(5237 S. K. m. 44, 50, 51, 53, 61, 62, 142, 145, 168) (5271 S. K. m. 231, 280, 325) (YCGK. 03/05/2016 T. 2016/13-32 E. 2016/228 K.) (YCGK. 08/07/2008 T. 2008/1-99 E. 2008/185 K.) (YCGK. 21/02/2012 T. 2011/1-343 E. 2012/50 K.) (YCGK. 31/01/2012 T. 2011/8-280 E. 2012/13 K.) (YCGK. 14/02/2012 T. 2011/6-195 E. 2012/40 K.)
Dairemizce; yukarıda açık kimliği ve suçu yazılı Sanık A. K. hakkında ilk derece mahkemesine açılan kamu davalarında ilk derece mahkemesince verilen hükme karşı vaki istinaf talebi dairemizce yapılan ön inceleme ve esas inceleme sonucunda duruşma açılarak yargılamanın mahkememizde yapılmasına karar verilmesi üzerine dar anlamda kovuşturma başlatılarak yapılan duruşma sonucunda;
GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:
Sanık A. K. hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 26/10/2015 gün ve 2015/40224 esas sayılı iddianamesi ile İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesine açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda verilen mahkumiyet kararının istinaf edilmesi üzerine dairemizce yapılan ön ve esas incelemeler sonucunda verilen duruşmaya alma kararı gereğince dar anlamda kovuşturma başlatılarak duruşma açılmış ve iddia dinlenmiş, savunma alınmış, iddia ve savunma makamlarının delilleri ile ilk derece mahkemesinin resen gerek görüp topladığı deliller tartışma evresinde davanın taraflarının tartışma ve değerlendirmesine açılarak esas hakkındaki iddia ve savunmalar tespit olunmuş ve tüm bu yargılama faaliyetleri sonucunda sanığın eylemi hakkında dairemizde aşağıdaki gibi vicdani kanaat oluşturulmuştur.
Buna göre;
I-İDDİA;
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 26/10/2015 gün ve 2015/40224 esas sayılı iddianamesi ile Sanık A. K.'in TCK.nın 142/2-h maddesi gereğince cezalandırılması istemi ile İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmış,
ŞİKAYETÇİ E. K. İLK DERECE MAHKEMESİNDE ESAS HAKKINDAKİ ŞİKAYETİNDE; "Bu konu ile ilgili emniyetteki beyanım aynen doğrudur ben Çapa Hastanesi Anaztesi bölümünde doktor olarak çalışmaktayım, benim şarja takılı cep telefonum ameliyathane odasında bulunduğu esnada cep telefonum hırsızlanmış kimin hırsızladığını bilmiyorum. Şikayetçi oldum daha sonra cep telefonum bana iade edildi. Herhangi bir zararım yok. Sanıktan şikayetçiyim davaya katılmak istemiyorum" demek suretiyle şikayetçi olmuş,
İDDİA MAKAMI ESAS HAKKINDAKİ MÜTALAASINDA: "ilk derece mahkemesi olan İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesinin kararında gösterildiği şekilde sanığın müşteki doktorun Çapa Hastanesi anestezi bölümündeki cep telefonunu çaldığı, daha sonra da kendi nüfus cüzdanını vermek suretiyle telefoncuya sattığı, telefonunun HTS kayıtlarından gidilerek satın alan kullanıcıdan bulunup müşteki doktora telefonunun iade edildiği anlaşılmıştır, TCK.nın 142/1-a maddesinde kime ait olursa ait olursa olsun kamu kurumuna ait eşya hakkında hırsızlık düzenlenmiş, genel bir düzenleme olan TCK.nın 142/1-b maddesi ise 6545 Sayılı Kanunla 142/2-h maddesine nakledilmiştir, öncelikle daha özel bir düzenleme olan TCK.nun 142/1-a maddesinin bu olayda uygulanması gerektiğini düşünüyoruz, burada özel bir düzenleme varken genel düzenlemeye gidilemez, nitekim TCK.nun 44. Maddesindeki gerekçesinde de bir suçun temel ve nitelikli şekillerinin dışındaki suçlar fikri içtima uygulamasında farklı suç olarak kabul edilmesi gerektiği gösterilmiştir, tüm anlatılan nedenlerle önceki hükmün kaldırılarak, kamu binası olan hastaneden yapılan hırsızlık nedeniyle sanık hakkında TCK.nun 142/1-a, 62 ve 53. Maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi kamu adına talep olunur" demek suretiyle mütalaasını bildirmiş,
II-SAVUNMA:
SANIK A. K. ESAS HAKKINDAKİ SAVUNMASINDA: "Olay tarihinde ekonomik durumum çok kötüydü, bundan dolayı milletten borç istedim, bulamadım, bankadan sürekli arayıp almış olduğum kredileri istiyorlardı, icraya vereceklerini söylüyorlardı, bu nedenle olay tarihinde çalışmış olduğum Çapa Hastanesindeki taşeron firmanın görevlendirdiği ameliyathanede çalışırken davaya konu cep telefonunu öğleden sonra 15:00 sıralarında cep telefonunu şarja takılı olduğunu gördüm ve oradan aldım, sattım ve parasını bankaya yatırdım, ben cep telefonunun parasını daha sonra cep telefoncu S. K.'e ödedim, eylemi bu şekilde kabul ederim, ancak suç kastım yoktur, ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasını ve beraatime karar verilmesini istiyorum, aksi halde lehe olan tüm hükümlerin uygulanmasını istiyorum" demek suretiyle savunmasını yapmış,
III-İLK DERECE MAHKEMESİNİN KABULU; İlk derece mahkemesince yapılan yargılama sonucunda sanığın üzerine atılı nitelikli hırsızlık suçundan mahkumiyetine karar verilmiş,
IV-DAİREMİZİN KABULU, DELİLLER, DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ;
Sanık A. K.'in üzerine atılı nitelikli hırsızlık suçundan yapılan yargılama ve verilen kararla ilgili yapılan değerlendirmede;
a-)Kabul Olunan Oluş;
Şikayetçinin Çapa Tıp Fakültesi Hastanesinde Anastezi doktoru olarak görev yaptığı, suç tarihi olan 30/06/2015 tarihinde saat 14.30 sıralarında cep telefonunun çalışmış olduğu hastahanenin anestezi bölümünde 15. numaralı odadaki elektrik prizine şarz etmek için taktığı ve odadan çıktığı, aynı hastanede taşeron işçi olarak çalışan Sanık A. K.'in olay günü şikayetçinin görevli olduğu bölümde görev yaptığı mahalden cep telefonun prize takılı olduğu odanın önünden geçerken şikayetçinin cep telefonunun prize takılı olduğunu görüp, bu odaya girdiği ve saat 16.30 dan önceki bir zaman diliminde gündüzden sayılan zamanda oradan alıp ayrıldığı, ekonomik sıkıntılar içerisinde olan sanığın şikayetçiye ait cep telefonunu çaldıktan sonra Tanık S. K.'e 750,00 TL karşılığında sattığı, böylece üzerine atılı nitelikli hırsızlık suçunu işlediği tüm dosya kapsamından anlaşılmakla; mahkememizce oluşun bu şekilde kabulünde vicdani ve hukuki zorunluluk görülmüş,
b-Deliller ve Değerlendirilmesi;
Sanık savunmasında; atılı suçu ikrar ederek olay tarihlerinde ekonomik durumunun çok kötü olduğunu, bu sebepten çevresinden borç istediğini ancak bulamadığını, bankadan sürekli arayarak almış olduğu kredinin bedelini istediklerini ve icraya vereceklerini söylediklerini, bu nedenle çalışmış olduğu Çapa Hastanesindeki taşeron firmanın görevlendirdiği ameliyathanede çalışırken davaya konu cep telefonunu öğleden sonra 15.00 sıralarında şarza takılı olduğu zamanda aldığını ve sattığını, parayı bankaya yatırdığını, telefonun parasını daha sonra Tanık S. K.'e ödediğini, suç kastının bulunmadığını savunmuş,
Bu savunmayı;
Şikayetçi E. K. şikayetinde, Çapa Hastanesi Anestezi bölümünde doktor olarak görev yaptığını, şarza takılı cep telefonunun ameliyathane odasında bulunduğu esnada hırsızlandığını, kimin hırsızladığını bilmediğini, daha sonra telefonun kendisine iade edildiğini, her hangi bir zararının olmadığını, sanık hakkında şikayetçi olduğu yönündeki beyanı ile teyit etmiş,
Tanık C. B. beyanında, olayla her hangi bir ilgisinin olmadığını, iddianameye konu cep telefonunu ikinci el telefon satışı yapan bir dükkandan satın aldığını, daha sonra cep telefonunun hırsızlık malı olduğunu anladığını ve savcılığa teslim ettiğini, cep telefonu için ödediği 800,00 TL paranın sanık tarafından kendisine ödenmediğini beyan etmiş,
Tanık Selçuk SERÇE beyanında, sanığın olay tarihlerinde çalışanları olduğunu, kendilerine ait hattı bu telefona takmış olabileceğini beyan etmiş,
Cep telefonunun çalındıktan sonraki görüşmelerine ilişkin HTS kayıtları TİB:den celbolunmuş,
Tanık S. K. soruşturma aşamasındaki beyanında, sanığı daha önceden tanıdığını, olay tarihinde sanığın kendisine gelerek telefon satmak istediğini, daha önceden tanıdığı için her hangi birşeyden şüphelenmediğini, telefonun çalıntı olduğunu öğrenmesi ile sanığı arayıp durumu sorduğunda akşama görüşelim dediğini, ancak gelmediğini, daha sonra yanına abisi olduğunu söylediği birisinin geldiğini ve şikayetçi olmamasını, zararı gidereceklerini söylediğini beyan etmiş,
Tüm bu deliller karşısında sanığın atılı suçları işlediği hususunda dairemizde hiç bir tereddüt oluşmamış,
EYLEME MÜMAS KANUN MADDELERİ VE HUKUKİ GEREKÇELER:
Mahkememizce sanığın sabit kabul olunan nitelikli hırsızlık eylemi TCK.nın 142/2-h maddesi kapsamında görülmüş, kanunun 142/2-h maddesi "h) (Ek: 28/6/2014 YT-6545/62 md.) Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle ya da bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında, İşlenmesi hâlinde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Suçun, bu fıkranın (b) bendinde belirtilen surette, beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda olan kimseye karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte biri oranına kadar artırılır." denilmek suretiyle, herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla bina veya eklentileri içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık eylemini cezalandırılması gereken eylem olarak tanımlamış, olay zamanı sanığın da bina vasfındaki hastane odasından cep telefonunu çalmış olması nedeniyle eylemi bu madde kapsamında görülmüş,
Dairemizce eylemin kamu kurumunda gerçekleştirilme olması nedeniyle sanığın eyleminin TCK.nın 142/1-a maddesi kapsamında kalıp kalmadığı tartışılmış, zira sanığın eylemi ile TCK.nın 142/1-a maddesini ihlal ettiği gibi aynı zamanda TCK.nın 142/2-h maddesini ihlal ederde bulunmuş, bir tek fiil ile aynı kanunun iki ayrı fıkrasını yani TCK.nın 142/1-a maddesindeki "Kime ait olursa olsun kamu kurum ve kuruluşlarında veya ibadete ayrılmış yerlerde bulunan ya da kamu yararına veya hizmetine tahsis edilen eşya hakkında" hırsızlık düzenlemesi ile TCK.nın 142/2-h maddesindeki "bina ve eklentileri içinde muhafaza altına alınmış eşya hakkında" hırsızlık düzenlemesini ihlal etmiş olması eyleminde dairemizce somut olayda TCK.nın 44 üncü maddesinde düzenlenen fikri içtima müessesinin uygulanıp uygulanmayacağı, uygulanamaması halinde hukuki değerlendirmenin ne yönde yapılması gerektiğinin tartışılması gerektiği değerlendirilmiş,
Bu açıdan dairemizce yapılan değerlendirmede;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03/05/2016 tarih, 2016/13-32 esas ve 2016/228 karar sayılı ilamında belirtildiği üzere; TCK.nın 44. maddesinde fikri içtima; "işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır" şeklinde farklı neviden fikri içtima olarak düzenlenmiş olup, kanun koyucunun açık düzenlemesinden farklı neviden fikri içtima müessesinin uygulanabilmesi için işlenen bir fiil ile birden fazla suçun oluşması hali hukuki zorunluluk olarak görülmüştür. Bu halde kanun koyucu s.s.çocuğun tek bir fiil ile birden fazla suç işlemesi halini işlenen suçların öngördüğü cezalardan en ağırı ile cezalandırmakla iktifa etmiş, böylece ceza hukukunun temel ilkelerinden olan "non bis in idem" kuralı gereğince tek bir fiil ile sanığın birden fazla ceza ile karşılaşmasının önüne geçmiştir. Konu tartışılır iken öncelikle tek fiil veya bir fiilden ne anlaşılması gerektiği hususunun tartışılması elzemdir. Esasen doğal anlamda gerçekleştirilen her bedensel eylem ayrı bir hareketi, ayrı bir fiili oluşturduğu kuşkusuz ise de, bu fiillerin her biri bazen hukuki bir fiili oluşturmaz. Daha açık bir deyişle her hareket veya fiil hukuki fiil değildir. Hukuki manada hareketin tek olması ile ifade edilmek istenen aslında doğal anlamda birden fazla hareket bulunsa dahi, bu hareketlerin, bazen bir birliktelik oluşturması nedeniyle tüm hareketlerin toplamının hukuki açıdan tek bir fiil oluşturduğunun kabulüdür. İşte fikri içtimada da, fiil ya da hareketin tek olması, doğal anlamda tekliği değil, hukuksal anlamda tekliği ifade eder. Bir kısım suçların işlenmesi sırasında doğal olarak birden fazla hareket yapılmakta ise de, ortaya konulan bu davranışlar, suçun kanuni tanımında yer alan hukuki anlamdaki tek bir fiili oluşturmaktadır. TCK.nın 44 ncü maddesinde fikri içtima müessesesi tanzim edilir iken "birden fazla suçun oluşmasına sebebiyet vermek" bu müessesenin uygulanması için hukuken zorunlu görülmüştür. Bu düzenlemeye göre göre sanık işlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet vermiş olması halinde gerçek içtima yerine, uygulanacak ceza süreci açısından sanığın tartışmasız daha lehine sonuç veren fikri içtima müessesesinden sanığın daha lehine sonuç vermesi nedeniyle kuşkusuz yararlanacaktır. Sanık bir fiili ile aynı suçun hem basit halinin ve hem de nitelikli hallerinin oluşmasına sebebiyet vermiş ise, bu halde sanık hakkında fikri içtima müessesesinin uygulanmasına yasal imkan yoktur. Zira sanık tek bir fiil ile birden fazla suçun oluşmasına sebebiyet vermemekte, tek bir fiil ile aynı suçun basit veya nitelikli hallerinin oluşmasına sebebiyet vermektedir. Nitekim TCK.nın 44 üncü maddesinin gerekçesindeki "Bir suçun temel ve nitelikli şekillerinin dışındaki suçlar, fikri içtima uygulamasında farklı suç olarak kabul edilmelidir." şeklindeki ibare dahi bu hukuki kabulün yapılmasını emretmektedir. Keza Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08/07/2008 gün ve sayı 2008/1-99 esas ve 2008/185 karar sayılı kararında "Farklı neviden fikri içtima ise 5237 Sayılı TCK.nın 44 ncü maddesinde "...(1)İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır." biçiminde düzenlenmiştir. Bu kuralın uygulanabilmesi için işlenen bir fiille birden fazla suçun oluşması gerekir. Burada suçun temel ve nitelikli şekilleri de "farklı suç" değil, aynı suç olarak değerlendirilmelidir. Tek bir fiille aynı hükmün birden fazla ihlali halinde TCK.nın 44 üncü maddesinin uygulanması söz konusu olmayıp, bu gibi hallerde gerçek içtima veya zincirleme suç hükümlerinin uygulanmak koşulları düşünülmelidir." şeklinde belirtilen görüş bu kabulü doğrulamaktadır. Tüm bu hususlar gözetildiğinde TCK.nın 44 üncü maddesindeki müesseseyi bir tek fiille işlenen birden fazla farklı suça uygulanabileceğini ve fakat bir tek fiille işlenen aynı suçun basit hali ve nitelikli hallerine uygulanamayacağını kabulde hukuki mecburiyet vardır. S.S.Çocuğun eyleminde TCK.nın 44 ncü maddesinin uygulanma yerinin bulunmadığını kabulde hukuki zorunluluk olduğunu böylece belirledikten sonra sanığın eyleminde fikri içtima yerine gerçek içtimanın uygulanıp uygulanmaması gerektiği hususunu da tartışmak gerekir. Fikri içtimanın uygulanmasına kanunun izin vermediği hallerde gerçek içtima kurallarının uygulanmasını düşünmek gerektiği ileri sürülebilinir ise de, bu hukuki sorun açısından bu durum hukuki düşünme ile bağdaşmaz. Zira tek bir fiil ile aynı suçun nitelikli hallerini işlemiş olmak durumunda sanığa her iki düzenlemeden dolayı ayrı ayrı ceza vermek "non bis in idem" olarak belirlenen ceza hukukunun temel ilkelerinden olan bir fiil ile sanığa birden fazla ceza ile cezalandırılamayacağı hususundaki ilkeyi açıkça ihlal eder. Dolayısıyla sanığın bir tek fiili ile sadece bir kez cezalandırılabileceği ve bir tek fiil için birden fazla ceza verilmesinin hukuki dayanağının olamayacağı tartışılmazdır. Somut olayda sanığın aynı fiili ile hem TCK.nın 142/1-a maddesini ve hem de TCK.nın TCK.nın 142/2-h maddesini ihlal ettiğinin kesin olarak subut bulması karşısında, sanığın eylemi kanunda düzenlenen iki ayrı kanuni tipi de ihlal ettiğinden bu kanuni tiplerden en ağır cezayı ihtiva eden kanuni tipin cezasının verilmesi ile yetinilmelidir. Tıpkı tek bir hukuki fiille mağduru hem basit şekilde, hem hayati tehlike geçirecek şekilde, hem uzuv tatiline uğrayacak şekilde yaralayan s.s.çocuğun eyleminde TCK.nın 87 nci maddesinin mümas fıkralarının herbirinin ayrı ayrı uygulanmayıp bu fıkralardan en ağır cezayı gerektiren fıkranın uygulanması ile yetinildiği gibi, somut olayda da daha fazla cezayı gerektiren TCK.nın 142/2-h maddesinin uygulanması ile yetinilip, ayrıca TCK.nın 142/1-a maddesinin uygulanmasına yasal imkan olamayacağını kabulde hukuki mecburiyet vardır. Öte yandan sanığın bir tek fiili ile iki kanuni tip ihlal edilmiş olduğundan ve iş bu ihlal her iki kanuni tip açısından sabit olduğundan, sanığın eylemini daha az cezayı gerektiren fıkra kapsamında görüp, sadece TCK.nın 142/1-a maddesi gereğince cezalandırmakla yetinmeye de hukuki imkan yoktur. Zira, sanığın eylemi aynı zamanda daha ağır cezayı gerektiren kanuni tipi ihlal etmiş ve bu ihlal sabit olmuştur. Bu subut ortada iken daha az cezayı gerektiren kanuni tipin gerektirmiş olduğu cezanın uygulanması ile yetinilmesi hukuka aykırı olacaktır. Tüm bu hususlar değerlendirilerek sanığın cezasının TCK.nın 142/2-h maddesi gereğince kurulması cihetine gidilmiş,
Sanık hakkında verilen cezanın 2 yıl ve aşağısı hapis cezası ve adli para cezası olmaması nedeniyle sanık hakkında tesis olunacak cezaya ilişkin hükmün CMK.nın 231/5 inci maddesi gereğince açıklanmasının geri bırakılmasına Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 21/02/2012 gün ve 2011/1-343 esas ve 2012/50 Karar sayılı ilamında belirtilen görüşlerinde ışığı altında yasal imkan görülmemiş,
Sanık hakkında hüküm kurulurken, TCK.nın 61/1 inci maddesi gereğince ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31/01/2012 gün ve 2011/8-280 esas ve 2012/13 Karar sayılı ilamında belirtilen görüşlerinde ışığı altında sanığın güttüğü amaç ve saik, sanığın kastına dayalı kusurunun derecesi, suçun işleniş biçimi, suçun işlendiği yer, suç konusunun önem ve değeri gözetilerek sanık hakkındaki cezanın alt sınırdan kurulmasında vicdani ve hukuki zorunluluk görülmüş,
Sanığın eyleminde TCK.nın 145/1-2 maddesinin uygulanması cihetine gidilmemiş, zira hırsızlığa konu eşyanın tespit edilen değeri TCK.nın 145/1-2 maddesinde "Hırsızlık suçunun konusunu oluşturan malın değerinin azlığı nedeniyle, verilecek cezada indirim yapılabileceği gibi, suçun işleniş şekli ve özellikleri de göz önünde bulundurularak, ceza vermekten de vazgeçilebilir." şeklinde düzenleme gereğince az kabul edilemeyeceği gibi suçun işleniş şekli ve özellikleri göz önünde bulundurularak ceza vermekten vazgeçme koşullarının da oluşmadığı saptanmış,
Sanığın kamu davası açıldıktan sonra, TCK.nın 168/1-2 nci maddesinin "Hırsızlık, mala zarar verme, güveni kötüye kullanma, dolandırıcılık, hileli iflâs, taksirli iflâs ve karşılıksız yararlanma suçları tamamlandıktan sonra ve fakat bu nedenle hakkında kovuşturma başlamadan önce, failin, azmettirenin veya yardım edenin bizzat pişmanlık göstererek mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, verilecek cezanın üçte ikisine kadarı indirilir. [2] Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve fakat hüküm verilmezden önce gösterilmesi halinde, verilecek cezanın yarısına kadarı indirilir.[3] Yağma suçundan dolayı etkin pişmanlık gösteren kişiye verilecek cezanın, birinci fıkraya giren hallerde yarısına, ikinci fıkraya giren hallerde üçte birine kadarı indirilir.[4] Kısmen geri verme veya tazmin halinde etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanabilmesi için, ayrıca mağdurun rızası aranır." şeklindeki amir hükümlerine uygun olarak Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14/02/2012 gün ve 2011/6-195 esas ve 2012/40 karar sayılı ilamında belirtilen görüşlerinde ışığı altında bizzat pişmanlık gösterip şikayetçinin cep telefonunun S. K.'ün C. B.'dan temin edip iade etmesi ile iade olunduğu, bu aşamada telefon iade olunduğundan sanığın cep telefonunu para ödeyerek alıp şikayetçiye iade eden Tanık S. K.'ün zararını karşılamakla pişmanlık hususundaki iradesini belli ettiği, dolayısıyla etkin pişmanlıktan istifade ettirilmesi gerektiği düşünülmüş ve sanığın cezasında TCK.nın 168/1. maddesi gereğince takdiren 1/3 oranında indirim yapılmasının ceza adaletine ve hakkaniyete uygun olacağı değerlendirilmiş, ilk derece mahkemesinin etkin pişmanlık müessesesinin uygulanmamasındaki isabetsizlik nedeni ile son kararı dairemizce kaldırılmış,
Sanığın geçmişi, sosyal ilişkileri, fiilden sonraki ve yargılama sürecindeki davranışları, cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri göz önünde bulundurularak sanığın cezasında TCK.nın 62/1 inci maddesi gereğince ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31/01/2012 gün ve 2011/8-280 esas ve 2012/13 karar sayılı ilamında belirtilen görüşlerinde ışığı altında indirim yapılması esirgenmemiş,
Sanığa verilen hapis cezası kısa süreli olmadığından TCK.nın 50/1 inci maddesindeki adli para cezası ya da bu maddedeki seçenek tedbirlere çevrilmesi cihetine gidilememiş,
Sanığa verilen hürriyeti bağlayıcı ceza süresi iki yıl hapis cezasının altında olmadığından sanığa verilen hapis cezasının süresine göre sanığın cezasında TCK.nın 51/1 inci maddesindesi gereğince ve Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 24/04/2012 gün ve 2012/8-5 esas ve 2012/172 karar sayılı ilamında belirtilen görüşlerinde ışığı altında erteleme hükümlerinin uygulanmasına yasal imkan görülmemiş,
Mahkum olan sanığın hapis cezasına mahkum olması nedeniyle; TCK.nın 53/1,2,3 maddelerinin Anayasa Mahkemesinin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı iptal kararı gözetilerek hakkında UYGULANMASINA karar vermek gerekmiş,
İstanbul Emanet Memurluğunun 2015/12718 sırasında kayıtlı cep telefonunun şikayetçiye iade edilmiş olduğu anlaşıldığından bu konuda karar tesisine YER OLMADIĞINA karar verilmiş, her ne kadar duruşma zaptına zuhuleten Bakırköy Emanet Memurluğu yazılmış ise de, emanetin İstanbul Emanet Memurluğuna ait olduğu görülmüş,
Sanığın mahkumiyetine karar verilmiş olması nedeniyle yapılan yargılama giderlerinin sanıktan alınmasında CMK.nın 325/1 inci maddesi gereğince kanuni zorunluluk görülmüş,
Bu kabullere göre aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir.
V-HÜKÜM: İzah olunan gerekçeye ve oluşan vicdani kanıya göre;
Sanık A. K.'in istinaf başvurusunun ESASTAN KABULU İLE,
İlk derece Mahkemesi İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesinin 09/02/2017 gün ve 2015/613 esas ve 2017/103 karar ile Sanık A. K. hakkında nitelikli hırsızlık suçundan kurulan mahkumiyet hükmünün CMK.nın 280/1-c maddesi gereğince KALDIRILMASINA,
Sanık A. K.'in iddianame üzerine atılı nitelikli hırsızlık suçundan yapılan yargılama sonucunda eylemine uyan TCK.nın 142/2-h maddesi gereğince takdiren 5 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın cezasında TCK.nın 143. maddesinin uygulanma koşullarının oluştuğunun SÜBUT BULMADIĞINA,
Sanığın cezasında TCK.nın 145/1-2. cümlelerin uygulanma koşullarının OLUŞMADIĞINA,
Sanığın cezasının TCK.nın 168/2. maddesi gereğince takdiren 1/3 oranında indirilerek sanığın 3 YIL 4 AY HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın cezasının TCK.nın 62/1. maddesi gereğince takdiren 1/6 oranında indirilerek sanığın 2 YIL 9 AY 10 GÜN HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın cezasında takdiren başkaca tahfif ve teşdide YEROLMADIĞINA,
Sanığın cezasında TCK.nın 50/1. maddesinin uygulanmasına YASAL İMKAN BULUNMADIĞINA,
Sanığın neticeten İŞ BU SUÇTAN DOLAYI 2 YIL 9 AY 10 GÜN HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA,
Sanığın cezasında TCK.nın 51/1. maddesinin uygulanmasına YASAL İMKAN BULUNMADIĞINA,
Mahkum olan sanığın hapis cezasına mahkum olması nedeniyle; TCK.nın 53/1,2,3 maddelerinin Anayasa Mahkemesinin 24/11/2015 tarihinde yürürlüğe giren 08/10/2015 gün ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı iptal kararı gözetilerek hakkında UYGULANMASINA,
Sanık hakkında iş bu suçtan dolayı verilen cezasında CMK.nın 231/5. maddesinin uygulanmasına takdiren YEROLMADIĞINA,
Bakırköy Emanet Memurluğunun 2015/12718 sırasında kayıtlı cep telefonunun şikayetçiye iade edilmiş olduğu anlaşıldığından bu konuda karar tesisine YER OLMADIĞINA,
Dosyada yapılan yargılama gideri olarak gözüken 88,00 TL çağrı kağıdı giderinden ibaret yargılama giderinin sanıktan CMK.nın 325/1. maddesi gereğince TAHSİLİNE,
Sanığın yüzüne karşı, yasa yolları KAPALI VE KESİN olmak üzere ddia makamında Cumhuriyet Savcısı M. A. olduğu halde talebe uygun olarak oybirliği ile verilen karar, açıkça okunup usulen anlatıldı. 14/04/2017 (¤¤)