T.C.
İSTANBUL
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ
53.HUKUK DAİRESİ
DOSYA NO: 2022/2125
KARAR NO: 2025/704
TÜRK MİLLETİ ADINA
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ
TARİHİ: 09/06/2022
NUMARASI: 2018/1181 Esas, 2022/473 Karar
DAVANIN KONUSU: Alacak
KARAR TARİHİ: 16/07/2025
Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili, müvekkili ile davalılar arasında 06.03.2015 tarihli eser sözleşmesi uyarınca, davacının ince yapı işlerini teknik şartname, birim fiyat tarifeleri ve projelere uygun şekilde ifa etmekle yükümlendiğini, söz konusu sözleşmenin davalı yüklenicinin TOKİ ile akdettiği ana sözleşmenin eki ve ayrılmaz parçası olduğunu, bu nedenle davalı ...’nin asıl işveren, ... Yapı A.Ş.’nin ise yüklenici sıfatıyla işin tamamından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu, ancak işin ifası sırasında davalıların gerekli koordinasyonu sağlamaması, diğer taşeronlarla yaşanan uyumsuzluklar ve kaba inşaatın zamanında tamamlanmaması nedeniyle ince işlere başlanmasının 2 yıl 9 ay geciktiğini, bu süreçte müvekkilinin tüm malzeme, ekipman ve personelini şantiyede hazır bulundurmak zorunda kaldığını, sözleşmeye uygun biçimde teknik ve idari hazırlıklarını tamamladığını, işin gecikmesi nedeniyle maruz kaldığı kamp, personel, SGK, nakliye, malzeme ve işçilik maliyet artışları ile finansman yükünün ağırlaştığını, bu zararlara rağmen sözleşme hükümleri doğrultusunda işin tamamını eksiksiz ifa ederek teslim ettiğini, buna karşın davalıların sözleşme bedelinin bir kısmını geç ödemeli çeklerle tahsilâtını geciktirdiklerini ve 27. ile 28. hakedişlerden kaynaklanan alacakları ödemediklerini, bu nedenle müvekkilinin zararlarının arttığını, ödeme taleplerinin yanıtsız bırakıldığını, işin gecikmesi ve maliyet artışlarında müvekkiline izafe edilebilecek herhangi bir kusur bulunmadığını, dolayısıyla ifa ettiği iş bedelinden kaynaklı bakiye hakediş alacakları ile işin uzamasından doğan fiyat farkı, genel gider artışı, sahada tutanakla teslim edilen malzeme bedeli, davalı talebiyle yapılan imalatlar ve mahrum kalınan kâr nedeniyle uğranılan munzam zararların tazmini amacıyla, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla toplam 50.000 TL’nin sözleşmede öngörülen bitiş tarihi olan 31.12.2015’ten itibaren işleyecek reeskont faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini, 360.000 TL bedelli teminat mektubunun paraya çevrilmesinin tedbiren durdurulmasını ve yargılama sonunda iadesini, hak edişlerden yapılan %5 oranındaki nakit teminat kesintileri ile ihtirazi kayıtla yapılan diğer kesintilerin iadesini, mahrum kalınan kârın tespiti ile müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı vekili, dava konusu İstanbul İli Sultangazi İlçesi 600 Yataklı Devlet Hastanesi ile Altyapı ve Çevre Düzenlemesi İkmal İnşaatı işinin, 27.03.2014 tarihinde yapılan ihale sonucunda anahtar teslim götürü bedel usulüyle diğer davalı ... Yapı A.Ş.’ye ihale edildiğini, 25.06.2014 tarihinde sözleşme imzalanarak 27.06.2014 tarihinde yer teslimi yapıldığını, işin ... Yapı A.Ş. yükleniminde ve müşavir firma ... Proje Yönetimi ve Tic. A.Ş. denetimi altında yürütüldüğünü, davacı iş ortaklığı ile müvekkili İdare arasında herhangi bir akdi ilişki bulunmadığını, davacının idare onaylı bir alt yüklenici olmadığını, bu nedenle davaya konu taleplerden müvekkil idarenin sorumlu tutulamayacağını, işin gecikmesi, hak ediş ödemeleri veya fiyat farkı gibi hususların yalnızca yüklenici ve müşavir firma nezdinde değerlendirilebileceğini, dava dilekçesinde dayanak gösterilen 06.03.2015 tarihli sözleşmenin İdare ile yapılmadığını ve idareyi bağlamadığını, dolayısıyla davacının müvekkili idareye yönelttiği taleplerin dayanaksız olduğunu ileri sürerek müvekkili idare yönünden pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine, bu mümkün görülmezse esasa ilişkin sebeplerle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı ... Yapı A.Ş. vekili, müvekkili ile davacı arasında 06.03.2015 tarihinde imzalanan sözleşme ile davacının, “İstanbul İli, Sultangazi İlçesi, 600 Yataklı Devlet Hastanesi ile Altyapı Çevre Düzenlemesi İkmal İnşaatı” işinde belirli ince yapı işlerini alt yüklenici sıfatıyla üstlendiğini, aynı iş kapsamında başka alt yüklenicilerin de bulunduğunu, söz konusu sözleşmenin davacı ile TOKİ arasında doğrudan bir hukuki ilişki kurulması sonucunu doğurmayacağını, davacının sözleşme konusu işleri tam ve eksiksiz olarak tamamlamayıp müvekkiline teslim etmediğini, aksine müvekkiline karşı borçlu olduğunu, yapılan işlerin bedelinin hakedişler çerçevesinde eksiksiz olarak ödendiğini, işin gecikmesinin esas sebebinin davacının yeterli sayıda işçi ve ekipman bulundurmaması olduğunu, bu nedenle müvekkilinin gerekli uyarıların ardından eksik kalan işleri davacı nam ve hesabına üçüncü kişilere yaptırarak geçici kabul aşamasına ulaştığını, davacının düzenlendiğini iddia ettiği 27. ve 28. hakedişlerin gerçekte bulunmadığını, eksik işlerin TOKİ ile yapılan geçici kabul tutanağında tespit edilip başka firmalara tamamlattırıldığını, fiyat farkı gibi taleplerin sözleşme hükümlerine açıkça aykırı olduğunu, hakedişlerden %5 oranında teminat kesintisi yapılmasının ve kesin hakedişten 1 ay sonra ödenmesinin sözleşmeye uygun olduğunu, kesin hakediş yapılmadığı için bu kesintilerin iadesinin talep edilemeyeceğini, davacının işi üstlenmeden önce keşif ve etüt yaptığını, dolayısıyla kaba inşaatın mevcut durumu hakkında bilgi sahibi olduğunu ve işin uzamasını bu duruma dayandırmasının çelişkili olduğunu, ayrıca müvekkilinin temerrüde düşürülmesine ilişkin sözleşmeye uygun bir ihtar veya uyarının yapılmadığını, dava konusu taleplerin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Mahkemece iddia,savunma ve tüm dosya kapsamına göre, taraflar arasında 06.03.2015 tarihli “İstanbul İli Sultangazi İlçesi 600 Yataklı Devlet Hastanesi ile Altyapı Çevre Düzenlemesi İkmal İnşaatı İnce Yapı İşleri”ne ilişkin eser sözleşmesinin akdedildiği, davacının sözleşme uyarınca üstlendiği ince yapı işlerini zamanında tamamlayabilmesinin kaba inşaatın eksiksiz teslimine bağlı olduğu, ancak aynı sahada yer alan kaba inşaat işlerinin mücbir sebep olmaksızın ve yüklenici kusuruyla sözleşmede öngörülen sürenin çok üzerinde, fiilen 2018 yılına sarkacak şekilde tamamlanması nedeniyle davacının işe başlamasının ve iş programına uygun ifasının mümkün olmadığı, bu sürecin her iki tarafça karşılıklı ihtarlarla takip edilmekle birlikte işverenin açık bir fesih ya da cezai yaptırıma gitmemesi suretiyle fiilen kabullenildiği, gecikmenin yalnızca davacıdan kaynaklandığını gösterir delil bulunmadığı, bu durumda işin uzamasından kaynaklı zararların taraflar arasında adil biçimde paylaşılması gerektiği, yapılan yargılama, bilirkişi raporları ve dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; davacının eksiksiz yerine getirdiği 27 ve 28 nolu hakedişlere ilişkin 1.120.729,15 TL alacak ile tutanaklı malzeme ve işçilikten doğan 179.426,23 TL alacak yönünden toplam 1.300.155,38 TL bedelin, işin uzaması nedeniyle oluşan fiyat farkı için 2.606.442,07 TL’nin, personel giderlerinden 3.334.041 TL’nin, nakliye gider farkı için 168.448,93 TL’nin, iş makinesi ve düşey taşıma ekipmanları için 240.511,77 TL’nin, mahrum kalınan kâr için 1.708.347,25 TL’nin, tutanaklı işler için 620.163,93 TL’nin, hakedişlerden kesilen ve iadesi gereken teminat kesintisi için 503.373,45 TL’nin ve haksız şekilde paraya çevrilen teminat mektubu nedeniyle ödenen komisyon ve faiz gideri olarak 380.490,19 TL’nin, dava tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalı ... Yapı A.Ş.’den tahsiline, davacının işin uzamasına bağlı olarak çekilen kredilere ilişkin faiz, BSMV ve KKDF taleplerinin ispat edilememesi nedeniyle reddine, ayrıca ıslah edilen toplam alacak içinde mükerrerlik içeren 1.241.869,52 TL kısmın reddine, davalı TOKİ ile davacı arasında sözleşmesel ilişki bulunmadığından TOKİ yönünden davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.Davacı vekili istinafında, davalı TOKİ'ye karşı açılan davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, maddi vakıanın eksik değerlendirilmesine dayandığı ve TOKİ’nin hem sözleşmenin asli tarafı hem de işin fiili ve hukuki yürütümünde doğrudan etkili olduğu gerekçesiyle bu yöndeki ret kararının kaldırılması gerektiğini, ayrıca, cari hesap alacağı, fiyat farkı, munzam zarar, kar mahrumiyeti, finansman giderleri (faiz, KKDF, BSMV, faktoring), personel ve vergi giderleri gibi taleplerin bilirkişi raporları ve ticari kayıtlarla sabit olmasına rağmen, yerel mahkemece hatalı mahsuba, mükerrer tenzilatlara, eksik gerekçeye veya sözleşme hükümlerinin yanlış yorumuna dayalı olarak reddedildiği yahut eksik kabul edildiği, bu kapsamda 1.241.869,52 TL’lik cari hesap alacağının, 1.000.000 TL’lik fiyat farkı düşümünün, 1.372.141,36 TL’lik SGK mahsubunun, 1.895.961 TL’lik kar kaybı indiriminin ve 285.253,13 TL’lik finansman gideri reddinin hukuka aykırı olduğunu, söz konusu maddi hata, eksik inceleme ve sözleşmeye aykırılıklar nedeniyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili istinafında, davanın taraf ehliyeti bulunmayan adi ortaklık adına açılmasının usule aykırı olduğu, mahkemece bu durumun re’sen dikkate alınmaksızın hüküm kurulmasının HMK m.114/1-a anlamında dava şartı yokluğuna rağmen esasa girilerek karar verilmesiyle usul hükümlerinin ihlal edildiği, ayrıca taraflar arasındaki sözleşmede açıkça yasaklanmış olmasına karşın fiyat farkı, kur farkı, munzam zarar ve kar kaybı gibi taleplerin kabulünün sözleşme serbestisine aykırı olduğu, yüklenicinin ifa süresine uymamasına ve kusurlu davranışlarına ilişkin çok sayıda tutanak ve ihtar bulunmasına rağmen mahkemenin bu delilleri dikkate almayarak iş sahibini kusurlu kabul ettiği, onaylanmamış hakedişler ve iade edilmiş faturalar üzerinden hüküm tesis edilmesinin sözleşmeye ve delillere aykırı olduğu, işin tamamlanmadığı ve kesin hesap gerçekleşmediği hâlde nakdi teminat ve komisyon bedellerinin iadesine hükmedilmesinin teminata ilişkin hükümlere açıkça aykırılık teşkil ettiği, bilirkişi raporları arasındaki çelişkilerin gerekçesiz biçimde yok sayıldığı ve HMK m.293 kapsamında sunulan uzman mütalaasının hiç değerlendirilmediği, tebliğ edilmeyen ıslah dilekçesi esas alınarak faiz yürütülmesinin savunma hakkını ihlal ettiği, davacının eksik ve kusurlu ifasına karşın işin uzamasından doğan sorumluluğun işverene yüklenmesinin hukuka aykırı olduğu, munzam zarar ve kar kaybı taleplerinin ispatlanmadığı ve TBK m.122 şartlarını taşımadığı, sahada yapıldığı iddia edilen işlerin belgelendirilmemesine rağmen ek ödemeye hükmedilmesinin ispat ve sorumluluk kurallarıyla bağdaşmadığı, sözleşme hükümlerine açıkça aykırı biçimde teminat ve komisyon alacaklarına karar verilmesinin hatalı olduğu ileri sürülerek, ilk derece mahkemesi kararının usul ve esasa aykırı olduğunu belirterek kaldırılmasını talep etmiştir.Dava, taraflar arasındaki 06.03.2015 tarihli ince inşaat işlerine ilişkin eser sözleşmesinden kaynaklanan hakediş bedeli alacağı, işin uzamasından doğan zararların tazmini ve teminatların iadesine ilişkindir.Davacı yüklenici (alt taşeron), söz konusu sözleşme kapsamındaki işi eksiksiz şekilde tamamlayarak teslim ettiğini, ancak hakediş bedellerinin ödenmediğini, işin süresinden fazla uzamasının davalı iş sahibinden kaynaklandığını ve bu nedenle zarara uğradığını ileri sürerek, birikmiş hakediş alacaklarının tahsili ile gecikmeden doğan zararlarının tazminini ve teminatların iadesini talep etmiştir. Davalı iş sahibi (taşeron) ise, söz konusu işin davacı nam ve hesabına kendi tarafından tamamlandığını, hakediş ödemelerinin yapıldığını, işin süresinde teslim edilememesinin davacının kusurundan kaynaklandığını, dolayısıyla davacının zarar iddiasının yersiz olduğunu ve teminatların iadesi için gerekli sözleşmesel şartların oluşmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.Uyuşmazlık; işin süresinden fazla uzamasında hangi tarafın kusurlu olduğu, bu nedenle davacının zarara uğrayıp uğramadığı, davacının hak kazanabileceği bir hakediş alacağının bulunup bulunmadığı ve sözleşme uyarınca davalı lehine verilen teminatların iade koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği hususlarında toplanmaktadır.Davalı vekilinin istinaf itirazlarına yönelik inceleme:Hakediş alacaklarına ilişkin olarak verilen mahkeme kararına karşı yapılan istinaf itirazlarının incelenmesinde;Dava konusu 27 no’lu hakediş eki olan hakediş listesindeki iş kalemlerinin büyük çoğunluğunun aynen, bir kısmının ise bedeli artırılmış şekilde 28 no’lu kesin hakedişte de yer aldığı görülmektedir.Dosya kapsamı ve özellikle 28.05.2018 tarihli “tutanak” başlıklı belge birlikte değerlendirildiğinde, işin tamamlanarak teslim edildiği anlaşılmaktadır.Bu çerçevede, 27 no’lu hakediş ekinde yer alan iş kalemlerinin daha önceki hakedişlerde yer alıp almadığı, sözleşme hükümleri, teknik şartname, tarafların iddia ve savunmaları ile birlikte gerekiyorsa keşif yapılarak incelenmeli, anılan işlerin önceki hakedişlerde yer alıp almadığı iredelenmeli, bu iş kalemlerinin önceki hakedişlerde yer almadığı tespit edilirse, bunların sözleşme kapsamında olup olmadığı araştırılmalıdır. Söz konusu işlerin sözleşme kapsamında olduğu ve işin yukarıda belirtilen tutanakla teslim alındığı dikkate alındığında, bu işlerin yüklenici tarafından yapıldığı karine olarak kabul edilmelidir.Her ne kadar davalı iş sahibi, bazı işlerin yüklenici nam ve hesabına kendi tarafından tamamlandığını iddia etmişse de, bu iddiasını kesin ve geçerli delillerle ispatlayamadığı anlaşılmaktadır. Davalı tarafından sunulan bilgi ve belgelerin her zaman temin edilebilir nitelikte olduğu ve ispata yeterli olmadığı değerlendirilmiştir.Sonuç olarak, yüklenicinin 27 no’lu hakedişte yer alan işleri fiilen yaptığı belirlenirse, bu işlerin sözleşme fiyatları üzerinden bedelleri hesaplanarak yüklenici lehine hüküm altına alınması gerekmektedir.Uyuşmazlık konusu 179.426,23 TL bedelli faturaya ilişkin yapılan incelemede;Mahkemece söz konusu faturanın davalı tarafça iade edildiği kabul edilmekle birlikte içeriği ve bedeli doğru kabul edilerek davacı lehine hüküm kurulmuş ise de uyuşmazlık bu işlerin yapılıp yapılmadığına ilişkin olduğundan buna dair inceleme ve araştırma yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, faturaya konu edilen işlerin fiilen yapılıp yapılmadığı hususunda inceleme yapılmaksızın davalı tarafça ticari defter ve kayıtlarına geçirilmemesine ve iade edilmesine rağmen, bu fatura esas alınarak davacı lehine hüküm kurulması da doğru görülmemiştir.İşin uzamasından kaynaklanan tüm taleplere ilişkin yapılan incelemede;Davacı yüklenici, işin uzamasında davalı iş sahibinin kusurlu olduğunu ileri sürmüş, sözleşmenin 3. maddesinde sayılan ince inşaat işlerini zamanında yerine getirememesinin sebebini, davalı tarafından bu işlerin yapılacağı alan, bölüm ve yerlerin, başka bir ifadeyle kaba inşaat işlerinin henüz tamamlanmamış olmasına dayandırmıştır.Ancak, 26.04.2021 tarihli çoğunluk görüşünü içeren kök bilirkişi raporu ile 28.02.2022 tarihli ek raporda hukukçu bilirkişi Dr. ...’in yaptığı kapsamlı değerlendirme uyarınca; sözleşmenin 3. ve 4. maddeleri ile dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sözleşme imzalandıktan sonra yükleniciye iş yeri tesliminin yapıldığı, bu teslimin sözleşme konusu işe başlamasını engelleyecek herhangi bir unsurun bulunmadığı anlamına geldiği anlaşılmaktadır.Taraflar arasındaki sözleşmede yüklenici, kendisine verilen projelerde düzeltilmesi gereken hususlar varsa, bunlara ilişkin uyarı ve önerilerini işverene sunarak gerekli düzeltmelerin yapılmasını sağlamakla yükümlü olduğu, işe başlamadan önce şantiye koşullarını ve çalışma alanını yerinde görerek işe başladığı, şantiye ortamını kabul etmiş sayılacağı, sözleşme konusu yerde çalışan diğer taşeronların faaliyetlerini gözlemleyerek, sözleşme süresini ve işin kapsamını bu gözleme göre belirlediği, hatta sözleşmenin imzalanmasından altı gün sonra, 12.03.2015 tarihli belgeyle yer teslimini kabul ettiği anlaşılmıştır. Sözleşmenin 4. maddesinin 2. cümlesi gereğince, yükleniciye yer teslimiyle birlikte işe başlanmasına engel bir durumun bulunmadığı açıkça kabul edilmiş sayılır. Kaldı ki, sözleşmenin imzalanmasından sonra, gerek sözleşmenin ifa süresi içinde gerekse sözleşmenin sona ermesi gereken tarih itibarıyla, davacı tarafça işin ifasını engellediği ileri sürülen hususlara ilişkin herhangi bir ihtar veya bildirimde bulunulmadığı gibi, davalı tarafça 24.10.2016 tarihinde — yani sözleşmenin bitmesi gereken tarihten oldukça sonra — işin yetersiz personelle yürütüldüğü, işin süresinde tamamlanmadığı ve iş programına uygun davranılmadığı gerekçeleriyle işin ifasına yönelik talepleri içeren ilk ihtarnamenin gönderildiği görülmektedir. Öte yandan, davacı tarafça 20.11.2018 tarihli ihtarnamede, işin tamamlandığı ve teslim edildiği, geçici kabulde herhangi bir eksiklik bulunmadığı, 27 no.lu hakedişin ödenmediği ve iki adet faturanın iade edildiği belirtilerek, bu ödemelerin yapılmaması halinde temerrüde düşüleceği ihtar edilmiştir. Ancak bu ihtar da davalının gönderdiği ihtarnameden çok daha uzun bir süre sonra yapılmıştır. Bu durum birlikte değerlendirildiğinde, davacı tarafın, ileri sürdüğü olumsuz koşullara rağmen sözleşme süresi boyunca davalıyı temerrüde düşürücü herhangi bir girişimde bulunmadığı, dolayısıyla bu gecikmeye dayanarak bir hak ileri sürmesinin hukuken mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. Bu kapsamda, işin uzmanı ve basiretli tacir sıfatını haiz olan davacı yüklenicinin, yukarıda belirtilen tüm koşulları bilerek işe başladığı ve sözleşme süresini buna göre tayin ettiği gözetildiğinde, işin uzamasından kaynaklı olarak herhangi bir zarar veya alacak talebinde bulunamayacağı açıktır. Ayrıca, işin uzamasına sebebiyet verdiği ileri sürülen sair nedenlerin de davacı yüklenici tarafından usulünce ispatlanamamıştır.Davacının sahada tutanakla yaptığını ileri sürdüğü işe ilişkin yapılan incelemede;Her ne kadar mahkemece bilirkişi raporuna dayanılarak söz konusu tutanaklarla ilgili değerlendirme yapılıp karar verilmiş ise de, talebe konu edilen tutanakların fiziki olarak hangi tutanaklar olduğu (tarih ve içerik itibarıyla) açık şekilde belirlenmemiş, davacı tarafa bu husus açıklattırılmamış ve tutanakların geçerliliği ile bağlayıcılığı yönünden bir değerlendirme yapılmamıştır.Bu bağlamda, öncelikle talebe konu tutanakların tarih ve içerikleri itibarıyla somut şekilde tespit edilmesi için davacı taraftan açıklama alınmalı; ardından söz konusu tutanakların geçerliliği, taraf iradelerini yansıtıp yansıtmadığı ve kapsamına giren işlerin sözleşme kapsamında mı yoksa ilave iş niteliğinde mi olduğu belirlenmelidir. Bu değerlendirme yapılırken, tarafların iddia ve savunmaları ile dayandıkları deliller birlikte incelenmeli, işin gerçekten yapılıp yapılmadığı, yapılmış ise yapılan işin niteliğine göre doğuracağı hukuki sonuçlar da gözetilerek sonuca ulaşılmalıdır.Mahkemece bu şekilde kapsamlı ve denetime elverişli bir inceleme yapılmaksızın, eksik değerlendirme ile davacı talebinin kabulüne karar verilmiş olması isabetli görülmemiştir.Davacının, %5 nakdi teminat kesintisi ile teminat mektubu bedeli ve buna ilişkin komisyon masraflarının iadesine yönelik taleplerinin incelenmesinde;Taraflar arasında imzalanan sözleşmenin özellikle 9., 9.2. ve 29. maddeleri başta olmak üzere tüm hükümleri birlikte değerlendirilerek, her bir alacak kalemi bakımından iade şartlarının oluşup oluşmadığı araştırılmalı ve buna göre bir sonuca varılmalıdır. Mahkemece bu yönde ayrıntılı bir inceleme yapılmaksızın, yalnızca işin yapılıp teslim edildiği kabulü esas alınarak karar verilmiş olması, eksik incelemeye dayalı hüküm kurulmasına neden olmuştur. Bu nedenle, mahkeme kararının bu yönüyle isabetli değildir.Davacı vekilinin istinaf itirazlarına yönelik inceleme:Öncelikle davalı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) yönünden verilen karara karşı istinaf itirazının incelenmesinde;Sözleşmeler hukukunun temel prensiplerinden biri de sözleşmenin ancak tarafları arasında hüküm ve sonuç doğuracağıdır. Sözleşmelerin nispiliği ilkesi denilen bu prensibe göre sözleşmede taraf olmayan biri hakkında bu sözleşmeden kaynaklanan hükümlere göre herhangi bir talep ileri sürülemez. Davadaki taraf sıfatı (husumet) ancak sözleşmeye taraf olması halinde kabul edilebilir. Aksi halde aktif (davacı yönünden), pasif (davalı yönünden) husumet yokluğu nedeniyle davanın esastan reddine karar verilir. Mahkemece yukarıda belirtilen esaslara göre dayanak sözleşmenin tarafı olmayan davalı Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ) yönünden husumetten verilen red kararında da usul ve yasaya aykırı bir durum bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin buna yönelik istinaf talebinin reddine karar verilmiştir. Davacının cari hesap alacağına ilişkin talebinin kısmen kabulüne karar verilmiş olup, bu talep yönünden istinaf itirazlarının sonucu, yukarıda ayrıntılı şekilde açıklanan gerekçelere göre değişebileceğinden, bu aşamada ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.Öte yandan, davacının işin uzamasından kaynaklı taleplerine ilişkin istinaf itirazlarının, bu taleplerin bir kısmının mahkemece reddedilmesi nedeniyle ileri sürüldüğü anlaşılmış olup; yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan gerekçeler uyarınca, işin uzamasına ilişkin zararın davalıya yüklenemeyeceği ve bu talebin hukuken dayanaksız olduğu kanaatine varıldığından, bu yöndeki istinaf itirazlarının da yerinde olmadığı anlaşılmıştır.Davanın hukuki niteliği, mahkemece açıkça belirlenmediği gibi, dava konusu talep kalemlerine göre değerlendirilecek hususlardan olup, Dairemizin kaldırma kararı doğrultusunda yapılacak inceleme sonucunda ortaya çıkacak hukuki sonuca göre anlaşılacağı, bu nitelemeden sonra ıslah ve faize ilişkin taleplerin de varılacak sonuca göre değerlendirileceğinden, bu aşamada anılan hususlara yönelik istinaf itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir. Dosya kapsamı ve özellikle avukat ... ile avukat ...’a verilen, 27.07.2017 tarihli Eyüp ... Noterliği’nin ... yevmiye numaralı vekâletnamesi birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu sözleşmeyi imzalayan davacı iş ortaklığı ile bu adi ortaklığı oluşturan şirketlerin aynı olduğu, dolayısıyla taraf ve temsilde herhangi bir yanılma bulunmadığı, dosyada aksini gösteren herhangi bir bilgi veya belgeye de rastlanmadığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla, davalı vekilinin bu hususa ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.Tüm bu açıklamalar doğrultusunda, mahkemece yapılması gereken işlem; son alınan ek rapor ile aynı heyetten alınan çoğunluk görüşüne dayalı kök rapor arasında çelişki bulunması, ayrıca her iki bilirkişi raporunun da hüküm kurmaya ve yargısal denetime elverişli nitelikte olmaması hususları da dikkate alınarak, dosyada konusunda uzman yeni bir bilirkişi heyeti oluşturulması ile gerek görülmesi halinde, keşif de yapılmak suretiyle mahallinde inceleme yapılarak, davalı yüklenici ile diğer davalı TOKİ arasında düzenlenen ihaleye ilişkin tüm ihale dosyası evrakları celbedilerek dosyaya kazandırılması ile davalı tarafça dosyaya sunulan 15.01.2020 tarihli uzman görüşü de değerlendirilip, yukarıda ayrıntılı olarak açıklanan hususlar çerçevesinde teknik ve hukuki açıdan kapsamlı bir değerlendirme yapılmalı ve denetime açık, hüküm kurmaya elverişli bir bilirkişi raporu alınmalıdır.Bu çerçevede yapılacak değerlendirme sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunduğundan, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesi gerekmiştir.Açıklanan nedenlerle, taraf vekillerinin istinaf taleplerinin kabulü ile usul ve yasaya uygun bulunmayan yerel mahkeme kararının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılarak yukarıda açıklanan şekilde inceleme ve araştırma yapıldıktan sonra oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi için dosyanın yerel mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekmiştir.
HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;1-Taraf vekillerinin istinaf başvurularının KABULÜNE,2-İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 09/06/2022 tarih, 2018/1181 Esas, 2022/473 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,3-Dosyanın Dairemiz kararına uygun şekilde inceleme yapılarak yeniden bir karar verilmek üzere yerel mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-Taraflar tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde kendisine İADESİNE,5-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda DİKKATE ALINMASINA,6-İstinaf yargılaması sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince KESİN olmak üzere 16/07/2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.