedenle, sözleşmeye aykırı düzenlenmiş faturaya itiraz edilmemesi aleyhe sonuç doğurmaz. Ancak fatura kabul edilerek ticari defterlere işlenmiş ise, faturadaki miktar kadar iş bedeli bulunduğunu iş sahibi kabul etmiş sayılacağından ticari defterlere itibar edilerek iş bedeli miktarı belirlenir. Ticari defterlerin kesin delil olması da bu sonucu gerektirir. Zira, faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. Fatura karşı tarafça ticari defterlerine kayıt edilmiş ise burada delil olan fatura değil ticari defterlerdir. Ticari defterler uyumlu olmadığı için lehe delil değeri bulunmasa dahi, karşı çıkılan faturanın ticari deftere kayıt edilmiş olması halinde ticari defter aleyhe delil oluşturacaktır." şeklinde,
Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2016/4742 Esas, 2018/652 Karar sayılı ilamında; " Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır (TTK 21/2). Süresi içinde itiraz edilmeyerek kesinleşen faturadaki alacakla ilgili olarak, süre geçtikten sonra iade edilmesi veya ticari defterlere kaydedildikten sonra iade faturası düzenlenmesi, borçtan kurtulmayı sağlayan ve alacağı tartışmalı hale getiren geçerli bir araç değildir. İtiraz süresi geçtikten sonra, faturaların doğrudan iade edilmesi veya iade faturası kesilmesi alacağın varlığını ortadan kaldıran bir sonuç doğurmayacaktır. Faturaya itiraz edilmemesi sözleşme ilişkisini kanıtlamaz ise de, sözleşme ilişkisinin kanıtlanması halinde, bu sözleşme gereğince düzenlenmiş olan ve süresinde itiraz edilmeyen faturadaki miktar kesinleşir. Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kuralla birlikte somut olay değerlendirildiğinde; davacı taraf faturaların davalı tarafa tebliği edildiğini ve iade edilmediğini bildirmiş ve tebliğ belgeleri sunmuştur. Davalı tarafın beyanları ise faturaların tebliğ edildiğini ortaya koymakta ancak teslim edilmeyen malların faturalarının iade edildiğini savunmaktadır. Kanunda aksine özel bir düzenleme olmadıkça; taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olması (TMK 6), diğer bir ifadeyle, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafın ispat yükü altında olması (HMK 190) nedeniyle, tebliğ edildiği anlaşılan faturalara itiraz edildiği veya süresi içinde iade edildiği olgusundan lehine hak çıkaracak taraf olarak ispat yükü altında olan davalı bunu kanıtlayamamış ve fatura içerikleri kesinleşmiştir. Bu nedenle davanın kabulü gerekirken kısmen kabul kararı verilmesi doğru olmamıştır." şeklinde belirtildiği üzere, itiraz edilmeksizin ticari defterleri kaydedilen faturadaki miktar kadar iş bedeli bulunduğunu iş sahibi kabul etmiş sayılır.Mahkemece yaptırılan bilirkişi incelemesinde taraf defter ve kayıtları incelenmiş olup talep dayanağı faturanın her iki taraf defterinde yer aldığı tespit edilmiştir. Buna göre davacının fatura miktarı kadar alacaklı olduğu kabul edilerek ve fakat bu durumda davalı varsa ödeme iddiasını veya faturaya konu hakedişteki bir kısım işlerin yapılmadığını ya da eksik-ayıplı yapıldığını ispatlamalıdır. Mahkemece bu hususlar üzerinde durularak yapılacak inceleme ve araştırma sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.Birleşen davaya ilişkin istinaf itirazlarının incelenmesinde;Birleşen davaya yönelik olarak, İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı takip dosyasında, takibe dayanak belge olarak, 25.06.2013 tarihli ve proje müdürü ... ile düzenlenen tutanaklı imzalı işler özeti makbuzu ile yine aynı inşaata ilişkin olarak 07.11.2013 tarihli hakediş belgesi sunulmuştur. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda, itirazın iptali davasında geçerli olan “takip ile sıkı sıkıya bağlılık” ilkesi, bu talep yönünden de gözetilmelidir.İcra takibine dayanak olarak gösterilen belgelerde davalı tarafın imzası bulunmadığı gibi, içeriklerine ilişkin bir kabulü de mevcut değildir. Bu durumda, davacı yüklenicinin, birleşen davaya dayanak teşkil eden söz konusu iki belge kapsamındaki işleri fiilen yaptığını ve karşı tarafa teslim ettiğini, ayrıca bu işler karşılığında bedel talep edebileceğini ispatlaması gerekmektedir. Bu kapsamda, davalının dosya kapsamındaki ödeme iddiaları ile işlerin eksik, ayıplı veya yapılmamış olduğuna yönelik savunmaları da mahkemece değerlendirilmelidir.Öte yandan, birleşen davada da asıl davada olduğu gibi birden fazla sözleşme bulunduğu anlaşılmakta ise de, icra takibine dayanak olarak yalnızca 25.06.2013 ve 07.11.2013 tarihli iki belge gösterildiğinden, yapılacak inceleme bu belgelerde yer alan işler özelinde ve bu işler ile sınırlı olarak yapılmalıdır. Başka bir deyişle, birleşen davaya konu ... Projesi bakımından kümülatif (tüm işleri kapsayan) bir değerlendirme yöntemi değil, yalnızca takip dayanağı belgelere konu işler açısından ayrıntılı ve somut bir inceleme yürütülmelidir.Sonuç olarak, mahkemece birleşen davaya konu takip dayanağı belgelerde yer alan işlerin fiilen yapılıp yapılmadığı hususu, gerekirse yerinde keşif yapılmak suretiyle belirlenmeli, bu işler hangi sözleşme kapsamında yer alıyorsa o sözleşmenin hükümlerine göre bedellendirme yapılmalı ve davacı alacağı somut biçimde tespit edilmelidir. Akabinde, davalı iş sahibi tarafından ileri sürülen ödeme, eksik veya ayıplı iş iddiaları da usulüne uygun şekilde değerlendirilerek, varsa ispatlanan miktar davacı alacağından mahsup edilmek suretiyle sonuca gidilmelidir.Asıl ve birleşen davalar bakımından, herbir dava birleşmeye karşın müstakil dava niteliğini korumaktadır. Bu bakımdan her dava hükmün ferilerine ilişkin hususlar ayrılmalıdır. Asıl ve birleşen davaya ilişkin tebligat ve benzeri usule ilişkin işlemler nedeniyle yapılan yargılama giderlerinin asıl dava dosyasında değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Ancak, her iki dava yönünden birlikte yapılması zorunlu olan keşif ve bilirkişi incelemesi gibi ortak nitelikteki işlemlerin giderleri bakımından, hakkaniyet gereği bu giderlerin her iki davanın tarafları arasında bölüştürülerek, sonrasında kabul ve ret oranlarına göre taraflara yükletilmesi ve bu şekilde hüküm altına alınması gerekmektedir.Dava konusu alacağın likit nitelikte olmadığı anlaşılmakla mahkemece davacı tarafın icra inkâr tazminatına ilişkin talebinin reddine karar verilmiş olması isabetlidir.Öte yandan, davalı vekilinin kötüniyet tazminatına ilişkin talebi yönünden yapılan incelemede, davacının kötüniyetli olarak icra takibi başlattığına dair dosya kapsamında somut bilgi ve belgeye rastlanmadığından, kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesi de yerinde olmuştur.Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin bu aşamada sair istinaf itirazları incelenmeksizin istinaf taleplerinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜNE, 2-İSTANBUL 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 17/10/2024 tarih, 2014/1205 Esas, 2024/587 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Taraflar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendilerine İADESİNE, 5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA, 6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 08/07/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.