T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
53.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/1321
KARAR NO: 2025/674
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 01/06/2021
NUMARASI: 2019/298 Esas, 2021/319 Karar
DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit
KARAR TARİHİ: 09/07/2025
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, müvekkili ... ile davalı ... Hizmetleri A.Ş. arasında gerçekte var olmayan bir borca dayanılarak icra takibi başlatıldığını, müvekkilin bilgisi dışında muhtara yapılan tebligat nedeniyle 7 günlük itiraz süresinin kaçırıldığını ve bu sebeple müvekkilin borçluymuş gibi göründüğünü belirterek işbu davanın, borcun bulunmadığının tespiti amacıyla açıldığını, taraflar arasında “... için üretilecek ve fikri-sınai hakları ...’ya devredilecek CRM, CMS ve kurumsal web sitesi yazılımlarına ilişkin lisans ve ödeme” konulu bir yazılım sözleşmesi yapıldığını, sözleşme kapsamında müvekkilin web sitesi ve CRM yazılımlarını belirli bedeller karşılığında hazırlamayı taahhüt ettiğini ve bu yükümlülüklerini eksiksiz şekilde yerine getirdiğini, sözleşmeye aykırı herhangi bir davranışı bulunmadığını, sözleşmede hizmet bedelinin aylık 3.390 TL + KDV, tamamlanan projeler sonrası bakım ücretinin ise aylık 2.200 TL + KDV olarak kararlaştırıldığını, daha sonra davalının talepleriyle proje kapsamının genişlediğini ve sözleşme dışı taleplerin de müşteri memnuniyeti kapsamında yerine getirildiğini, bu kapsamda müvekkilin projeleri sonlandırmak üzere 15.12.2015 ve 13.04.2016 tarihlerinde davalıya e-posta göndererek yükümlülüklerin tamamlandığını bildirdiğini, ancak bu yazışmalara herhangi bir dönüş alınamadığını, davalının müvekkilin hazırladığı “www...com” isimli web sitesini ticari faaliyetlerinde kullanmaya başladığını, CRM projesinde ise müvekkilin çalışanı olan dava dışı ...’ın davalı tarafından istihdam edilerek müvekkilin sistem dışına çıkarıldığını, ayrıca projelerde görevli bazı müvekkil personellerin davalı talepleri doğrultusunda sözleşme dışı işler yürüttüğünü, kodların rızaya aykırı biçimde teslim edildiğini, tüm bu süreçlerin tanık anlatımlarıyla ortaya konulabileceğini belirterek, bu aşamadan sonra davalının haksız ve kötü niyetli şekilde İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasında 52.486,20 TL tutarında cari hesap alacağı iddiasıyla icra takibi başlattığını, temerrüt oluşmamasına rağmen faiz de işletilerek toplam 59.500,66 TL’lik haksız takip yapıldığını, ödeme emrinin müvekkile değil muhtara tebliğ edilmesi sebebiyle itiraz süresinde takipten haberdar olunamadığını, bu nedenle öncelikle teminatsız olarak, bu kabul edilmezse teminat karşılığı icranın durdurulmasına karar verilmesini, müvekkilin gerçekte borçlu değil alacaklı olmasına rağmen başlatılan kötü niyetli icra takibi nedeniyle kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili, davacı tarafça dosyaya sunulan ve imzasız olan sözleşme incelendiğinde, işin başlangıç tarihinin 20.03.2014, bitiş tarihinin ise 18.07.2014 olarak belirlendiğinin görüldüğünü, davacının çeşitli bilgisayar çıktıları sunarak programı tamamlayıp teslim ettiğini ileri sürmeye çalıştığını, ancak bu iddialarına rağmen programın teslimine dair herhangi bir teslim-tesellüm tutanağının bulunmadığını, dolayısıyla teslimin belgelendirilmediğini, dava konusu hizmetin sunumu sırasında ... isimli şahsın davacı nezdinde çalışmakta olduğunu, ancak daha sonra davacı ile iş akdinin sona erdiğini ve başka bir şirkette çalışmaya başladığını, davacının hizmetini gereği gibi ifa edememesi üzerine müvekkil davalının doğrudan ... ile iletişime geçerek söz konusu yazılımın işler hâle getirilmesi konusunda onunla anlaştığını, ...’ın başka bir işte çalışmakta olduğunu ve ancak talep ettiği ücretin ödenmesi hâlinde işten ayrılıp müvekkil şirketle çalışabileceğini beyan ettiğini, bu çerçevede müvekkilin ... ile anlaşma sağlayarak dava konusu sistemin işler hâle getirilmesini sağladığını, bu hizmet karşılığında kendisine brüt 74.001,39 TL ödeme yapıldığını, dolayısıyla davacının "ben tamamladım ve teslim ettim" dediği yazılımın aslında müvekkil tarafından ...'a yaptırıldığını ve teslimin üzerinden 1 yıl geçtikten sonra CRM sisteminin onaylandığını belirterek; davacının tedbir talebinin hukuki dayanaktan yoksun olması nedeniyle reddini, davada görevli mahkemenin İstanbul Ticaret Mahkemesi olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı verilerek dosyanın ilgili mahkemeye gönderilmesini, esas bakımından davanın tamamen haksız ve dayanaksız olması nedeniyle reddini ve davacının kötü niyetle dava açmış olması nedeniyle aleyhine %20’den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesini talep etmiştir. Mahkemece iddia,savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında özel bir yazılım geliştirilmesine yönelik olarak bir eser sözleşmesinin mevcut olduğu, dava konusu yazılımın kaynak kodlarının teslimine ilişkin yazılı bir teslim belgesi bulunmamakla birlikte, taraflar arasındaki yazışmalar ve davalının 2016 yılından itibaren kodları kendi personeli aracılığıyla geliştirmeye devam etmesi, yazılımı iç kullanımında fiilen kullanıyor olması dikkate alındığında, kodların davacı tarafından davalıya teslim edildiğinin kabulü gerektiği anlaşılmıştır. Davalı her ne kadar teslimin eksik olduğu ve yazılımın ayıplı olduğu iddiasında bulunmuş ise de, bu iddialarını sözleşmenin hangi hükümlerine aykırılık teşkil ettiğini ortaya koyacak, somut, teyide elverişli belge ve delillerle desteklemediği gibi, dosyada kabul veya geçici kabul belgesi de bulunmadığı, davacının 2014 ve 2015 yıllarında davalı adına düzenlediği faturalara karşılık, davalının aynı dönemlerde gerçekleştirdiği ödemelerin her iki tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, taraf ticari defterlerinin karşılıklı olarak mutabakat gösterdiği ve bu mutabakata göre davacının davalıdan 0,20 TL alacaklı olduğu belirlenmiş olup, tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, İstanbul ... İcra Müdürlüğü’nün ... Esas sayılı takip dosyasında davacıya yöneltilen borç iddiasının dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle davacının borçlu olmadığının tespitine karar verilmiştir.Davalı vekili istinafında, yerel mahkemece, davacı tarafın edimini usulüne uygun şekilde ifa ettiğine ve borcun ödendiğine kanaat getirilerek yalnızca ticari defterlerdeki kayıt ve faturalara dayanılarak hüküm tesis edilmiş ise de, davacıya yüklenen hizmetin 20.03.2014 tarihinde başlayıp 18.07.2014 tarihinde tamamlanacağı sözleşme ile taahhüt altına alınmasına rağmen, projenin bu süre zarfında tamamlanmadığı ve teslim edilmediği, hatta herhangi bir teslim tutanağı da sunulmadığı, davacının tanıkları arasında ciddi çelişkiler bulunduğu, özellikle tanık beyanlarından projenin en erken Kasım 2015 veya Kasım 2016’da dahi tamamlanmadığının ve proje tesliminin söz konusu olmadığının açıkça anlaşıldığı, ayrıca proje teslimine dair müvekkili şirket yetkililerinden hiçbirinin onayının bulunmadığı, bu haliyle işin davacı tarafından süresinde ve gereği gibi ifa edilmediğinin ispatlandığı, keza müvekkili şirketin, davacının tamamlamadığı projeyi tamamlatmak amacıyla başka bir şahısla anlaşarak 74.000 TL’nin üzerinde ikinci bir ödeme yapmak zorunda kaldığı, tanık beyanlarının da bu hususu doğruladığı, tüm bu deliller karşısında projeye dair edimin yerine getirilmediği sabit olmasına rağmen yalnızca ticari defterlere ve faturalara dayanılarak karar verilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğu, müvekkili şirketin aynı iş için iki kez ödeme yaptığı ve bu durumun hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığı gözetildiğinde, Mahkeme kararının eksik incelemeye, yanılgılı değerlendirmeye ve delillerin takdirinde açık hataya dayandığı, sözleşmesel edimini hiç ya da gereği gibi ifa etmeyen davacının alacak iddiasının reddine karar verilmesi gerekirken, aksine hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı iş sahibidir. Taraflar arasında, “... için üretilecek ve fikrî ve sınai hakları ...’ya devredilecek olan CRM, CMS ve kurumsal web sitesi yazılımlarının lisansı ve ödemesine” ilişkin sözleşmesel bir ilişki bulunduğu sabittir. Davalı iş sahibi, davaya konu icra takibine ilişkin olarak, söz konusu yazılımların süresinde ve eksiksiz şekilde teslim edilmediğini, işin tamamlanmadığı, fazla ödeme yapıldığını ve işlerin üçüncü şahıslara tamamlattırıldığını ileri sürerek alacak iddiasında bulunmuştur. Davacı yüklenici ise, yazılımların sözleşmeye uygun şekilde tamamlanarak teslim edildiğini, ayrıca bu yazılımların hâlihazırda davalının fiili kullanımında olduğunu savunarak davalı tarafın iddialarını kabul etmemiştir. Dosya kapsamı bir bütün olarak değerlendirildiğinde, taraflar arasındaki uyuşmazlığın, işin tamamlanmamış olması nedeniyle davalı iş sahibinin alacak talebinin haklı olup olmadığına ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. Ancak işin tamamlanmadığı ve üçüncü kişilere tamamlattırıldığı yönündeki iddialarını ispat yükü altında bulunan davalı iş sahibinin, bu hususu tanık beyanları da dahil olmak üzere kesin ve inandırıcı delillerle ortaya koyamadığı görülmektedir. Bu durumda, ispat yükü üzerinde olan davalı işsahibinin iddia ve savunmalarını ispatlayamadığı anlaşılmakla mahkemece verilen kararın usul, yasa ve dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmış, davalı vekilinin istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İSTANBUL 3. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 01/06/2021 tarih ve 2019/298 Esas, 2021/319 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE, 2-Alınması gereken 4.064,49 TL nisbi istinaf karar harcından davalı tarafça peşin olarak yatırılan 1.016,13 TL harcın mahsubu ile bakiye 3.048,36 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 3-Davalı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA, 4-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 09/07/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.